ÇEŞME'DE SU SIKINTISI, KESİNTİYİ GETİRDİ
Köşe Yazısı

ÇEŞME'DE SU SIKINTISI, KESİNTİYİ GETİRDİ

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
25 Jul 2025 18 dk okuma 234

*- ÖNEMLİ İKİ KİŞİ Bertnard Russel, ‘Tatlı bir yalan söylersen 10 kişi seni alkışlar, acı bir gerçek söylersen 8 kişi sana saldırır, ama iki kişi seni sorgulamaya başlar’ der. Şimdi de size, baştan sona katıldığım, hatta daha da sert cümleler kullanabileceğim bir konuda sözü Celal Demir ustayı bırakıyorum. Bakın, 24 Temmuz Basın Özgürlüğü (!) günü için ne diyor? “Bugün basın özgürlüğü günü imiş... Ne özgürlüğü bee.... Dünyanın hiçbir ülkesinde ‘Özgür bağımsız basın’ diye ne bir gazete v

*- NEDEN MAAŞ ÖDENİYOR?

Çünkü ne Türkiye’de ne de başka bir ülkede hiçbir gazeteci düşündüklerini olduğu gibi yazmaya cesaret edemez.

Bunu yapmaya kalktığında yazdıklarının da basılmayacağını bilir.

Hele zülfiyare de dokunmuşsa, yandı gülüm keten helva…

Çünkü çalıştığımız yerlerde düşüncelerimizi özgürce yazmamız için değil, aksine yazmamamız için maaş ödüyorlar.

Çünkü düşüncelerini açıkça yazacak kadar salak olan herhangi bir gazeteci, iki saat sonra sokakta başka bir iş arıyor olacaktır.

Gazetecilerin işi; İktidarlara, servet sahiplerine dalkavukluk etmek, kendi gündelik ekmeği uğruna kalemini istenen şekilde oynatmaktır… 

Bunun böyle olduğunu herkes biliyor.

Bugün basın özgürlüğü günü imişş......”

*- YÜZDE YÜZ DOĞRU

İstanbul’da önemli ulusal medyada çok önemli görevlerde bulunan ve gerçek medya ustası olduğu için görevini çok başarılı olarak sürdüren ‘cesur kalem Celal Demir Usta’ya bu yüzde yüz gerçekleri anlatan yazısı nedeniyle ‘teşekkür’ edip, her sarına katıldığımı belirttim.

Kibar, şair ruhlu Celal Demir usta yine gerçeği güzel anlatmış…

Bana kalsa öyle laflar ederim ki, örnekleri de öyle yazarım ki, ‘hayranı olduğunuz’ bazılarının ipliğini pazara çıkarır, ‘duayen’ diye ortalıkta dolaşanların aslında soygundu, namussuz, kurumları ve birçok yeri dolandırıcı olduklarını anlatırım.

Tabii ki, ekmeğinin peşinde koşan, gerçek habercilere de buradan şapka çıkararak, selamYlarımı iletiyorum.

Onlarda hiç ama hiç kabahat yok!

Bir gün belki Celal Demir, ya da ben yine örnekleri ile anlatırım…

Şimdi yine sözü, ‘günün gazetecisi Celal Demir’e veriyorum, bakın neler diyor?

*- TEZATLAR DÜNYASI!

“Dünya, çürümenin bataklığında çırpındıkça batarken, mutlu azınlık, aynı geminin içinde olduğunu bile bile el çırparak şakşakçılık yapıyor.

Bu duyarsızlığın, acımasızlığın getirdiği yozlaşmanın adını da “sistem” koymuşuz ve suçu hep bu kavrama yıkıyoruz.

Dünyada bugün tam 2 milyardan fazla yaratılmış insan yoksulluk içinde.

Yani açlıkla pençeleşiyor.

Neredeyse dünya nüfusunun üçte biri…

Önümüz sağımız solumuz kan ve gözyaşı...

Hepsi de Müslüman kanı...

Hırsa, öfkeye ve kine esir düşenler, Müslümanların başına geçtiği sürece İslam Âlemi'nde yaşanan kardeş kavgası, kan ve gözyaşı dinmez.

Maalesef bugün Müslümanlar o nedenle perişanlık yaşıyor...

Dergâh-ı Muallâ'dakiler ise saltanat sürüyor...

Tezatlar dünyası oldu İslam coğrafyası...

Gazze’de her Allah’ın günü Müslüman kanı dökülüyor.

Ölü sayısı 60 bine dayandı.

Ve Gazze’de her gün 3-5 Filistinli çocuk açlıktan ölüyor.

Dünyadan ‘TIK’ yok. Ne BM’den ve ne de İslam ülkelerinden…

Belki de dünyadaki bu açlığın nedeni körleşmiş gözler ve katılaşmış vicdanlardır.,,”

Celal Demir, elinden gecen onlarca haberden iyice etkilenmiş olmalı ki, dünyanın en büyük sıkıntısını anlatmış.

Ben de bu konuya bir ekleme yapayım:

*- İKİ MİSAFİRİM

Bugün iki misafirim vardı.

Biri Amerika’dan, diğeri Fransa’dan..

Amerika’dan ziyaretime gelen Seda Hanım, bu konuya değindi ve gerçekte Amerikan halkının büyük bölümü Başkanın görüşlerine katılmadığını, İsrail’in vahşetine karşı olduklarını gözlemlediğini anlattı.

Fransa’dan gelen Süreyya hocama, ‘Türkiye’de felsefi seminerler’ vermesini önerdim.

Ya da kitaplar yazmasının bir Türk aydını olarak ‘şart’ olduğunu vurguladım.

Bir gün bu isteğimin nedenlerini ve de Süreyya hocamın neden dünyaca ünlü olduğunu da anlatacağım.

‘Sessiz ve reklamsız’ gerçek bilim insanı olduğunu öğrenince ‘Bizden neler çıkıyor?’ diyeceksiniz…

Şimdi size bir zamanlar yine tanıtmaya çalıştığım, tanımadığım ama hayran duyulacak bir sanatçımızı kendi ağzından paylaşayım:

*- YOKTAN VAR ETMEK

Heykel sanatçısı Günnur Özsoy, Bilinen en eski tekstil ürünü olarak kabul edilen keçe ile yaptığı heykellerini, Küçük Mustafa Paşa Hamamı’nda sergiliyor…

Günnur Özsoy, ‘Bilinen en eski tekstil ürünü olarak kabul edilen keçe ile yaptığım heykellerim @trexitsalvador küratörlüğünde Küçük Mustafa Paşa Hamamı’nda ‘my best of’ grup sergisinde görülebilir.

Eskiden insan gücü ile hamamda pişirilerek yapılan keçelere ithafen keçe heykellerimi tekrar hamamda görmek şahaneydi.

Bu vesileyle @dilmunite‘nin metninden bir alıntı paylaşıyorum…

*- GÜNCELLEŞTİRDİ

‘Heykel sanatçısı Günnur Özsoy 2008 yılında keçeyle ilgilenmeye başladığında evrendeki yaşam formları ve somut sanat formları arasındaki ilişkiye odaklanan sanatçı ile sayısız nesil boyunca uluslar ötesi ve tarih ötesi bilinçte derin yer edinmiş, taşınabilir ve zamansız materyalin arasında sessiz ve beklenmedik bir diyalog geliştirmiştir.

Olgunlaşmış bir sanatsal dili olan ve imzası niteliğindeki organik formlarıyla bilinen sanatçının bu materyalle olan ilişkisi izlediği yolu değiştirmedi; daha derinlikli bir iç bakışa zemin hazırlarken sanatçıyı güncel sanatın kaçınılmaz postmodern jestiyle yüzleştirdi: …”

Bu anlatım, bana o’nu anımsattı!

*- O KİMDİ?

O, fırçasını Paris sokaklarına batıran bir deliydi...

Bir meczup kadar özgür, bir çocuk kadar kırılgandı.

Kafasında bin bir ses, elinde şarap şişesi, cebinde boya kalemleriyle dolaşırdı Montparnasse’ta...

Kadıköy’ün Bakla Tarlası’ndan Paris’in Montparnasse’ına uzanan bir hayattı onun ki.

Boynu bükük, fırçası asi bir ruhun tablolara dökülen hikâyesi Kadıköy'de başladı.

Annesinin ölümüne kendini suçladı.

Babasının ikinci evliliğine öfkelendi.

Ayağını kaybetti, ruhunu da peşinden sürükledi.

Alman Akademisi'nde Hale Asaf’la aynı hocanın öğrencisi oldu.

Ama onun hocası aslında acıydı.

Onun ilhamı yoksulluktu.

17 yaşında ‘mühendis ol!’ diye gönderildiği Avrupa’dan ‘ressam’ döndü.

Kimi zaman Şehir Tiyatrosu için sahne kostümleri çizdi, kimi zaman Nazım Hikmet’in şiirlerini resimledi.

Ama en çok hayatın deliliğini resmetti.

Edvard Munch’un hayal kırıklığını, Kandinsky’nin fırtınasını taşıdı fırçasına.

Piknik yapan Parislileri resmetti, pazar yerlerini çizdi, ayyaşları, sarhoşları, konsomatrisleri tuvaline aldı.

Aşık oldu, reddedildi.

Delilik teşhisi kondu, yadırgandı.

Akıl hastanesine yattı, ama resim yapmaktan hiç vazgeçmedi.

Yine de sevdi hayatı, renkleri, insanları...

Picasso bile onun tablolarına dikkat kesildi.

Paris’in kahvelerinde, cebinde beş frank olmadan gezdi durdu.

Tabloları satıldı, parası ödenmedi.

Sergi açtı, hastaneye yatırıldı.

Yaşadı. Deli gibi yaşadı bu hayatı...

20 Temmuz 1967’de, Fransa’nın Reillanne köyünde, hiçbir galeriye sığmayacak kadar büyük bir yalnızlıkla aramızdan ayrıldı.

Üzerinden 57 yıl geçti.

Ruhu hâlâ tuallerde, bir sigara dumanında, bir rakı kadehinin buğusunda yaşıyor.

Kafasında çığlıklar, elinde fırça, bir sigara dumanının kıvrımında bakıyor bize...

Çünkü bazı insanlar ölmez, Boya gibi siner zamana...

Bu anlatım Fikret Mualla için…

Bohem hayat süren, Türk Ressam, Paris Ressamı olarak anılan Fikret Mualla işte böyleydi…

Şahsinde sanatçının dramı anlatılıyor…

Düşünün 20 Temmuz 1967 de aramızdan ayrıldı ama unutulmaz sanatçılar kervanına katılmış oldu ‘Delilik ve deha’  olarak anlatılan Fikret Mualla’mız…

*-  ESKİ BODRUM

Bir okuyucum, 1967 yılında çekilmiş, yeni benim yeni yeni tanıştığım Bodrum’un bir fotoğrafını paylaşmış.

O yıllarda Bodrum’u tanıyan bilen yoktu.

Muğla’da siyasilerle söyleşi yapıyordum, sanıyorum ya Tufan Doğu ya da Erman Şahin, (İkisi de gazeteciydi, ikisi de milletvekili oldu, ikisinin de gazete ve matbaaları vardı), bir gün ‘Hadi Bodrum’a gidelim!’ demişlerdi.

Sanıyorum, aracımızı da Kazım Tokuç kullanmıştı ve gerek Bodrum’a gerekse Marmaris’e giderken, bildiğim duaları okutmuştu.

Hemen girişte karşımıza çıkan, belediye başkanının da gün boyu orada, kahve gibi oturduğu otelde kalmıştık.

Kendisini şimdi bir caddeye adı verilen zamanın Urla Belediye başkanına ve oturuşuna, konuşmasına, anlatımına benzetmiştim.

Onlar sayesinde Bodrum’la tanışmış ve onlarca haberini yapmış, bir noktada yolunun yapımına da büyük katkı sağlamıştım.

Çünkü Bodrum’a eski yoldan gitmek akıllı işi değildi.

Aynı fotoğrafa yorum yapan Emin Özbaş’ın yazısını okudum ve tarihi bir belge olarak paylaşmak istedim:

Söz Emin Özbaş da;

*- ALİM BEYİ ANIMSIYORUM

“Önce Fotoğrafı paylaşan arkadaşımıza teşekkürle söze başlayayım. Fotoğrafın sağ tarafında görülen tek katlı bina içinde doktoru olmayan Belediye hastanesiydi.

O yıllarda Bodrumda Devlet hastanesi yoktu.

Alim beyden başka özel çalışan doktor da yoktu.

Benimde mezunu olmaktan iftihar ettiğim Ortaokul vardı ama Lise yoktu . Nüfusu 5100 kadardı,

Turistik tesis ise bir elin parmak sayısı kadardı.

Bunlardan başlıcaları İlçe merkezinde Artemis, Halikarnas, Heredot , Salmakis, sonradan bir de Baraz oteli yapıldı.

Sonra bu otel tekrar yıkılıp yerine Belediyeye ait çay bahçesi faaliyete geçirildi.

Yazlık - kışlık Gözen Sinamasında genellikle Türk Filimler gösterime sunulurdu.

Hayat pek ucuzdu.

Bir külah çekirdek veya bir külah dondurma parasına sinema bileti alırdık.

*- KOVA İLE MANDALINA

Mandalina kovayla satılırdı, bir kova mandalinin fiyatı sadece 5 liraydı. Seferden dönen Tıratalar, onları karşılayan halka meccane balık dağıtırlardı.

,Rahmetli Babam o yıllarda Bodrum Kütüphane müdürüydü maaşı 850 liraydı.

Babam bu maaşla bize şimdiki milyarder hayatı yaşattı.

Genellikle Leb i derya iki katlı bahçeli evlerde oturduk kiramız 130 liraydı bir memur maaşının 1/7 kadardı.

Bodrum sokakları ilkbaharda limon çiçeği kışın soğuk havalarda ise sobalarda yanan çamdan kaynaklanan çıra kokardı.

Halkın geçim kaynağı Narenciye, Zeytincilik ziraatı ve kıyı köylerinde Balıkçılık çok azda Süngercilik ayrıca Ayakkabıcılık başta olmak üzere küçük esnaf ve sanatkarlar kendi geçimlerini rahatlıkla sağlarlardı. Turizmin gelişmesiyle Bodrumun ilçe merkezinde narenciye bahçeleri yerlerine yeni yeni devasa Oteller Moteller yapıldı, eğlence mekanları diskolar açıldı, envayi çeşit restauranlar birbirini kovaladı.

Bu arada kıyılarda yeni iskeleler ilave kıyı yapıları inşa edilmek suretiyle tekne turları ve Büyük kruvazör tekneler yeni yapılan iskelelere yanaşarak Turizm faaliyetlerine katıldı.

Bodrum hala güzel bir ilçemiz ama o dünya harikası eski muhteşem güzelliğinden eser kalmadı.”

*- HEP UYARIYOR

Gençlikten bu yana sevgili arkadaşım Aynur Can, önemli bulduğu konu ve bilgileri mutlaka paylaşarak dikkatimi çekmeye çalışıyor.

Aynur aslında İstanbul Beşiktaşlı ama İzmir aşığı olduğu için Bornova- Alsancak- Çeşme üçgeninde yaşıyor, sevgili eşi Sezgin Can ile…

Gece yarısı şu yazı ile dikkatimi çekmeye çalışıyor Aynur Can..

‘Dikkat çok önemli sıcaklık bütün ülkeyi saracak...

Bu gün itibariyle mutlaka önlem almalıyız.

Bu anlatılanlar gibi önlem alın

Bu mesaj, hava sıcaklığı sebebi ile hayati önem taşımaktadır.

lütfen dikkatle okuyun...

Sevgili arkadaşlar, sıcaklara hazır olun...

Uzmanlar, bu yıl 60 yılda bir bunaltıcı sıcaklar yaşanacağını, bu yıl ise 40 gün kedi günü (20 gün orta süreli kedi günü) yaşanacağını ve sıcaklıkların 45°C'nin üzerine çıkacağını hatırlatıyor.

Şu anda Malezya, Endonezya, Singapur ve diğer ülkeler bir "sıcak hava dalgası" yaşıyor.

40°C ile 50°C arasındaki yüksek sıcaklıklara hazırlıklı olun.

*- SUSUZ KALMAYIN

Her zaman oda sıcaklığında temiz su için ve yavaşça için.

Soğuk su veya buzdan kaçının.

Sıcak bir günde aşağıdakileri uygulayın:

NE YAPMALI VE NE YAPMAMALI?

1. Doktorlar, sıcaklık 40°C'ye ulaştığında çok soğuk su içilmemesini tavsiye ediyorlar; çünkü küçük kan damarlarımız yırtılabilir veya patlayabilir.

Doktor, bir arkadaşının sıcak bir günde sokaktan geldiğini söylüyor.

Çok terlemiş durumdaydı ve bir an önce serinlemek istedi.

Hemen ayaklarını soğuk suyla yıkadı. Birden gözümün önünde yere düştü.

Hemen ambulans çağrıldı ve hastaneye götürüldü.

Kılcal damarlarında çatlama oldu ve felç geçirdi.

2-Sıcaklık 38°C'nin üzerine çıktığında ve siz sokaktan geldiğinizde soğuk su içmeyin.

Sıcak veya ılık su içebilirsiniz, ancak yavaş içmek şartıyla...

3-Dışarıdan gelince ellerinizi veya ayaklarınızı hemen yıkamayın.

Cildinizi de yıkamayın ve güneşe maruz da bırakmayın.

4-Eve geldikten sonra banyo yapmadan veya duş almadan önce en az 30 dakika kadar ev de normal ortamda bekleyin.

5- Adam eve geldikten sonra sıcaktan bitkindi.

Serinlemek için hemen duş aldı.

Duş aldıktan sonra çenesi tutularak hastaneye kaldırıldı.

Felç geçirdi.

*- İHTİYATİ ÖNLEMLER:

Tekrar ediyorum, sicak yaz aylarında veya çok yorgun olduğunuzda, hemen çok soğuk su içmeyin, çünkü bu kan damarlarının daralmasına neden olarak felce yol açabilir, kalp krizi geçirebilirsiniz.

Bu mesajı herkese iletin ve birbirinizle paylaşın!

Bir insanımızı bile uyarmış olursak kıymetli bir hizmet etmiş oluruz...

Saygılarımla...

Fevzi Bey'in sayfasından alıntıdır.”

Ayfer Hanım de şu yorum yapıyor:

‘Ülkeyi yakmayı bırakırlarsa, sıcaklıklarda normale dönecek.

Yanmadık orman, ölmedik can kalmadı, içind,

Üstüne üstlük canı pahasına söndürmeye çalışanlarımızla, gönüllülerimiz de hayatlarını verdiler.

Bizlerin de yürekleri ve beyinleri yanıyor, sözün bittiği mi, başladığı yerde miyiz, bilemiyorum…”

*-  ZORUNLU SU KESİNTİSİ BAŞLIYOR

İzmir Büyükşehir Belediyesi kuraklık ve artan su tüketimi nedeniyle Çeşme’de su kesintisine başlayacağını duyurdu.

25 Temmuz’dan itibaren her gece 23.00-06.00 saatleri arasında ilçenin tamamında periyodik kesinti uygulanacak.

İZSU Genel Müdürlüğü ise vatandaşları su tasarrufuna davet etti.

İzmir’in turizm ilçesi Çeşme’de, su kaynaklarında yaşanan ciddi azalma nedeniyle İZSU zorunlu su kesintisi uygulamasını hayata geçiriyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi yaşanan kuraklık, azalan yağışlar ve yaz sezonuyla birlikte artan nüfusun etkisiyle, ilçedeki su ihtiyacının mevcut kaynaklarla karşılanmasında kritik bir noktaya gelindiğini duyurdu.

Bu kapsamda İZSU tarafından alınan kararla, 25 Temmuz 2025 Cuma günü saat 23.00 ile 26 Temmuz Cumartesi günü saat 06.00 arasında olmak üzere, Çeşme genelinde 7 saatlik zorunlu su kesintisi uygulanacak.

Açıklamada, bu uygulamanın sonraki günlerde de aynı saat aralıklarında periyodik olarak sürdürüleceği belirtildi.

*- %5’İN ALTINA GERİLEDİ

İlçenin ana su kaynaklarından biri olan Alaçatı Kutlu Aktaş Barajı’nda su rezervi %5’in altına geriledi.

Artan su tüketimi, iklim değişikliğinin etkilerinin yanı sıra özellikle yaz aylarında su ihtiyacı pik seviyelere ulaştı.

İZSU Genel Müdürlüğü yetkilileri, bu sürecin hem mevcut su kaynaklarının korunması hem de altyapının dengelenmesi açısından kaçınılmaz olduğunu vurgularken, vatandaşlara su tasarrufu konusunda azami duyarlılık çağrısında bulundu.

Yetkililer, “Su artık daha kıymetli. Çeşme’de yaşayan tüm vatandaşlarımızdan bu geçici sürece destek vermelerini ve günlük yaşamlarında tasarruflu kullanım alışkanlıklarını benimsemelerini önemle rica ediyoruz. Suyumuzu birlikte koruyacağız” dedi.

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...