BÜLBÜL HANIM 'ÇİLE BÜLBÜLÜM' Ü ANLATTI
*- BÜLBÜL HANIM! Türk devletlerinde olduğu gibi bazı Müslüman ülkelerinde de, bazı kişiler adlarından çok ‘sıfatları’ ile tanınır. Bu sıfatlar ya aileden, daha doğrusu atalarından bu yana kendileriyle birlikte gelmiştir, ya da halk takar, bir özelliğinden dolayı.
Bugün size Bağdat’ta bir Türk’ün hangi sıfatla tanındığını ağzından
nakledeceğim.
Dünya Güzeli Emel Sayın’ın Bağdat’ta lakabı Bülbül Hanım’dır…
Anılarında anlattı, kendisine Bağdat’ta neden ‘Bülbül Hanım’ sıfatının
takıldığını…
Emel Sayın sevenlerine ve okuyucularıma ağzından nakledeyim:
Emel Sayın anlatıyor:
“Genç yaşlarda imtihanı kazandım ve Ankara radyosunda göreve başladım.
Her işyerinde olduğu gibi beni destekleyenler, yardımcı olanlar da
vardı, ama ne denir, nasıl anlatılır bilmem!
Herkese saygılı davranıyordum ama bazı büyüklerim benden hoşlanmıyordu.
Belirttiğim gibi genç ve tecrübesiz idim!
Çok kıymetli bir müzik adamı Ruşen Kan hocamız zaman zaman bize koro
halinde dersler veriyor, çalışmalar yaptırıyordu.
Birgün bütün sanatçılarla birlikte stüdyodayız, dedi ki; ‘Bir seyahat
olacak, konserler vereceğiz. Resmi bir davete gideceğiz; Bağdat’a
gideceğiz, Bangladeş’e gideceğiz…Buralarda konserlerimiz olacak. Ama
klasik ve çok özel bir repertuvar hazırlayacağız.”
Ne kadar güzel!
Herkes gidemiyor tabii…
Listeye baktım, kendi ismimi de gördüm. Havalara uçuyorum.
*- KISKANÇLIK
Bunu onaylamayan sanatçı ablam itiraz etmiş!
Hocaya gitmiş, ‘Bunun ne işi var?’ demiş.
‘Repertuvar klasik!’ demiş…
Hocam bana bir liste verdi, klasik Türk eserlerinin olduğu bir
listeyi. ‘Bunlardan hangilerini biliyorsan işaretle’ dedi. En azından
50 eser var ama çok şükür Sami Tüker hocamla, Münir Nurettin Selçuk
hocamla, diğer hocalarımla aldığım eğitimler vardı.
Hepsini değil ama 15- 20 eser seçtim.
Sonuçta hocam, ‘geliyorsun’ dedi ve önce Bağdat’a gittik.
İlk konserimiz salon tıklım tıklım dolu.
Konser çok iyi gidiyor, çok alkışlar alıyoruz.
Bu arada salondan bir bey kalktı gitti Ruşen Kan hocama bir şeyler söyledi.
Hangi lisanla söyledi bilmiyorum, belki İngilizce, belki yarım yamalak
Türkçe ile bir şeyler söyledi.
Hoca şöyle bir bana baktı, gülümsedi.
‘Bir şarkı söyler misin?’ diye sordu, ‘Senden bir şarkı istiyorlar!’
Çok heyecanlandım…
Ablalarım, çok değerli sanatçılar varken, benden bir şarkı isteniyordu.
‘Söylerim!’ dedim, ‘Ne söyleyeceksin?’ diye sordu…
Yeni öğrendiğim ve çok sevdiğim bir şarkıyı, ‘Çile Bülbülüm’ ü
söyleyeyim mi hocam?’ diye söyledim.
‘Tamam söyle!’ dedi.
‘Allah!’ dedim çekine çekine…
Onlara seyircilere de ‘Allah’ dedirttim…
Ne çok alkış aldım…
İstediler, bir daha söyledim.
*- LAKABINI KOYDULAR
Hocam çok memnun ama adını söylemeyeceğim ablama bakamıyorum!
Ne durumdaydı, bilemiyorum!
Sonra ikinci, üçüncü konserlerimiz oldu…
Herhalde aynı seyirciler de vardı…
Benim ismim ne oldu dersiniz Bağdat’da, ‘Bülbül Hanım!’
Bana ‘Bülbül Hanım’ demeye başladılar, halkın arasında bu yayıldı.
Hangi şehre gitsek, ‘Bülbül Hanım’ diyerek bu şarkıyı istiyorlardı…”
Sevgili okuyucularım;
‘Bülbül Hanım’ Emel Sayın’ı dinlerken, bir de şunu öğrenmiş olduk,
sizi de mutlaka bir şekilde sevenler olduğu gibi, sevmeyenler,
kıskananlar çıkabilir.
Bunlar size kötülük yapmak isterken, kendi tuzaklarına, çukurlara
mutlaka bir şekilde düşerler.
Başarıyı kıskananlar mutlaka vardır.
Başarı adım adım mutlaka gelir önemli olan işimize ciddi bir şekilde sarılmamız.
*- YALNIZ KALMAK!
Bazı insanlar neden kalabalıklar içinde bile yalnız kalır?
Çünkü herkes gibi davranmazlar.
Birilerine yaranmak için çizgilerini değiştirmez, menfaat uğruna
samimiyet göstermez, doğru bildiğinden vazgeçmez ve kişiliğini
karşısındaki insana göre şekillendirmez.
Kaliteli insan olmak; herkes tarafından sevilmek değil, karakterini
koruyabilmektir. Bazen doğruyu seçmek, yanlış insanlardan uzaklaşmayı
ve yalnız kalmayı gerektirebilir.
Unutma: Herkesin seni sevmesi mümkün değildir.
Önemli olan, insanların alkışını kazanmak değil; karakterini,
doğruluğunu ve güzel ahlakını kaybetmemektir.
Bazen yalnızlık bir eksiklik değil, yanlış insanlardan korunmanın bir
vesilesidir.
Sen de “Kalabalıkta kaybolmaktansa doğru insanlarla az ama öz olmayı
tercih ederim.” Diyebilmelisin.
*- MODA DÜNYASINDAN
Bilim insanımız Canan Dağdeviren’in yurt dışındaki başarılarını takip
etmeye çalışıyorum,
Şimdi yine yurddışından söz edeceğim, yine Canan Dağdeviren’in
ağzından bir başarıyı duyuracağım ama bu diğer Canan Dağdeviren…
Şimdi dağları değil ama podyumları deviren Canan’ımızı ve belirttiğim
başarıyı paylaşayım:
“New York Moda Haftası’nın podyumunda yürürken, omuzlarımda yalnızca
bir kıyafeti değil; kadınların yüzyıllara uzanan hafızasını, emeğini,
direnişini ve cesaretini taşıdım.
New York Borsası’nın ikonik işlem salonunda gerçekleşecek Rise’ın
“What Were You Wearing? Ne Giyiyordun?” defilesinde yer almaktan
büyük onur duyuyorum.
Astronot, Rise’ın kurucusu ve Nobel Barış Ödülü adayı Amanda Nguyen’in
öncülüğündeki bu etkinlik, cinsel şiddet mağdurlarını ve onların
destekçilerini bir araya getirerek mağduru suçlayan anlayışa karşı
çıkıyor ve çok temel bir gerçeği vurguluyor:
Bir insanın üzerindeki kıyafet asla rıza anlamına gelmez.
*- MOR CEPKEN
Bu tarihi gece için tasarımcı, küratör ve araştırmacı, MüzeShop’ın
kurucusu İkbal Gülin Şenyuva Aktuğ, benim için çağdaş bir Mor Cepken-
“The Purple Guard”- tasarladı.
Yörük ve Türkmen geleneğinde anneler, kızlarının çeyiz sandığına, hiç
ihtiyaç duymamaları dileğiyle mor bir cepken koyardı.
Bir kadın evliliğinde şiddete veya ağır bir haksızlığa uğrarsa, mor
cepkenini giyerek köy meydanına çıkardı.
Tek kelime söylemeden yaşadıklarını görünür kılar; toplum da onun
korunmaya ihtiyacı olduğunu anlardı.
*- KADIN HİKAYELERİ
Bu çağdaş Mor Cepken, yaklaşık üç yüzyıla yayılan kumaşları ve kadın
hikâyelerini bir araya getiriyor:
Hatay’dan mor ham ipek; Denizli’den el dokuması pembe ipek peştemal;
gümüş klaptan işlemeli 19. yüzyıl başlarına ait Hereke ipeği; antika
altın ve gümüş iplikler; ipek şifon; geleneksel iğne ve firkete
oyaları; suzani işlemeler ve ben yürürken hareket ederek ses çıkaran
antika madalyonlar…
Bu eser; İkbal Gülin Şenyuva Aktuğ, Fatma Deniz, Ayşegül Orhan, Emel
Duman, Azime Yüksel ve Güler Boran’ın ellerinde hayat buldu. Bu gece
onların emeği, hafızası ve sesi de benimle sınırları aştı.
Suçlanmak yerine inanılmayı hak eden her kadın ve hiçbir kadının mor
cepkenine ihtiyaç duymayacağı bir gelecek için yürüyorum.
“Mor Cepken, gerektiğinde kadının sessiz sözüne dönüşür.”
*-
Yorumlar yükleniyor...