BİR KALEM ALIP YAZMAK, YORGUNLUĞUNUZU ALIR
Köşe Yazısı

BİR KALEM ALIP YAZMAK, YORGUNLUĞUNUZU ALIR

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
23 Jun 2026 9 dk okuma 201

*- BİR KİŞİ YETERLİ DEĞİL Memur ve Memur Emeklilerinin Hak Arama ve Dayanışma Grubu bugün önemli bir açıklama yaptı. İlhan Palabıyık açıklamasında İstinaf Mahkemesi Başkanının, karşı görüş olarak şu sözlerini kayda geçirtti. “Fiilen görev yapan memurlar ile memur emeklileri maaşları arasında ayrımcılık yapılmıştır. ‘Memura Seyyanen Zam’ yapılmasının gerekçesi, memur maaşlarının enflasyona karşı iyileştirilmesi olduğu gözetildiğinde, aynı iyileştirmeden memur emeklilerinin yararl

*- KAYBOLAN DUYGULAR

İnsan hayatında birçok eksiklik vardır; ancak en büyük eksikliklerden
biri şükürsüzlük ve teşekkürsüzlüktür.

Şükretmeyen insan, sahip olduklarının kıymetini bilemez.

Teşekkür etmeyen insan ise kendisine yapılan iyilikleri zamanla unutmaya başlar.

Şükür, eldekinin değerini bilmektir.

Teşekkür ise emeğe saygı göstermektir.

Bu iki güzel duygu kaybolduğunda, insanın gözü hep daha fazlasını
arar, gönlü ise hiçbir şeyden tatmin olmaz.

Ne kadar imkân verilirse verilsin, şükürsüz insan eksik olanı görür.

Ne kadar iyilik yapılırsa yapılsın, teşekkürsüz insan yapılanı değil
yapılmayanı hatırlar.

Oysa mutlu insanların ortak özelliği, sahip olduklarına şükretmeleri
ve gördükleri iyiliklere teşekkür etmeleridir.

Çünkü şükür bereketi artırır, teşekkür ise sevgiyi ve vefayı çoğaltır.

Unutmayalım:

Şükür nimetin sigortasıdır, teşekkür insanlığın zarafetidir.

Şükürsüzlük ve teşekkürsüzlük ise hem kalbi hem de ilişkileri yavaş
yavaş tüketen bir hastalıktır.



*- YATIRIM SIRASINDA

Yatırım yaparken tek soru ne kadar kazandığın değil, bazen de
birikimlerinin değerini ne kadar koruyabildiğin ve değişen ekonomik
koşullarda kurduğun dengedir.



Paranın değerini korumaya yönelik stratejileri, reel getiri kavramını
ve finansal dayanıklılığı Yatırım Odaklı Bültenlerde ele alınıyor.

Ama okuyan kim?

Zaten parası olana akıl verecek değiliz, onlar her şeyi bilirler,
deveye hendek bile atlatırlar.

‘İş dünyasında herkesin yeri doldurulabilir mi?’

Bu soru da sık sık gündeme geliyor.

Kaan Beyin belirttiği gibi, “Bu cümleyi duymak, özellikle hırslı ve
işini gerçekten sahiplenen bir profesyonelseniz genelde canınızı
sıkar. Sorumluluk almayı seven biri olarak, başlarda bu fikri
kabullenmek bana da ters gelmişti ama?...’



*- BU BÖYLEDİR

Ama buradaki gizli mesajın ‘kendinizi yormayın, nasılsa önemsizsiniz!’
olduğunu düşünmüyorum. Asıl mesele, masadaki değerimizi ispatlamaya
çalışırken kendi sınırlarımızı tamamen ortadan kaldırmamak.

Bu satırları tekrar ve içinize sindirerek okumanızı diliyorum…

Sektördeki yüksek performanslı insanlara baktığınızda genelde aynı
refleksi görürsünüz.

Sırf bir görevi daha aradan çıkarmak için sporu iptal ediyorlar, öğle
yemeğini klavye başında geçiştiriyorlar

Veya gece yarısı düşen bir maile anında dönmeyi mecburi hissediyorlar.
Biraz dinlenmek için izin aldığında bile içten içe suçluluk
hissedenler var.

Yine şu satırlara dikkat kesilelim:

“Sanki tükenmişlik, işe ne kadar bağlı olduğumuzun bir kanıtıymış gibi
bir inanç varya, işte bu çok tehlikeli bir yanılsama.

Yaptığınız iş çok değerli.

Vizyonunuz ve hırsınız da öyle.

Zorlu krizleri ve yoğun dönemleri göğüslemek zaten işimizin bir
parçası. Ancak bunu sürdürebilmek için sağlığınız, çevrenizle
kurduğunuz bağlar ve mesai dışındaki enerjiniz de en az işiniz kadar
kritik…”

Kariyeriniz hayatınızı inşa etmenizi sağlayan güçlü bir destek
olmalıdır, yavaş yavaş onun yerini alan bir sistem değil.

Tekrarlayalım:

İş yerinde herkesin yeri doldurulabilir;

Hatta geç saatlere kadar kalanların bile,

Masalarında yemek yiyenlerin,

Bir şeyi daha tamamlamak, bitirmek için, antrenmanlarını iptal edenlerin,

Geri kalmamak için, geceyarısı e- postaları cevaplayanların,

Baş ağrılarına, yorgunluğa ve strese, bunun onlara bağlı kıldığını
düşündükleri için katlananların…

Eğer kendini bir numaralı önceliğin yaparsan, işinde de yükselirsin,
maaşını da arttırırsın, mesai arkadaşların tarafından da sevilirsin.

Nasıl okullarda ‘öküz’ denilen tipler vardır ya, aynı durum
işyerlerinde de geçerlidir.

Öküzler sevilmez…

Hiçbir baltaya da sap olamazlar…

Kendi kendilerini harcamakla kalırlar…

Bu böyledir…



*- ALDANIP, KANDIRILANLAR

Alperen Altun konuyla ilgili olarak şöyle diyor:

“2023 te bir yıl boyunca çocuklarla sadece 6 kez kahvaltı yaptım.

Randevularını iptal ettim, çoğu akşam çocukları göremedim.

2024’te ona yakın ve bir firmayı tek başıma aylarca; personeller
kaçarken, istifa ederken, kaynak yaparak Konkordatodan kurtardım vsvs.

Ama aldanan kandırılan, ben oldum, prim sözleri tutulmadı.

Fazla fedakârlık yapmak insanı cehennemlik eder.

Üçkâğıtçı olmuş birçok firma, onlara acıyorum…”

İşi Sahiplenmek, işi gereğinden fazla sahiplenmek ve ‘ben olmazsam
yürümez!’ düşüncesi, kişiyi zamanla işin esiri hâline getirebilir.

Çoğu profesyonel, daha doğrusu çalışan, kariyerinin bir döneminde
‘biraz daha çalışırsam, daha değerli olurum’ düşüncesine kapılıyor.

Oysa gerçek değer; sürekli ulaşılabilir olmakta değil, uzun yıllar
boyunca yüksek standartta katkı sunabilmektedir.

Kendimizi işe adamak önemli, ancak sağlığımızı, ailemizi ve yaşam
kalitemizi bunun bedeli haline getirdiğimizde kazandığımızdan
fazlasını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalıyoruz…

Bu sözlere dikkat etmenizi öneriyorum…



*- BİR NUMARA

Çalışkanlık çok değerli olsa da hırs, bunun biraz sınır tanımaz bir
hali gibime geliyor.

Hırsla çalışmak sürdürülebilir değil.

Sağlık, huzur ve devamlı performans için sınırları korumak gerekir.

Hırs insanı maddi manevi olarak yıpratır, hasta eder, üstelik bu
olağanüstü çabaların belki de hiçbir zaman görülmeyecek.

İşinin hakkını sonuna kadar vermekle, kendi kişisel sınırlarını
zorlamak aynı şeyler değildir.

Önemli olan işini doğru dürüst, uyarısız yapmandır.

Bu ‘vatanseverlik’ ölçüsünde de bir numaradır.



*- YATMA ZAMANI DEĞİL

Kaan Gülten de durmadan yazıp çizen takımından.

Belirttiğine göre; Herkes hafta sonunu bir kaçış veya hiç bir şey
yapmadan yatma zamanı olarak görüyor ama bu tam bir strateji hatası.

Belirttiğine göre;

“Sektörde yıllardır gözlemlediğim çok net bir yanılgı var; haftada 60
saat mesai harcayıp, Cumartesi sabahı sadece koltuğa çökerek ve
uyuyarak tüm zihni sıfırlayacağımızı sanıyoruz.

Yani, bedenin stres seviyesini ofisteki masada bırakıp eve geçince her
şeyin kendiliğinden çözüleceğini beklemek pek gerçekçi değil.

Kendi iş yolculuğumda, bu bitmek bilmeyen döngüyü bizzat yaşadım ve
zihnimdeki yoğun kaosu sadece pasif dinlenmeyle değil, hafta sonları
kendime vakit ayırıp bedenimi aktif reaksiyonlarla devreye sokarak
çözebildim.

Aşırı düşünmekten yorulduğunuz bir pazar günü elinize bir kalem alıp
yazmak veya üzerinizde ağır bir baskı hissettiğinizde dışarı çıkıp
yeşil bir alanda yürümek bazen yapabileceğiniz en iyi yatırımdır.

Tükenmişlik hissi yaklaştığında kendinize uzun bir yürüyüş hediye
etmek, içinden çıkılmaz bir tembellik çöktüğünde şu telefonu tamamen
kapatıp kenara koymak aslında tüm sistemi yeniden başlatıyor.



*- SEYİR DEFTERİ

Hafta sonu kendinize dönmek, sadece gelen maillere bakmamak demek değil.

Yorgun hissettiğinizde alacağınız soğuk bir duş, kriz anlarının
bıraktığı panik hissini kısa bir meditasyonla durup nefeslenerek
atmak, üzüntüyü şınav çekerek veya birikmiş öfkeyi spor salonunda
ağırlık kaldırarak boşaltmak, inanın bana pazartesi sabahı masaya
oturduğunuzda saatlerce pazar araştırması okumaktan daha net bir
vizyon veriyor. Kafanız çok doluysa bir şeyler çizmek, huzursuzluk
anlarında maneviyata yönelmek ve odaklanamadığınızda bedene gerçekten
hak ettiği dinlenme iznini vermek işin seyrini tamamen değiştiriyor.

Çok karmaşık bir şey değil aslında tüm bu rutini kırıp kendine
gerçekten vakit ayırmak.

Hafta sonları işten kaçtığımız bir sığınak değil, kendi biyolojimizi
yöneterek bir sonraki haftanın stratejisini inşa ettiğimiz ana
merkezdir[Mh1] …”

İşte bu kadar…



*- BİRİ BİLE YETERLİ

Şimdi bu yazılanların özetini, “Vücudunuzda, duygularınızı kontrol
etmenin yolları” olarak özetleyenlere dikkat çekeyim:

“Stres=Koşu, üzüntü=şınav, aşırı düşünme=yazma, tembellik=telefonu
kapatma, panik=meditasyon (derin düşünme), yorgunluk=soğuk duş,
tükenmişlik=yürüyüşe çıkma, öfke=ağırlık kaldırma, baskı=yeşil
alanlara girme, kafan dolu=resim yapma, huzursuzluk=ibadet,
odaklanamama=dinlenme…

Bu önerilerin bir bölümünü kabul edebilirim.

Ama dikkat edilirse, arada ‘misyonerlik’ de var…

Yani kafaya yerleştirme ve algı yaratma…

Sonuç iyi çalışıyorlar, tebrik etmek lazım…

Belli etmeden, sinsi sinsi…



*- MASALARA DİKKAT

Sürekli odaklanma sorunu yaşayan profesyonellerin masalarına hiç
dikkat ettiniz mi?

Dikkat artırıcı olduğu söylenen takviyeler, bitmeyen kahveler,
cihazlara yüklenen son moda verimlilik uygulamaları...

Ekosistemde sıkça gözlemlenen bir tablo bu.

Çoğu kişi verimi artırmak için çalışma sistemine sürekli yeni bir araç
ekleme peşinde.

Halbuki gerçek resim bundan biraz daha farklı.

Süreci gerçekten iyi yönetebilenlere baktığınızda, bir şeyleri
eklemekle değil tamamen eksiltmekle uğraştıklarını fark ediyorsunuz.

Zihni bulandıran ve akışı bozan ne varsa sistemden atıyorlar.



*- DEVREDEN ÇIKARACAKLARIMIZ

Aslında uyguladıkları yöntem son derece net.

İlk adımda telefon sessize alınıp görüş alanından tamamen çıkarılıyor.
Tarayıcıda ‘buna sonra mutlaka bakarım’ denilen onlarca sekme açık
bırakılmıyor.

Karar yorgunluğu ise herkesin enerjisini sömüren en sinsi detay.

Başarılı iş insanları, yapılacaklar listesinde sürekli yarına
ertelenen en düşük öncelikli işi listede tutmak yerine acımadan
siliyorlar.

Takvimlerine 90 dakikalık dışarıya kapalı kesintisiz çalışma blokları
koyup, masalarındaki görsel gürültüyü tamamen sıfırlıyorlar.

İş dünyasında asıl sıçrama neyi yapacağımızı bulduğumuzda değil, neyi
devreden çıkaracağımıza karar verdiğimizde başlıyor.

Pek çok problem, sadece hayatından bazı yiyecekleri, bazı insanları ve
bazı alışkanlıkları çıkarmakla çözülebilir.



*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...