BU ÜLKEYİ KADINLAR KURTARACAK
Köşe Yazısı

BU ÜLKEYİ KADINLAR KURTARACAK

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
19 Jul 2025 14 dk okuma 204

*- KADINLAR KURTARACAK! Deniz Akbıyık avukat! Hukuk Bürosu var, aynı zamanda milli sporcumuz. Uluslararası menejerlik lisansı da var. Söylediği şu: ‘Bu ülkeyi kadınlar kurtaracak!’ Mesleği, daha doğrusu işleri nedeniyle sık seyahat edenlerden olan Deniz Hanım şimdi de bir şikayetini dile getirdi. Hem de sık sık ‘Dünya lideriyiz!’ gibi yönetimi tarafından iddialı laf edilen İstanbul Havalimanı için… Belki yönetim kadrosunun dikkatini çekip, gereken kolaylıkları sağlamaları için ben de

*- SPOR YAPTIRIYORLAR

“İstanbul havalimanı bir saçmalıktan ibaret.

Böyle bir rezalet olmaz.

Bu kadar büyük havalimanı da olmaz.

Uçak 12:35'te indi, tam 20 dakika taksi yaptı uçak, 20dakika!

15dk. da bagaj alım kısmına yürüdüm.

15 dk. yaklaşık 1km yürüme demek.

1km bagaj alınacak yere yürünmez.

Bagajı alıp HAVAŞ’a ulaşmak ekstra 25dk.

Dünyanın hiçbir yerinde bir havalimanından çıkabilmek için 1saat uğraş vermezsiniz.

Uçak kullanmanın 1 numaralı sebebi zaten hızlı olması, avm gibi havalimanı görüp alışveriş yapmak değil.

İnsanların resmen zamanını çalan saçma sapan bir iş…”

Bu güne değin, ben dahil bu havalimanımız için çok şikayetler dile getirildi.

Kimisi siyasi, kimisi ticari…

Ama böylesine ilk kez rastlıyorum.

Belki benim bilmediğim noktalar vardır, bunlar da yetkililer, yani havaalanı yönetimi tarafından arada açıklanıp bilgilendirilirse yolculara büyük hizmet sağlanmış olur.

*- TUZLARI KURU

Vatandaşa en büyük sıkıntının hukukçu siyasiler tarafından yüklendiğine inanıyorum.

Gençler, yeni mezunlar hariç, siz hiç tuzu kuru olmayan avukat gördünüz mü?

Allah sanki bunlara özel yaratmış…

Her yasa kendilerinden yana…

Bir avukatın kapısından adımı attığınız an, yandınız demektir.

Danışmadan tutun da, kazandığınız ve kaybettiğiniz herhangi bir davaya kadar, hep kârlı çıkanlar avukatlardır.

Yasaları onlara değil, sıradan vatandaşlara yaptırmak lazım.

Olur mu olur?

Vatandaşlar istediklerini, sorunlarını yazarlar, bunlar yine sıradan mürekkep yalayan biri tarafından katip gibi çalakalem ele alınır.

Daha sonra hukuk fakültesi son sınıf ya da stajyer avukatların da içinde bulunduğu, elinde ‘hukuk terimlerinin’ olduğu kitapla, editörler eski ismiyle musahhihler olayı netleştirirler.

Biraz okuma yazması olan için hiç zor değil.

Daha kapsamlı olması isteniyorsa iyi yabancı dil bilenler de komisyona alınarak, uluslararası yasaların tercümesini yaparak, destek sağlanmış olur.

Yazdıklarımdan yasanın çıkmasının uzun olduğunu düşünebilirsiniz ama hiç de öyle değil.

Şimdi size az önce şikayetini bildirin Av. Deniz Akbıyık’ın bu kez mesleği ile ilgili şikayetini paylaşacağım.

Şu satırı, ‘avukatlar zaten köşeyi döndü’, satırını dikkatinize sunuyorum:

Acaba maliye bir ara doktorları ele almıştı, şimdi avukatları da ele alsalar hiç fena olmaz.

Hani bir zamanlar ‘Nereden buldun?’ gibi bir yasa vardı ya, onun gibi, araştırılsın bakın 20 yıl ve sonrasında neler neler sahibi olmuşlar…

Her dosyada, nasıl kapısını çalanlarla ortak oldukları anlatılsın…

Yanıldığım noktalar varsa bunlar da belirtilsin…

Şunu da söyleyeyim.

Her şey yasalara uygun!

*- İŞİNE GELEN ve GELMEYEN

Av. Akbıyık, 2025 yılı ‘Avukat Baro Aidat’ cetvelini paylaşarak şöyle diyor;

“Niye her işin sonu bize giriyor?

En çok aidatı ödüyoruz, 7 senelik avukatım, ben 5 yılı doldurduğumda 5 yıl kuralı geldi, 20+ avukatlar zaten köşeyi döndü, bizle ne alıp veremediğiniz var bizim nesil bu ülkenin kahrını çekmeye mi doğdu?

Biliyorsunuz, daha önce de avukatların ‘bilirkişi ücret şikayetlerini’ dile getirmiştim.

Şunu da belirteyim:

‘İnsanlarda mücadeleci kişiliği olmalıdır.

Böylece nice olumsuzlukların üstesinden gelinir.

Mücadele azmi ve kararlığı aslında herkesin yapısında vardır.

Ama bazıları bunu ortaya çıkarır, bazıları da sümen altı gibi çıkaramaz.

Sıkıntıları, sorunları, problemleri ne derseniz deyin, neyle karşılaşırsanız

karşılaşın pes etmedikten sonra zafer sizindir.

Şimdi küçük bir örnek vereceğim:

*- İSTEKLERİNE KAVUŞTULAR

Bergamalı siyasetçi, eski bakan ve parti başkanı Rifat Serdaroğlu, partili ekonomist- gazeteci Meriç Köyatası ile İzmir’e dönerken, havaalanının VİP  salonundaki televizyon kanalını değiştirmek istediler.

Ama kumanda yoktu.

Bir yetkiliye sordular, ‘Bunu seyredeceksiniz!’ demesin mi?

Anlamışsınızdır, İzmirli ikilinin Efelik damarları kabarır, yine düşündüğünüz gibi olur, orada kıyameti koparırlar.

Sırayla birkaç yetkilinin dışında müdür gelir.

‘Yok canım öyle bir şey olur mu?’ der ve yanlışlıkla odasına götürdüğü kumandayı getirir.

Rifat Serdaroğlu ile Meriç Köyatası, istenilen değil, istedikleri kanalı açıp, uçak saati gelinceye kadar seyrederler…

Daha sonra da ‘İyi mi yaptık?’ diye çevrelerindekileri sorarlar….

*- KOLTUK SEVDASI

Ahmet Delikçi, ‘gözünü toprak doyursun!’ diyerek şu haberi paylaşmış;

‘Dünyanın en yaşlı devlet başkanı olan Kamerun Cumhurbaşkanı Paul Biya, 92 yaşında olmasına rağmen Ekim ayında yapılacak seçimlerde yeniden aday olacağını açıkladı.

43 yıldır iktidarda olan Biya bir dönem daha görev yapmak istiyor.

Biya Ahmet adaylık kararını, ‘Karşı karşıya olduğumuz zorlukların aciliyetiyle hizmet etme kararlılığım eş düzeydedir, içiniz rahat olsun"’ diyerek duyurdu.

*- BİZ BİZE YETERİZ  AMA…

İbrahim Irmak’la birbirimize ‘Tertip!’ diye sesleniriz.

Ama yıllardır bir arada çalışmak nasip olmadı.

Şimdi ‘Kütüphaneler kurmak’la ilgileniyor, rahmetli evladının adına.

İbrahim Irmak bir de gazete çıkarıyor, idealist olarak ve  ‘Enerjide ve gıdada biz bize yeteriz’ tezini savunuyor.

“Enerjide fırsatları kaçırıyor, doğayı göz göre göre tüketiyoruz. Görmeyenlere duymayanlara buyrun tane tane anlatayım...” diyen ‘Tertip İbrahim’i dinleyelim:

“Dünya temiz enerji devrimini çatılardan başlatıyor.

Güney Kore artık her binanın çatısına güneş paneli zorunluluğu getirdi. Her apartman bir mini enerji santrali oluyor.

Temiz enerji artık uzak santrallerde değil, doğrudan tepemizde üretiliyor.

*- BİTMEDİ DEVAM

Peki Çin?

Sincan’daki 200.000 dönümlük çölde 5 GW kapasiteli dünyanın en büyük güneş enerjisi çiftliğini kurdu. Bu çiftlik her yıl 6 milyar kilovat saat elektrik üretiyor.

Bitmedi…

Kubuqi Çölü’ne 400 kilometrelik ‘Güneş Seddi’ inşa ediyor Çin. Güneş panellerinden oluşan bir seddi andıracak genişliği beş kilometreyi bulacak bu duvar 2030’da tamamlandığında kapasitesi 100 GW olacak.

Yani yalnızca Pekin’i değil, çevresini de enerjide bağımsız hale getirecek.

Üstelik yılda 31 milyon ton karbon salımını da önleyecek.

Yunanistan bile geri kalmadı:

Kozani’de kurulan çift yüzeyli ‘bifacial’ panelli güneş çiftliği yılda 350 GWh enerji üretiyor, 75 bin haneyi besliyor.

Peki biz?

Ben 25 yıldır ‘Yenilenebilir Enerji Kaynaklarını’ yazıyorum. Konferanslarda, toplantılarda Türkiye’nin potansiyelini tane tane anlatıyorum.

Anlatıyorum ama ya kulak duymuyor ya göz görmüyor ya da rant daha cazip geliyor…”

*- ESNAF SÖYLÜYOR

Manisa Salihli’de Divan Odun köfteci Sahibi Erdoğan Dinç’in sözüne kulak verelim.

‘20 yıl önce Karpuzu sever yerdik.

Ben de karpuz yediğimi hatırlıyorum.

Şu an Karpuz yerine Cola içiyorlar.

Cola içmeyelim. karpuz yiyelim.

Misafirlere karpuz ve kavun götürelim.

Her gün karpuz ve kavun alıyorum.

Afiyete yiyorum.

Çiftçilere destek verelim.”

*- ÖDEVİMİZ OLMALI

Ben Sahir Dayıgil’in az önceki paylaşımından aldım.

Yazıyı kaleme alan, bize ve Tüm Türklere öğüt veren ise Erdal Atıcı…

Erdal Atıcı’nın yazdığı ve paylaştığı aşağıdaki yazıyı ‘keyifle, mutlulukla, görev bilinci’ ile okudum ve aynen paylaşıyorum.

“Yıllardır, Ankara -Muğla Karayolu üstünde ‘Albay Reşat Çiğiltepe Şehitliği’ yazısını görür ziyaret edemediğim için üzülürdüm.

Bu kez ‘’mutlaka uğramam gerek diye koşulladım kendimi.

Afyon'dan geçtikten sonra, yoldan çıkıp tırmanmaya başladım.

Daracık taş bir yoldan sürekli tepeye doğru yaklaşık 17 kilometre tırmandım.

1800 metre civarında bir yükseklikte Çiğiltepe...

*- İLERİDE KOCATEPE

Dağın zirvesine tırmanınca her taraf ayaklarınızın altında kalıyor...

Bu tepeye Yunanlar mevzilenmiş, tam karşıda yaklaşık kuş uçumu 20 kilometre ötede Kocatepe görünüyor...

Oraya da Türkler...

26 Ağustos 1922, sabaha karşı Mustafa Kemal Paşa Büyük Taarruz emrini veriyor...

Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir.

***

BÜYÜK Taarruzdan bir gün sonra ÇIĞILTEPE'de...

Albay Reşat Bey de saldırıya geçiyor.

KİM BU ALBAY REŞAT?

Edebiyatçı Ziya Paşanın oğludur.

Trablus'ta, Balkan Savaşlarında, Çanakkale'de savaşmış, sonra Mustafa Kemal Paşayla birlikte Bitlis ve Muş'un kurtuluşunda önemli rol oynamıştır.

Aralık 1919'da Milli Mücadeleye katılmak için Ankara'ya gelmiştir.

İnönü ve Sakarya Savaşlarına katılmış ve olağanüstü başarı göstermiştir. Reşat Bey'e BÜYÜK TAARRUZDA 57.TÜMEN KUMANDANLIĞI VERİLMİŞ, 27 Ağustosta bizzat MUSTAFA KEMAL tarafından, savaşın ve ulusun kaderini değiştirecek öneme sahip ÇİĞİLTEPE'nin alınması istenmiştir.

*- İŞTE GERÇEK KAHRAMAN

Fakat bu tepenin önemini bilen Yunan orduları başkomutanı TRİSKOPİS en güçlü birliklerini buraya göndermiştir.

27 AĞUSTOS 1922, saat 10.00da 57.TÜMEN bu tepeyi kuşatmıştır.

Mustafa Kemal Paşa telefonda:

‘REŞAT BEY, BU TEPEYİ NE ZAMAN ALACAKSINIZ?’

-  KOMUTANIM YARIM SAAT SONRA ALACAĞIZ!..

‘BAŞARILAR DİLİYORUM.’

SAAT: 10.45

MUSTAFA KEMAL;

‘Düşmanın hala direndiğini görüyorum. Gözümüz o tepede, çok önemli.’

‘KOMUTANIM tepeye düşman bir tümen yığmış direniyorlar.’

SAAT 11.00

MUSTAFA KEMAL;

‘Reşat Beyi istiyorum…’

- KOMUTANIM REŞAT BEY SİZE BİR MESAJ BIRAKARAK İNTİHAR ETTİ.

OKUYORUM KOMUTANIM:

YARIM SAAT ZARFINDA BU TEPEYİ ALMAK İÇİN SÖZ VERDİĞİM HALDE SÖZÜMÜ YAPAMAMIŞ OLDUĞUMDAN DOLAYI YAŞAYAMAM KOMUTANIM.’

MUSTAFA KEMAL'iN GÖZLERİNDEN YAŞ BOŞANIR.

‘Allah rahmet eylesin, Reşat Bey büyük bir vatanseverdir.’

SAAT 11.45

Başkomutanın telefonu çalar.

- Çiğiltepe alınmıştır komutanım.

Yüzlerce ölüsünü bırakan düşman Sincanlı Ovasına doğru kaçmaktadır, arz ederim.

45 dakikalık bir gecikme için canını verebilecek kadar yürekli, onurlu bir vatanseverdir ALBAY REŞAT ÇİĞİLTEPE...

*- DUYGU SELİMİZ

“Her okuduğumda bu hikâyeyi gözlerim dolar, ağlarım.

Sen ben hepimiz çocuklarımız bilsin bu hikâyeyi...

Tanısınlar Albay Reşat Beyi (1879 - 1922)

Sahte destanlar yaratılan bir dönemde, çocuklarınıza ve torunlarınıza Reşat Çiğiltepe'yi anlatın ki, çocuklar ve gençler gerçek destan ve gerçek olmayan destanları ayırt edebilsinler...

103 yıl sonra saygı ile anıyorum...

Erdal Atıcı- 17 Temmuz 2025.’

*- BEN DE ARAKLADIM!

Bu defa ben de, Yılmaz Özdil’in zaman zaman kullandığı bir değimi, ‘arakladım’ sözcüğünü kullanacağım.

Yaşar Aksoy ‘Kıskandım’ diyerek fotoğrafıyla birlikte paylaşmış.

Ben de ondan arakladım…

‘Çaldım’ ya da ‘hırsızlık’ sözlerini kullansam pek karşılığı olmaz ama sıkıntısı fazla olur.

İşte ‘arakladığım!’ yazı:

“Efsanevi aktör Anthony Quinn , henüz 23 yaşında olan Kathy Benvin ile tanıştığında 70 yaşındaydı.

Kathy, Quinn'in sekreterliğini yaparken karısı olmuştu.

Altmış yaşını, insanların ‘bir sandalyede oturup aşağı yukarı ölmeyi beklediği’ bir yaş olarak düşündüğünü söylemişti.

Sonra koşu yaparken eşofmanlı Quinn ile karşılaşmış ve ona, ‘Hayatım berbat. Kendi oynayacağım bir film için senaryo yazıyorum ve bana yardım edecek birine ihtiyacım var,’ demişti.

*- ÖNCE SEKRETERİ OLDU

Benvin, yaşlı aktörün yaşam sevincine hayran kalmıştı.

Sanat veya sinema dünyasında çok az deneyimi olmasına rağmen, yine de Quinn'in sekreteri oldu.

Birbirlerinden hoşlandılar ve şaşkınlığına rağmen, Benvin ona aşık oldu. Hayatını daha iyi organize etmesine yardımcı oldu ve Benvin, ister ortaçağ şiiri ister resim olsun, o dönemde ilgisini çeken her şeyi ona öğretti.

Sonunda çift evlendi ve iki oğulları oldu; biri Quinn 78 yaşındayken, diğeri ise 81 yaşındayken doğdu.

*- HAYATININ AŞKI

Hayatı boyunca zihinsel olarak keskin ve berrak kaldı, ancak son yılında akciğer kanseri teşhisi kondu ve 86 yaşında aynı yıl hayatını kaybetti.

Kathy Benvin, o zamanlar henüz 38 yaşında olmasına rağmen bir daha asla evlenmedi.

‘Çocuklarımın tek bir babası olsun istedim,’ dedi.

Onun için  ‘Anthony’, hayatının aşkıydı."

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...