BÖYLE BAŞKAN GÖRÜLMEDİ
*- SANCILI ve SANCISIZ TRT’den emekli Şair-Kameraman Oğuz Tümbaş söylemişti: “Gün içinde yaşıyoruz, gün içinde oluşuyoruz, olgunlaşıyoruz, çoğalıyoruz, çoğaltıyoruz…
aydınlığın, kavuşmanın, kederin, umudun, sevincin yaşandığı bir
devinim aygıtı mı ola gün?
‘Doğan güne hükmümüz geçmiyor!’ mu yoksa?
Tüm olanlara, olacaklara, yaşanacaklara, tedirginliklere karşın, her
mihneti kabulleniyoruz; yeter ki ‘gün eksilmesin penceremden!’ diyen
şaire hak veriyor muyuz acaba?
Tagore ‘Zevkten kanatları olan günler, çabuk geçer.’ diyesi olmuş da
kederden, kahırdan, acıdan kanatları olan günlerin ne denli geç, zor,
sancılı geçtiğini de imlemiş.
Oysa günlere tat, beğeni, saygınlık, güzellik, incelik katabilmenin,
çoğaltmanın, yoğunlaştırmanın, olgunlaştırmanın yollarını bulmak için
arayışlara girmeyi kabullenemedik mi daha?
Sanatla, edebiyatla uğraşan da; toprağı işleyen, eken, biçen, üreten
de; emeği ile çalışan, dahası günün büyük bölümünü bedensel, düşünsel,
ruhsal bağlamda ayrıştıran insan da güne ne denli değer veriyor
yaşarken?
Yaşamanın, anlamanın, beğenmenin, hüzünlenmenin, sevmenin, aşık
olmanın, dostça bakışmaların buluştuğu bir alana çeviremez miyiz
günleri?
*- ÖLÇÜ
Gerçek özgürlük, güçlü yanlarını da zayıflıklarını da bilmek,
başkalarının söylediğine körü körüne teslim olmadan, ama tamamen kulak
tıkamadan durabilmektir.
Eleştiriden öğrenip ona teslim olmamak, takdiri kabul edip ona muhtaç
hale gelmemek…
Bu ince bir denge.
Onaya ihtiyaç duymamak, kimseyi umursamamak demek değildir.
Aksine, insanları ciddiye alırken kendi özünü daha ciddiye almaktır.
Kendi vicdanını, kendi değerlerini ölçü kabul etmektir. İnsan, doğru
bildiğini yaparken alkışlanmayacağını da, hatta bazen yalnız
kalacağını da göze alabildiğinde özgürleşir.
Neden başkalarının onayına ihtiyaç duyarız?
Aidiyet Arzusu:
İnsan sosyal bir canlıdır ve kabul görmek isteriz. Ancak bu arzu,
karakterimizin önüne geçtiğinde ‘başkası ne der?’ hapishanesine
gireriz.
Özgüven Eksikliği:
Kendi değerimizi kendimiz belirleyemediğimizde, bu boşluğu
başkalarının takdirleriyle doldurmaya çalışırız.
Eleştiri Korkusu:
Yerilmekten korkan insan, sadece ‘güvenli’ ve ‘onaylanacak’ olanı
yapar; bu da özgünlüğü öldürür.
Bir bilgeye sormuşlar:
‘Efendim, bir insanın özgür olup olmadığını nasıl anlarız?’
Bilge şu cevabı vermiş:
‘Eğer birisi seni övdüğünde seviniyor, yerdiğinde ise üzülüyorsan; sen
hala başkalarının kölesisin demektir.
Kimsenin onayına ihtiyaç duymadığın gün, özgürleşmişsindir.’
*- BİR ZAMANLAR
Önceki yazımda trafik polislerimizden söz etmiştim.
Hastane önünde ‘av peşinde koşan avcılar’ gibi hareket eden bazı
meslektaşlarından birini anlatmaya çalışmıştım.
Tabii ki her birisi için değil yazdıklarım…
Bir Kamil Acun vardı.
Sanıyorum vali bile oldu, başarılarından ötürü. Yine aklımda kaldığına
göre Bornova ve Nazilli Emniyet Müdürlükleri, bile yapmıştı.
Sonra Nazilli’ye Belediye Başkanı olarak da hizmet etmişti.
İzmirli çok yıllar önce, önce polis sonra trafik komiseri olarak
tanımıştı kendisini.
Bunlar çok eskiler, yakın zamanda olanları da arada anlatırım.
Şimdi çok önemli bir noktaya değineceğim.
İstanbul’da bu konu çığırından çıkmış gibi, İzmir’de de arada görüyorum.
‘Çakar lamba statü sembolü değil’
*- SADECE GÖREV ANINDA
Şimdi size TBMM’den bir haber vereceğim;
Aslında konu AKP milletvekillerini de yakından ilgilendiriyor.
Grup sözcülerinden Ankara Milletvekili Zeynep Yıldız şikayetlerden
bıkmış olmalı ki, ajanslara düşen haberinde bakın kimlere ne uyarı
yaptı?
Yıldız sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Karayolları Trafik
Kanunu’nun 71. maddesi ve Trafik Yönetmeliği’nin 141. maddesinin çakar
kullanımını sınırlandırdığını, bu çerçevede sadece ambulanslar,
itfaiye araçları, emniyet ve jandarma ekipleri, acil durum müdahale
araçları, devlet protokol araçları gibi sınırlı sayıda resmi araç
tarafından sadece görev anında kullanılabileceğini hatırlattı.
‘Çakar lamba, bir statü sembolü değil, acil durum ve görev gerekliliği
için kullanılmak üzere devlet tarafından yetkilendirilmiş araçlara
verilen bir haktır’ vurgulamasını yapan Yıldız, ‘Bu hakkın suistimal
edildiğine çok sık tanık oluyoruz’ dedi.
Yıldız paylaşımında, özellikle milletvekillerine uyarı niteliğinde şu
ifadelere yer verdi:
“Özel işlerinde berbere, manava, bakkala gidip gelirken, kırda
gezerken çakar kullanan arkadaşları görüyoruz.
Bu arkadaşların trafikte seyir halinde olan vatandaşlardan büyük tepki
aldıklarını hatırlatmak istiyorum.
Ama, lakin, fakat demeden net olarak söylüyorum.
Milletvekili arkadaşlar yasama görevleri ile ilgili işlerin dışında
çakarlı araç kullanmamalıdır.’
Acaba uyarlar mı?
Merak ediyorum doğrusu…
*- AZ KALDI
Kasım ayında Antalya’da COP31 İklim Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak
olan Türkiye, daha önce yazdığım gibi, BM Genel Kurulu yan
etkinliklerinde ana girişimini resmen başlattı. Daha önce de duyurulan
girişim küresel olarak elektriğin nihai enerji tüketimindeki payının
2035 yılına kadar %35’e çıkarılmasını hedefliyor.
Uzmanlar, elektrifikasyon gündeminin fosil yakıtlardan çıkış sürecinin
önüne geçmemesi gerektiğini belirtirken, COP31’in ev sahibi olarak
Türkiye’nin her iki gündemi birlikte ilerletme sorumluluğuna sahip
olduğunu hatırlattı.
İklim Ağı uzmanları Türkiye’nin COP31 Başkanlığı kapsamında ortaya
koyduğu elektrifikasyon hedefinin gerçek bir iklim liderliğine
dönüşmesi için ihtiyaç duyulanın daha fazla kömür değil; temiz, esnek
ve yenilenebilir bir enerji sistemi olduğunu vurguladı.,
Biliyorsunuz, Bu yılki COP31 iklim zirvesinin ev sahibi sıfatıyla
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşan
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, müzakerelerde adalet unsurunu
savunma; mali taahhütleri yerine getirerek, teknoloji transferini
hızlandırarak ve verilen sözleri somut adımlara dönüştürerek
uygulamaya öncelik verme sözü verdi.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) yeni yayımlanan raporu, COP31
Başkanı Türkiye’nin öncülük ettiği 2035 yılına kadar küresel nihai
enerji talebinin %35’ini elektrikle karşılama hedefinin mevcut
teknolojilerle “ulaşılabilir” olduğunu ortaya koydu.
Rapora göre hedefe ulaşılması, küresel enerji ithalat faturalarını
yılda 400 milyar dolardan fazla azaltabilir ve hanehalkı enerji
faturalarını %15 oranında düşürebilir.
COP31’de iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik ve çölleşmeyle
mücadele arasındaki bağın güçlendirilmesinin, üç kardeş sözleşmenin
ortak hedefleri açısından önemli bir adım olabileceğini dile getirdi.
Dünya üzerinde hiçbir ülkede geleneksel hayvancılığı yasaklayan bir yasa yok.
Tam tersine Türkiye ve İtalya gibi ülkelerde yapay et üretimi ve ithalatı yasak.
Ancak bir gerçeğin de altını çizmek gerek, geleneksel hayvancılık
küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %11 ila %14.5’inden sorumlu.
Et bazlı beslenmenin gezegene bir maliyetinin olduğu bilimsel olarak
kanıtlanmış durumda.
*- ‘BUGÜN NEREDE ÇALIŞIYORUZ!’
Bu sözler, Güzelbahçe Belediye Başkan vekili, değerli siyasetçi Ayşe Akın’a ait.
Her gün, ama her gün Ayşe Akın, en azından 6-7 maddelik program ile
Güzelbahçe halkının huzuruna çıkıyor.
Bugüne kadar böyle bir çalışma yapan, her gün halkına tekmil verir
gibi yapacaklarını anlatan, açıklayan, yazan bir başkana ve yetkiliye
rastlamadım, duymadım.
İstanbul’un yağmurda, karda kışta, kötü hava koşullarında bilmeyen yok.
Sürekli tenkit edilen konu nedir?
‘Zamanında haber verilmedi!’
Bornova’da da öyle, Urla’da da, İzmir’de de…
Her yerde…
Her şey her konu nedense filtreden geçirilerek yurttaşa duyurulmuyor.
Ben de bugün bu satırları, olayların üzerine giden ve anında çözüm
ürettiğine inandığım Başkan Ayşe Akın’a vermek istiyorum.
Başkan Ayşe Akın, Güzelbahçe Kent Konseyi ve belediye iş birliğiyle
“Yaş Üniversitesini’ açtı.
“Hayat, yeniden yazılmayı bekleyen bir hikâye değil mi?” diyen ve ‘Siz
kaç yaşında olursanız olun… ‘ diyerek sözlerini sürdüren İzmir
Güzelbahçe ilçesinin süper çalışkan Belediye Başkanı Ayşe Akın’a söz
vereyim:
“Bu, yalnızca bir üniversite hikâyesi değil; hayallerin, cesaretin,
dayanışmanın, “Ben de yapabilirim!” demenin, “Biz de varız!” diye ses
vermenin ve öğrenme tutkusunun hikâyesi…
Güzelbahçe 3. Yaş Üniversitesi
Bugün, öğrenmenin, paylaşmanın ve birlikte gelişmenin yaşı olmadığını
bir kez daha hatırlayarak yeni eğitim öğretim yılına merhaba dedik.
Çalan zil belki bildiğimiz anlamda bir okul zili değildi; ama yıllar
sonra yeniden öğrenci olmanın heyecanını, öğrenme arzusunu ve yeni
başlangıçların mutluluğunu hepimizin içinde yeniden uyandırdı.
Şimdi önümüzde keşfedilecek yeni bilgiler, kurulacak dostluklar ve
biriktirilecek nice güzel anılar var.
Çünkü öğrenmek için hiçbir zaman geç değil; merak etmek, hayal kurmak
ve kendine yeni yollar açmak için her yaş yeni bir başlangıç…
Güzelbahçe 3. Yaş Üniversitesi’nde yeni dönemin tüm öğrencilerimize
sağlık, mutluluk, ilham ve unutulmaz anılar getirmesini ve öğrenmenin
heyecanını birlikte paylaşacağımız verimli bir eğitim yılı
yaşamalarını temenni ediyoruz.
Çünkü hayatın hikâyesi, öğrenmeye devam ettiğimiz sürece güzelleşir…”
Yorumlar yükleniyor...