BİR BARDAK ÇAYA, GERÇEK DOST!
*- İYİ DOST! İyi bir dost elde etmek çok kolay! İsterseniz deneyin! ‘Bedava!’ diyeceğim ama yanlış olur! Ama günümüze TÜİK açıklamalarına göre ‘Bedava!’ sayılır.
Söyleyeyim:
‘Bir bardak çay, hem de şekersiz çoğu zaman’ size güvenli bir dost kazandırır.
İddia ediyorum…
Kapınızın önünde ‘ekmek parası’ için çalışan bir çalışana, bu kış gününde bir bardak çay ikram edin, ‘ebedi’ bir dost elde edin!
Kesinlikle edersiniz…
Yazın o dayanılmaz sıcaklarında, kapınızın önünde çalışan bir belediye işçisine, ya da bir kurumun çalışanına da buz gibi ev yapımı limonata ikram ettiğiniz gibi..
Bir bardak soğuk su da olduğu gibi….
Ama işin püf noktası şudur:
Karşındakine, yani kapının önündekine, o istemeden ‘ikramı’ yapman lazım…
Evin misafiri gibi hareket etmen lazım…
Gönlünden kopan o birdak çayı sunarken, yanına ev yapımı boğaca, veya börek koyup, peçete içinde sunabiliyorsunız, alâ olur… Kaymaklı olur ikramınız…
Emin olun bu usta, kalfa, çırak, temizlik görevlisi, tanımadık bir çalışan sizin en vefalı dostunuz olacaktır.
Siz iyisiniz, o sizden daha iyi olacaktır…
Bir büyüğünüze bu yazdığımı anlatın bakalım ne diyecek?
Eminim benimle aynı görüşü paylaşacaktır.
Çünkü onun sizinle parasal bir işi yoktur…
O gönül dostu olmuştur…
Biraz da sohbet ederseniz, içini de size dökecektir,,,
Çok örneklerini gördüğüm için biliyorum…
Denemek de parasız…
Bir gülümseyen yüz, bir hatır sorma, bir bardak çay…
İşte size en güzel ve güvenli dostu kazandırır..
Dikkatinizi bir sözcüğü çekeyim, ‘arkadaş’ değil, çok daha önemlisi ‘dost’a diyorum…
Sizi kesinlikle satmazlar, ‘dostum’ diye yıllardır düşündükleriniz ve bildikleriniz gibi…
*- ŞEYTAN’A UYMA!
Şöyle bir düşünelim…
Geçen yıla yıllarımıza bakalım;
Neler gördük neler yaşadık?
İnsan şekline girmiş yaratıklarla her yerde karşılaştık…
Onlarla mücadelemizi hep kaybettik…
Neler gördük, neler yaşadık?
Bin bir müsibet bir şekilde bizleri buldu!
Kendi kendimize konuştuk, ‘Beni nereden buldu?” diye, ya da dostlarla bu olmayacak (!) sıkıntıları paylaşma ihtiyacını duyduk…
Ya üfürükçülere, hortumculara, aldatıcılara- aldatanlara, hiçleyenlere, yani güvendiğimiz sahtekârlara, gündüzümüzü karanlığa, algı yaratarak yönümüzü şaşırtanlara ne demeli?
En önemlisi ve fenasını ise sona bıraktım;
Yakınınızdakini kıskançlığını..
Yakınınızın fesatlığını….
Bunu yaşamayan yoktur!
Ama legal ama illegal…
İşte bunları dillendirdikten sonra şöyle diyorum:
BunlarDın şerrinden umarım 2026’da kurtuluruz…
İnsan olduğumuzu hatırlar, hatırlatırız bunlara da…
Ama imkansız!
Sezar’ın ‘Sen de mi Brutus!’ sözünden bu yana hainlik almış başını bu günlere kadar gelmiş…
Ben ‘Şerrinden’ sözünü kullandım, bunlara karşı;
‘Şerrinden’ kelimesi, Arapça kökenli ‘şer’ sözcüğünden türemiş.
‘Şer’: kötülük, zarar, olumsuzluk, uğursuzluk anlamına geliyor.
‘şerrinden’ ifadesi, ‘onun kötülüğünden’, ‘zararından’, ‘uğursuzluğundan’ demek, oluyor.
Bir örnek vereyim:
‘Kötü insanların şerrinden uzak dur!’ denir.
Bu ne demek_
‘Kötü insanların zararından uzak dur!’
Yanı yazdıklarımın hepsi insan odaklı…
İnsanın göğsüne giren kuşku, kuruntu, vesvese doğru yolu şaşırtır…
Gereksiz, boş, temelsiz düşünceleri, İç huzursuzluğu yaratan kuruntuları, şüpheye düşüren, zihni meşgul eden vesveseyi yüreğinden, beyninden yani kendinden uzaklaştırmayan eninde sonunda kaybeder…
Yöneticiliği, kodamanlığı işe yaramaz…
Bu durumlarda büyüklerin verdiği öğüt nedir?
‘Sakın Şeytan’a uyma!’
*- ‘BEN FEDAKÂRIM’ MASALI
Önce şunları anımsatayım:
Düşünmeye zaman ayır: çünkü başarının anahtarı odur…
Sevmeye zaman ayır: çünkü bu seni daima GÜÇLÜ kılar…
İyiliğe zaman ayır; çünkü, insan olmanın sırrı budur!...
Günlerimiz aydınlık, işlerimiz bereketli olsun…
Şimdi, ‘Ben Fedakârım’ masalı, başlıklı makaleyi okuyalım:
“Memnun etme delisi sabotajcısının sinsi bir silahı var:
Sizi, ‘insan’ olduğunuza ikna etmek.
‘Ben başkalarını düşünüyorum.’, ‘Ben özverili biriyim.’, ‘Ben fedakârlık yapıyorum.’
Ama bir dakika!
Gerçekten öyle mi?
Memnun etme delisi, kendinizi öncelemenin bencillik olduğuna sizi ikna eder.
Değerinizin başkaları için ne kadar şey yaptığınıza bağlı olduğunu fısıldar.
Ama gerçek cömertlik sizi tüketmez - enerji verir.
‘Zorunluluktan vermek!’ ile ‘seçerek vermek!’ arasında dağlar kadar fark var.
*- MEMNUN ETME DELİSİNİN ÜÇ YALANI
Memnun etme delisi tek başına çalışmaz. İçinizdeki ‘Yargıç’ ile işbirliği yapar ve üç farklı şekilde sizi manipüle eder:
1. Kendini Yargılayan ses: "Başkalarını memnun etmezsem kötü biriyim."
Bu ses onay aramayı rahatlatıcı kılıyor.
Ama sürekli kendinizi feda etmek sizi yıpratıyor.
Ve fark etmediğiniz bir şey oluyor:
İçten içe biriken kızgınlık ilişkilerinizi zayıflatıyor.
2. Koşulları Yargılayan ses: "Başka seçeneğim yok. İstenen her şeyi yapmak zorundayım."
Bu bir yanılsama.
Gücünüzü elinizden alıyor.
Gerçek bağlantı dürüstlük ve saygı üzerine kurulur - suçluluk ve zorunluluk üzerine değil.
3. Başkalarını Yargılayan ses: "Takdir etmiyorlar. Fark etmiyorlar."
İnsanlar umduğunuz gibi karşılık vermediğinde kızgınlık birikiyor. Söylenmemiş beklentiler, gerçek güvenin yerini alıyor.
Peki Gerçek Cömertlik Ne?
Gerçek cömertlik:
Seçerek vermek, Hayır diyebilmek, Enerji veren ilişkiler kurmak, Vermek için kendinizi tüketmemek, Sürekli kendinizi feda etmek iyilik değil - kendini ihmal.
Kendinize sorun:
Bu hafta "evet" dediğim şeylerden hangisi gerçekten benim seçimimdi? Hangisi "kötü insan" olarak görünmemek içindi?
Bertay Fişekçi, ‘Cevaplar sizi şaşırtabilir!’ diyor…
*- MALİYETİN YÜKSELMESİ
Merve Bozdemir Akçil, “Bu sene saha çalışmalarından en çok keyif aldığım konularımdan biri TÜBİTAK-2218 ile desteklenen ‘Mevsimlik Tarım İşçilerinin Asgari Yaşam Maliyetlerinin Hesaplanması’ projemdi” diyerek önemli bir konuyu ele almış.
Okuyalım bakalım neler anlatıyor, sık gündeme gelen konu ile ilgili; “Tanıştığım güzel insanların misafirperverlikleri ve sohbetlerinin yanında maalesef sorunları ve bazı çözümsüzlükleri gözlemleme fırsatım da oldu.
Mevsimlik tarım işçileri, sektörün “görünmeyen altyapısını” oluşturur. Üretim planı ne kadar iyi kurgulanırsa kurgulansın, emek yoğun işlerin doğru zamanda ve yeterli işgücüyle gerçekleşmemesi halinde ürün tarlada kalır, kalite düşer, fire artar ve birim maliyet yükselir.
Üretimde doğru zaman kaçırıldığında yalnızca işletme kârlılığı değil, arz dalgalanmaları ve fiyat değişimleri üzerinden gıda güvencesi de zedelenir.
Çünkü gıda güvencesi ‘üretmekten’ ibaret değildir, aynı zamanda üretileni minimum kayıplarla pazara ulaştırabilmektir.
Bu nedenle mevsimlik işçilik; hasat kaybının önlenmesi, gıda kaybı/israfın azaltılması, kaynakların verimli ve etkin kullanılması, iklim değişikliği gündeminde çalışma takviminin planlanması ile doğrudan ilişkilidir.
*- SAHA BAŞKA, SÖYLEM BAŞKA
Buna karşın sektörde belirgin bir paradoks vardır.
Yüksek verim, yüksek teknoloji, sürdürülebilirlik söylemi güçlenirken, sahada hâlâ emek yoğun üretim baskındır.
Emek ise düzensiz/güvencesiz çalışma biçimleri ve düşük beceri sorunlarıyla ne yazık ki potansiyeli aşağı çekebilmektedir.
Dijitalleşme ve akıllı tarım teknolojileri ‘mikro düzeyde veri’ isterken, işçilik çoğu zaman izlenebilirliğin dışında kalmaktadır.
Kimlerin nerede, hangi koşullarda, kaç saat çalıştığı ve hangi sosyal güvencelere sahip olduğu net biçimde izlenemediğinde kayıt dışılık derinleşmektedir.
*- İNSANA YAKIŞIR KOŞULLARDA
Ürün izlenebilirliği tartışmaları sürerken emek koşullarının izlenememesi nedeniyle ihracat ve marka değerine yönelik riskler artmaktadır.
Gelişen koşullarla teknoloji yatırımları yaygınlaşsa bile işletmelere güvenli ulaşım, barınma, temiz su ve iş güvenliği gibi temel ihtiyaç alanlarında zayıflıklar devam etmektedir.
ÇSGB’nin Ulusal İstihdam Stratejisi (2025–2028) belgesinde 2023 verileri üzerinden tarımda kayıt dışılık %80,6 olarak belirlenmiştir. Mevsimlik tarım işçileri açısından kayıt dışılık ve kırılganlık riskinin daha yüksek seyrettiği saha çalışmaları ve gözlemlerle sıklıkla vurgulanmaktadır.
Ücret boyutunda ise TÜİK’in ‘Tarımsal İşletme İşgücü Ücret Yapısı (2024)’ bülteninde ortalama günlük ücret 943 TL iken erkeklerde 1007 TL, kadınlarda 890 TL'dir.
Sahada yerel tarifeler nedeniyle kimi bölgelerde daha düşük ücret ve daha kırılgan çalışma koşulları da gözlemlenmektedir.
Bu çerçevede benim 2026 yılındaki ‘şahsi meselem’ yine ‘mevsimlik tarım işçiliği’ olacak.
Yeni yılın emeği, veriye, hakka ve insana yakışır koşullara dönüştüğü bir zaman olması temennisiyle...”
*-
Asuman Güreşçi’nin son yıllarda ‘suluboyacı ressam’ annesi Ayten Güreşçi gibi resme merak sardığını ve yaptıklarını paylaştığını biliyorum.
Ama eserlerini paraya çevirdi mi, yani sergi açıp açmadığını bilmiyorum.
Bildiğim duygusal olması, çoğumuzun gözünden kaçan çarpıklıkları ele alması…
İşte önemli bir örnek:
“Bazı insanlar, bir apartman görevlisinin (kapıcının) temel görevlerinin yanı sıra, özel işlerini, çarşı pazar, banka işlerinin ve araçlarını park ettirebilecekleri, istedikleri gibi kullanabileceklerini sanıyorlar.
Bir zamanlar da apartmanımızda yaşandı bu durum.
En önemli durumlarda dahi Görevliyi bulamazdık.
*-
Şimdi ise ‘Görevli olsaydı bunları yaşamazdık!’ denilmesi, acayibime gidiyor.
Sonuçta bir karar alındı ve görevli emekli olduğu için ayrıldı.
Her neyse...
Apartmanda yaşayan kat maliklerinin, bir Görevliyi bu şekilde kullanması adil değildi zaten...
En ufak bir aksaklıkta, kendi sorumluluklarını yerine getirmeleri gerekirken, o aksaklıkların tümünü bir görevlinin yok edebileceğini düşünmeleri çok yanlış.
Böyle bir durumda, nasıl birey olacaklar ki?
Mesela;
Çöpünü yere atan kişiler, ‘belediye temizlesin! der...
1. Sizin arkanızı Görevli toplamak zorunda değil,
2. Pisliğinizi Görevli temizlemek zorunda değil,
3. Görevli, Asayişten sorumlu değil!..
Kişi, kendinden sorumludur her şeyden önce ...
İnsanlar sadece, bir başkasını kullanma çabasındalar…”
Asuman Güreşçi’nin görüşü böyle…
*-
Yorumlar yükleniyor...