BOŞ VER YAŞI, BAŞI... HAYATINI YAŞA
Köşe Yazısı

BOŞ VER YAŞI, BAŞI... HAYATINI YAŞA

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
11 Feb 2026 16 dk okuma 177

*- DÜŞÜNMEYİ BIRAKMAYIN Yapay zeka yaşantımızın bir parçası oldu. Üretici firmalar da, satışlarında yapay zekayı öne sürüyorlar. Uzmanlar, yapay zekanın öznenin dışında kararlar aldığı için tehlikeli olduğunu söylüyor.

Ve şöyle diyorlar:

‘Asıl risk makine değil, insanın düşünmekten vaz geçmesidir!...’

Bu arada Ender Coşkun’dan ‘Bajau’ halkını öğrendim…

Bajau’lar, kara sınırı olmayan tek ülkede yaşıyorlar.

Buradaki insanların hayatları boyunca teknelerinı terk etmelerine izin verilmiyor.

Bunlar Endenozya ile Malezya arasında sularda yaşıyorlar.

Göçebe halkı olduklarından herhangi bir ülke vatandaşlıkları da yok.

Geçimleri balıktır.

Şu bilgiyi de paylaşalım:

Küçük yaşta kulak zarları yok edilir, basınç dayanıklığılı olup daha derine dalmaları için.

Göz yapıları da bizim gibi değildir. Denizin dibinde daha uzakları ve avlarını rahat görebilmeleri için…

En iyisi yazımın ilk bölümünü, Can Yocel’in sözleriyle noktalayayım:

“Boş ver be yaşı, başı!..

Yüzündeki çizgileri, saçındaki beyazı,

Kaç bahar daha göreceğin meçhul ömründe,

Fazla kurcalama hayat,

Gül gülebildiğince,

Sev sevebildiğince,

Yaşa yaşayabildiğince!...”

*- ANLAŞILDI KOVULMAK ÜZERE

Kulaklarıma inanamadım

Deniz Zeyrek isimli bir gazeteci İzmir’i ağzına dolamış.

Tabii dolayısıyla İzmir Büyükşehir Belediye Başkanını da…

‘Adı neydi?’ falan filan mı, gibi tuhaf laflar da yazıyor.

Anladığım kadarıyla birileri gibi ikili oynuyor.

Belki de işinden daha doğrusu çalıştığı yerden kovulacağını hissetmiş olmalı ki, kendine başka kapılar arıyor.

Ben böyle yorumladım.

Ya da, tamamen karşı olduğum bir şekilde, kendisini diğer meslektaşları gibi İzmir’e davet etmemişler, ağırlamamışlar.

Kıskançlık da var, anlatımında…

Yağmuru bir yana bırakalım Deniz Efendi, başkan daha dün köpürüyordu, tersaneden İzmir Körfezine bırakılan atıklar nedeniyle…

‘Ne ceza yetkimiz, ne de uyarı yapma yetkimiz var!’ diyordu, bunları yazıp Ankara’daki dostlarına haber salsana, ‘Buna ne diyorsunuz?’

Diye sorsana…

Bu biraz sıkar…

Sen ‘Ne şiş yansın, ne kebap!’ düzenine devam et, diğer sözde meslektaşların gibi…

Bak senin gibi birisi kayboldu gitti.

Anladığım kadarıyla sen de aynı yoldasın…

Bunu anlamayan her halde yok gibidir…

Yazın sayende biz de öğrenmiş olduk…

Bak ben sana şu şarkıyı söyleyeyim Deniz Efendi..

‘Yar saçların lüle lüle, sana yakında güle güle Deniz Zeyrek!...’

*- KİM BUNLAR?

Yazıdaki iddia şöyle:

“Türkiye’de İsrail menşeli mallara karşı boykot çağrıları artıyor.”

Bunun üzerine adını hiç duymadığım birileri ve bir ajans kendilerine göre Türkiye’de satılan İsrail Malları ve İsrail Markalarının güncel listesini yayınlamış.

Tarihe baktım:

2025!...

İsrail’in Gazze’ye karşı yürüttüğü saldırı ele alınmış ve gıda, kozmetik, teknoloji, giyim ve içecek sektörlerindeki İsrail Markaları ele alınmış.

Güzel ama yin

e dikkatimi çekti:

Burada ise şu not var:

“2924 güncel listesini derledik!”

*- İLGİ ALANI DIŞINDA

Nadide Apaydın Akbulut’un belirttiği gibi ‘Mübadele’ son zamanlarda hep gündemde olan bir konu..

Önceleri mübadele Türk ve Yunan uluslarının oluşumlarının tamamlanmasına doğru atılan bir adım olarak algılanmıştı.

Öte yandan, mübadele konulu ilk çalışmalar konunun hukuki ve diplomatik boyutlarıyla sınırlı kaldı.

Bu nedenle bu büyük göç hareketi her iki ülkede de uzun yıllar sosyal tarihin ilgi alanı dışında kaldı.

Türkiye'de bu yaklaşım yirmi yıldan bu yana Anadolu'nun iktisadi ve toplumsal tarihinde mübadeleyi şiddetli bir kopma olarak gören yeni bir tarih yazımı akımı tarafından tırnak içine alındı.

Bu akıma koşut olarak, mübadeleyi ülkenin toplumsal belleğinde bir travma olarak yorumlayan ve mübadillerin karartılmış belleğini yeniden oluşturmaya çabalayan edebiyat ürünleri ve dernekler ortaya çıktı. Sonuçta, son yirmi yılda mübadele, tarih ve mübadeleyi yaşayan halklar arasında derin bir kopuklukla damgalanmış olağanüstü bir olay şeklinde yeniden kurgulandı.

*- AMAÇ TOPLUMSAL TARİH

Mübadillerin yerleştirilmesiyle birlikte ortaya çıkan bu etkilerin uzantıları her iki ülkenin çağdaş tarihinde görülmeye hâlâ devam etmektedir. Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü’nde (IFEA) geçen yıldan bu yana düzenlediği seminer dizisi, değişimlerin artzamanlı çerçevesi olarak mübadelenin bu boyutuna, çağdaş Türk ve Yunan toplumları üzerindeki etkilerinin sürekliliğine odaklandı.

Başka bir deyişle, seminerlerin amacı mübadeleyi göçler tarihi çerçevesinde ele alarak bu olguyu her iki ülkenin yalnızca siyasal değil aynı zamanda toplumsal tarihlerine de eklemlemek amacını taşımakta.

*- SUÇLULUK ve FUHUŞ

Birinci boyut, her iki ülkede de yaşanmış olan, toplumun bazı sınıflarının si yasileşmesinde mübadelenin etkilerinden ibarettir:

Seçmenlerin tutumları ve siyasi yandaş oluşumları, emekçi durumuna geçiş, sendikal tecrübenin yayılması gibi konulara yer verilmektedir. İkincisi, mübadillerin mesleki gruplan, lümpen proletaryanın oluşumu, mübadillerde suçluluk ve fuhuş gibi mübadelenin sosyoekonomik bazı etkileri üzerinedir.

Üçüncüsü ise kültür aktarımı ve kimlik stratejileri gibi mübadelenin kültürel boyutlarını kapsıyor.

Haris Teodorelis Rigas, rembetiko şarkılarından yola çıkarak Pire'deki lümpen proletaryanın oluşumunda ve lümpen proleterlerin hayat tarzlarında mübadelenin etkisini sorguluyor.

Tutku Vardağlı ise Selanik vilayetinden gelen tütün işçileri ile birlikte Türkiye'ye göç etmiş sendikal tecrübenin gelişimini ele alıyor.

Mehmet Ö. Alkan Terakki Okullarının Selanik’ten İstanbul’a göçünü incelerken, mübadelenin insanlarla birlikte kurumlara olan etkisini, Balkan Harbi’yle başlayan ve 1923’ten ötesine uzanan geniş bir göç/entegrasyon sürecinin çerçevesine oturtuyor.

Sonuçta ise Samim Akgönül, mübadil Türklerin soyadı seçme stratejilerini incelerken, Türkleştirme süreci içinde yaşanan yerleştirme ve entegrasyon zorluklarını sorguluyor.

*- ALT GRUPLAR

Mübadiller bir tek grup oluşturmuyorlar, aksine, gelinen ve yerleşilen yere göre özellikleri değişen birçok alt grubun varlığı söz konusu.

Kanımızca mübadeleye tabi olan farklı göçmen gruplarının tarihi, yerleşim yerlerinde bulunan ve gerek kimliklerini, gerekse ulusal topluma uyumlarının yönünü etkileyen diğer "çoğunluk" veya "azınlık" grupların tarihiyle ilişkilendirilmelidir.

Son olarak diyebiliriz ki, gerçekleştirilen çalışmalar henüz söz konusu iki ülke arasındaki büyük göçün tarihini karşılaştırabilmemiz için yeterli değildir.

*- YÜZBİNLERİN TRAJEDİSİ

Şimdi söze Haris Theodorelisrigas’a verelim;

“Büyük mübadeleyle birlikte, Yunanistan Anadolu’dan ve doğu Trakya'dan gelen bir milyonun üzerinde Ortodoks mübadilin Yunan toplumuna entegrasyonu sorunuyla karşı karşıya kaldı,

Yunan tarih yazımında bu entegrasyon süreci bir başarı hikâyesi olarak yunan ulusalcılığını n temellerinden birini oluşturmaktadır.

Halbuki bu başarı hikâyesi anlatısının arkasında, yeni geldikleri topraklarda yaşam mücadelesi veren yüz binlerce insanın trajedisi yatmaktadır.

Rembetiko şarkıları Yunan toplumunun kıyısında tutunmaya çalışan bu mübadillerin seslerini günümüze ulaştıran en canlı belgelerdir.

*- YUNAN KRALLIĞINDAKİ KRİZ

1922 yılının son aylarında Yunan Krallığı belki de tarihinin en büyük krizini geçirdi.

On yıl süren ve mali açıdan zahmetli bir silahlı çatışmanın, birbirini izleyen dış borçların ve Anadolu'daki ezici mağlubiyetin ardından Yunan hükümeti yeni bir zorlukla, Anadolu'dan ve Doğu Trakya’dan gelen 1.069.957 Ortodoks mübadilin kabulü ve kademeli olarak entegrasyonuyla karşı karşıya kaldı.

Yunan hükümeti büyük buhrandan ve resmi bir iflas deklarasyonundan (1932) on yıl kadar önce Milletler Cemiyeti’ne umutsuz bir yardım çağrısında bulundu.

Bu nedenle, bu muazzam yoksul ve dilsel olarak melez nüfusun entegrasyonunun Yunan tarihyazımı tarafından "insanüstü bir başarı” veya "Yunan toplumunun 20. yüzyıldaki en büyük başarısı” 1 olarak övülmesi şaşırtıcı değildir.

Mübadil nüfusun entegrasyonunu başarı öyküsü olarak görme arayışının belirli ideolojik temellere dayandığı söylenebilir.

Mübadillik (Rehugiim)/(Proil)iyiimoi) kavramı, Yunan egemen çevrelerinin ve entelijensiyasınm mübadele deneyimiyle başa çıkma çabalarında ideolojik varsayımlarının bütünü olarak son dönemde ileri sürülmüştür. Bu suretle Kitromilidis (2006: 402) mü badilliğin işleyişinin ana hatlarını üç düzeyde çizer.

İlk olarak, etnolojik terimlerle ifade edilecek olursa, Rum mübadiller "esaret altındaki kardeşler”, yeni yuvalarında "Helenizmin gardiyanları” rolünü oynamaları için atalarının topraklarından çıkarılan Yunanlılar olarak görülüyorlardı.

Bu, yakın zamanda ele geçirilen ve etnik olarak muğlak bölgeler olan Makedonya ve Trakya'da etnik homojenliği sağlamak için gerekli görülüyordu.

İkincisi, iktisadi bağlamda mübadillik, mübadilleri iktisadi yapının hem alt hem de üst uçlarında Yunan iktisadi kalkınmasının arkasındaki "itici güç” olarak, yeni teknik becerilerle girişimciliğin Yunan ekonomisine getirilmesiyle de ucuz iş gücü olarak resmetmeyi seçti.

Kültürel düzeyde ise mübadillik, mübadele kökenli sanatçıların, Nobel ödüllü George Seferis, İlias Venezis, Dido Sotiriou, Kosmas Politis ve diğerlerinin Yunan kültürel üretiminin yeniden canlandırılmasında oynadıkları olağanüstü rolü akla getirmektedir (Kitromilidis, 2006: 4041). Mübadelenin başarı öyküsü olarak görüldüğü bu ideoloji yüklü algının kesitleri mübadele kavramı üzerine yapılan Yunan çalışmalarında açıktır.

*-REMBETİKO- ŞEHİR ŞARKILARI

Genellikle mübadillerin kendilerinin yazıp söylediği, "rembetiko” olarak bilinen şehir şarkıları ailesi bize tamamen başka bir öykü anlatır.

Onların öyküsü, elitlerin anlattığı başarılı bütünleşme öyküsünün aksine, toplumsal tabanın anlattığı bir marjinalleşme öyküsüdür.

Son dönemde rembetikoya toplumsal tarih açısından değerli bir birincil kaynak gözüyle yapılan okumalara ve PolonyalI tarihçi Bronislav Geremek'in çalışmalarındaki "marjinalizasyon” kavramını temel alan bu makale, yaşanmış mübadele deneyimine ışık tutmayı amaçlamaktadır.

Rembetiko şarkıları vasıfsız, yarı zamanlı işçiler, kent yoksulları ve toplumun alt kesimleri gibi marjinal grupların kendi adlarına konuşma, kişisel ve müşterek öykülerini aracı olmadan anlatabilme imkânı olarak ortaya çıkmıştır.

Sonuç, aşırı yoksullukları, fiziki çevreleri ve güç yapısıyla olan ilişkileri, umutları ve korkularına dair zengin bir bilgi birikimidir.

Burada sunulan çalışmada, rembetiko şarkılarının açıklamalı antolojisi sekiz tema üzerine kuruludur:

Göç, Dışlayan Coğrafya, Yanekonomi, Fuhuş, Uyuşturucu, Oryantalizm, Polis ve Hapishaneler, Siyaset.

*-ÇIKIŞ NEDENİ

Rembetiko şarkıları vasıfsız yarı zamanlı işçiler, kent yoksulları ve toplumun alt kesimleri gibi marjinal grupların kendi adlarına konuşma, kişisel ve müşterek öykülerini aracı olmadan anlatabilme imkânı olarak ortaya çıkmıştır.

Sonu; aşırı yoksullukları, fiziki çevreleri ve güç yapısıyla olan ilişkilerine, umutlarına ve korkularına dair zengin bir bilgi birikimidir.

*-REMBETİKO HAKKINDA

Rembetiko müziğinin tanımları ve soyağaçları açık olmaktan veya evrensel olarak kabul görmekten uzaktır.

Fikir ayrılıkları genellikle köken, kronoloji, müzikolojik özellikler ve şarkı sözlerinin içeriği üzerinedir.

Örneğin, Yunanistan’daki yaygın bir görüş, popüler Yunan müziğinin bir biçimi olarak rembetiko şarkılarının köklerinin Bizans'ta olduğu, dolaylı olarak da klasik Yunan müzik temeline bağlı olduğudur.

Öte yandan Kostas Ferris’in "Rembetiko” filminin Türkiye’de geçtiğimiz günlerde piyasaya çıkan DVD’sinin kapağında Atilla Dorsay'ın çarpıcı bir açıklamasına yer veriliyor:

"Rembetiko, Yunan popüler sanatlarının biz Türklerden alındığı ve iki ulus arasındaki ortak kültür, duyuş ve duyarlık noktalarını bir kez daha belirliyor."

Rembetiko sahnesinde yer alan sanatçıların yüzde 4o’ı mübadildir. Örneğin tarihte buzukiye sahnede yer veren ilk rembetiko grubu olan "Pire’nin Meşhur Rembetiko Dörtlüsü’’nün dört kurucu üyesinden ikisi mübadildir.

Bununla birlikte, rembetikonun Yunanistan'a ' mübadilleriyle geldiği, klasik bir yanlış anlaşılmadır

çünkü Café Aman biçimindeki rembetiko geleneği, gölge tiyatrosu gösterileri ve  hapishane şarkıları mübadillerin gelişinden eskidir. Rembetiko’nun Anadolulu ve Yunanlı paralel soyağaçlarını açıklarken Osmanlı ve postOsmanlı bölgelerin karakteristik bir özelliği olan hayret verici coğrafi hareketliliği de göz önünde bulundurmak gerekir; bu hareketlilik genellikle deniz kıyısında çalışanların çevrelerinden, gezgin çingene müzisyenlerindens, tüccarlardan ve kuşkusuz hapishane mahkûmlarından kaynaklanıyordu.

Bu, meşhur "Ada sahillerinde bekliyorum'' gibi ezgilerin Halep, İstanbul ve Girit gibi birbirinden çok uzak yerlerde var olmasından bellidir.

İkinci bir etmen ise, bu sanatsal faaliyeti yaratan ve tüketen toplumsal bağlamlardaki benzerliklerden kaynaklanır.

Örneğin, R.E. Koçunun eserlerinde adı geçen ve 19. yüzyılda İstanbul'un yeraltı dünyasını yöneten yoksul Arnavut kavas ve kabadayıların Atina'da kout&avakia olarak bilinen Hıristiyan Arnavut benzerleri vardır.

Her iki grup da yerel müzik geleneklerinin oluşumunda çok önemli roller oynamışlardır.

Bu müzikler Osmanlı İmparatorluğumun ve Yunanistan’ın gelişen liman kentlerinde (İzmir, İstanbul, Selanik, Pire, Ermupoli)6 ortaya çıktığından, rembetikoyu geçici olarak, yeraltı dünyasının kendileri ve diğer marjinal gruplar için ürettiği kentsel müzik gelenekleri ailesi şeklinde tanımlayacağımız sonucuna ulaşırız.

Rembetiko evrensel olarak yazılı müzikal gelenekten ziyade adeta söz

lü geleneğe aittir.

Bir rembetiko grubunun tek olmamakla birlikte başlıca çalgısı buzukidir, çünkü Anadolu ekolü Osmanlı fasıl orkestrasının çalgılarını tercih etmiştir,

Amerikan ekolü de gitarlar, banjolar ve hatta geleneksel tekniklerine uyarladıkları piyanoları tercih etmiştir.

Kronolojik olarak rembetiko 19. yüzyılın son on yıllarıyla 1940'lara, yani İkinci Dünya Savaşı'nın ardından dünya çapında ortaya çıkan gelişmelerin rembetikonun değerini şiddetle düşürdüğü ve çeşitli türlerdeki burjuva müziklerini meydana getirdiği yıllar arasına yerleştirilebilir.

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...