BİTMEDİ, SON ANA KADAR MÜCADELE SÜRDÜ
*- ‘SENİN SUÇUN DEĞİL!’ Altın Kelebek ödül törenindeki konuşmasıyla gündeme gelen Cüneyt Arkın'ın küçük oğlu Kaan Cüreklibatur, 'Söylemezsem Olmaz' yorumcularından Nihat Doğan tarafından 'Ya kardeşim Atatürk ile Cüneyt Arkın'ın ne alakası var?
Atatürkçü rejimle Cüneyt Arkın'ın ne alakası var?' sözleriyle
eleştirilmişti. Bu sözlere Arkın'ın büyük oğlu Murat Arkın'dan yanıt
geldi.
İşte Cürekli Batur'un o yazısı...
“Tüm takipçilerimden özür dileyerek bu paylaşımı yapıyorum.
Ancak sizden gelen üzüntünüzü dile getiren binlerce mesaj sonucunda
iki kelime etmeye karar verdim.
Nihat'cım, bu söylediklerinden kesinlikle seni suçlu tutmuyorum!
‘Üç tane’ kaset çıkarmaya çalışırken, 100 yıllık Türk Sineması'nın 50
yılına emek vermiş, Cüneyt Arkın'ı fark etmemiş olmak senin suçun
değil.
Cüneyt Arkın, Türkiye'nin her dağında her ovasında her bozkırında
Mehmetçiğe moral ziyaretleri yaparken, bir adada aylarca ‘patates
ödülü!’ için mücadele vermiş olman da, senin suçun değil.
*- ZAVALLILAR
Cüneyt Arkın ona ‘akil insanlık!’ teklif edildiğinde ‘Halkıma akıl
vermek benim haddim değil!’ derken, bu ses tonunla Türk halkına akıl
vermeye kalkman da senin suçun değil.
Cüneyt Arkın sadece filmlerinde değil olağan hayatında da ‘ezilenin
mazlumun yanında’ yer alırken, tecavüze uğrayıp katledilen gencecik
bir kız ardından ‘Siz de mini eteği giyip soyunup, laik sistemin
ahlaksızlaştırdığı sapıklar tarafından tacize uğrayınca da, bas bas
bağırmayacaksınız!’ demen de senin suçun değil.
Cüneyt Arkın Türk halkına hizmet ederken, vücudunda kırılmadık kemik
kalmamış olmasına rağmen, oğlunun yardımı ile ‘sahnede dimdik
yürürken’, Türk halkının karşısına çıktığın bir programda; ‘koltukta
bile yayılarak oturman!’ senin suçun değil.
Suçlu bizleriz.
‘Suçlu!’, seni senin bildiğin Nihat Doğan yapanlar.
Seni para ödeyerek oraya oturtanlar ve seni izlemeye ayıracak vakti
olan zavallılar...”
*- GÜNÜMÜZE ULAŞMIŞ
Aydın’daki Fatma Hanım Sıbyan Mektebi, Osmanlı döneminin önemli eğitim
yapılarından biridir ve günümüze ulaşabilmiş nadir örneklerden
biridir.
Aydın il merkezinin Efeler ilçesinde, Batı Gazi Bulvarı üzerinde, Eski
Yeni Camii’nin hemen arkasında yer almaktadır.
Tarihçesi ve Yapım Amacı şöyledir;
‘Fatma Hanım Sıbyan Mektebi, 1ö8. yüzyılda, muhtemelen 1753-1754
yıllarında inşa edilmiştir.
Yapının banisi, dönemin etkili ailelerinden Cihanoğulları ailesinin
bir üyesi olan Fatma Hanım’dır.
Fatma Hanım, aynı zamanda Aydın’daki Afife Hanım Çeşmesi’nin de yaptırıcısıdır.
Bu mektep, Osmanlı’daki sıbyan mektepleri geleneğine uygun olarak,
çocuklara temel dini eğitim, okuma yazma ve aritmetik gibi dersler
vermek amacıyla inşa edilmiştir.
Sıbyan mektepleri, genellikle cami veya mescitlerin yanında yer alır
ve vakıf eliyle işletilirdi.”
*- KÜLTÜREL MİRAS
Bir de mimari özelliklerini inceleyelim;
“Fatma Hanım Sıbyan Mektebi, Osmanlı dönemi mimarisinin izlerini
taşıyan, küçük ve sade bir yapıdır.
İç yapısı işlevsel olup, dış cephesi ise dönemin estetik anlayışını
yansıtır. Günümüzde restore edilmiş olan bu yapı, henüz belirli bir
işlev kazandırılamadığı için kullanılmamaktadır.
Fatma Hanım ‘Sıbyan Mektebi’, Aydın’ın tarihî dokusuyla bütünleşen
önemli bir yapıdır.
Günümüzde, Osmanlı döneminin eğitim anlayışını ve mimarisini yansıtan
bu yapı, şehre gelen ziyaretçiler ve tarih meraklıları için önemli bir
kültürel miras olarak değer taşımaktadır.
Eğer Aydın’a yolunuz düşerse, bu tarihi yapıyı ziyaret ederek Osmanlı
eğitim tarihine ve mimarisine dair önemli bir örneği yerinde
görebilirsiniz.
*- SAVAŞ ODASI
Mustafa Kemal, Amerikalı gazeteci Clarence K. Streit'i, 3 Mart 1921
günü istasyon binasındaki çalışma odasında kabul etti.
Binanın hemen önündeki dekovil herhangi bir tehlike halinde Mustafa
Kemal'i Ankara'dan uzaklaştırmak üzere buharı üstünde beklemekteydi..
Streit'in ‘Savaş odası’ diye söz ettiği ofisin duvarlarında resim ve
fotoğrafların yanı sıra Müslüman Gürcülerin armağanı bir kılıç
asılıydı.
Yağlıboya tabloda Namık İsmail imzası vardı.
Camlı çalışma masası ve odanın mobilyası zevkliydi.
Görüşme sırasında camları çerçevesiz bir gözlük takan Mustafa Kemal,
röportaj boyunca tespihini sürekli çevirmişti…
*- FRANSIZCA KONUŞTU
Amerikalı gazeteci Clarence K. Streit anlatıyor:
"Beni Türk konukseverliğiyle karşıladı.
İki saat boyunca rahatlıkla Fransızca konuştu.
Yakışıklı ve güzel görünümlü bir adam.
Çok düzgün giyimli, düzgün konuşuyor…
Kırk yaşında ama daha genç gösteriyor.
Geniş alnı, ağız ve çene yapısıyla bir savaşçının hatlarına sahip ama
kalpaksızken gözlükleriyle bir profesörü andırıyor.
Doğuştan bir centilmen.
Nazik, kültürlü, zarif ve hep iyi giyimli.
Batılı salonlara yakışacak bir kişi. (...)
*- İZLENİMLERİ
Amerikalı gazeteci Clarence K. Streit’in izlenimleri şöyle;
“Gözlerinde düşlerini gerçekleştiren bir idealistin ifadesi vardı.
Bende güçlü bir karakter izlenimi yarattı.
Yaşam biçimi ve liderliğinde gösterişten, kendini beğenmişlikten eser yoktu.."
Mustafa Kemal, Streit'e, Meclis'in güvenle toplanacağı ikinci bir
başkent aradıklarından söz etmişti.
İçinden nehir geçen, ormanları olan bir şehirdi anlattığı.
‘Kayseri, Yozgat, Çorum gibi…’ demiş, Ankara'yı saymamıştı.
Amerikalı gazeteci, "Türklerin George Washington'u" olarak söz ettiği
Mustafa Kemal'in Fransızcaya hakimiyetini beğenmişti…
*- DÜNYA LİDERİ
1921 yılında Streit gezdiği yerlerde tek bir Mustafa Kemal fotoğrafı
görememiş, aksine eski ve yeni sultanın; hatta yazar ve şairlerin
fotoğrafları ile karşılaşmıştı; başına geçtiği harekette kendisini
tamamen adamış bir lider ile yüz yüze geldiğine inancı pekişmişti.
Onun dünyaya lider olarak geldiğini düşünmüştü.
Streit'in Mustafa Kemal ile yaptığı söyleşinin satırbaşları şöyleydi:
‘Amerika ile dostluk istiyoruz,
Türkiye'de komünizm yoktur, bizim dinimiz İslamiyet'tir.
İslamiyet dogmatik kısmı dışında nazara alınırsa, en geniş anlamıyla
hoşgörü temeline dayanan 'sosyo-politik' bir sistemden başka bir şey
değildir ve 'ferdiyetçilik' ile 'komünizm' arasında orta bir yol
teşkil etmektedir.
Gazeteci Streit şunları da yazmıştı:
“İngiltere’nin barış zamanında ve harp sahasından uzak olarak
İrlanda’ya reva gördüğü muameleye hemen hemen kayıtsız bir şekilde
bakan dünya kamuoyu, Ermeni ahalisinin tehciri hususunda almaya mecbur
kaldığımız karar için bize karşı haklı bir ithamda bulunamaz.
Bize karşı yapılmış olan iftiraların aksine, tehcir edilmiş olanlar
hayattadır ve bunların çoğu şayet İtilaf Devletleri bizi tekrar savaşa
zorlamasaydı evlerine dönmüş olurlardı.”
*- TAM BAĞIMSIZLIK
İki buçuk yıl sonra Cumhuriyet’i ilan edecek ve Cumhuriyet Halk
Partisi’ni kuracak olan Atatürk’ün görüşü bugün kimi ‘yoldaş’
partidaşlarından çok farklıdır.
O sıralarda toplanmış olan Londra Konferansı ile ilgili sorulan
soruya, Atatürk konferanstan bir olumlu bir sonuç çıkacağını
düşünmediğini söyler ve ekler:
“İtilaf Devletleri bu meseleyi sadece Yunanistan ve bizim aramızdaki
basit bir toprak sorunuymuş gibi konuşuyor. Fakat toprakla ilgili
sorunlar ikincil derecede önem taşıyor.
Önemli olan siyasi bağımsızlığımız kadar ekonomik açıdan da tam
bağımsız olmamız. Buna sahip olmalıyız. Savaştan önce gelişimimiz
yabancı müdahalesiyle, kapitülasyonlarla ve yabancı güçlerin
Türkiye’de sahip olduğu diğer imtiyazlarla engellenmişti.
O zamandan beri İtilaf Devletleri bu köleliği daha da ileriye götürmek istedi.
Sevr Antlaşması ancak bir sığır sürüsüne uygulanabilirdi, insanların
oluşturduğu bir millete değil.”
*- ÖNYARGILI
Günümüzde ısrarla tartışılmaya açılmak istenen Lozan Antlaşması’nın
önemi ve getirdiği kazanımlar, imzalanmasının iki yıl öncesinde ancak
bu kadar iyi anlatılabilirdi.
Yirmi altı gün kaldığı Ankara’dan sonra Eskişehir, Afyon üzerinden
Antalya’ya geçen ve gemiye binip Anadolu’dan ayrılan Streit, son
olarak, anılarını samimi bir itiraf ile bitirir:
“Türkiye’ye, Türklere karşı önyargıyla gelmiştim; Türkleri yakından
tanımak için onlarla yaşayan birçok kişi gibi, ülkeyi onların dostu ve
hayranı olarak terk ediyorum.”
Yorumlar yükleniyor...