BİRKAÇ DAİRE KAZANMAK İÇİN, MERDİVENİ DİKMİŞLER!
*- ZENGİNLİK NEYMİŞ? Ne demiş üstat: “İnsan var, insanda ‘ziyan’ olur! İnsan var, insana ‘ilaç’ olur!??
Bir başka üstadın sözü de şöyle;
“Zenginlik sabahları simit (gevrek) yemektir,
Merdivenleri yardımsız çıkabilmektir,
Güzel günler bekleyebilmektir,
Kendine inanabilmektir,
Zenginlik;
Varlığından mutluluk duyduğun her şeydir!..”
Yani ‘ruh ve vücut sağlığıdır’, diyorum bu eksik anlatıma…
Merdiveni çıkmak kadar, inmek de çok önemlidir.
Eğer baston yani bir tutucu yoksa yanında, son adımda, çok düşen, sakat kalan, yaşamı zehir olanları biliyorum.
Birkaç gün içinde anlatacağım, örnek vereceğim;
İstanbul’da Zorlu AVM bulunuyor.
Birinci köprüden Avrupa’ya geçtiğinizde, yani Boğazı geçip ‘İstanbul’a hoş geldiniz!’ denildiğinde ileride sağda gördüğünüz residans adı verilen yeni dev bina ve bloklardan biri…
İlave edeyim:
Tam karşısında öyle büyük bir bina yapıldı ki, sanki 10 köyü içine yerleştirmişler.
Bitti!
*- BEŞİ BİR YERDE!
Konumuz o değil, Zorlu AVM’de Performans adı verilen yerde beş tane salon var…
Bu salonlarda çeşitli sanat etkinlikleri oluyor ve parasını ödeyen seyrediyor, ünlülerin performanslarını, konserlerini…
Yapım sırasında, birkaç milyarlar residans (Daire) elde etmek için, balkon denilen kısımları öyle dik yapılmış ki (Belki de sahne daha rahat görünsün diye) normal insan bile her an düşebilecek eğimde.
Gözümle gördüm iki büklüm yerini bulup, yine birilerinin yardımıyla, yalpalayarak sözde yapılmış bu merdivenleri…
Hani yeni sistemde kurslardan geçip, insan sağlığı ve güvenliğine yasa gereğince ‘olumlu’ ya da ‘olumsuz’ karar verip imza atanlar var ya, buna nasıl izin vermişler, düşündürücü…
Çocuklar, yaşlılar, hastalar, yani genel düşünülmemiş işte!
Özetle bu bir denge imtihan yeri…
Yardım olmadan, örneğin Türkcell Sahnesinin balkonunda yardımsız çıkıp- inip yerinizi buluyorsanız ne mutlu size…
Küçük bir örnek geldi aklıma…
Yakında buradan bir konseri yazacağım, Şevval Sam’ın ‘Performansını’ anlatacağım…
Tek kelime ile bir gerçek tüyo vereyim:
‘Süper’ idi…
Beni şaşırttı…
*- KALBİ YERİNDEN OYNATAN
Hafif bir gülümseme için yüzümüzde 10-12 kas çalışır,
Gözlerimizin de katıldığı bir gülümsememiz için bu kez 15- 20 devreye girer…
Bir gülümsemeniz, bir kalbin tamamını yerinden oynatır!..
Ama;
Mutsuz yaşamanıza neden olan hiçbir şey için savaşmayın!
Yolunuzu değiştirin…
Bu pes etmek değildir!
Sadece bazı şeyler savaşmaya, uğraşmaya değmez!
Sizin kıymetinizi bilmeyen insanlara, zaman ayırmaya gerek yok!
Hadi şimdi, biraz daha yüksek sesle kahkaha at!
Biraz daha cesur ol!
Biraz daha çok yaşa!
Güne keyfini kat, enerjini saklama!
Hayat seni beklemez, sen başlat günü, yarını bekleme…
*- ATEŞ OLSAN
Bir yerden ayrılmaktan korkma, oraya bağlı olmaktan kork!
Alışkanlıklarından kork!
Hep aynı kalmaktan kork!...
Ne olursa olsun, nereden gelirse gelsin, korkma…
Ne derler?
Ateş olsan cürmün kadar yer yakarsın!
Bu ifade, karşıdakini küçümsemek amacıyla kullanılan bir deyimdir.
Bu deyim, kişinin yeteneklerinin sınırlı olduğunu ve ne kadar güçlü olursa olsun, etkisinin sadece yaptığı hatalar veya suçlar kadar olduğunu ifade eder.
Yani, seni korkuya alıştırmak isteyenin elinde ne kadar imkân olursa olsun, kapasitesi bir noktada sınırlıdır.
“Işığa kavuşmak için, karanlığa meydan okumak gerekir…”
Bu laf, Platon’dan…
Bir de Elie Wiesel’e kulak vererek bu paragrafı kapatalım:
“Adaletsizliği engelleyecek gücünüzün olmadığı zamanlar olabilir.
Fakat itiraz etmeyi beceremediğiniz bir zaman asla olmamalı!...”
*- MAHKEME KARARI
Bilal Akkaya önemli bir noktayı iletmiş!
Belirttiğine göre:
“Finike, Demre, Kaş ve Kalkan Bölgelerine kapsayan otoyol projesine verilen ‘Çed Olumlu Kararı’ 132 davacının açtığı çevre davası sonucu, mahkeme tarafından iptal edildi.
Karar, bilirkişi raporunda ortaya konan, çevresel, tarımsal ve arkeolojik risklere dayandı.’
Şöyle denir;
‘Başlangıçlara güvenme, en doğru söz, en sonra söylenir!’
*- PARAYI VEREN
İsim vermeden konuyu nakledeyim:
Bir kişi, denizle ilgili bir belge almış.
Anladığım kadarıyla bunu ‘Büyük Başarı!’ olarak sosyal medyada paylaşmış…
Yani;
Denizcilik kültürümüze değer katan bu kıymetli belgeyi onur vesikası olarak, tabii kendini bir noktada met ederek ortaya koymuş…
Ama sonucuna katlanmak buna denir?
Önemli bir nokta da böylece ortaya çıkmış…
Ne demek istediğimi şimdi yine isim vermeden açıklayacak ve ‘Dikkat’ diyerek yetkililerin dikkatine sunmak istiyorum.
Geleceğimiz için önemli bir nokta olduğunu düşünüyorum.
Bir vatandaşımızın ‘Büyük onur’ duyduğu, ‘Çok başarılı ve anlamlı bir eğitim’ sonucu dediği paylaşım sonrasına da bir göz atalım, bakalım kazın ayağı öyle mi?
Şunu da unutmayalım:
Kalite bulaşıcı bir hastalıktır bazılarımız için, umarım size de bulaşır!
*- PARA ALMAK İÇİNMİŞ!
İsmail Beyin, ‘diploma’ ya da ‘Bir belge’ alan vatandaşa verdiği yanıt:
“Yorumları kapattığı için yayınlıyorum.
Beyefendiye katılmıyorum.
Çünkü benim 11 yıllık Deniz Kuvvetleri tecrübemin ve doğal hakkım olan sivil bahriye ehliyetimi alırken ne hikmetse ilgili kuruluşlar bu yıllarımı, bilgi birikimimi, seyir tecrübemi hiçe sayıp beni sırf para almak için tekrar kurslara ve sınavlara yönlendiriyor.
Gittiğimiz kurslarda hoca (hepsi için geçerli değil) diye başımıza koydukları kimseler nasıl baksırla vardiya tuttuğunu ya da gemide üstlerine karşı yaptığı şovları anlatıyor…
Ders olarak d,a sınavda hala sitimli makine soruları soruyorlar!
Yani baştan aşağı kokuşmuş sistemin açığı olan bu para ile alınan ehliyetler, bu tarz sıkıntı yaşayan eğitimli kimselerin kurtarıcısı oluyor.
O yüzden bu durumu destekliyorum!
*- DENİZCİLİĞİN KARA VEBASI: SAHTE YETERLİLİKLER
“Evet, yanlış duymadınız. Bu sektörün sessizce çürüdüğü nokta tam olarak burada başlıyor.
Birileri okul okuyor, staj yapıyor, yıllarca güvertede ve makinede gece gündüz çalışıyor.
Wiper’dan AB’ye, stajyerlikten 3rd Off’a, step step adım adım yükseliyor.
Emek veriyor, ter döküyor, kitap ve pratik birlikte büyüyor.
Ama biri çıkıyor, 5.000 dolar verip o yılların üstünden atlayarak sizin yerinize geçiyor…” diyor bir başka denizcimiz…
Çok önemli ve biraz da ağır sözlerle şöyle devam ediyor:
“Ne okul, nede gerçek eğitim..
Sadece para.
Sonra aynı pozisyona talip olup daha düşük maaşa ‘evet!’ diyor.
Piyasa çöküyor.
Emek değersizleşiyor.
Yıllarca çalışanlar bir anda ‘pahalı personel’ ilan ediliyor.
Gemilerde para ile satın alınmış yeterlilikler dolaşıyor!’
Bu arada bu dikkat çekici denizcimiz birçok ülke isimlerini de mektubunda geçiriyor ve devam ediyor:
“Ve kimse konuşmak istemiyor.
Bu sadece ücret problemi değil, bu emniyet problemidir.
Bu sektöre yıllarını vermiş insanların emeği, bir imza ve para karşılığında yok sayılıyor.
Bizim için ‘’sahte’’ olan bir yeterliliği alanlar sinirleniyor, sinirlenmeyin sizlerde biliyorsunuz ki emek hırsızısınız…”
Konu ile hiç ilgim yok…
Ama çok önemli olduğu ortada…
Bilenler konuşmalı ve gerçek ortaya çıkarılmalı, diye düşünüyorum.
*- DEĞERLENDİRİLME
Beğendiğim konu ve olayları, kişileri, kuruluşları, etkinlikleri paylaşmaya başladım.
‘Bilinmeli’ diyorum…
Bir zamanlar ‘Bir bilen!’ vardı, şimdi ‘Bilenler’ yok gibi…
Ya da yaprağın altında saklanmaya çalışıyor…
Bakın ne olmuş?
Yine ismi bende bir okuyucumuz yazıyor:
“Koç Üniversitesi Denizcilik Forumu (KÜDENFOR) tarafından denizcilik kültür ve spor mirasımıza katkısı olan kişi ve kuruluşların hatırasını canlı tutmak amacıyla düzenlenen etkinlikler serisinde, 1936 yılında Atatürk’ün yelken sporu yapılmasını öngördüğü alanda 2 Şubat 1952 tarihinde 4 milli yelkencimiz tarafından kurulan İstanbul Yelken Kulubü’ nün (İYK) tarihsel gelişiminin ve denizciliğimize katkılarının görüşüldüğü oturuma katıldık.
İYK’nın Fenerbahçe’deki tesislerinde düzenlenen etkinlikte; KÜDENFOR Kurucu Direktörü çok değerli büyüğüm Sn. (E) Amiral Cem Gürdeniz, 40 yılı aşkın süredir önemli denizcilik markalarının temsilciliğini yapan Marina Deniz Araçları şirketinin kurucusu ve Klasik Tekneler Platformu Başkanı Sn. Işık Aylan, kıymetli yadigarımız TCG Savarona’nın eski kaptanlarından Sn. Kadir Türker ve Nippon Paint Marine Türkiye ve Ortadoğu Genel Müdürü çok sevdiğim 26 yıllık arkadaşım Kaptan Sn Baybora Yildirim ile bir araya gelerek denizcilik ile ilgili görüşmeler yapma fırsatı bulduğumuz için büyük memnuniyet duyduk.”
Bu önemli isimlerin de sık sık bir araya getirilmeli, söylemleri mutlaka videoya alınmalı.
Belgesel bile yapılır…
Ama nedense sadece parayı düşündüklerinden, bunu görev olarak kabul etmezler…
*- DÜŞÜŞ NOTLARI
Şimdi de ilginç gördüklerimi paylaşayım, yorumları sizlere kalsın…
“Para!’ denilince aklıma takıldı;
Muğla ve Uşak yükselişte, İzmir düşüşle dikkat çekti!
Ege’de ihracat kaybı!
Ege Bölgesi’nin kasım ayı ihracatı yüzde 7,3 düşüşle 3,4 milyar dolara geriledi.
İzmir, Manisa ve Denizli de ‘performans düşüşüyle!’ dikkat çekti.
Ticaret Bakanlığı Kasım Ayı Faaliyet İlleri İhracat İstatistikleri, Ege Bölgesi ihracatında düşüş yaşandığını ortaya koydu.
Türkiye genelinde ihracat yüzde 2,2 artışla 22,7 milyar dolara yükselirken, Ege Bölgesi’nin kasım ihracatı yüzde 7,3 azalarak 3,7 milyar dolardan 3,4 milyar dolara geriledi.
Bu kayıp, 2024 yılı kasım ayına göre yaklaşık 270 milyon dolar olarak kaydedildi.
Yani İzmir, Ege ihracatının lokomotifi olmasına rağmen düşüşte
Ege Bölgesi’nin ihracatına en büyük katkıyı sağlayan İzmir, kasımda 1,76 milyar dolarlık ihracata imza attı.
2024’ün aynı dönemindeki 1,97 milyar dolarlık ihracata kıyasla yüzde 11 düşüş yaşandı. İzmir’in 11 aylık ihracatı ise 21,6 milyar dolar ile önceki yılın seviyesini koruyarak, Türkiye genelinde İstanbul ve Kocaeli’nin ardından üçüncü sırada yer aldı.
İzmir, Ege Bölgesi ihracatından yüzde 54 pay aldı.
Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, Türk ihracatçısının maliyet baskısı nedeniyle ihracat pazarlarında yeterince rekabet edemediğini vurguladı. Eskinazi, “2026 yılı dünyada fırsatlar barındırıyor, ıskalamayalım. Talebin canlanmasıyla ihracatçılar maliyet baskısını aşarsa toparlanma mümkün; aksi takdirde tablo daha da kötüleşir” dedi
Büyük fabrika ve Organize Sanayi Bölgeleri olan Manisa ve Denizli ihracatta ekside…
Fakat Balıkesir, Aydın ve Muğla’da artış dikkat çekti.
*- ÇARPICI BİR SUSUZLUK!
Bugün için İzmir’in konusu!
Ya yarın?
Sağanak yağışlar kurtarmaz!
Kar lazım…
Günlerce aynı sitilde ‘Ahmak ıslatan!’ yağış lazım…
Mektuplarda kaldığı gibi, internete ‘Hala yağıyor mu?’ soruları sorulmalı!..
Acı gerçek şu;
İzmir’de su felaketi: DSİ’nin master planına göre 2035’ten önce çare yok
DSİ’nin master planında İzmir’e su sağlayacak 2 kaynaktan Akhisar Barajı’nın 2035’de, Balıkesir Düvertepe Barajı’nın ise 2040’da bitirilmesi öngörülüyor.
İzmir’e yakın bir tarihte su verecek hiçbir kaynak da yok.
Kente su sağlayacak mevcut barajlar boş olduğu ve 10 yıldan önce bitecek başka bir proje olmadığı için tek çare olarak yağmur kaldı.
İzmir’in ana su kaynağı olan Tahtalı Barajı sıfırlandı.
Tahtalı Barajı’ndaki aktif doluluk oranı yüzde 0,87’ye indi.
Tahtalı’da sadece 2 milyon 484 bin metreküp su kaldı.
Tahtalı’da kalan su İzmir’in 10 günlük ihtiyacını bile karşılayacak seviyenin bile altına düştü.
Balçova Barajı’nda da kalan su miktarı sıfır metreküp. Diğer barajlarda da durum çok farklı değil.
İzmir’in su ihtiyacını karşılaması için yapılan Gördes Barajı’nda ise 1 metreküp bile su kalmadı.
Gördes’in ölü hacminden alınan su da bitti.
Kentte iki günde bir 23.00-05.00 arasında yapılan su kesintileri merkezdeki 13 ilçede her güne çıkarıldı.
İzmir’de 4 yıldır yoğun bir kuraklık yaşanıyor.
Devlet Su İşleri (DSİ) ne yazık ki master planında bu su felaketini öngöremedi.
*- İZMİR KÖRFEZİ’NE İHANET: YİNE KİRLETTİLER
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, İzmir Körfezi’nde yeniden kirlilik tespit edildiğini duyurarak açıklama yaptı.
Sosyal medya hesabından paylaşım yapan Tugay, körfezin farklı kaynaklardan kirletildiğini vurguladı ve sorumlulara yönelik ağır yaptırımlar uygulanması gerektiğini söyledi.
Tugay açıklamasında, “İzmir Körfezi bugün bir kez daha kirletildi” ifadelerini kullanarak özellikle liman, tersane, sanayi işletmeleri ile atık bırakan gemilerin sıkı şekilde denetlenmesi gerektiğine dikkat çekti.
Büyükşehir Belediyesi ekiplerinin sahada görev yaptığını belirten Tugay, çağrısını şu sözlerle sürdürdü:
“Liman, tersane, sanayi işletmeleri ve özellikle atık bırakan gemiler denetlenmeli ve ağır yaptırımlar uygulanmalıdır. İzmir’in geleceği için herkes sorumluluğunu yerine getirmelidir.”
Açıklama uzun…
Bu kadarı yeter ve artar diye düşündüm…
*- ZORBA İSTEMEYİNCE
Milattan önce dört binli yıllardı.
Üretimi artıran insanlık, ihtiyaçtan fazlasını biriktirmeye başlamıştı. Biriktirmeyi ticaret izleyecekti.
Biriken ve değiş tokuş edilen ürünün kaydı gerekiyordu.
İnsanlık anlam yüklü sesleri işaretledi, yazıyı keşfetti.
Yazı, üretimin ve sosyal hayatın deneyimlerini, bilgiyi ve düşünceyi kaydetmeyi, kaydedilen bilgiyi anımsamayı, ülkeler ve kuşaklar arasında paylaşmayı sağladı.
İnsanlığın belleği güçlendi.
Deneyim, düşünce ve bilgi paylaşımının egemenliği için tehlikeli olacağını sezen zorba lider, “Yazıya düşmanlığım her geçen gün artıyor” diyerek, yazının ülkesinde kullanımını yasakladı.
*- KAĞIDA DÜŞMANLIK
Milattan sonraki ilk yüzyıldı.
Yazının kaydedildiği kil tabletlerin saklanması ve taşınması çok zordu. Papirüs ise dayanıksızdı.
Çinliler, bambu, keten, kenevir liflerini suda ezerek keçeleştirdiler, nişasta kattıktan sonra merdaneden geçirip kurutarak kâğıt ürettiler. Kâğıt, düşünce bilgi ve deneyimin kaydında ve paylaşımında devrime yol açtı; Çinlileri o çağda en ileri uygarlığın sahibi yaptı.
Kâğıdın taşıdığı bilginin kölelerin zihnini aydınlatmasından çekinen zorba lider, “Kâğıda düşmanlığım her geçen gün artıyor” diyerek, kâğıt kullanımını yasakladı.
*- ÇİNLİLER HEP ÖNDE
Milattan sonra üçüncü yüzyıldı.
Çinliler, kâğıt üzerine elle yazmak zahmetinden kurtulmak için mermer levhayı oyup kabartarak matbaayı icat ettiler.
Kitap basımı için artık aylar ve yıllarca elle yazmak zorunlu değildi. Matbaa, Uygurlar aracılığıyla batıya doğru yolculuğa çıktı.
Dokuzuncu yüzyılda Müslüman uygarlığının başkenti Bağdat’ta da matbaa kuruldu.
Hıristiyan dünyasında ise 15’inci yüzyılda harfler metal kalıplara döküldü. Nihayet Johannes Gutenberg, kâğıdı parçalamayacak yumuşaklıkta, basım sırasında dağılmayacak sertlikte kurşun, antimon ve kalay karışımı metal kalıbıyla 1455 yılında ilk kitap baskısına başladı. Matbaanın çoğalttığı bilginin reayanın zihnini aydınlatmasından korkan zorba “Matbaaya düşmanlığım her geçen gün artıyor” dedi.
Gutenberg matbaası zorbanın ülkesine üç asır sonra girebildi.
Zorbanın matbaaya düşmanlığı nedensiz değildi.
Matbaa, tapınak merkezli dinsel ideolojiyi zayıflattı, uygarlık rotasında en görkemli aydınlanma yolculuğunu başlattı.
Kitabın ulaştığı kitle büyüdü, dolaştığı coğrafya genişledi.
Toprak kölesi emeğinin sömürüsüne dayalı feodalizm çözüldü, “özgür” işçi emeğinin sömürüsüne dayalı kapitalizm zafer kazandı.
Ümmet millete, cemaat cemiyete dönüşürken, teokrasinin yerini laik demokrasi aldı.
Ortaya çıkan demokrasi sermayenin demokrasisiydi.
Ama emek demokrasisi fikri de insanlığın kazanımı haline geldi.
Bu yazı da bir alıntıdan ibaret…
*- NOTLAR ÇIKARILABİLİR
ABD’nin saygın gazetecilerinden Bill Kovach ve Tom Rosenstiel, dünyada birçok iletişim fakültesinde ders kitabı olarak kullanılan ve “Gazeteciliğin Esasları” başlığıyla Türkçe’ye de çevrilen “The Elements of Journalism” adlı eserlerinde, haberciliğin temel ilkelerini ve pratiklerini anlatıyor.
Kitabın, iyi gazeteciliğin 10 unsurunu sıralayan kısa bir özetini, habercilik için önemli metinleri; Baran Orduran‘ın Türkçe çevirisiyle şöyle:
1. Gazeteciliğin ilk yükümlülüğü gerçeğe sadık kalmaktır
İyi karar verme, insanların anlamlı bir bağlama oturtulmuş güvenilir ve doğru olgulara ulaşmasına bağlıdır. Gazetecilik mutlak ya da felsefî anlamda değil, daha ayakları yere basan bir şekilde hakikatin peşindedir.
Kovach ve Rosenstiel kitapta şöyle yazıyor:
“Tüm hakikatler- hatta bilimin yasaları bile- revizyona tâbidir, ancak bu süre zarfında onlara göre hareket ederiz çünkü gereklidirler ve işe yararlar.”
Gazetecilik bu nedenle “gerçeğin pratik ve işlevsel bir biçimini” arar.
Bu mutlak veya felsefî ya da bilimsel anlamda bir hakikat değil, daha ziyade “günlük bazda kullanabileceğimiz hakikatlerin” peşinde koşmaktır.
Bu “gazetecilik hakikati,” gerçekleri bir araya getirme ve teyit etme profesyonel disiplini ile başlayan bir süreçtir.
Daha sonra gazeteciler, daha fazla araştırmaya tâbi olmak kaydıyla, bunların anlamını âdil ve güvenilir bir şekilde aktarmaya çalışırlar.
*- MÜMKÜN OLDUĞUNCA
Gazeteciler, kaynaklar ve yöntemler konusunda mümkün olduğunca şeffaf olmalıdır ki izleyiciler bilgiler hakkında kendi değerlendirmelerini yapabilsinler.
Seslerin çoğaldığı bir dünyada bile “doğru haber yapmak;” bağlam, anlamlandırma, yorum, eleştiri, analiz ve tartışma gibi diğer her şeyin üzerine inşa edildiği temeldir.
Daha büyük bir hakikat, zaman içinde, bu platformdan ortaya çıkar.
Vatandaşlar giderek daha büyük bir veri akışıyla karşılaştıkça, haberleri bulmaya, doğrulamaya ve bağlamına oturtmaya adanmış bilgi tedarikçilerine daha az değil, daha fazla ihtiyaç duyarlar.
2. GAZETECİLİĞİN İLK BAĞLILIĞI VATANDAŞADIR
İster reklam verenlere ve hissedarlara hesap veren bir medya kuruluşu olsun, isterse kendi kişisel inançları ve öncelikleri olan bir blog yazarı olsun, gazetecilik yayıncısı vatandaşlara nihaî bir bağlılık göstermelidir. Kamu yararını -ve gerçeği- kendi kişisel çıkarlarının ya da varsayımlarının üstünde tutmaya gayret etmelidirler.
Vatandaşlara bağlılık, izleyicilerle yapılan zımnî bir sözleşmenin ve gazetecilik iş modelinin temelidir. “Korku ve kayırma” olmadan yapılan gazetecilik, diğer bilgi kaynaklarından gelen içerikten daha değerli olarak algılanır.
Vatandaşlara bağlılık aynı zamanda gazeteciliğin toplumdaki kurucu grupların temsili bir resmini sunmaya çalışması gerektiği anlamına gelir. Bazı vatandaşları görmezden gelmek, onları haklarından mahrum bırakır.
Modern haber endüstrisinin temelinde yatan teori, güvenilirliğin geniş ve sâdık bir izleyici kitlesi yaratacağı ve ekonomik başarının da bunu takip edeceği inancıdır. Bu bağlamda, bir haber kuruluşundaki iş insanları da izleyiciye olan bağlılıklarını diğer hususların önünde tutmalı, istismar etmemeli, beslemelidir.
Teknoloji değişebilir ancak güven —kazanıldığında ve beslendiğinde— kalıcı olacaktır.
3. GAZETECİLİĞİN ÖZÜNDE BİR TEYİT DİSİPLİNİ VARDIR
Gazeteciler bilgiyi teyit etmek için profesyonel bir disipline güvenirler.
Standartlaştırılmış bir kural olmamakla birlikte her gazeteci “doğru haber yapmak” amacıyla bilgiyi değerlendirmek ve test etmek için belirli yöntemler kullanır.
Tarafsız ya da nötr olmak gazeteciliğin temel ilkelerinden biri değildir. Gazeteci bazı kararlar vermek zorunda olduğu için objektif değildir ve olamaz. Ancak gazetecilik yöntemleri objektiftir.
Objektiflik kavramı ilk ortaya çıktığında, gazetecilerin önyargılardan arınmış olduğu anlamına gelmiyordu. Daha ziyade, kişisel ve kültürel önyargıların çalışmanın doğruluğuna zarar vermemesi için tutarlı bir bilgi sınama yöntemini -eldeki delillere şeffaf bir yaklaşımı- öngörüyordu. Yani objektif olan yöntemdir, gazeteci değil.
Birden fazla tanık aramak, kaynaklar hakkında mümkün olduğunca çok şey açıklamak veya çeşitli taraflara yorumlarını sormak, bu tür standartlara işaret eder. Bu doğrulama disiplini; gazeteciliği propaganda, reklam, kurgu veya eğlence gibi diğer iletişim biçimlerinden ayıran şeydir.
4. GAZETECİLER, HAKKINDA HABER YAPTIKLARI KİŞİLERDEN BAĞIMSIZLIKLARINI KORUMALIDIR
Bağımsızlık, güvenilirliğin temel taşıdır.
Bir düzeyde, kaynaklar tarafından baştan çıkarılmamak, iktidar tarafından sindirilmemek ya da kişisel çıkarlar nedeniyle taviz vermemek demektir. Daha derin bir düzeyde ise ruhun bağımsızlığı ve gazetecinin kendi sınıfının veya ekonomik statüsünün, ırkının, etnik kökeninin, dininin, cinsiyetinin veya egosunun ötesini görmesine yardımcı olan açık fikirlilik ve entelektüel merak anlamına gelir.
Kovach ve Rosenstiel’e göre gazeteci bağımsızlığı, tarafsızlık değildir. Editörler ve yorumcular tarafsız olmasalar da, güvenilirliklerinin kaynağı yine de doğrulukları, entelektüel adaletleri ve bilgilendirme yetenekleridir, belirli bir gruba ya da sonuca bağlılıkları değil. Bununla birlikte, bağımsızlığımız çerçevesinde gazeteciler kibir, elitizm, yalnızlaşma ya da nihilizme sapmaktan kaçınmalıdır.
5. GAZETECİLER, İKTİDARIN BAĞIMSIZ BİR GÖZLEMCİSİ GÖREVİ GÖRMELİDİR
Gazetecilik, gücü ve konumu vatandaşları en çok etkileyenler üzerinde gözlemci görevi görmek gibi sıradışı bir işleve sahiptir. Aynı zamanda sessizlerin sesi de olabilir. Kovach ve Rosenstiel, iktidarın bağımsız bir gözlemcisi olmanın, “tiranlığa karşı korunmak için toplumdaki güçlü azınlığı çoğunluk adına gözlemek” anlamına geldiğini yazıyor.
Gözlemci rolü, gazeteciler tarafından bile genellikle “rahat olanı rahatsız et” anlamına gelecek şekilde yanlış anlaşılmaktadır. Statükoyu rahatsız etmek kesinlikle gözlemci gazeteciliğin bir sonucu olsa da, 1600’lerin ortalarında ortaya atıldığında bu kavram çok daha az mücadeleciydi. Daha ziyade, gazetecinin rolünü pasif bir stenograftan “haberleri araştıran ve keşfeden” meraklı bir gözlemciye doğru yeniden tanımlamaya çalışıyordu.
Gözlemci rolü aynı zamanda hükûmeti izlemekten daha fazlasını ifade eder. Kovach ve Rosenstiel şöyle yazıyor: “İlk gazeteciler, toplumun görünmeyen köşelerini inceleme sorumluluğunu temel bir ilke olarak benimsemişlerdir. Anlattıkları dünya, büyük ölçüde bilgisiz bir toplumun hayal gücünü fethetmiş, derhal hevesli bir popüler takipçi kitlesi yaratmıştır.”
Son olarak, gözlemcinin amacı sadece iktidarın yönetimini ve icrasını şeffaflaştırmanın ötesinde, onun etkilerinin bilinmesini ve anlaşılmasını sağlamaktır. Bu, başarısızlıkların yanı sıra başarıların da aktarılmasını içerir.
Gazeteciler, bu gözlemci özgürlüğünü amaç dışı kullanmayarak ya da ticarî kazanç için istismar etmeyerek korumakla yükümlüdür.
6. GAZETECİLER, KAMUSAL ELEŞTİRİ VE UZLAŞMA İÇİN BİR PLATFORM SAĞLAMALIDIR
Haber medyası, kamusal tartışmanın yaygın taşıyıcısıdır. Bu sorumluluk, haber ve bilgi sağlayıcılarının demokratik toplumlardan aldığı özel ayrıcalıkların temelini oluşturur.
Bu ayrıcalıklar dağıtım ya da araştırma ve geliştirme için sübvansiyonlardan (basılı yayınlar için daha düşük posta ücretleri, yayıncılar tarafından kamusal dağılım yelpazesinin kullanımı, internetin geliştirilmesi ve yönetimi) içerik ve ifade özgürlüğünü koruyan yasalara (telif hakkı, hakaret ve karalama, haber kaynaklarının gizliliğini koruma yasaları) kadar uzanabilir.
Ancak bu ayrıcalıklar önceden belirlenmiş ya da sürekli değildir. Aksine, bol miktarda bilgi kaynağına duyulan ihtiyaçtan dolayı verilirler. Bu ayrıcalıklar, gazeteciliğin —ilkeleri ve uygulamaları nedeniyle— vatandaşların ve hükûmetlerin daha iyi kararlar almak için kullanacakları kaliteli içeriğin istikrarlı bir akışını sağlayacağı varsayımına dayanmaktadır.
Geleneksel olarak bu mutabakat haber kuruluşları ve hükûmet arasında olmuştur. Ancak dijital medyanın yeni biçimleri ister kâr amaçlı ister kişisel tatmin için olsun, kamusal alanda içerik “yayımlayan” herkese sorumluluk yüklemektedir.
Fikir piyasasına sürülen hammadde, sadece önyargı ve varsayımlardan değil, doğrulanmış bilgilerden oluştuğunda toplumsal diyaloğu sürdürür ve topluma en iyi şekilde hizmet eder.
Gazetecilik ayrıca toplumdaki çeşitli bakış açılarını ve çıkarları adil bir şekilde temsil etmeye çalışmalı ve tartışmanın sadece çatışan uçlarını vurgulamak yerine bunları bir bağlama yerleştirmelidir. Doğruluk ve gerçeğe uygunluk, sorunların yalnızca tespit edilmekle kalmayıp çözüme kavuşturulduğu durumların ya da ortak noktaların da kamusal tartışmada ihmal edilmemesini gerektirir.
O hâlde gazetecilik, tartışma için bir çıkış noktası sağlamaktan veya tartışmaya kendi sesini katmaktan daha fazlasıdır. Gazetecilik, doğrulanmış bilgi ve entelektüel titizlik sağlayarak tartışmanın kalitesini artırma sorumluluğunu da beraberinde getirir. Gerçekleri dikkate almayan bir platform, vatandaşları bilgilendirme konusunda başarısız olur ve onların karar alma süreçlerinin kalitesini ve etkinliğini arttırmak yerine azaltır.
7. GAZETECİLER, ÖNEMLİ OLANI İLGİNÇ VE GÜNCELLE İLİŞKİLİ BİÇİMDE SUNMAYA ÇALIŞMALIDIR
Gazetecilik bir amaç doğrultusunda hikâye anlatmaktır. Bir izleyici kitlesi toplamaktan ya da önemli olayları derlemekten daha fazlasını yapmalıdır. Okuyucuların istediklerini bildikleri şeyleri, beklemedikleri ama ihtiyaç duydukları şeylerle dengelemelidir.
Yazarlık koçları Roy Peter Clark ve Chip Scanlan, etkili haber yazımını, vatandaşların işlevlerini yerine getirmek için ihtiyaç duydukları bilgi olan yurttaşlık bilinci ile muhabirin hikâye anlatma becerisi olan edebî zarafetin kesişimi olarak tanımlıyor. Başka bir deyişle, gazetecinin sorumluluğunun bir parçası da, bilgiyi insanların dinlemeye eğilimli olacağı şekilde sunmaktır. Gazeteciler bu nedenle önemli olanı ilginç ve güncel bağlamda anlamlı kılmak için çaba göstermelidir.
Kalite, bir yapıtın izleyicisini hem ne kadar etkilediği hem de ne kadar aydınlattığı ile ölçülür. Bu da gazetecilerin sürekli olarak hangi bilginin vatandaşlar için en değerli olduğunu ve halkın bu bilgiyi en çok hangi biçimde özümseyebileceğini sorması gerektiği anlamına gelir. Gazeteciliğin ülke yönetimi ve kamu güvenliği gibi konuların ötesine geçmesi gerekse de, ıvır zıvır ve sahte anlamlara boğulmuş gazetecilik yurttaşlar arasındaki diyaloğu ve nihayetinde kamu politikasını önemsizleştirir.
8. GAZETECİLER, HABERLERİN BÜTÜNCÜL VE ORANTILI OLMASI İÇİN UĞRAŞMALIDIR
Gazetecilik günümüzün haritacılığıdır. Vatandaşların toplumda yollarını bulmaları için bir harita oluşturur.
Her haritada olduğu gibi, haritanın değeri, önemli olana önemsiz olandan daha fazla görünürlük tanındığı bir bütünlük ve orantılılığa bağlıdır.
Haberleri orantılı tutmak doğruluğun temel taşlarından biridir. Sansasyon uğruna bazı olayları şişirmek, diğerlerini ihmal etmek, klişeleştirmek veya orantısız bir şekilde olumsuzluğa bürünmek, daha az güvenilir bir harita oluşturur. En kapsamlı haritalar ise sadece ilgi çekici demografik özelliklere sahip olanları değil, etkilenen tüm toplulukları içerir. En eksiksiz hikâyeler, farklı geçmişleri ve bakış açılarını dikkate alır.
Orantılılık ve bütüncüllük öznel değerler olsa da, muğlak tanımlanmaları önemlerini azaltmaz.
9. GAZETECİLİK YAPANLARIN, VİCDANLARINA BAŞVURMALARINA İZİN VERİLMELİDİR
İster bir haber kuruluşunda çalışan profesyonel bir gazeteci, isterse kamusal alanda çevrimiçi bir katılımcı olun, yaptığınız habercilik sizin ahlakî pusulanızı da içerir ve kişisel bir etik ve sorumluluk duygusu gerektirir.
“Haber” önemli olduğu için, haber sağlayanların kişisel vicdanlarını yüksek sesle dile getirme ve başkalarının da bunu yapmasına izin verme sorumlulukları vardır. Hakkaniyet ve doğruluk bunu gerektiriyorsa kendi çalışmalarını sorgulamaya ve başkalarının işlerinden ayrışmaya hazır olmalıdırlar.
Bireyleri fikirlerini söylemeye teşvik ederek bu bağımsızlığı besleyen haber kuruluşları doğru yoldadır. Diyalog ve tartışma, çeşitliliği giderek artan bir toplumu anlamak ve onu etkileyen gelişmeleri doğru bir şekilde haberleştirmek için gerekli olan entelektüel zihin ve ses çeşitliliğini teşvik eder. Eğer bu farklı sesler toplumda ifade edilmez ya da duyulmazsa, çeşitliliğe sahip bir haber merkezine sahip olmak pek bir işe yaramaz.
Bu aynı zamanda bir kişisel çıkar meselesidir. Parmak kaldırma konusunda cesaretlendirilen çalışanlar “patronu kendinden kurtarabilir” ya da hatalara işaret ederek, önemli eksiklikleri göstererek, yanlış yönlendirilmiş varsayımları sorgulayarak ve hatta suiistimalleri ortaya çıkararak haber kuruluşunun itibarını koruyabilir.
Etik duygusuna sahip olmak belki de en çok bireysel gazeteci ya da çevrimiçi katılımcı için önemlidir.
Giderek artan bir şekilde, “haber” üretenler ister bir haber merkezinden, ister haberin gerçekleştiği olay yerinden, isterse de ev ofislerinden olsun, izole bir şekilde çalışmaktadır. Bu nedenle bu kişiler; düzeltme, ikinci bir göz ya da başkalarıyla işbirliği gibi güvenlik ağları olmaksızın doğrudan kamuoyuyla paylaşımda bulunabilmektedir. İzleyiciler, dinleyiciler ve okurlar, kitlekaynak yöntemiyle haberdeki hataları ve yanlış bilgileri yakalayıp düzeltse de, yazarın itibarı ve kamusal diyaloğun kalitesi bu süreçte yine de zarar görmektedir.
10. SÖZ KONUSU HABERLER OLDUĞUNDA, VATANDAŞLARIN DA HAKLARI VE SORUMLULUKLARI VARDIR
Sıradan bir insan, artık her zamankinden daha çok, bir gazeteci gibi çalışıyor.
Bir blog yazısı yazmak, bir sosyal medya sitesinde yorum yapmak, bir tweet göndermek ya da bir resmi veya gönderiyi “beğenmek,” muhtemelen gazetecilik sürecinin kısa bir versiyonunu içermektedir. Kişi bir bilgiyle karşılaşır, inandırıcı olup olmadığına karar verir, güçlü ve zayıf yönlerini değerlendirir, başkaları için değeri olup olmadığını belirler, neyi görmezden gelip neyi aktaracağına karar verir, paylaşmanın en iyi yolunu seçer ve ardından “gönder” düğmesine basar.
Bu süreç sadece birkaç dakika sürse de, esasen muhabirlerin yaptığı şey budur.
Ancak iki şey bu gazetecilik benzeri süreci, gerçekten “gazetecilik” olan nihai üründen ayırır. Bunlardan ilki güdü ve niyettir. Gazeteciliğin amacı, insanlara kendi yaşamları ve toplum hakkında daha iyi kararlar alabilmeleri için ihtiyaç duydukları bilgiyi vermektir. İkinci fark ise gazeteciliğin, sadece ilginç ya da bilgilendirici bir şeyin aksine, “işlevsel bir gerçek” üretmek için bir doğrulama disiplininin bilinçli ve sistematik bir şekilde uygulanmasını içermesidir. Süreç kritik olsa da, gazetecilik sonuçta nihai ürün olan “haber/hikâye” ile değerlendirilir.
Dünyanın bilgiye boğulduğu ve haberlerin her an her yerde ulaşılabilir olduğu günümüzde, gazetecilik tedarikçileri ile onu tüketen insanlar arasında yeni bir ilişki kuruluyor.
Yeni gazeteci artık halkın neyi bilip neyi bilmemesi gerektiğine karar veren bir eşik bekçisi değildir. Birey artık kendi dağıtım müdürü ve editörüdür. Gazeteciler, geçerliliklerini koruyabilmek için artık tüketicinin hâlihazırda sahip olduğu ya da bulması muhtemel bilgileri doğrulamak, ardından bunları anlamlandırmasına ve nasıl kullanabileceğini anlamasına yardımcı olmak zorundadır.
*- GÜVENİRLİĞİ DOĞRULAMAK
Nitekim Kovach ve Rosenstiel’e göre, “Yeni gazetecinin/ anlamlandırıcının ilk görevi, hangi bilginin güvenilir olduğunu doğrulamak ve ardından insanların bu bilgiyi verimli bir şekilde kavrayabilmesi için onu düzenlemektir.”
Bu yeni gazetecilik sorumluluğunun bir parçası da “iletişim sisteminin üretip birbirine karıştırdığı söylenti, propaganda, dedikodu, gerçek, iddia ve itham yumağından bilgiyi ayıklamak için vatandaşlara ihtiyaç duydukları araçları sağlamaktır.”
*-
Yorumlar yükleniyor...