DENGEYİ KARAOĞLAN ECEVİT BOZDU
Köşe Yazısı

DENGEYİ KARAOĞLAN ECEVİT BOZDU

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
07 Jan 2025 14 dk okuma 169

*- TERCİH NEDENİ Yeni öğrendim, önceki yıllarda ‘Cuma günü üretilmiş’ ürünlerin tercih edilmemesi… Hatta otomobiller bile bu düşüncenin içindeymiş… Nedeni de, çalışanların hafta sonu tatilini düşündükleri için, görevlerini sıradan, alel acele yapmalarıymış, Bu da yeni üründe bile hatalara neden olduğundan, her ihtimale karşı alıcı ‘Bu ürün hangi gün tezgâhtan çıktı?’ sorusunu sorarlarmış… Akılcı bir görüş ve düşünce mi, tam çıkaramadım… Ama herhalde alıcıların bir bildiği ve duyduğu olm

*- YERSEN!

TÜİK Aralık ayı enflasyonunu yüzde 1.03 olarak açıkladı.

Son 6 ayın enflasyonu da yüzde 15.75 imiş…

Yıllık enflasyon da yüzde 44.38…

Uzman Meriç Köyatası bunları okuduktan sonra, ‘Yersen… ‘ diyor.

‘Yersen!’ sözcüğünü genelde İzmir ve Egeliler kullanır.

Kimler 'Yersen!' der

Aslında, 'Yersen!' ifadesi, genellikle samimi ve eğlenceli bir ortamda, birinin söylediği şeye, şaka yollu ‘inanmadığını’ belirtmek amacıyla kullanılır.

Bu ifadeyi, arkadaşlar arasında sohbet ederken ya da aile bireyleri arasında bir mizah unsuru olarak da sıklıkla duyarız.

Özellikle abartılı hikayeler anlatıldığında ya da şüpheli iddialar ortaya atıldığında, kişi diğerine ‘Yersen!’ diyerek bu iddianın ciddiye alınmaması gerektiğini ima eder.

Burada da, Meriç Köyatası, ya da bir çok kişi, ‘Yemiyoruz ama ceremesini çekiyoruz. Maaşlar, ücretler, emekli aylıkları hep TÜİK’in bu yanlış ölçülen enflasyon hesabına göre yapılıyor.

Ama;

Bağımsız iktisatçılardan oluşan ve TÜİK’in enflasyon hesabında kullandığı ürünlerin aynısını kullanan ENAG’ın Aralık ayı enflasyonu yüzde 2.34, yıllık enflasyonu ise yüzde 83.40…

Kime inanacağız, devlet kuruluşuna mı, diğerine mi?

Bence bu işin en iyi eğitici ve öğreticimiz çarşı ve pazarlarımız…

Tabii ki bizler!...

Az kalsın unutuyordum, Uzman Meriç Köyatası’nın kendi ölçümlerine göre ise;

Aralık enflasyonu yüzde 3.08, yıllık enflasyon ise yüzde 86.38 oldu.

Sizin kendi ölçüleriniz nasıl?

*- DENGEYİ ‘KARAOĞLAN’ BOZDU

Benim iddiam şu:

Türkiye’de düzeni bozan Başbakan Bülent Ecevit oldu.

Bülent Ecevit, seçim öncesinde verdiği sözü tuttu ve ‘Ege Tütün Piyasasını’, Cumaovasında ‘Gavur Köyde!’ açarken, önceki yılın piyasa fiyatının anımsadığım kadarıyla tüm üç misli baş fiyat açıkladı.

Tüccar ‘Yandım!’ derken, şimdi olmayan tütün üreticisi ise rüyasında bile göremeyeceği bir fiyat ile neredeyse ‘Sevinçten çıldıracak’ hale geldi.

Bülent Ecevit’in şu sözü de halâ akıllarımızda:

‘Toprak işleyenin, su kullananın!’

Bildim bileli, ‘Sağ iktidarların’ garantısi köylülerimiz ilk kez, icarlayarak kullandığı toprakların sahibi de oldular.

Bu işin sonu da gelmeyince, olanlar oldu ve bugünlere geldik.

Her halde ekonomistler, iktisatçılar bu konuyu yeniden ele alıp incelemelidir.

Şu görüşümü de belirteyim:

Hiçbir tüccarın, ‘Kumar hariç) yandığını görmedim.

Hiçbir köylünün de ‘Hayatımdan memnunun’ dediğini…

Ama gerçek üretici ve çiftçinin yani ziraatçının haklarının çok yendiğini ve umutlarının hep bir yıl sonraya kaldığını biliyorum.

*- EMEKLİLERDEN ‘SABIR’ BEKLEYEMEYİZ

Ortak fikrimiz şöyle:

Emekliler, bir toplumun sırtındaki yük değil, o toplumu inşa eden gerçek sahipleridir.

100’er yıl arayla üç farklı düşüncenin üç büyük filozofu ‘Servetin kaynağı birikmiş emek’ olarak tanımlamıştı. 

Emekliler çalıştıkları dönemde ödedikleri primlerin yanı sıra, bu ülkede kamu bütçesi tarafından yapılan bütün servetin de sahibidir.

Liberalizmin, Avrupa Aydınlanması ve Akıl Çağının kurucusu, İngiliz, Amerikan ve Fransız Devrimlerinin ilham kaynağı olan filozof John Locke (1632-1704) mülkiyetin, dolayısıyla servetin kaynağı olarak emeği görür.

Aradan yaklaşık 100 yıl sonra yaşayan Kapitalist ekonominin kuramcısı (kurucusu değil kuramcısı, var olan bir sistemin işleyiş biçimini sistematik ve bilimsel şekilde açıklayan)  filozof Adam Smith (1723-1790), kendi geliştirdiği emek değer teorisi kapsamında, servetin kaynağı olarak emeği görür.

Yine Adam Smith’ten yaklaşık 100 yıl sonra yaşamış, Sosyalist ekonominin kuramcısı filozof Karl Marks (1818-1883), Adam Smith’in emek değer teorisini kapitalizmi eleştirmek amacıyla geliştirmiş, kârın ve servetin kaynağını emeğin yarattığı artı değer olarak tanımlamıştır.

Uzmanımız Meriç Köyatası’nın da belirttiği gibi; Yüzer yıl arayla yaşamış, farklı düşünce sistemlerinin kuramcısı üç filozofun da servet konusunda görüşleri aynı kapıya çıkar.

Oluşan tüm servetlerde emeğin, dolayısıyla emeklilerin yadsınamaz hakları vardır.

Ve yaşları itibarıyla emekliler, hayat ipinin uzun tarafını değil, kısa tarafını tutuyorlar.

Emeklilerden sabır beklemek çok büyük haksızlıktır.

Verilene razı olmamalı, haklarımızı talep etmeliyiz.

*- ATATÜRK BÜSTÜNE ‘HACİZ’ GELDİ

Kınık Belediye Başkanı Sema Bodur, 8 aylık başkanlık döneminde Kınık’ta gerçekleştirdikleri projeleri ve karşılaştıkları zorlukları anlattı.

Geçmiş dönem Kınık Belediyesi yönetimi tarafından yaptırılan Atatürk büstüne haciz geldiğini anlatan Bodur, ‘Bir Atatürk büstü yaptırılmış, yaklaşık 1 buçuk milyondu ve o büst için haciz işlemi başlatıldı.

O bana çok koymuştu.

Hemen onu taksitlendirdik, sağ olsunlar haciz yapmadılar.

Onu taksitle ödedik ve bitirdik.’ dedi,

Şunu da ilave edeyim:

Nüfus oranına bakıldığında en borçlu belediye Kınık’tı.

Şimdi hangi belediye bilmiyorum.

*- FARK OLMALI MI?

Charlie Chaplin, kendisinden 30 yaş küçük Oona ile evlenmeye karar verdiğinde şöyle demişti:

‘Benimle evlen, sana yaşamayı öğreteyim, sen de bana ölmeyi.’

Oona ise şöyle cevap verdi:

‘Hayır Charlie, sen bana büyümeyi öğret, ben de sana sonuna kadar genç olmayı.’

Bu harika bir evlilikti; 8 çocukları oldu ve Charlie 88 yaşında vefat edene kadar birlikte yaşadılar.

Sevgi, ne zordur, ne sıkıcıdır, ne kaçar, ne terk eder, ne aldatır. Sevmeyen ise yapay bahanelerin, sahte ve kırılgan mazeretlerin arkasına sığınır.

Charlie Chaplin, bu derin sevgisini anlatmak için Candilejas (Lime Light) adlı şarkısını besteledi.

Şarkının bir dizesinde şöyle der:

‘Sen bana gelirken, ben gidiyordum. Sen nisan ışığısın, ben ise gri bir öğleden sonra.’

Şimdi bir de, madalyonun diğer yüzüne bakalım.

Akla ilk gelen şudur:

‘Fakir yapsa sapık olur, zengin yapsa yaş farkı olur!’

Ben dahil, dünyada, sanat yönünü seven adeta ‘aşık’ olan milyonlarca hayranı olan Charlie Chaplin birçok evlilik yaptı evliliklerinde despot bir adamdır ve çocuk yaşındaki kadınlarla evlendi…

Acaba birçok kişinin yazılandan etkilendiği, düşündüğü gibi romantik bir miydi bu Charlie?

Eşler arasında bu kadar yaş farkı olunca insan herhalde güzel şeyler düşünmüyor!...

*- GERÇEKLERİ UNUTUYORUZ

Hemen hemen her gün felaket haberleri..

Trafik kazalarında, patlamalarda, yangınlarda, kavgalarda, hastanelerde hayatlarını kaybedenler,,,

Muğla’da hastaya gitmek için havalanırken düşen iki pilot, bir doktor, bir de sağlık memurunu kaybettik.

Sisten göz gözü görmezken Antalya’ya bir hastayı kurtarmaya gideceklerdi, olmadı.

İçimiz yandı…

Belki de patlamaları, kazaları, hastalarımızı unuttuk…

Bize ne oluyor?

‘Bana ne?’ diyeceğim konular gazete ve televizyonlarda…

‘Zorluklardan, zor yıllardan’ söz eden yok.

Bende onlara katılayım, kötü olacağıma, ‘Helikopter’i anlatmaya çalışayım.

*- DEMİREL İLE UÇMUŞTUM

Birkaç kez Süleyman Demirel’le birlikte helikopter seyahati yaptım.

Yine birkaç kez Akhisar’da, Rus pilotların kullandığı ‘Yangın Kurtarma Helikopterleri’ ile kentin üzerinde uçmuştum.

Nasıl Nadide Hanım Çankaya’dan Bornova’ya gitmek için bindiği metro vagonunda korktuysa, ben de o helikopterlerde korkmuştum.

Bundan, yani bizim korktuğumuzdan etkilenen Akhisarlı yöneticiler, biz misafirler için bir keresinde bir Türk şirketinden son model bir helikopter kiralamışlardı.

Şimdi anlatmaya başlayalım.

Kökü Yunancada heliko pteron yani hareketli kanatlar anlamından geliyor.

Fransız Gustave Ponton d’Amécourt tarafından 1861’de ortaya atılmış. 1907 yılında Fransız Paul Cornu ilk motorlu helikopteri uçurmuş. Helikopterde yatay olarak dönen helikopter rotor sistemi tarafından sağlanan taşıma ve itme var.

Bu, helikopterin dikey olarak kalkmasına ve inmesine, havada asılı kalmasına ve ileri, geri ve yana uçmasına izin veriyor.

*- MODELLERİ VAR

Danimarkalı mucit Jacob Ellehammer, 1912’de Ellehammer helikopterini inşa etti.

Bu helikopter, her biri çevresinde altı kanatla donatılmış iki karşı dönen diskle donatılmış bir çerçeveden oluşuyordu.

14 Nisan 1924’te Fransız Étienne Oehmichen, quadrotor helikopterini 360 metre (1.180 ft) uçurarak Uluslararası Havacılık Federasyonu (FAI) tarafından tanınan ilk helikopter dünya rekorunu kırdı.

Daha sonraları Amerika Birleşik Devletleri’nde, Rusya doğumlu mühendis  Igor Sikorsky ve Wynn Laurence LePage, ABD ordusunun ilk helikopterini üretmek için yarıştı.

Sikorsky R 4,  ilk büyük ölçekli seri üretilen helikopterdi. R-4’ün yerini Sikorsky H-5 ve Sikorsky R-6 gibi diğer Sikorsky helikopterleri almadan önce toplam üretim 131 helikoptere ulaştı.

Toplamda, Sikorsky, II. Dünya Savaşı’nın bitiminden önce 400’den fazla helikopter üretti.

*- PARASI OLANA VAR

Günümüzde helikopter insanların ve yüklerin nakliyesi, askeri kullanımlar, iş dünyası, yangınla mücadele, arama ve kurtarma, turizm, tıbbi yardım, adli vakalar, tarım, medya gibi alanlarda yoğun kullanılıyor.

Helikopter kazaları bizde üst üste geldi ancak az değil.

Böyle kullanımı yararlı bir araç biraz pilotaj hatası biraz mekanik biraz da hava koşullarına bağlı olarak bolca habere konu oluyor.

En son Muğla’da hastaneye çarptı düştü 112 helikopteri

*- RİSKİ ÇOK FAZLA

İstanbul Gelişim Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Vatandaş helikopterlerin, yüksek gerilim hatları, ağaçlar, binalar ve direkler gibi engellere çarparak kaza-kırıma uğraması riskinin çok fazla olduğunu söylüyor ve ekliyor:

“Operasyonel hatalar yani kullanıma ya da bakım usullerine yönelik hatalar, mekaniksel ya da elektriksel arızalar ve çeşitli dış etkenler öncelikli. Motor arızası ve kuyruk rotoru ile ilgili yaşanan sorunlar, olumsuz hava şartları dolayısıyla görüş mesafesinin düşük olması, çok alçak irtifada uçulması ve çeşitli pilotaj hataları gibi sebepler de var”

*- KURŞUN MU DÖKTÜRSEK

Prof. Dr. Erkan Sevinç’n belirttiği,  tüm kazalarda olduğu gibi, bunlar inceleme sonrası belli olacak.

Ama hayatını kaybedenler geri gelmeyecek.

Yeni kayıplar olmaması için kurşun mu döktürsek acaba?

Bildiğiniz gibi kurşun dökme eritilmiş kurşunun soğuk bir suya dökülmesi, dökme, uygulanışı kimi yörelerde suyun içine ekmek, soğan sarımsak gibi malzemelerin atılması, kurşunun dökülmesiyle çıkan buhar/duman neticesinde kötücül gücün ortadan kalkmasına dayanır.

Daha çok kadınlar tarafından gerçekleştirilen kurşun dökme, bu yönüyle anaerkil dönemin ateş, yer-su ve ay kültünün ortaya çıktığı erken dönemin bir tezahürü

Ne demişti Nazım Usta?

Bağır, bağır, bağır bağırıyorum

Koşun kurşun eritmeye çağırıyorum

Dert çok !

*- ZAM YİNE ZAM

Geçen yıla göre her şey yüzde bilmem kaç zamlanmış!

Pantolon, gömlek, çorap, kalem, silgi…

Her şey…

Cep delik, cepken delik; hem de iki kat.

Hal böyle olunca da keyifler kaçık, suratlar asık!

Tam da burada ortam Bertolt Brecht’lik.

‘Vatan millet hep palavra / savaşlar da bahane/ Bu düzende tek kural var / artmalı hep sermaye / Kapıların arkasında/ bölüşürler pazarı/ Çıkarları çatışınca/ başlatırlar savaşı’.

Adam büyük usta!

Biz kültür- sanat derdindeyiz; ahali ‘patlamaya hazır bomba’!

Gündem karışık; çarşı – pazarda fiyatlar dar gelirliye göre ‘gıcık’.

Evet; boş!

*- HERKES BARUT

Millet derinden kızgın.

Herkes barut..

Kendi haline yanıp ‘derin maaş analizi’ yapan da.

Arada zam yapılmış çaya, kahveye..

Yeni yıl zamlarıyla birlikte, önümüzdeki zamanda göreceğiz ahaliyi?

Büyük yazar Tolstoy, ‘Her şeyden haberim var, ama bazı şeyleri bilmek istemiyorum’ demişti.

O durumdayız..

Biliyoruz da; değiştiremiyoruz!

Bernard Shaw, geldi aklıma.

Şu sözü:

‘Doğruları biliyorsan, yalanları dinlemek eğlenceli olur!’

Doğru – yanlış…

Yalan – gerçek…

Çok mu karıştı ne?

Büyük sancılar, derin acılar…

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 362

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 219

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 173

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 374

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 352

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...