BİR YILLIK EĞİTİMİ İKİ GÜNDE YAPAN SAHTEKARLAR
Köşe Yazısı

BİR YILLIK EĞİTİMİ İKİ GÜNDE YAPAN SAHTEKARLAR

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
16 Sep 2025 11 dk okuma 201

*- AÇGÖZLÜLER Bir düşünür şöyle diyor: “Sorun, halkın bir bölümüdür. Bu halk yığının Anadolu Müslümanlığıyla, gelenekle, ahlakla, haram helal kavramıyla, merhametle, şefkatle hiçbir ilgisi yoktur. Köyden kente göçle başlayan, ne köylü ne kentli olabilen, bütün değer ölçülerinden kopmuş, vahşi birer yaratık haline gelmiş, talandan yalandan pay kapmaya çalışan ve literatürde lumpen proletarya olarak tanımlanmış olan kitledir bu. O kitlenin genel karakteristiği budur.

Bu kesim kendini önce arabesk müzikle gösterdi.

Güzelim türküleri, geleneksel şarkıları, Anadolu’nun büyük şiir geleneğini terk eden insanlar, bir anda mide bulandırıcı seslere, insanın kulağını tornavida gibi delen elektro bağlamalara, içinde hiçbir hakiki lirizm ve hüzün barındırmayan, ‘Ben de isterem!’ saldırganlığına kaptırdı kendini. Şehirler kaçak mahallelerle, üzerinde demir filizleri bırakılmış sıvasız çirkin yapılarla, lağım kokan mahallelerle doldu.

Suç oranı ve özellikle kadına karşı şiddet akıl almayacak ölçülerde arttı. Bunun adına ‘’muhafazakârlık’’ denilebilir mi?

Elbette denilemez.

Sayıları az da sayılmayacak bu kitle; Itri, Mimar Sinan estetiğine de sahip değildir.

Anadolu’da yüzyıllarca aydınlık bir nehir gibi akmış olan Karacaoğlan, Pir Sultan, Dadaloğlu temizliğine de.

Dolayısıyla bu kesim muhafazakâr değil, Türkiye’ye çarpık ve ahlak ölçülerinden yoksun bir ‘modernleşme’’ sunan bir oluşumdur.

Lafı uzatmadan söyleyeyim.

Bu kesimin hayatta en çok nefret ettiği model; uygarlaşma, kültür, temizlik ve zarafet simgesi Mustafa Kemal Atatürk’tür.

Lideri, Kanıyla canıyla Türkiye’yi savunan Gazi değildir.

Kimse kendini aldatmasın.

Sayıları çok kalabalık olan bu kesim, ne olursa olsun, hangi skandal patlarsa patlasın sonuna kadar lideri bildiklerini desteklerler, çünkü bunlar Cumhuriyete karşıdırlar.

Bunlar kendilerine bir sahte lider mutlaka bulurlar.

Ha Ahmet, ha Mehmet fark etmez…

Türkiye’nin çürüyen ya da çürük bu kesmi bozulmaya müzikle ve oda toplantılarında dinlediği kara düşüncelilerle yapılan sözde sohbet toplantılarında şartlandırıldılar, aldatıldılar.

Daha açığı, gafil aydınlardan (!) destek alan lümpen kültür, örgütlü cehaletle beslenerek kılcal damarlarımıza kadar yayılıyor.

Bu manzaraya, lumpenlerin ele geçirdiği muazzam para ve iktidar gücünü de eklerseniz geleceğin hiçbirimiz için kolay olmadığı çok açık.

Mustafa Kemal aydınlığını savunan kitleler birleşene ve kendi aralarındaki çelişkileri gidererek, evrensel değerleri savunan bir Türkiye kültürü yaratana kadar acılar devam edecek gibi görünüyor.

Özetle çok cahiliz…

Başımıza ne gelirse, eğitimsizlikten, cahillikten ve çalışmadan çok para kazanıp, zengin olmaya çalışmaktan, yani aldatıcılıktan geliyor.

Bazıları bunu ‘açgözlülük’, ‘Sevgisizlik’ olarak da adlandırıyor.”

*- KONU MAHKEME OLUNCA

Eyüp Elmas, bir süre ara verdikten sonra Mehmet Çelik Tozbey’in bir yazısını paylaşmış.

Yazı ‘Küçük bir mahkeme salonunda savcı iddianameyi okumaya başladı…’ diyerek başlıyordu.

Son zamanlarda hep gündemde oldukları için, özellikle ‘Mahkeme’ kelimesi geçince ‘dikkat’ kesiliyorum, ‘Yine ne oldu?’ diye.

Birlikte okuyalım bakalım, neler olmuş?

‘Sayın hakim, kitap kırmızı kapakla çıkmıştır ve adı Sınıf"tır.

Bu nedenle TCK’nın 216. madde sine göre,(yani halkın; din, dil, ırk, mezhep, sosyal sınıf veya bölge farklılığı açısından farklı özelliklere sahip bir kısmını, diğer bir kısmı aleyhine kin ve düşmanlığa ittiği gerekçesiyle suçludur. Gereğinin yapılmasını arz ederim.’

*- NEDEN BURADAYDI

Adam şaşkınlıkla etrafına baktı.

Her şey ona şaka gibi geliyordu.                    

Bir şiir kitabı için miydi tüm bunlar?

Bu mahkeme, bu savcı, yanında kendisini savunmak için duran avukat, hâkimin önündeki yazman…

Öğretmendi, yıllarını okuldaki öğrencilerine vermişti.

‘Çocuklarım’ diyordu onlara..

Kitabında da çocuklarını anlatmıştı zaten.

O halde neydi suç olan?

Neden buradaydı?

*- RENGİ KIRMIZI

Savcı devam ediyordu.

‘Ama kitap kırmızı, üstelik adı da Sınıf!’

Şiirlerinden kesik kesik mısralar geldi adamın aklına…

Yoklama defterinden öğrenmedim sizi, benim haylaz çocuklarım! ‘İsterken adam olmanızı çoğunuz semtine uğramaz oldu okulun palto, ayakkabı yüzünden, kiminiz limon satar, Balıkpazarı’nda kiminiz Tahtakale’de çaycılık eder.’

Buydu söyledikleri sadece…

Bu nedenle;

Nazım Hikmet’in kitaplarından sonra ilk kez bu kitap toplatılmış ve yasaklanmıştı.

Yasaklanmıştı kitap,

Kapağının rengi kırmızıyı.

Adı da, ‘Sınıf’tı.

Beyninde zonklamaya devam ediyordu, yasaklanan kitabındaki şiirler…

Benim bilgili, becerikli çocuğum, kalktığın zaman tahtaya yüzünün kızarması neden?

Ayağında sağlamca bir papuç sırtında bir ceket yok diye mi?

Ne var bunda sıkılacak, utanmak bize düşer çocuğum!’

*- TAM TAMINA

Birden herkes ayağa kalktı.

Hâkim kararı açıklıyordu.

Hayatında ilk kez tutuklanıyordu adam.

6 ay hapiste yattı.

O zaman ki yasalara göre 6 aydan fazla hapiste yatan bir kişi öğretmenlikten çıkarılıyordu.

Adam tam tamına 6 ay hapiste yatmıştı.

Ne bir gün fazla. ne bir gün eksik.

Ama 6 aydan fazla yatmış gösterilip öğretmenlikten de atıldı.

*- YAZMAYA DEVAM

Yılmadı, onlara güzel bir dünya kurabilmek için yazmaya devam etti.

Tutuklandı yine, işkenceye maruz kaldı, hatta yetmiş yaşında kendi köyünün halkı içinde gözleri bağlanarak elleri kelepçeli gözaltına bile alındı.

Bu adam kim mi?

Bu adam; sizin romanlarını okuduğunuz, tiyatro ve filmlerini izlediğiniz ‘Hababam Sınıfı’nın yazarı Rıfat Ilgaz'dır.

Allah rahmet eylesin mekanları cennet olsun!.

*- GÖREVİ SUSTURMAK!

Alp Saraçoğlu, ‘Şu arkadaşın adını bilen var mı?’ diyor.

Sorduğu, bindiği aracındaki ‘Emniyet Kemeri’nin ucundaki aparat.

Nasıl söylesem?

‘Demir, toka gibi bir aparat!’

Yani araç hareket etmeden, güvenliğimiz için kendimizi o kemerle, koltuğumuza bağlatan araç.

Alp Saraçoğlu, devam ediyor:

“Bilmeyenler için söyleyeyim adı ‘Emniyet Kemeri Susturucusu!’

Evet yanlış okumadınız,

Görevi susturmak.

Neyi?

Sen kemer takmadığında, o sinir eden ‘dıt dıt’ sesini durdurmak.

*- ‘DIT-DIT’IN ANIMSATTIĞI

Dün taksiye bindiğimizde, oturduğum ön koltukta kemer takmak isterken kemeri takacağım yerde bunu gördüm.

Şöför dedi ki, ‘Abi takmana gerek yok o varken ötmez!’

Ben dedim ki, ‘Ben takmak istiyorum, mevzu dıt dıt değil ki!’

Şöför anlamadı...

O sırada yıllar önce verdiğim bir eğitim aklıma geldi...

Brief (Mektup) şöyleydi...

“Hocam ‘biz liderlik eğitimi istiyoruz,

İçinde koçluk eğitimi olsun,

Öz farkındalık olsun,

Güçlü yönlerini ve gölge yönlerini keşfetme olsun,

Profilleme olsun,

Aktif dinleme olsun,

Güçlü sorular olsun,

Geri bildirim olsun

Bir de çatışma yönetimi olsun

Bir de tüm bunlar iki günde olsun."

*- İKİ GÜNDE BİTİR, İŞTE!

Gülmüştüm. ‘İki günde bunlar olmaz!’ dediğimde de çok hoş karşılanmamıştım.

Netice ne oldu?

Ben o eğitimi verdim.

Çünkü her deneyimin bana bir şey öğreteceğine inanırım.

Sonra bir daha benden başka eğitim almadılar.

Alan ekip memnun kalmamış.

O gün önemli bir ders aldım.

Bu konuların bir iki günde değişmeyeceğini, ‘daha gür sesle’ her yerde anlatma kararı.

Burada davranışı değiştirmeyi konuşuyoruz.

Bilgi aktarımı değil.

Yani mesele, ‘dıt dıt’ susturucu mu, yoksa kemerin ta kendisi mi?

*- EĞİTİM, EĞİTİM, EĞİTİM…

Siz ne düşünüyorsunuz?

Liderlik eğitimi ne kadar sürmeli?”

Sanıyorum birçok kişi, ‘liderlik eğitimi de nedir?’ diye soruyordur.

Bunu, bu programı şirketler ve patronlar da, ilk duyduklarında kesinlikle ‘Bu ne? Diye, kendi kendilerine soruyorlardır.

Ama bir noktada, günün rekabet ortamına uymak için mecbur olduklarını öğrendiklerinde, iki nedenle ‘Birincisi ücreti’ ikincisi ise, ‘Ekibin zaman kaybı’nı kendilerine göre ‘eksi’ olarak değerlendiriyorlar, bana göre…

Uzmanlardan öğrendiğime göre:

Gerekli olan, ‘Liderlik eğitimini’ en verimlisi 4-6 ay içerisinde ikişer günlük toplam 8 eğitim ve en sonda da katılımcıların eğitimden anladıklarını sunumlarla anlatacakları bir ‘mezuniyet töreni’ oturumudur.

Bu eğitim eğitimin bir yıl sürmesi gerektiğini vurgulayanlar da var.

Ancak bu program şirketler tarafından pahalı ve uzun süreli bulunduğundan pek talep görmemektedir, benim de önceden tahmin ettiğim gibi…

Yazarımız ne yapmış, bir noktada İmkansızı isteyen müşteriyi kibarca eleştirmiş.

Doğruyu anlatmaya çalışmış.

Ama ilanlara bir göz atın neler nelere rastlıyorsunuz.

Bir ilanda, düpedüz ‘imkansızı vadederek’ müşteriyi kandırmaya kalkışan eğitmen kılığındaki sahtekarlarda var.

Yani piyasa sahtekarlardan geçilmiyor, bunların hepsinin son model çok pahalı otomobilleri de var.

Sunuçta ne diyoruz?

Tony Blair’in seçim kampanyasındaki üç sihirli sözcük gibi;

‘Eğitim, eğitim, eğitim…’

*- SORUNLAR KAPIMIZI ÇALIYOR

Hepimiz biliyoruz…

Hatta, bu konuda ‘Sağlık Muhabiri’ arkadaşım Bülent Katarcı ‘Hepimiz yaşlanacağız!’ diye araştırma ve rakamlara dayalı uzun bir yazı hazırlamış.

Bununla ilgili, AAHD Acil Ambulans Hekimleri Derneği de şu kısa açıklamayı yaptı, uyarı olarak:

‘Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaşlı nüfus her geçen yıl artıyor. Buna bağlı olarak da ambulans ekipleri ve hastane acil servislerine başvuran yaşlı hasta sayısı artış gösteriyor.

Bu nedenle yaşlı bireylerin bulunduğu ailelerin koruyucu, acil sağlık ekiplerinin de etkin müdahale önlemleri almalarında yarar var.”

Zaman zaman hortlayan ‘kovit’ belasından bu yana birçoğumuz gibi ben de doktor ve hastanelerin müdaimleri arasına girdim.

İstatistik yapmadım ama kesin söyleyeyim:

‘100 hastadan sadece 3, en fazla beşi genç sayılanlardan, gerisini siz tahmin edin!’

Yine geçenlerde bir noktada resmi kimliği olan da uyarı yapıyordu:

‘En fazla 50 yıl sonra, nüfusumuzun çoğunluğunu yaşlılar oluşturacak.

Bunlara bakacak ne paramız, ne doktorumuz olabilir!’ gibisinden…

Yani bizleri ve devletimizi ileride bu konuda da zor günler bekliyor.

Umarım dikkate alınır ve tedbir alınır, aynen şimdi kapımızda olun susuzluk gibi…

İklimlerin değişmesi gibi…

Saymakla bitmez sorunlarımız…

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...