BU DÜNYA İNCE OLMAK İÇİN ÇOK KIRICI
*- İYİ Kİ VARSIN! Müjgan Özkan Atabey ile hastanede yatarken tanıştım. Sohbet sırasında yazılarımı okumaya başladı ve sürekli takipçim oldu. Edebiyat meraklısı Müjgan Hanım, hiç kimsenin tanımadığı yetenekli yazarları bulup çıkarıyor. İyi bir eleştirmen olabilir. Bugün de ondan bazı satırları almak istiyorum.
Şunları paylaşmış sevgili Müjgan Özkan Atabey;
“Artık bende canımın istediği gibi biriyim.
Kimse üzülür diye, kendime yazık etmiyorum!
Bu dünya, ince olmak için fazla kırıcı,
Ne kadar ince düşünürsen, o kadar üzülüyorsun.
Bu yüzden iyi bir insan olmanın pek önemi yok!
Nasıl olsa, ilk hatanda en kötü sen oluyorsun…”
İnsan ‘sevme’ hissini israf etmemeli,
Kim ne kadar sevilmeye layıksa,
O’nu o kadar sevmeli!
Kırgınlıktan sonra gelen sevgi gösterileri, sihirli bir şifa değildir.
Hiçbir şey olmamış gibi davranmamız için yapılan bir baskıdır.
Ne güzel bir söz;
‘Saatin varlığını unutturan insanları sevin!’
İyi ki varsın, dediğiniz insanlar olsun hayatınızda…”
Maskeler takarak kalabalığa karışanların arasında, maskesiz kalabilen bir ruh gerçek bir kahramandır.
Çünkü dürüstlük, en karanlık bir gecede bile, sönmeyen bir fenerdir.
*- BİR ZAMANLAR FOÇA
Foça aşığı yazarımız anlatıyor:
“Ah nerede o eski günler, Foça…
‘Ah, nerede o eski günler…’ diyoruz Foça’da da.
Ama bir an durup sormak gerekiyor:
Gerçekten o günleri mi özlüyoruz, yoksa o günlerin içimizde bıraktığı sıcaklığı mı?
Deniz aynı deniz, rüzgâr aynı rüzgâr…
Peki ya biz?
Değişen zaman mı, yoksa o zamanı yaşayan bizler mi?
Bir zamanlar Foça’da kapılar daha az kilitliydi.
Komşuluk sadece selam vermek değildi; kapı çalınır, bir kahveyle dert paylaşılırdı.
Sahilde yürüyen insanlar birbirine yabancı değildi.
Bakkalda içilen bir çay, bazen bir haftanın yükünü alırdı.
Şimdi ise aynı sokaklardan geçiyoruz ama birbirimizin yanından değil, adeta içinden geçip gidiyoruz.
*- FOÇA’NIN RUHU
Çocuk sesleri vardı eskiden…
Sokaklarda yankılanan kahkahalar, oyunlar, küçük kavgalar ve hemen ardından gelen barışlar…
Hayatın kendisi orada öğrenilirdi.
Şimdi o sokaklar sessiz.
Çocuklar hâlâ var ama çoğu başka dünyaların içine çekilmiş gibi.
Oysa Foça’nın ruhu, o sokaklarda büyüyen çocukların neşesinde saklıydı.
Belki de özlediğimiz şey zaman değil; o zamanların içindeki samimiyetti. İnsanların birbirini gerçekten dinlediği, anlaşmazlıkların konuşularak çözüldüğü, sabrın ve anlayışın doğal olduğu günlerdi.
Şimdi iletişim var gibi ama temas yok.
Söz var ama derinlik yok.
Her şey hızlı, her şey yüzeyde.
*- TAŞ EVLER
Ama gerçek şu:
O günler tamamen kaybolmadı.
Sadece biz onlardan uzaklaştık.
Çünkü hayatın ritmi hızlandı, evet…
Ama o ritmin içinde yavaşlamayı seçmek hâlâ mümkün.
Bir selam vermek, bir kapıyı çalmak, bir insanın halini gerçekten sormak… Bunlar hâlâ bizim elimizde.
Foça’nın güzelliği sadece denizinde, taş evlerinde ya da sokaklarında değil; insan ilişkilerinde saklıydı.
O ilişkiler zayıfladığında, en güzel manzara bile eksik kalır.
Ama o bağı yeniden kurmak için büyük şeylere gerek yok.
Küçük ama samimi adımlar yeter.
*- GÖZLERDEKİ IŞIK
Belki de mesele eskiyi geri getirmek değil;
o eski günlerin ruhunu bugünde yeniden var edebilmek.
Çünkü hayat bizden uzaklaşmadı aslında…
Biz, onun içindeki o sıcaklığı ihmal ettik.
Şimdi yeniden başlamak mümkün.
Sabah bir pencereyi açıp dışarıya bakmak, birine içten bir selam vermek, bir çocuğun gözlerindeki ışığı fark etmek…
Foça hâlâ aynı Foça.
Eksik olan, sadece o bağı yeniden kuracak cesaret.
Ah o eski günler…
Belki de hâlâ burada, bizim yeniden hatırlamamızı bekliyor…
*- "SEYİRCİ OLMAYI BIRAKIN"
Funda Arbak’ı Bornova’dan arkadaşım Aynur Can sayesinde tanıdım.
Funda Hanım kendine özgü bir dost…
Her şeyden önce okumayı ve araştırmayı seviyor.
O da bizim gibi ‘eğitim, eğitim, eğitim…’ diyenlerden.
Bir süre önce Funda Arbak şu önemli konuya değinmişti.
Notlarımı kurcalarken dikkatimi çekti.
Bakalım siz ne düşüneceksiniz?
“Dünyanın en güçlü patronundan DAVOS'TA itiraf:
"KAPİTALİZMİN SON BÜYÜK FACİASINA HAZIRLANIN!"
*- SİSTEM HALKA BİR ŞEY VERMİYOR
BlackRock CEO’su Larry Fink, Davos’un açılışında küresel elitlerin yüzüne karşı konuştu:
"Sistem 30 yıldır halka hiçbir şey vermedi. Şimdi Yapay Zeka, beyaz yakalıları yutmaya geliyor!"
Dünyanın en büyük varlık yöneticisi BlackRock'ın milyarder patronu Larry Fink, Davos Dünya Ekonomik Forumu’nun açılışında bombayı patlattı. Fink’e göre kapitalizm, Soğuk Savaş'tan bu yana tarihinin en büyük sınavıyla karşı karşıya ve bu gidişle sınıfta kalmak üzere.
*- İŞTE FINK'İN EN SİVRİ ÇIKIŞLARI
Sürdürülemez Uçurum:
"Berlin Duvarı yıkıldığından beri tarihin en büyük serveti yaratıldı ama bu para, toplumsal barışı bozacak kadar küçük bir azınlığın cebine girdi. Bu kadar adaletsiz bir dağılımı hiçbir toplum uzun süre kaldıramaz, sonunda sistem çatırdar."
Beyaz Yakalıların Sonu:
"Küreselleşme fabrikadaki işçiyi nasıl vurduysa, Yapay Zeka da şimdi aynısını ofis çalışanlarına, avukatlara, analistlere yapacak. Bu gelecekten değil, bugünden bahsediyorum!"
Halkın Elektrik Faturası Neden Artıyor? (Hata Değil, Acı Gerçek):
Yapay zeka devasa enerji tüketen veri merkezlerine ihtiyaç duyuyor.
Bu merkezler kurulurken gereken milyarlarca dolarlık altyapı ve ek enerji maliyetleri, elektrik dağıtım şirketleri tarafından "hizmet bedeli" veya "ek yük" adı altında genel şebekeye, yani doğrudan sizin, benim faturalarımıza yansıtılıyor.
Yani siz evde çay demlerken, dev şirketlerin yapay zekasını besleyen sistemin masrafına ortak ediliyorsunuz.
Davos Bir İllüzyon: "Burada toplanmış bir grup elit, herkesin dünyasını şekillendirmeye çalışıyor. Ama asıl darbeyi yiyecek olan halkın bu masada sandalyesi bile yok."
Fink, sistemin tamamen çökmemesi için tek bir yol sundu: "Halkı büyümenin sadece 'kurbanı' veya 'seyircisi' olmaktan çıkarıp, bu yeni zenginliğin ortağı haline getirmek zorundayız."
Aksi takdirde, adaletsizliğin yarattığı öfke tüm dünyayı saracak.
*- GERÇEK MÜDÜR ÇETİNER…
Müdürlüğü döneminde ‘halkın yani işçinin bir numaralı sevdiği kişi’ olarak bilinen, esnafın koruyucusu Necati Çetiner üstadımız bakın ne diyor?
“Bu savaşı tek bir cümle bitirebilir.
O cümle ABD'nin değil. İran'ın değil. İsrail'in hiç değil.
Ve o cümleyi söyleyecek ülkeler henüz söylemedi.
Anlatıyorum.
3 haftadır aynı döngü.
İsrail İran'ı vuruyor. İran Körfez'i vuruyor.
ABD İran'ı vuruyor. İran yine Körfez'i vuruyor.
Kim vurulursa vurulsun yanan hep aynı yer.
Aramco vuruldu. Ras Laffan vuruldu. Musaffah vuruldu. Dubai Havalimanı vuruldu. Kuveyt'in yakıt depoları vuruldu.
Hepsi ABD'nin müttefiki.
ABD'nin düşmanı İran.
Ama yanan ABD'nin dostları.
Körfez hareketsiz kaldıkça üç şey oluyor.
Birincisi: Altyapı yanıyor
Her gün yeni bir tesis vuruluyor.
Körfez'in 50 yılda inşa ettiği enerji altyapısı yıkılıyor.
İkincisi: Müşteriler ABD'ye kayıyor
ABD önce Venezuela'yı aldı. Şirketlerine tamir lisansı verdi. Sonra Ortadoğu'yu ateşe verdi.
Ortadoğu yanarken ABD müşteri kazanıyor. Körfez'in kaybettiği her müşteri ABD'nin kasasına giriyor.
Japonya Hürmüz boğazı kapanınca ABD ile 56 milyar dolarlık enerji anlaşması imzaladı.
Üçüncüsü: İsrail büyüyor
Dünyanın gözü İran'dayken İsrail sessizce Lübnan'a kara operasyonu başlattı.
Golan Tepeleri'ni Suriye'ye bağlayan koridora ilerliyor.
Yarın savaş bitse bile İsrail bu savaştan bölgenin en kârlı devleti olarak çıkacak.
Ve bu güç kimin aleyhine olacak?
Körfez'in.
Körfez ülkeleri İsrail'in güçlenmesini istemiyorsa tek yapmaları gereken şey bu savaşı bitirmek.
*- UYANIK AMERİKA
Şimdi durun ve düşünün
Körfez ülkeleri 50 yıldır ABD'ye güvenlik için para ödüyor.
Şöyle anlatayım.
Evinizi korumak için güvenlik şirketi tuttunuz. 50 yıldır trilyonlarca dolar ödüyorsunuz.
Bir gün güvenlik şirketi komşunuzla kavga başlattı. Komşunuz size taş atmaya başladı. Eviniz yanıyor.
Güvenlik şirketine döndünüz. "Bizi koru" dediniz.
Cevap: "Para ödemeye devam edin."
Ve kavga sürerken fark ettiniz. Güvenlik şirketinin ortağı sessizce arka bahçenizden toprak alıyor.
Ev yanıyor.
Para gidiyor.
Toprak kaybediliyor.
Bu güvenlik şirketini çıkarmayı düşünmez misiniz?
*- YANAN EV!
ABD güvenlik şirketi.
İsrail ortağı.
İran komşu.
Yanan ev Körfez.
Bu savaşı bitirebilecek cümle şu:
"ABD ile yaptığımız tüm anlaşmaları iptal edebiliriz."
Bu cümle neden her şeyi değiştirir?
ABD için Körfez'in parası İran'ın nükleer programından daha tehlikeli.
2 trilyon dolarlık yatırım taahhüdü masada.
Petrodolar sistemi bu ülkelere bağlı.
ABD üsleri bu topraklarda.
Körfez "çıkıyoruz" dediği an ABD masaya oturur.
İran'la anlaşır.
Savaşı bitirir.
Çünkü Körfez'i kaybetmek ABD için İran'ı kaybetmekten çok daha ağır.
Ama Körfez ülkeleri korkuyor.
"ABD'den koparsak kim bizi koruyacak?"
Yanlış soru.
Doğru soru şu:
"Kendimizi nasıl koruruz?"
Körfez ülkeleri doğru soruyu sorduğu zaman kazanmaya başlayacak.
Henry Kissinger’ın dediği gibi:
“Amerika’nın düşmanı olmak tehlikeli olabilir, ama dostu olmak ölümcüldür.”
Bu sözü hiçbir zaman unutmayacaklar.
Ancak o zaman kazanabilirler…”
*- İNSANIN İÇİ ISINIYOR
Funda Arbak’ın gönderisi: Erdek sahilinde sabahın tadı bambaşka…
Tertemiz hava, hafif esen rüzgâr ve denizin sakin görüntüsüyle bu kare Erdek’in gerçek yüzünü yansıtıyor.
Karşıda tüm ihtişamıyla Seyitgazi Tepesi, hemen önünde iskele ve bağlı tekneler sahile ayrı bir güzellik katıyor.
Masadaki kahvaltı ise tam anlamıyla sahil usulü:
Sıcacık simitler, taze domatesler, zeytinler, peynir, kahvaltılık ezme ve ince belli bardakta demli bir çay…
Gösteriş yok, fazlalık yok.
Hızlı hazırlanmış ama keyfi uzun süren, insanın içini ferahlatan bir Erdek kahvaltısı.
Güneş denizin üzerinde ışıldarken martı sesleri eşliğinde yapılan bu kahvaltı, güne güzel başlamanın en doğal yolu.
Burada her şey sade ama yerli yerinde.
İşte bu yüzden Erdek’te yaşayanlar gerçekten çok şanslı.
Her gün bu manzaraya uyanmak, sahilde çayını yudumlamak, denizle iç içe yaşamak büyük ayrıcalık.
Erdek; samimi, doğal ve keyifli bir sahil hayatının adı…”
Ne güzel, sade anlatım değil mi?
Bu soğuk günlerde, insanın içini ısıtıyor Funda Arbak satırları ve gönderdiği fotoğraf ile…
*- GURURLARIMIZDAN
Cambridge Üniversitesi'nde, Kuantum fiziği üzerine çalışan genç Türk Bilim İnsanı Prof. Dr. Mete Atatüre, Einstein'ın ve diğer Bilim adamları'nın ölçülmesi imkânsız olarak kabul ettiği ‘Işık seviyesinin gürültü ölçümünü’ başarıyla yaparak adını tarihe yazdırdı.
‘Işığı sıkıştırma’ denen yöntemle ölçümü uygulayan Prof. Dr Mete Atatüre, bunu yaparken atomdan tam 100 kat daha küçük bir süper atom elde etti.
Prof.Dr. Mete Atatüre, 1975 Kayseri doğumlu.
1992 de Üniversite sınavını ilk 500 de kazandı.
Bilkent Üniversitesi Fizik bölümünü bitirdi.
İngiltere Institute of Physicsde kuantum fiziği üzerine doktora yaptı.
Cambridge alışmaya başladı.
Ünlü fizikçi Stephan Hawking'le aynı üniversitede aynı bölümde görev yaptı.
İngiltere'nin en prestijli ödülü Thomas Young ödülü ve madalyası ile ödüllendirildi.
Ölçülemez denen ışık seviyesinin gürültü ölçümünü yaptığı için bu ödül verildi.
Genç bilim adamımızı kutluyoruz.
Yorumlar yükleniyor...