'ÇAKARLI ' SAHTEKARA 138 BİN LİRA CEZA !
Köşe Yazısı

'ÇAKARLI ' SAHTEKARA 138 BİN LİRA CEZA !

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
16 Feb 2025 12 dk okuma 131

*- BİR GÜNDE UNUTULAN İşte beni memnun eden bir haber; Karadeniz’de, Ordu’nun Aybastı yolunda, ‘çakarla’ seyahat eden araca, trafik denetimi yapan jandarma ekipleri tarafından 138 bin lira ceza kesildi. Ordu İl Jandarma Komutanlığına bağlı, Trafik Jandarması Timleri, 08 Şubat 2025 tarihinde Gölköy-Aybastı il yolu üzerinde gerçekleştirdikleri trafik denetimi esnasında mevzuata aykırı çakar lamba ve ses yayın cihazı bulunan Ordu plakalı aracı tespit etti. 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanu

*- SICAK ÖRNEK

Bir iki satırla yazmadan geçemeyeceğim.

‘Kent Konseyleri’ statüsünün mutlak değişmesi gerektiğini, çünkü, genelde kentle yürekten hiçbir ilişkisi olmayan, sıradan, gelip geçici kişilerin çoğunluğunu aldığı bir kuruluş olduğunu hep yazıyor ve savunuyorum.

Hatta kent konseylerinin her bakımdan belediye başkanlarına tabi olduklarını, başka türlü davranıp, karşı görüşte, hatta halkın menfaatine acil programlara bir noktada kapalı olduklarını örnekleriyle anlatmaya çalışıyorum.

Gazeteci Serdar Öztürk, Kent Konseyi başkan adaylarından birinin ve yine bir Büyükşehir Belediyesi iştirakinin adını anarak sosyal medya hesabı üzerinden bir soru yöneltmiş.

Soruyu bilmiyorum.

Ama, resmi açıklamadan bildiğim ve öğrendiğim şu:

Kent Konseyi Başkan adayı (Ö.T) 15 kadar muhtar temsilcisi ile Nefes Restoran’da bir araya geldiği, toplantının adayın, kişisel daveti ile gerçekleştiği, misafirlerin ağırlanmasına ilişkin masrafların yine ev sahibi konumundaki (Ö.T) tarafından ödendiği…

Bu zamanda bir garibanın yemek ücretini ödemek için bile insanlar zorlanırken, dışarıda yemek yememek için sefertası kullanılırken, 15 muhtara ziyafet çekmek, karşılığında oy beklemek herhalde bir beklentinin sonucu olmalıdır.

Beklenti belli, başkan olmak…

Her türlü imkânı kullanmak, belki de ileride önemli siyasi girişimlere kapı aralamak…

Diyorum;

Bu böyle olmaz…

‘Delege sistemi’ gibi yanlış ve hatalı yollar artık gerilerde kalmalıdır.

Seçilenler de seçenler de kentin yerlisinden olmalıdır.

Şans eseri, o kentte bulunan memurlardan, görevlilerden değil…

Bu yazımda gördüğünüz gibi, birçok kez makalelerimde sözünü ettiğim kenti ve isimleri yani görevlilerin yerlerini belli etmiyorum.

Nedeni basit, isimlerin sıfatları, görevleri ve şehirler önemli değil.

Aynı sorun hemen her kentte var.

Her belediye ve her kurumda…

Siz boş yerlere kendi şehrinizin adını koyun, görüşün değişmediğini hemen anlayacaksınız.

*- ON GÖZLÜ KÖPRÜ

Kutsal Kitaba göre Cennet Bahçesini sulayan dört nehirden ikisi Anadolu’da, biri Fırat, diğeri Dicle.

Dicle, Diyarbakır’dan geçiyor.

On Gözlü Köprü, Diyarbakır bölgesinin volkanik bazalt taşından yapılmış. Dicle’nin iki yakasını yüzyıllardan beri bir araya getiren en güzel köprülerden biri.

Tarihi 11. yüzyıla gidiyor.

Kente 3 km uzaklıkta.

Bazen coşar, bazen durgun.

Dicle Köprüsü olarak da biliniyor.

Adından da anlaşılacağı gibi, on gözü var.

Toplam uzunluğu 178 metre, genişliği 5.60 metre.

En büyük kemer açıklığı 14.70 metre.

Oldukça büyük bir köprü…

Acaba şimdiki köprüler bu kadar süre dayanır mı?

Fotoğrafını gördüğüm ve paylaştığım bir Polanya köyünden de söz edeyim.

İster bu köyün, ilginç yol fotoğraflarını, isterseniz ‘On gözlü köprünün’ fotoğraflarını internet aracılığıyla bulabilirsiniz.

*- OVANIN ORTASINDAKİ YOLU PAYLAŞANLAR


Polonya'nın göbeğinde, Krakow'a birkaç kilometre uzaklıkta, kırsal bir tablodan çıkmış gibi görünen bir köy var: Suloszuwa.

Burada, yaklaşık 6.000 nüfusunun tamamı tek bir ana yol boyunca yaşıyor, bu da, bu bölgeyi eşsiz ve büyüleyici kılan önemli bir detay oluyor.

Yukarıdan bakıldığında, köy olağanüstü bir manzara sunuyor:

Tek bir ipe dizilmiş, parklar gibi düzenli evlerle çevrili uzun, mükemmel doğrusal bir merkez arter.

Bu güzelliğin bir başkasını da size Türkiye’den, Aydın’dan sunacağım…

Bir zamanlar çok yazılır, anlatılır, görüntülenirdi…

Şimdi arada tarihin tozlu sayfasından çıkaranlar oluyor.

‘Paris’in aynısı’ diyenler de var, havadan çekilmiş iki şehrin görüntüleri yan yana paylaşılınca, siz de ‘Gerçekten’ demekten geri kalmazsınız.

Atça’dan söz ediyorum:

İstiklal Savaşımızın ünlü kahramanlarından ‘Kel Mehmet’in memleketinden.

Yeri gelmişken söyleyeyim;

Aydın- Nazilli- Denizli karayolu üzerindeki Atça’da yemek molası verirseniz, ‘Atçalı Kel Mehmet’in anıtını da görebilirsiniz.

*- ZAMANIMIZIN PARİS’İ…

Aydın ilinin Sultanhisar ilçesine bağlı Atça kasabası çoğu kez kent biçimi itibariyle İtalya’nın Ortaçağ komün kenti Palmanova’ya benzetilmiş.

Pek bilinmese de Türkiye’nin şekilci bir kent planına sahip ilk ve tek yerleşimidir Atça, Cumhuriyetin ilanından sonra hazırlanmış ve uygulanmış şekilci bir imar planına sahip olması ve bu planın aynı zamanda bir peyzaj düzenlemesi içermesi sebebiyle de kent planlaması geçmişimizde tarihi bir öneme sahip bir yerleşmedir.

Atça’da kent merkezindeki parktan ışınsal olarak uzanan 8 ana aks, merkezdeki parkı odak noktası haline getirmekte.

Atça’nın ilk olduğu diğer bir özellik de aynı zamanda bu 8 ana aks üzerinde bitkilendirme yapılmış olmasıdır.

Bir anlamda Türkiye’nin peyzaj planlaması yapılmış olan ilk yerleşmesidir.

Izgara sistem olarak planlanan sokak yapısı ve yapı adaları sebebiyle tam olarak radyal bir kentten bahsedemesek de, nihayetinde Atça Türkiye’nin bu derece şekilci bir kent biçimine sahip ilk ve tek yerleşmesidir.

Az önce belirttiğim gibi, son zamanlarda Atça yerleşkesi, aynen Paris gibidir.

*- HİNDİSTAN’DAN BU YANA…

Yüzyıllar önce Hindistan'da kendilerine ‘Roman’ diyen bir kabile yaşardı.

Romanca (Romani) konuşurlardı…

Şeflerinin küçük bir oğlu vardı.

Adı Çen...

Yörenin kralının bir gün bir kızı oldu.

Kahinler, ülkenin bir gün istilaya uğrayacağını ve gelenlerin kralın kızını öldüreceğini söylediler.

Kral, kızını kurtarmak için bir çare buldu; ‘Gan’ adını verdiği küçük kızı, Roman şefine emanet etti.

‘Bunu kendi kızın ilan et, öyle büyüt.. Senin değil, kralın kızı olduğunu, sadece sen, karın ve ben bileceğiz dünyada, başka kimse bilmeyecek!’ diye yemin ettirdi…

‘Çen’ ve ‘Gan’ birlikte büyüdüler.

*- SANKİ İÇİNE DOĞDU

‘Çen’ evlenme yaşına geldi, ama kendisine gösterilen dünya güzeli kızların hiçbirini beğenmedi.

Garip bir hisle, kız kardeşi bildiği Gan'a yakın hissetti hep kendini…

Oğlunun sararıp solduğunu gören annesi, işin iç yüzünü anlayınca, yeminini bozdu ve Çen'e, “Gan'la evlenebilirsin, çünkü o senin kardeşin değil’ dedi.

*- HALK İKİYE BÖLÜNDÜ

Çen, Gan'la evlenince, Romanlar ikiye bölündü.

Bu sırada kahinlerin dediği de olmuş, Makedonyalı İskender'in orduları Hindistan'ı istila etmişlerdi.

Romanların Çen ve Gan'ı destekleyenleri, onların peşine takılıp ülkeyi terk ettiler.

Kendilerine de ‘Çengan’ dediler.

Kahinler, istiladan sorumlu tuttukları Çenganları lanetlediler.

‘Ayni yerde iki gece üst üste uyuyamayın.

Aynı kuyunun suyunu iki defa içemeyin.

Aynı nehri iki defa geçemeyin’ dediler.

*- ÖNCE MISIR

Göçebe Çenganlar önce Mısır'a yerleşti.

Orayı da Araplar istila edince bu defa Ermenistan'a göçtüler ve "Biz Mısır'dan geldik" dediler..

Mısır ‘Egypt’ diye bilinirdi, ‘Ecip’ diye okunur.

Bu yüzden gelenlere ‘Mısırlı’ anlamına gelen, ‘Cipsi/ Gypsy’ dedi

Orada da rahat edemediler ve sonunda Osmanlı İmparatorluğu'na taşındılar ve Osmanlılarla birlikte Rumeli'ye, en başta da Macaristan'a dağıldılar.

Sonra Avrupa'nın tümüne yayıldılar.

İspanya'da efsane oldular.

Çengan adı ‘Çingen, Çingene, Çigan, Zigan’ diye kullanılır oldu.

Bu bilgiyi ilk kez, ‘Medeniyetler Tarihi’nden okudum.

Mantıklı gelen isimler…

Ama sadece bir hikâye…

*- ÜZÜLMEYİN, AŞKINIZ BİTMEDİ

İnsanlık tarihi kadar eski bir duygu olan aşkı anlamak çok karmaşık görünse de aslında aşk, beyindeki hormon fırtınasından ibaret.

İlişkilerde bir süre sonra aşkın bittiği söylense de bilim, aşkın bitmediğini sadece hormonların değiştiğini savunuyor.

Aşkın başlangıçta dopamin, serotonin gibi hormonlar sayesinde tutkulu ve heyecanlı bir duygu yarattığını belirten Dr.Melek Karaçam, zamanla oksitosin ve endorfinlerle daha sakin, güvenli ve bağlı bir şekle dönüştüğünü söyledi.

Aşkın evrimsel olarak hayatta kalma, üreme ve sosyal bağlanmayı desteklemek için geliştiğini belirten Nöroloji Uzmanı Dr.Melek Karaçam, ‘Aşk, üç temel aşamadan oluşan bir süreçtir: arzu, çekim ve bağlılık. Bu aşamalarda farklı kimyasallar yani hormonlar devreye girer ve biyolojik etkiler yaratır’ dedi.

Aşkın ilk aşamada cinsel çekim ve fiziksel olarak yakın olma hissi yarattığını dile getiren Karaçam, şunları söyledi:

‘Kişi aşık olduğunda ilk aşamada testosteron ve östrojen hormonları ön plandadır.

İkinci aşaması ise ‘tutkulu aşk ve bağımlılık’tır.

Dopamin, norepinefrin ve serotonin seviyeleri yükselir.

Kişinin aşık olduğu kişiye karşı yoğun bir bağımlılık ve odaklanma hissi yaşadığı aşamadır.

Son aşamasında ise bağlılık, yani uzun süreli aşk ve sadakat duyguları baskındır.

Oksitosin ve vazopressin hormonları devreye girer.

Uzun süreli ilişkilerde güven, sadakat ve bağlılık hislerini pekiştirir.”

*- KOZMİK ENERJİNİN SAĞLIĞA ETKİSİ

Geçenlerde, ‘İş ve Ruh Dengesine Yeni Bir Yolculuk’ webinarı düzenlendi.

Sunumda kozmik enerjinin tarihi, faydaları, nasıl kullanıldığı ve çakraların işlevi anlatıldı.

Kozmik enerjinin sağlık sorunlarının çözümüne katkı sağladığı belirtildi.

Kozmik Enerji’nin 1983 yılında Rus Tıp Doktoru Vladimir Alexandroviç Petrov tarafından kurulmuş bir bilim olduğunu söyleyen konuşmacılar,

‘Kozmik Enerji, evrende var olan enerjinin, ruh, beden ve zihin üzerinde çalıştığı çok güçlü bir bütünsel şifa yöntemidir’ dediler.

Bu bilimin temel amacının danışanın bütünsel olarak negatif enerjiden temizlenmesi olduğunu söyleyenler, ‘Bu arındırma sonrası enerji dengesinin sağlanması temel hedeftir. Kozmik Enerji bütünsel şifa için 69 adet frekans ile çalışır’ diyorlar.

Kozmik Enerjinin hangi alanlarda yardımcı olabileceğini şöyle dile getirdiler:

‘Kozmik Enerji, 7 nesil atalarımızdan gelen tüm karmik blokajları temizler. Öte yandan kronik rahatsızlıkların çözümlenmesi, korku ve fobilerin giderilmesi, sağlık problemlerinin doktor tedavisinin yanında desteklenmesi, depresyonun giderilmesi, aile içi uyumun sağlanması ve pozitif insanları hayatınıza çekmek olarak sıralayabiliriz.’

*- BİZE DEĞİL, ÇOK PARASI OLANLARA

İddiaya göre; Fiziki hastalıkların tedavisinde kozmik enerji frekanslarının katkı sunduğunu, aynı zamanda panik atak gibi psikolojik sıkıntılarda da kullanılabileceğini dile getirenler, ‘Grip, kas ve bağışıklık sistemi, kan sisteminin tedavisi, mide sorunlarının tedavisi, romatizma, fıtık, sırt ağrısı, şeker, tansiyon,tiroit problemleri,alerji ve öfke sorunlarında olumlu katkı sunabiliyoruz’ diyorlar.

Bu ne demektir.

‘Biz parası olanlarla iş yaparız, onları rahatlatır, işlerine odaklanmalarını sağlarız!’

Yani sıradan vatandaşlar olan bizleri pek ilgilendiren bir konu değil.

Ama okuyucularımın bilgisi olsun diye isim vermeden paylaştım.

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...