ÇOCUK SEVGİSİNİN YERİ
*- NASİHATTAN DAHA DEĞERLİ “Yaş aldıkça anlıyorsun ki gerçek mutluluk; sakin sabahlar, temiz bir ortam, erken uyunan geceler, güvenli bir yuva ve enerjini tüketmeyen insanlardan ibarettir… Yaşamınızda bazıları, ‘sizin kötü biri olduğunuzu bağıracaklar ki, kendi hataları duyulmasın…’ diye.
Şu sözü de beğeniyorum:
‘İyi bir yara izi, en iyi nasihatten daha değerlidir.’
Günün sözlerinden biri de şu:
‘Hayatında ne yaparsan yap, hiçbir başarı çocukların sevgisinin yerini tutamaz… Ebeveynlik, şüphesiz en inanılmaz hediyedir, değerini bilenler için…
Televizyonlarda neler görüyoruz, hayalimizde bile olamayacakları… Bunlardan söz etmek istemiyorum.
Sadece ‘Allah bunları kahretsin!’ diye dua ediyorum…”
*- NEYDİ O BAKIŞLAR!
Remzi Öztuş yazmıştı:
‘Atatürk gibi bir insan görmedim.
Çok yakışıklı bir adamdı.
Gözleri, kaşları, saçları ayrı ayrı güzellikteydi.
Hiç kimse iki saniyeden fazla gözüne bakamazdı Ata’nın.
İnsanı hipnotizma ederdi, bakışlarıyla âdeta.
Hele ellerinin güzelliğini anlatamam.
İnce uzun parmakları, bembeyaz teni vardı.
Avuçlarının içi pembe pembe idi.
Ne giyse yakışırdı.
Temiz ve sade giyinirdi.'
Düşünebiliyor musunuz?
Hayatı cephede geçen, buna rağmen, en mukaddes varlık olarak tanımlanan insan Mustafa Kemal Atatürk kendisine zaman ayırmış, bir anlık boşlukta okumuş okumuş, kitaplar yazmış, geleceğimizi düşünmüş…
Dünyada bir eşi benzeri yok…
Ben de zaman buldukça kendisinden söz etmeyi, sizlerle paylaşmayı görev kabul ediyorum…
Sevgiyle kalın olur mu, değerli dostlarım….
*- HEP AYNI
Çiftçi Tansu Göktepeli söylemişti;
“Yazın markette kilosu 10 lira olan karpuzu 1,5 liraya sattık.
Kilosu 8 lira olan kavunu 25 liraya yediniz.
Bunun sorumlusu ne tüketici, ne çiftçi ne de enflasyondur.
Bunun sorumlusu, bunu denetlemeyen ve buna izin verenlerdir…”
Bu satırlar notlarımın içinde kalanlardan…
Siz de biliyorsunuz, bu rakamlar da artık çok gerilerde kaldı.
Elimizde üzülmekten başka bir şey gelmiyor, gelemez de!...
*- BİRAZ GERİLERDE
Yine biraz gerilere yine gidelim, bir başka vatandaşımızı dinleyelim:
“Yıl 2001 Irak Baiji'de bir Türk tır şoförü yakalandığında tercüman olarak beni çağırmışlardı.
Silopili şofürün suçu kaçakçılık!
Irak'a getirdiği toz şekerlerin bir çuvalını parayla Bağdat'ta evi için satın almış, elinde evrakı da vardı.
Sordum neden böyle bir şey yaptın?
Anlattı;
'’Toz şekerin Türkiye'de kilosu 1.80 TL, burada ise 1.45 TL o yüzden satın aldım bilmiyordum suç olduğunu'!..’
Bu ifadeden ve rakamlardan çıkan sonuç, her şekilde soyuluyoruz.
Bunu nedense yetkililer fark etmiyor ya da ilgisizler, tuzları kuru olduğundan…
Başka türlüsü olabilir mi?
*- ÇORBA MESELESİ
Görüntülü bir medya haberi:
Türkiye’ye gelen gurbetçi, 495 TL ödediği çorbanın fiyatına isyan etti:
‘Şu çorbanın fiyatı 495 TL.
Almanya'da çorbanın kasesi 1 Euro.
Almanya'da bu parayla 10 tane çorba içerim.
Burada 495 TL, ne diyeceğimi bilmiyorum.
Moralim çok bozuk.’
Belki de dikkat çekmek ve öne çıkarılmış yanıt erişimi elde etmek için yapılmış bir haber… Bilemiyorum.
Her şeyin bedeli vardır, er ya da geç mutlaka ve yaşarken ödenir…
*- BİLİYORMUYDUNUZ?
Gökçen Türkmen, adı dedikodulara karışmayan, vatansever, insan seven, yardımsever bildiğimiz bir şarkıcımız Tarkan’ın bilinmeyen yönlerini bir iki satırla yazmış.
Okuyalım;
“Siz Tarkan'ı sadece ‘kiss kiss’ olarak tanıyorsunuz ama kim olduğundan haberiniz yok, değil mi?
Teşkilatı Mahsusacı Ali Dursun Kaptan’ın torunudur kendisi.
Dedesinin kardeşi olan büyük amcası da Atsız'ın yol arkadaşı Fethi Tevetoğlu'dur.
Tarkan'ın Kazdağları çıkışına ‘prim yapıyor’ diyenler ‘şehit varken eğlenilmez’ diyerek milyonlar harcadığı düğününü iptal edip evde sade bir nikâhla evlendiğini bilmezler mesela.
Tarkan Tevetoğlu; sadece megastar olarak dünyaya adımızı duyurmakla kalmamış, bu ülkenin bağrından çıkmış on numara kaliteli gerçek bir sanatçı ve vatan evladıdır!”
Ben de bir ekleme yapayım:
Seferihisar’da bir zamanlar bir okul inşa edilmişti.
Burada doğa sevgisiyle öğrenciler yetiştirilecek, yeni bilginler, araştırmacılar ülkemize katılacaktı.
Öğretmenler de seçici olacaktı.
Tüm giderleri Tarkan başta olmak üzere ülke sevenler tarafından karşılanıyordu.
Projenin son durumunu bilmiyorum, bunu en iyi bilen önceki İzmir Büyükşehir ve Seferihisar Belediye başkanlıklarını yapan Tunç Soyer bilir.
O da bir süredir, cezaevinde…
Tunç Soyer, başkanlığı döneminde Megastar Tarkan’ı Seferihisar’da ağırlamış ve kendisinin İzmirli- Seferihisarlı olmasını sağlamıştı.
Özetle, Tarkan yaz aylarında kısa süreli olsa da tatil için Seferihisar’a geliyor ve sessizce tatilini burada yapıyor.
Johnny B. Good şöyle diyor:
‘Çocukların artık çok daha zeki doğduğuna tamamen ikna oldum. Muhtemelen anne karnından Wi-Fi şifresini bilerek çıkıyorlar...”
*- SEFERİHİSAR’DA YAPILIYORDU
Seferihisar ve Tunç Soyer adı geçince aklıma geldi.
Türkiye’de ‘Ata tohumu’ konusu ilk kez Seferihisar’da gündeme gelmiş ve günü yapılmıştı.
Sonra bu anlayış komşu ilçelere, örneğin Çeşme ve Selçuk başta olmak üzere ele alındı, Türkiye’nin birçok bölgesine yayıldığı gibi grupların kurulmasını da sağladı.
Şimdi buradan ben de Ankara’ya bir sıçrama yapayım, getiri ve götürülerini paylaşayım.
Sencer Solakoğlu, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) ‘gölge Tarım ve Orman Bakanı’ olarak görev yapıyor.
CHP’nin tarım politikalarının şekillenmesinde önemli bir rol üstleniyor ve özellikle planlı tarım, su yönetimi ve çiftçilerin ekonomik rahatlaması üzerine yoğunlaşıyor.
Sencer Solakoğlu hakkında öne çıkan bilgiler ise şöyle:
CHP Tarım ve Orman Politikaları Kurulu Başkanı, aynı zamanda ‘gölge Tarım Bakanı’ olarak anılıyor.
CHP’nin iktidara gelmesi halinde uygulanacak tarım politikalarının hazırlayıcısı.
Ana Vizyonu şöyle:
- Planlı tarım sistemine geçiş.
- Çiftçilerin üretim maliyetlerini öngörebileceği ve sürdürülebilir bir gelir elde edebileceği düzenlemeler.
- Su kaynaklarının doğru yönetimi ve tarımsal üretimde verimliliğin artırılması, gibi…
*- SOLAKOĞLU SÖYLEYİNCE
Ve gelelim gelişmelerin ‘püf noktası’ ve ‘bam teli’ne!
Patlama ve tartışmalar, ‘Son Açıklamaları’ ile ortaya çıktı.
Solakoğlu Konya Tarım Fuarında, erken seçim sonrası CHP iktidarında ‘çiftçinin ayağını yorganına göre uzatabileceği’ bir tarım politikası uygulanacağını söyledi.
Karadeniz’de, Bafra’da Çiftçilerle Buluşmada, Planlı tarımın kaçınılmaz olduğunu vurguladı ve üreticilerin geleceğini güvence altına alacak politikaları anlattı.
Şimdi de, ‘Tartışmalı Görüşleri’ne geleyim:
Ata tohumlarının verimsiz olduğunu ve küresel firmalara rakip olmanın anlamsız olduğunu söylemesi, eski CHP milletvekili ve sanatçı Sabahat Akkiraz’ın sert tepkisine yol açtı.
Akkiraz, ‘küresel firmalar söylemi emperyalistlerin silahıdır’ diyerek karşı çıktı.
*- ‘ATA TOHUMU’ KULLANIYOR
Sanıyorum Mine Kırıkkanat şöyle diyor:
“CHP gölge Tarım Bakanı Sencer Solakoğlu, ‘Tohumu almışsınız, ekmişsiniz. Sonra çıkan üründen tohum almışsınız, yine ekmişsiniz. İnsanın kulağına çok hoş geliyor ama genel anlamıyla verimsizler.’
Ata tohumu kullanan biri olarak söyleyeyim, yanlış bilgi.
Ata tohumunun da elbette bir verimlilik ömrü vardır.
Ancak tümüyle verimsiz değildir.
Yerel tohum olduğu ve belli coğrafi şartlara adapte olduğu doğrudur. Ancak bu kullanılamaz demek değil.
Ata tohum kontrollü ve denetimli olarak kullanılırsa sürdürülebilir ve verimli kullanılır. Hastalık taşıyan ata tohumu üretilmemiş olur.”
Mine G. Kırıkkanat’ın, “Sencer Bey düzeltme yaparsa iyi olur çünkü bu konuyu iyi bilmiyor!’ dedikten sonra sözü bu kez Fatih Çolak’a bırakalım:
“Yani adam şimdi merdiven altı üretimi kendi üretimi gibi süsleyip piyasanın 2 katı fiyatına satıyormuş öyle mi?
Ne kadarda küresel şirketlerin pazarlama taktiği.
Ata tohumlarını sevmek, doğayı, tüm canları sevmek vicdan ister, ahlak ister şaşırmadım.”
Bu arada bir başka iddia daha var:
Şöyle diyorlar, fotoğraflı olarak:
“Sencer Solakoğlu'nun kendi işletmesinde ‘Çiftliğimizden sofralarınıza’ sloganıyla kg fiyatı 3000₺'ye sattığı dana kavurmanın Kocaeli'de faaliyet gösteren Bifet firması tarafından fason olarak üretildiği anlaşılıyor.
Bu bilgi ambalajda beyan edilmiyor…”
*- SİSTEMİN AMACI
Suçlamalar devam edecek, böyle anlaşılıyor.
Yeri gelmişken, ‘CHP’nin Gölge Kabine Sistemi’ ne gelelim.
Amaç, İktidar alternatifi olarak her alanda hazır politikalar geliştirmek.
Tarım Alanında Solakoğlu’nun Öncelikleri de şöyle:
- Çiftçilerin borç yükünü hafifletmek.
- Tarımda ithalata bağımlılığı azaltmak.
- Yerli üretimi ve gıda güvenliğini artırmak.
Sencer Solakoğlu’nun yaklaşımını da belirteyim:
“Türkiye’de tarımın yeniden yapılandırılması ve çiftçilerin ekonomik istikrar kazanması üzerine kurulu.
Ancak belirttiğim gibi, ‘ata tohumu ve küresel firmalar’ konusundaki görüşleri parti içinden bile eleştiri alıyor.
Bu da CHP’nin tarım politikalarının hem destek hem de tartışma yaratan yönleri olduğunu gösteriyor.
*- NUMARA MI?
Amerikan İlaç Dairesi FDA bugüne kadar güvenli kabul edilen birçok katkı maddesini yeniden mercek altına almaya karar verdi!
Kısaca FDA olarak bilinen Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi, tüketicilerin bilinçlenme süreci ve bilimsel kanıtların baskısıyla artan sorgulamalara kulak vermek zorunda kaldı.
Kurum yıllardır ekmeklerden kahvaltılık gevreklere, işlenmiş etlerden meşrubatlara kadar sayısız üründe güvenli diye kullanılan fakat aslında insan sağlığını tehdit eden endüstriyel gıda katkı maddelerini yeniden mercek altına almaya karar verdi.
Başta ADA olarak bilinen Azodikarbonamid gibi endüstriyel fırıncılıkta kullanılan bir un işlem maddeleri ile BHT ve BHA olarak bilinen ve tahıllar ile işlenmiş etlerin raf ömrünü uzatan antioksidan ve koruyucu kimyasallar incelemeye alınacak.
Amerikan İlaç Dairesi FDA bugüne kadar güvenli kabul edilen birçok katkı maddesini yeniden mercek al...
Yaygın olarak kullanılan bu kimyasalların farelerde kansere ve hormonal bozulmalara yol açtığına dair korkunç bulgular ise yıllardır güvenli olarak milyonlarca insana yedirilen bu kimyasalların yeniden değerlendirmesinin ne kadar geciktiğinin bir kanıtı gibi duruyor.
FDA'nın bu sözde uyanışı, daha önce inceleme altında olan fitalatlar, propilparaben ile sakız ve şekerlemelerde yaygın olarak kullanılarak masum gösterilmeye çalışılan bir renklendirici olan titanyum dioksit gibi kimyasalların değerlendirme sürecini hızlandırma vaadini de beraberinde getiriyor.
ABD Sağlık ve İnsani Hizmetler Bakanı Robert F. Kennedy Jr.'ın Senato'da yaptığı itiraf gibi konuşma ise skandalın boyutunu gözler önüne seriyor:
‘Gıda katkı maddeleri ve işlenmiş gıdaların kronik hastalık salgınıyla bağlantısı, ihmal edilen en büyük alanlardan biriydi.
Artık bu, NIH ve FDA'nın ultra işlenmiş gıdalara, şekerlere ve gıdalarımızda kullanılan on bini aşkın katkı maddesine odaklanan ana konusudur.’
Bu ifadeler, yıllardır süregelen bir ihmalin ve halk sağlığına yönelik büyük bir tehdidin adeta resmi ağızdan doğrulanması anlamına geliyor!
ABD Başkanı Trump'ın önderliğinde kurulan yeni yönetim sonrasında FDA'nın gıda kimyasallarını daha sıkı değerlendirme planları, gıda devlerini şimdiden ürünlerini yeniden formüle etme telaşına düşürdü. Tüketici baskısı ve yasal düzenleme tehdidiyle karşı karşıya kalan şirketler, içerik listelerini daha ‘sağlıklı’ alternatiflerle değiştirmeye çalışırken, bir yandan da maliyeti arttıracak bu sürecin yavaşlaması veya gerçekleşmemesi düşüncesiyle kullandıkları geleneksel katkı maddelerinin ve kimyasalların ‘güvenli’ olduğu yalanını pazarlamaya devam ediyorlar.
FDA'nın daha önce yapay boya ve renklendiricilerin 2027'ye kadar piyasadan çekilmesi yönündeki talebi de bu baskının bir yansıması olarak öne çıkmıştı.
Bakan Kennedy'nin de belirttiği gibi, eğer bu kimyasalların ‘gerçekten tehlikeli’ olduğu kanıtlanırsa, FDA ek etiketleme zorunluluğu getirebilir ya da bu zehirlerin kullanım onaylarını tamamen iptal edebilir.
Bence bu açıklama ve çalışmalar, toplumun gazını yani tepkisini almak, yok etmek üzere bir kurgu…
Sonucu gelmeyecek, ıvır zıvır açıklamalarla geçiştirilecek…
*- SON BİR ŞEY DAHA…
Uygar Elmastaşı pilot, 1.Sınıf Emniyet Müdürü, Polis Başmüfettişi sıfatları olan içimizden biri.
Uygar Elmastaşı’nın iddiası şu:
“Çalışanlar işlerinden değil, liderlerinden ayrılır.
Birçok şirkette sorunların temelinde kötü liderlik ve zayıf yönetim yatıyor.
İyi liderler; çalışanlarını potansiyellerini keşfetmeye teşvik eder, ekiplerini hedeflerin ötesine taşır.
Kötü yöneticiler ise insanları öyle bir noktaya iter ki… Sonunda gemiden atlayan çok olur…”
Polis Müfettişi Uygar Elmastaşı’nın bu görüşü üzerine, yönetim danışmanı Yusuf Bilgin adlı kişi şu yanıtı verdi:
“Bu tespit yalnızca gözleme dayalı bir söylemle değil, aynı zamanda bilimsel araştırmalarla da güçlü biçimde desteklenmektedir.
Nitekim çalışanlar nadiren şirketten, çoğu zaman yöneticilerden ayrılır. Gallup tarafından yayımlanan, State of the American Manager (2015) raporu, çalışan bağlılığındaki farklılıkların yaklaşık %70’inin yöneticilerden kaynaklandığını ortaya koymaktadır.
Benzer şekilde, MIT Sloan Management Review bünyesinde; Donald Sull, Charles Sull ve Ben Zweig tarafından 2022 yılında yayımlanan Toxic Culture Is Driving the Great Resignation çalışması, çalışanların işten ayrılma nedenlerinde toksik kültür ve güven eksikliğinin ücret ve yan haklardan daha belirleyici olduğunu göstermektedir.
Bu çerçevede mesele yalnızca iyi ya da kötü liderlik değil; organizasyonların inşa ettiği güven, iletişim ve gelişim ortamının sürdürülebilirliğidir.
Çünkü insanlar çoğu zaman işi değil, içinde bulundukları yönetim deneyimini terk ederler.”
*- AZ KİŞİ
Manuel Kaynak makina imalatı çelik konstrüksiyon imalatı ve montaj, ferforje tasarım ve bakım işleri yapan Cengiz İbrahim adlı kişi de grafik bağlantısı ile konuya dahil olmuş;
“Kesinlikle katılıyorum.
Huzurlu bir çalışma ortamının anahtarı iyi bir liderdir ve Maalesef birçok yetenekli çalışan kötü yönetim yüzünden soğuyor.”
Ben de şöyle diyorum:
“Herkes yükselmek ister.
Az kişi hatırlanacak işler yapar…
Terfi makam kazandırır, iz ise anlam.
Makamın ömrü görev süresiyle sınırlıdır ama bıraktığın iz, insanlarda ve sistemde yaşamaya devam eder.
Herkes yükselebilir ama herkes değer katamaz. Asıl fark; koltukta oturmak değil, o koltuğa karakter ve vizyon katabilmektir.”
*- DOĞRU SÖZE NE DENİR?
Çevredeki insanlara sordum konuyu, tek cümleler halinde paylaşıyorum.
Soruyu ve açıklamaları okudunuz;
-Bir kültürü iyileştirmek, bir çalışma arkadaşının hayatına dokunmak veya standartları kalıcı olarak yükseltmek onların asıl görevidir...
- Bazı insanların derdi iz bırakmak değil işten atılmamaktır.
- Yok ben para kazanmayı seviyorum
- İz bırakmanın da 2 farklı şekli var. Hangisi?
- İz bırakınca ne oluyor işsiz kalıyorsun. Türkiye'de sistem adamı olacaksın.
- okumak bilmem kaç üniversite bitirmek bilimin önüne engel değil beyin kullanmasını bilene bilim her yerde.
- Aynen öyle at ölür meydan kalır yiğit ölür şanı kalır.
- Doğru söze ne hacet.
- Aynen öyle.
Yorumlar yükleniyor...