BODRUM ve ANTALYA'DA ÜÇ GÜNDEN FAZLA KALAMAZSINIZ
*- SANKİ BAŞKA GÜZELLİK YOK! Bir telaş bir telaş, bir heyecan Bayram öncesi ve ilk günü.. Sonra, yani ikinci gün; her şey bitti… Herkes tabiriyle kabuğuna çekildi? ‘Ne yapayım?’ sorusu gündeme geldi. Bazı yörelerde belediyeler akıllı davrandılar ve çoluk çocuklu ailelere yol gösterdiler, ‘Bayram’da eğleneceğiniz yerler!’ diye anımsatmalar yaptılar. İnanın ve inanıyorum; Birçok kişi yaşamını sürdürdüğü kentin güzelliklerini bilmez. Gözü hep komşudadır! Yani başka yerlerde… Örneğin tel
*- SADECE ÜÇ GÜN
Bodrum’da hatta Antalya’da en fazla üç gün kalabilirsiniz
Pahalılıktan değil havadan söz ediyorum.
Bunalırsınız, boğulur gibi olursunuz, oranın alışık insanı değilseniz.
Kışın Erzurum’unu düşünün, aynen öyle…
Eksi 20’de saçaklardan buzlar sarkarken siz sobaya sarılarak oturmak isterken, pencereden bakın ceketli hatta gömlekli insanları görürsünüz bir rüya gibi.
Bunun nedeni ‘havadaki nem oranı’dır.
Erzurum’u kulüplerle maça giderdik, üç gün önceden…
Nedeni havaya takımın alışması…
Kramponlardan tutun da, yiyeceklerimizi bile seçerdik, yoksa farklı yenilgi kaçınılmazdı.
Bazı takımlar neden yurt dışında bazı yerleri ‘hazırlık kampı olarak’ seçer işte bu havalar yüzünden…
İklim değişiklikleri şimdi daha da fazla gündemde…
*- RADYO ve TELEVİZYONCU
Selçuk- Efes’ten Dost Radyo ve televizyonun kurucusu, usta gazeteci Hilmi Gider’le Bodrum’un eski halini konuştuk.
Turgut Özal’ın sağ kolu, basın danışmanı Can Pulak ağabeyimiz Günaydın’da ‘Marmaris’le ilgili’ haberler yapıyor, Marmaris’i her planda öne çıkarıyordu.
Ben de ‘Bodrum Bodrum’ diyordum.
Bodrum’un ne yolu vardı, ne suyu, ne de nüfusu…
Sadece Süngercilik ve tekne yapıcılar, balıkçılar yaşıyordu.
Kendi hallerinde idiller.
Karşıda İstanköy vardı.
Bodrum’un yarısı İstanköylü, İstanköy’ün yarısı da Bodrumlu idi…
Nasıl mı?
Karşı yaka aşkı yüzünden…
Evlenen karşı tarafa geçiyor, ekmeğini orada arıyordu.
Yani herkes birbiriyle akraba gibiydi.
Yunan Hükümeti de, bu adaların su dahil ihtiyaçlarını karşılamakta zorluk çektiğinden Bodrum onlar için kurtarıcı idi.
*- SANDALA ATLA GİT
Asker de, sahil muhafaza ekipleri de, gümrükçüler de, yani Türk ve Yunan resmi yetkililer bu beraberliklere, dostluklara göz yumuyor, ses çıkarmıyorlardı o zamanlar.
Sandala atla, karşı yakada, adada atla alışverişini yap.
Özellikle zeytinyağı ve şaraphaneler dikkat çekiyordu.
Bizdeki Süngercilik, tekne yapımı da çok ileri idi, Karadeniz’de neredeyse her evde silah yapıldığı gibi…
Şunu da söyleyeyim:
Bodrum’u Bodrum yapanların başında, Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaç kadar yerel muhabirlerin çok ama çok büyük faydası var.
Bunlara beni de katabilirsiniz…
Hepsi Bodrum Kahramanı, Bodrum Silahşöru idi.
Bir Şakir Kabaağaç ve kendisi gibi iki ünlü yazar, örneğin Esra Erat Bodrum’u kitaplarında anlattılar, denizini de…
O günkü şartlarda alan okuyan bilgi sahibi oldu.
Yani belli bir kesim…
Kaç kitapları satıldı ve bunlardan kaç kişi etkilendi.
Ama ya yerel muhabirler…
Neredeyse her gün, yüzlerce binlerce insanın, özellikle siyasinin ve iş insanının dikkatini çekmeyi becerdiler yaptıkları haberlerle.
Bunlar isimsiz kahramanlardı…
Ama her zaman her yerde birileri öne çıkarılır.
Bunda yine yerel habercilerin rolü vardır.
Yoksa kimsenin kimseden haberi yoktur.
Bodrum’u Bodrum yapanlardan biri de, Oğuz Alpözen’dir.
Bodrum Kalesi ve Müzesinin efsanevi Müdürü…
Uluslararası tanıtımında en önemli rol kendisinindir.
Manisa Tarzanı’nı Manisa’nın yerlisi bilirdi, ama sizin haberiniz var mıydı?
Manisalı Gazeteciler sayesinde dünya öğrendi, kitaplara geçti, filmleri oldu.
Bunun gibi bir şey işte…
Bir Mustafa Ali Cutura, bir Armağan, rahmeti Ender Uslu ve niceleri…
Niceleri dediğim bir elin parmaklarını geçmez sayıları…
Bu arada Muğla Merkez basınını, Milas’ı unutmayalım…
*- ÇEŞME’DE KIZIL KENT
Çeşme denilince aklımıza deniz, güneş, kum ve eğlence ile birlikte ‘kazıklanma’ geliyor.
Şimdi ben de İzmir tarihinden veya kültür serisinden Erythrai (Ildırı) anlatmaya çalışayım.
Çeşme’nin 20 km kuzey doğusunda yer alan Ildırı köyünün antik dönemdeki adı Erythrai’dir.
Erythrai sözcüğünün Yunanca’da ‘Kırmızı’ anlamına gelen Erythros‘tan türediği kent toprağının kırmızı renginden dolayı Erythrai’nin ‘Kızıl Kent’ anlamında kullanıldığı sanılıyor.
Bir başka varsayıma göre ise kent adını ilk kurucusu Giritli Rhadamanthes’in oğlu Erythro’tan almış.
Kentte ele geçen bulgular bu yörede İlk Tunç çağından bu yana yerleşimin olduğunu gösteriyor.
*- ÇEŞME DEĞİRMENLERİ ve TAŞLARI
İkinci Kolonileşme döneminde kent Atina kralı Kadros soyundan gelen Knopos yönetimindeydi.
Başlangıçta krallık ile yönetilen kent sonraları yine kral soyundan olan ancak halkın seçtiği Vasileuslar tarafından yönetildi.
İon kentlerinin aralarında kurdukları Panionion dinsel ve siyasal birliğe katıldılar.
Kent Payhagorasla birlikte kısa süreli tiranlık dönemi yaşamış, bu dönemde üreterek dışarı sattığı değirmen taşları ile önem kazanmıştı. Erythrai, Lidya ve daha sonrada Persler’in eline geçer.
Pers boyunduruğuna karşı diğer İon kentleri gibi ayaklanmaya katılan kente, bütün İon kentleri ile birlikte MÖ 334’te İskender, bağımsızlığını kazandırır.
İskender’in ölümünden sonra ortaya çıkan kargaşalar sonucu birçok el değiştiren Erythrai, Pergamon (Bergama) Krallığının eline geçer.
*-KADIN KÂHİNLER KENTİ
MÖ 133’te ise Roma İmparatorluğu içinde özgür bir kent statüsü kazanır. Bu dönemde şarabı, keçileri, değirmen taşları ve kadın kahinleri Sibyl ile Herophile ile ün kazandı.
MÖ 1.yüzyıl’da depremler, savaşlar ve Romalı komutanların yağmaları yüzünden büyük yıkıma uğrayan yöre, Bizans döneminde önemini yitirdi. 1366’da Türk Egemenliğine girdikten sonra da Erythre, Rhtyrai, Lythri gibi değişik adlar alan yöre; 16.yüzyıl’dan sonra İlderen ve Ildırı adlarıyla anılmaya başladı.
*- SURLA ÇEVRİLİ BİR ŞEHİR
Şehirde 1963-1966 yılları arasında Prof. Hakkı Gültekin ve sonraları Prof. Ekrem Akurgal tarafından kazı çalışmaları yapıldı.
İlk önce MÖ 3.yüzyıl sonralarında yapıldığı sanılan Akropol’ün kuzey yamaçlarındaki antik tiyatro toprak altından çıkarıldı.
Akropolün en yüksek düzlüğünde yapılan araştırmalarda da Athena tapınağına ait kalıntılar bulundu.
Şehrin etrafının 5 km uzunluğunda surla çevrili olduğu anlaşıldı.
Tiyatro kısmen açığa çıkarıldı.
Araştırmalarda akropolde MÖ 6. ve 7.yüzyıl’dan kalma çanak, çömlek, taş ve topraktan figürler bulundu.
Demek ki, asıl Çeşmeliler Erythrai (Ildırı)’da surların içinde yaşıyorlardı.
*- HATIRLADINIZ MI?
Balık hafızalı olan bizlere, balık hafızalı olmayanlar bazı anımsatmalar yapıyor.
‘Unutmamanız lazım’ demeye getiriyorlar.
İşte bazı örnekler.
Bu anlatılanlar konusunda aslında hepimiz hemfikiriz.
Aramızda ‘Hayır!’ diyecek çıkacağını sanmıyorum.
İşte bazı gerçekler;
Adnan Kahveci- (Eski Maliye Bakanı) dedi ki;
‘Bizim bağımsız olmamız için Amerika ve IMF'den kurtulmamız lazım…’ 2 gün sonra trafik kazasında öldü..!...
Bedri İnce Tahtacı- (Saadet partisi Gaziantep milletvekili) dedi ki;
‘Amerika en büyük engeldir bir ülkede; A.B.D istediğini Başbakan yapar, istediğini Cumhurbaşkanı…’
5 gün sonra Antep'e giderken trafik kazasında öldü..!
Turgut Özal- (Cumhurbaşkanı), dedi ki;
‘Musul ve Kerkük bizimdir. Bunu dünya biliyor, alacağız!’
10 gün sonra öldü..!
Eşref BİTLİS- (Jandarma Genel Komutanı), dedi ki;
‘Amerika'nın İncirlik'ten kalkan uçakları PKK'ya yardım dağıtıyor!’
4 gün sonra eksi -60 dereceye kadar dayanıklı olan TSK’ lerine ait uçak ile Siirt’e giderken kaza geçirdi. Uçağı daha kalkarken Ankara Yenimahalle posta işleme merkezinin üzerine düştü ve öldü..!
Kaza nedeni uçak motorlarının buzlanması!
Oysa Siirt'te o esnada hava soğukluğu (-11) idi. Ankara’da ise ( -5) idi.
Recep Yazıcıoğlu- (Denizli Valisi), Denizli'de kanun çıkardı;
‘Artık bundan sonra cafe ve benzeri yerlerde İngilizce isim kullanılmayacak, yani cafe değil kahve yazılacak’ dedi.
vee..
1 hafta sonra Ankara'ya giderken trafik kazasında öldü..!
Bahtiyar Aydın- (Diyarbakır J. Bölge Komutanı);
‘Bu dış mihrakların büyük bir oyunu, sakın inanmayın kanmayın, kardeşi kardeşe vurduruyorlar, Lice'si ile Hani'si ile Eruh'u ve Edirne'si Muş'u ile aynı ırkın evlatlarıyız, bu ülke kolay kazanılmadı Çanakkale de dedelerimiz omuz omuza can vererek kazandılar, bizde laiki ile muhafaza edeceğiz ve bu PKK bitecek. Bu ABD oyunu son bulacak’ dedi ve...
10 gün sonra Diyarbakır Lice'de ilk okul çocuklarına, önlük, bot, ayakkabı ve kırtasiye malzemesi dağıtırken, keskin nişancı silahı ile sırtından çocukların gözü önünde vurularak öldü.
TBMM- 1 Mart tezkeresine red oyu verdi.
3 gün sonra İstanbul’un göbeğinde bombalar patladı.
Kaç kişi öldü?
*- SELANİK GÖÇMENİ İZMİRLİ AYHAN
Bir zamanlar Türk Sineması’nın ‘Kralı’ İzmirli Ayhan Işık’ı anımsayan var mı?
Hatırlatayım:
Çok yönlü sanatçımızın ölümünü şöyle anımsıyorum:
Bindiği teknede güneşin altında fazla kalınca, beyin kanamasından vefat eder.
Şimdi en iyisi onun ressam oluşunu ve birlikte olduğu ünlüleri de hatırlayalım.
Ayhan Işık, kimlik adıyla Ayhan Işıyan (5 Mayıs 1929, İzmir - 16 Haziran 1979, İstanbul), ‘Taçsız İ Kral’ lakaplı Türk sinema oyuncusu, yapımcı, yönetmen, senarist, ses sanatçısı ve ressam idi.
Ayhan Işık, 1929 yılının 5 Mayıs sabahı altı çocuklu Selanik göçmeni bir ailenin son çocuğu olarak İzmir'in Konak ilçesi Karataş semtinde Mithatpaşa Caddesi üzerinde iki katlı tarihi bir Rum evinde, kendi anlatımıyla ‘Işıyan ailesinin tekne kazıntısı’ olarak dünyaya geldi. 1970'lerin ikinci yarısında yazmaya başladığı ve vefatından sonra tefrika halinde yayımlanan ‘Hayatım’ adlı hatıratlarında, ‘Çocukluk günlerim bilinen yaramazlıklar ve onların sonuçları ile geçti. Annemi, hep telaşlandırmışımdır.’ diye ekler Işık.
*- BABASIZ BÜYÜDÜ
Sinemanın Kralı İzmirli Ayhan Işık’ı dinlemeye devam edelim:
“Altı yaşındayken; ‘...Onunla ilgili olarak şimdi çok az şey hatırlıyorum. Ama en çok da kokusunu...
Bazı geceler yanıma gelip bana sarılmasını, birlikte uyumamızı.
Bir defasında balık tutmaya götürmüş, dönüşte de sırtına alıp merdivenleri çıkartmıştı.
Hepsi bu... ‘
Hafızamı ona dair hep zorladım.
Daha fazla şey hatırlayabilmek, hatırladıklarımı hiç unutmamak için “ diyerek andığı babasını kaybeden Işık, öğreniminin ilk birkaç yılını İzmir'de, büyük bir kısmını ise yıllar önce üniversite tahsili için İstanbul'a yerleşmiş olan en büyük ağabeyi Mithat Özer'in yanında tamamlamaya başlar.
*- HAYALİ ‘PARİSLİ RESSAM’ OLMAKTI
Kısa birkaç yıldan sonra; çok genç yaşta kaybedilen ağabey, Işık için hayat boyu hep örnek kişilik olur.
Özellikle resim alanındaki ilerleyişini hep örnek aldığını, onun vefatı sonrası evin geçimine yardımcı olmak için 12 yaşında okurken çalışmaya da başladığını belirten Işık, ilerleyen yıllarda akademideyken onun gibi üst tahsil için Paris'e gitmeyi düşlediğini de yine vefatından kısa süre önce anlatacaktır.
*- HOCALARIN KRALLARI ve ÜNLÜLER
İstanbul'da ilk önceleri zorlanan Işık daha sonraları kendisini çok güzel bir çevrede bulduğunu, verdiği röportajların birinde şu sözlerle anlatır: ‘Mahir İz okul müdürü, Salah Birsel müdür muaviniydi, edebiyata Rıfat Ilgaz, beden eğitimine Vefalı Kör Galip, coğrafyaya Akbaba Celal geliyordu.
Daha ne isteyebilirdim ki...’
Buradaki okul arkadaşlarından bazıları senarist Safa Önal, karikatürist Ferruh Doğan ve ressam - karikatürist Semih Balcıoğlu'dur.
Daha sonra girdiği Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümünde Bedri Rahmi Eyüboğlu'ndan dersler alan Işık, buradaki dönem arkadaşlarıyla ise On'lar Grubu'nda yer alır.
Amacı Doğu-Batı sentezini Türk resminde yaratmak; “Halk Sanatı Kaynaklarına Eğilmek”, tekniği ise “Renkçi ve Lekeci” olan grupta dönem arkadaşlarından Fikret Otyam, Altan Erbulak, Remzi Raşa, Adnan Varınca, Nedim Günsür, Orhan Peker, Turan Erol ve liseden beri dostları olan Semih Balcıoğlu ile Ferruh Doğan'la yer alır.
*- ÖNCE RESSAMDI
Verdiği röportajların birinde daha çok empresyonizm akımının etkisinde kaldığı söyleyen ve bu anlamda da en çok Claude Monet'ten etkilendiğini belirten Işık, bir süre Bab-ı Ali'de ressam olarak çalışır fakat 1952 senesinde ‘Yıldız Dergisi'nin açtığı yarışmaya girmesiyle resim hayatındaki geri planına itilerek sinemaya doğru yönelişi başlar. Yarışmayı birincilikle kazanarak sinemaya geçer.
Bir sene sonra, 1953 senesinde ise Güzel Sanatlar Akademisi Resim bölümü Yüksek kısmından mezun olur.”
Yorumlar yükleniyor...