BİLİRKİŞİLER YOLUNU BULUYOR
Köşe Yazısı

BİLİRKİŞİLER YOLUNU BULUYOR

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
13 Jul 2025 18 dk okuma 168

*- KÖLELİĞE DOĞRU Genç yazar Gamze Cantürk ‘Köleliğe hazır mıyız?’ başlığıyla şunları yazmış: ‘İnsanoğlu teknoloji anlamında son otuz yıldır inanılmaz bir sıçrama yaşadı. Devamı da geliyor. Biliyorsunuz, çocukluğumuzdaki çevirmeli telefonlar yerini cebimizdeki küçük bilgisayarlara bıraktı. Şimdi de bizim yerimize her şeyi yapabilen yapay zekalar çıktı. Bunların normal insanlar tarafından üretildiğini düşünmüyorum ben! Uzaydakilerin ‘Bu geri zekalı insanlık yiyip içip boşaltmaktan başka

*- ÖLÜLERLE BİLE…

‘Korkmayın!’ diyor yazısında Gamze Cantürk ama ben yine de anlattıklarından ‘Korkmadım!’ dediysem de ürktüm…

Bakın neler anlatıyor?

‘İyi mi kötü mü bilmem bu yapay zeka ile ölen dedenizle konuşacak, insan tasarımı robotlar yapacaklar günün birinde…

Sizi ürküttü mü?

Bize monte edecekleri çiplerle hayatlarımız daha kolay olacak gibi görünüyor.

‘Aman da ben taktırmam, korkarım’ demeyin, yeni dünya sistemi sizi buna zorunlu kılacak.

Her şeyin bedeli olduğu gibi bu düzenin de bedeli var tabii ki! Özgürlüğünüz!

Sistem; takılan ciplerinizle, sizi istediği gibi kontrol altına alacak.

E korkmayın canım.

Şimdi de elimizde akıllı telefonlar var.

Oradan da izlenmiyor muyuz?

Subliminal mesajlarla, müziklerle, filmlerle, teknolojik aletlerle çoluğumuzun çocuğumuzun içine bile girmediler mi?!

Şimdi ise yapay zeka boyutuna geçiyoruz, diğer şeylerin ve bilginin…’

Şunu da ilave edeyim:

‘Bu yapay zeka ya da robotlar, eski ve yeni falcıların, toratçıların da yerini aldılar, haberiniz olsun.

Kendinizi sorun, sizi size anlatsın…

*- EN BÜYÜK TEHDİT

Gamze Cantürk, yasaklanan söyleşiyi anımsattı:

Hatırlatalım:

‘Bir ara Google’ın eski CEO’su Eric Schmidt’in yasaklanan röportajı vardı. 

Röportajda Schmidt; birçok karmaşık sistemin yapay zekadaki bilginin doğasını etkileyeceğini söylüyor.

‘Sanırım demokrasi için en büyük tehdit, yanlış bilgilendirme, çünkü bunda gerçekten iyi olacağız!’ falan demişti.

İşin en korkunç gelen yanı; yapay zekâ sadece yüklenen verilerle değil, kendi kendine de algoritmalar üretecek! 

Böylece sadece verilerle hareket etmeyecek! 

Röportajda, Schmidt şöyle bir benzetme yapıyor:

‘Ergenler de insan, biliyoruz ama ne düşündüklerini tam olarak çözemiyoruz!’

Valla yapay zekayı ergenlere benzettiğinde, ben de korkmaya başladım doğrusu!

İnsanoğlu bu!

Rahat durmuyor ki, geleceğimizi bizden bilgili üstelik de duygusal durumu belli olmayan robotların ellerine bırakıyoruz!

İşin şakası, organik insan olarak son fiziksel ve ruhsal normlarımızı yaşıyoruz.

Bu kadar teknolojik çeşitliliğin ve bilginin içinde, insanlık belki tarihindeki en büyük ahlaki sınavını yaşayacak belki de sonunu hazırlayacak bilemiyoruz…

Nietzche ne demiş?

‘İnsan ağaca benzer, ne kadar yükseğe ve aydınlığa çıkmak isterse o kadar kök salar yere, aşağılara, karanlığa, kötülüğe…’

*- KONU, KENTSEL DÖNÜŞÜM

Şimdi de, ‘İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden kentsel dönüşüm süreçleriyle ilgili zorunlu açıklamasını’ paylaşıyorum.

Bu arada şunu da söyleyebilirim:

Konu yalnız İzmir ve Egelileri değil, hemen herkesi ilgilendiriyor.

Çünkü kooperatif mağdurları Türkiye’nin her köşesinde bulunuyor.

Özellikle şimdi moda olan ‘Kentsel dönüşüm’ laflarını da aynen ‘kooperatif’ olayları gibi yaşıyoruz.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden kentsel dönüşüm süreçleriyle ilgili zorunlu açıklama ise şöyle:

“Son günlerde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin sorumluluğundaki bazı kentsel dönüşüm alanlarında sürdürülen projeler ve bu projelerle bağlantılı kooperatifler konusunda kamuoyuna yansıtılan bazı açıklamalarla ilgili bilgilendirme ve düzeltme yapma ihtiyacı doğmuştur. Devam eden hukuki süreçlere ilişkin hassasiyet nedeniyle sadece belediyemize ve belediye başkanımıza yönelik haksız ve suçlayıcı ifadelere karşı gerçekleri hatırlatmak dışında bir amacımız olmadığını özellikle vurgulamak isteriz.”

*- YILLAR ÖNCESİNDEN

İzmir Büyükşehir Belediyesi Ağustos 2012’de Gaziemir Aktepe Emrez’de, Eylül 2012’de Karabağlar Uzundere’de, Ekim 2012’de Karşıyaka Örnekköy’de farklı büyüklüklerde alanları bölgesel kentsel dönüşüm alanları olarak belirlemiş ve ilan etmişti.

Daha sonra bölgede tapusu olan hak sahipleriyle yapılan uzlaşma görüşmelerini takiben, Aktepe Emrez 2 etap, Karabağlar Uzundere 4 etap ve Karşıyaka Örnekköy 7 etap olarak projelendirilmişti.

*- ŞİMDİ ZAMANIMIZA GELELİM

“2024 yılının nisan ayında görevi devraldığımız güne kadar; Uzundere 1. ve 2. Etap, Örnekköy 1. ve 2. etapların yapımı müteahhitler aracılığıyla tamamlanmış ve hak sahiplerine teslim edilmiş durumdaydı.

Gaziemir 2. Etap ve Örnekköy 5. Etaplar belediyemizce ihale ile müteahhitlere verilmiş ve inşaatları devam etmekteydi.

Uzundere 3. ve 4. Etap, Örnekköy 3. ve 4. Etap ile Gaziemir Aktepe Emrez’de 1. Etap inşaatların yapımı İzmir Büyükşehir Belediyesi’yle yapılan bir protokolle İzbeton’a devredilmiş, İzbeton ise bu etapların yapımı için geliştirilen bir kooperatif modeli üzerinden, buna yönelik kurulan 5 ayrı kooperatifle sözleşme imzalamış durumdaydı.

Gaziemir 2. Etap ve Örnekköy 5. Etap projeler sözleşme kapsamında belirlenen iş programına uygun bir şekilde müteahhitlerce yapımı uygun şekilde devam etmekteydi ve halen de bir aksama söz konusu değildir.”

*- FAALİYETLERİ DURANLAR

“Kooperatiflerin yüklenici olduğu projelerin şantiye alanlarında Nisan 2024’te yapılan tespitler ise şöyleydi:

Örnekköy 3. Etap proje yüzde 19 seviyesindeydi ve şantiyede sürmekte olan herhangi bir faaliyet tespit edilmedi.

Örnekköy 4. Etap proje, yüzde 31 seviyesindeydi. Şantiyede sürmekte olan herhangi bir faaliyet tespit edilmedi.

Uzundere 3. Etap proje yüzde 4 seviyesindeydi. Kısmi olarak ruhsatlar alınmamış durumdaydı. Şantiyede herhangi bir faaliyet tespit edilmedi.

Uzundere 4. Etap projede yapım başlamamış, ruhsat alınmamış durumdaydı ve herhangi şantiye organizasyonu da tespit edilmedi.

Gaziemir 1. Etap projede, inşaat yapımı yüzde 8 seviyesindeydi, şantiyede herhangi bir faaliyet mevcut değildi.

Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın belediyemize yazmış olduğu tespit, uyarı ve durdurma talimatı yazısı, İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı’nın 2024’ün haziran ve temmuz aylarında belediyemizde yapmış olduğu inceleme ve tespitleri sonrasında kooperatiflerle ilgili idari ve hukuki sorunlar olduğu anlaşılmış, aynı yılın temmuz ayında kooperatiflerin proje alanlarının belediyemize iadesi istenmiştir…”

*- DEVAMLI SÖYLENDİ

“Mahkeme tespitleri, hukuki süreçler, itirazlar ve engellemeler nedeniyle bir süre inşaatlarla ilgili zorunlu olarak bekleme sürecine girilmiş, bu süreç boyunca hak (tapu) sahiplerine ve kooperatif yönetimlerine bu projeleri belediye eliyle tamamlama kararlılığında olduğumuz defaatle ifade edilmiştir.

Hukuki süreçlerin tamamlanmasını takiben 2024’ün Aralık ayında Örnekköy 3. ve 4. Etap projeler ihale edilmiş, inşaat tekrar başlatılmış ve halen planlandığı şekilde yapım devam etmektedir.

Uzundere 3. Etap ruhsatları tamamlanmış, 4. Etap ruhsat işlemleri sonuçlanma, Uzundere ve Gaziemir etaplarının ihale süreçleri tamamlanma aşamasındadır.

*- TALİMAT GELDİ

Bu bilgiler ışığında düzeltmek isteriz ki; kooperatifler eliyle yapımlar  üstlenilmiş olan kentsel dönüşüm projelerinin tamamında yapımın gecikmesi, aksaması, durması gibi sorunlar biz göreve gelmeden önceki dönemde yaşanmıştır ve bu döneme bizim herhangi olumsuz etki yapmamız imkan dahilinde değildir.

2024 yılının nisan ve temmuz ayları arasında kooperatiflerin inşaatları devam ettirmesini engelleyecek hiçbir kararımız olmamasına rağmen bu dönemde inşaatlar ilerlememiştir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni denetleyen kişi ve kurumların tespitleri ve talimatları ile kooperatiflerin inşaatları taahhüt edilen sürede tamamlayamayacaklarına dair değerlendirmeler nedeniyle kentsel dönüşüm projelerinin yapımının tekrar kurumumuz ve şirketimiz İzbeton’un yapacağı ihaleler ile tamamlanması kararı verilmiştir.

*- SON SÖZ

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin hak sahiplerine verdiği son söz şöyle:

“Yaşanan her türlü aksaklık ve gecikme nedeniyle büyük bir rahatsızlık ve üzüntü duymakla beraber, bu projelerin bir an önce tamamlanıp teslim edilmesi dışında bir gayemiz ve çabamız yoktur.

Kentsel dönüşüm projelerimizi en kısa sürede tamamlayacak, hak sahiplerine konutlarını teslim edeceğiz.

Kooperatif üyelerinin mağduriyetlerini önlemek adına üzerimize düşeni hukuk ve mevzuat kuralları çerçevesinde yapacağız.

Kamuoyunun dikkatine saygılarımızla sunarız…”

Şöyle bir araştırdım, İzmir Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere, özellikle depremlerden sonra neredeyse tüm belediyeler ‘Kentsel dönüşüm’ ve en doğru sistem ‘Kooperatifleşme’ üzerine girişimlerde bulundular.

Birincisi yeterli müteahhitler bulunmadı, ikincisi ödemeler zamanında yapılmadı, üçüncüsü enflasyon birikimleri götürdü, dördüncüsü işe taş koyanlar da var. Siyasiler arasındaki çekişmeler de vatandaşın mutlu ve huzurlu yuvalarına yerleşmeleri sorun olarak karşımıza çıkıyor.

Tabii bunlardan yararlanıp zengin olmak isteyenler de az değil…

*- ‘KIDEMLİ AVUKAT’TAN SANA - BANA

Şimdi de size, ‘aykırı’ avukat değerli dostum Senih Özay’ın bir açıklamasını vereceğim.

Bakın neler oluyor?

Avukat Seni Özay da, yazısını ‘Kamuoyuna’ diyerek paylaşıyor:

“Epey önemli bence!

Hem bilin hem de ben de siz de ara sıra bunu dillendirelim!

Belki işe yarar!!

2021 İzmir depreminde mağdurlara konut diyerek Bayraklı’da orman alanının orman alanı dışına çıkarılmasına dair Cumhurbaşkanlığı Kararına karşı Danıştay’da açtığımız davada işlem kararlaştırıcı heyette mühendis yerine teknisyen bulunduğundan bahisle yürütmeyi durdurma kararı ve iptal kararı almış idik.

Ne var ki Devlet yeni bir tasarrufla inşaatlara da çılgınca devam ederek yine tasarrufunda ısrar etmiştir.

Çaresiz gönüllü 12 davacı olarak tekrar dava açmıştık.

Bu sefer 8. Daire ‘2024/5536 esasta Danıştay bilirkişi incelemesi için 180.000 Türk Lirası parayı 10 gün içinde ek gibi yatırmamızı istedi biliyorsunuz !’

Türkiye'de yargılama sırasında bilirkişilere 180.000 TL gibi çok korkunç rakam karara bağlıyor yargıçlar.

*- ÇILGIN ve YANLIŞ BİR ŞEY!

Bunun çılgın bir şey olduğunu, yanlış bir şey olduğunu, Türkiye koşullarında doların 40 ‘ta biri Türk Lirası olan bu ülkede bunun kaldırılamayacak hale geldiğini düşünüyorum.

Buna ilişkin bir itiraz, bir kamuoyunu aydınlatma, bir hukuk yolları arama düşüncesindeyim.

Bir manifesto gibi bir yazı yazmak, paylaşmak istiyorum. Meslektaşlarımdan, halkımızdan her bir bireyden destek, katkı beklemekteyiz.

Bu mesele yalnızca teknik bir hukuk sorunu değil; aynı zamanda adaletin erişilebilirliğine dair yakıcı bir eşitsizlik çığlığıdır.

Bilirkişi ücretlerinin fahişliği, özellikle bireylerin ya da küçük davacıların devletle veya büyük sermayeyle karşı karşıya kaldığı davalarda yargıya erişim hakkını fiilen yok ediyor.

Birlikte hem bir durumu tespit edelim hem de buna karşı güçlü, hukuki ve vicdani bir manifesto hazırlamalıyız bence!

*- DÜŞÜNÜLEN ve İSTENİLEN

Bu durum, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkına ve yargıya erişim hakkına açık bir müdahaledir.

Beğenmesek de var olan Mevzuatımızı ve hukuksal dayanaklarımızı bir görelim;

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre, bilirkişi tayini hâkimin takdirinde olsa da, bilirkişi ücreti makul, hakkaniyetli ve dava konusunun niteliğiyle orantılı olmak zorundadır.

Ceza Muhakemesi Kanunu'nda da benzer şekilde bilirkişilik giderleri yargılama gideri sayılır ve orantılılık ilkesi çerçevesinde değerIendirilmelidir.

AYM ve AİHM içtihatları, yargılama giderlerinin aşırı olması halinde bireylerin dava açma haklarının fiilen ortadan kalktığını ve bunun ‘yargıya erişim hakkının ihlali’ anlamına geldiğini kabul eder. biliyorsunuz!

Hukuksal ve Toplumsal Eleştiri Niyetimiz Var Tabii!

*- RAKAMLARA BAKILIRSA

Türkiye'deki ortalama asgari ücretle kıyaslandığında bir bilirkişi raporunun bedeli, bir işçinin 12-18 aylık emeğine denk gelmektedir.

Olur mu böyle şey?

Devletin adalet hizmetini organize etme yükümlülüğü, bu maliyetleri denetleme ve erişilebilir kılma sorumluluğunu da içerir.

Bilirkişilik kurumu özelleştirilmiş bir rant mekanizmasına dönüşemez. Yanlış mı düşünüyorum?

Ne yapalım ey halkımız?

*- ‘DİLEKÇE VERMELİYİZ!’

A. Yasal ve idari girişimler yapalım.

HSK'ye, Adalet Bakanlığı'na ve Bilirkişilik Daire Başkanlığı'na dilekçeler gönderilerek bu ücretlerin üst sınırlandırılması talep edilebilir, edelim mesela!

Barolar ve STK'lar aracılığıyla ortak bir kamuoyu çalışması, yapılabilir, yapalım.

Yargıtay ve AYM içtihatları taranarak, ‘aşırı yüksek bilirkişi ücreti nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlali’ iddiasıyla bireysel başvuru yolları kullanılabilir, kullanalım.

B. Kamuoyuna Yönelik Manifesto Yapmalıyız

Bu konuda gazetelere, sosyal medyaya, hukuk derneklerine ve akademiye açık çağrı yapılabilir, yapalım.

Dava masraflarının ‘sınıfsal bir bariyer’haline geldiği ortaya konabilir, koyalım

Manifesto metninde halkın adalet duygusuna hitap eden güçlü bir çağrı dili tercih edelim.

Bu memlekette adalet, parası olanın mı hakkı?

Bir davayı açabilmek, bir teknik görüş alabilmek için 180.000 TL yatırmak zorundaysanız bu sistem adil midir?

Demeyelim mi?

*- BİR SERVET BEDELİNİ DÖNÜŞMÜŞ

Bilirkişi ücretleri bir servet bedeline dönüşmüş, yargılama gideri adı altında adalete erişimin önüne aşılmaz duvarlar örülmüştür.

Adalet ticarete, yargı raporları müteahhit hesaplarına teslim edilemez!

Bu bir uyarıdır.

Bu bir çağrıdır.

Bu bir yurttaşlık ve hukuk onuru manifestosudur.

İtirazlar sonucu Danıştay’da Ücret 120.000 tl sına http://xn--indirilmitir-dnc.ve/ bu yetersizdir!

Kamuoyu bilmelidir çabaları sürdürmelidir!

Şahsen ben bu ücreti yatırmama, keşifden vezgeçme, davadan feragat kararı vermiş bulunuyorum.

Ve Danıştay’a başvurmuş bulunuyorum.

ık sık kamuoyuna  bu durumu sağını solunu üstünü altını anlatmayı düşünüyorum.

Belki bir gün çözeriz.

Artık Avukat da değilim!

Sadece Yurttaş!

Ama insiyatifli Yurttaş!

Tavsiye de ederim! “

Ve böylece ‘Aykırı’ avukatımız, hukukçu Senih Özay, ‘Emekli olduğunu’ ve bundan böyle sadece sade bir yurttaş olarak, halkın yanında, birlikte sıkıntı ve sorunlara karşı genç avukatlarla mücadelesini sürdüreceğini anlatmış oluyor.

Hadi hayırlısı!...

Şunu da belirteyim:

Senih Özay fiilen avukatlığı bıraktığını yani artık dava almayacağını, kendini emekli ettiğini söylüyor ama hukuken yine avukattır…

*- AĞLAYANI DA VAR…

Bilirkişiler için iki noktaya da ben dokunayım:

Birincisi, bir bilirkişi meslektaşlarından, daha doğrusu paydaşı bazı bilirkişilerden söz ederek, ’Bunlar elenmelidir’ demişti.

Bir bilirkişi de, ‘Hakimler bizim emeklerimizin karşılığını vermiyor!’ diyerek emek ve masraflarının karşılığını alamadıklarından yakınmıştı.

Hatta konuyu ele almış ve ağzından yazmıştım.

Dahası, üniversite mezunu birçok kişi kendini yeterli görerek, başsavcılıklara ‘Bilirkişi’ olmak için başvuruyor.

Nedeni ortada…

Açıkça yazmıyorum, artık siz anlayın…

Belirtildiğine göre, bilirkişiler bazen, TMMOB üyelerinden seçiliyor.

Öyleyse, bilirkişiler odalarda, yani kamu adına çalışan meslek odasında. Her oda, bilirkişi ücretini kayıtlı olduğu oda adına ödesin, kamu adına açılan davalarda bir yönetim kurulu kararına bakar… Acaba buna  yanaşırlar mı?

*- NEDENİ AÇIK

Aziz Nesin’e soyadını sorarlar ve şöyle cevap verir;

“1934 yılında soyadı kanunu çıktı.

Herkes kendi soyadını kendisi seçtiği için, insanların bütün gizli, aşağılık duyguları ortaya çıktı.

Dünyanın en cimrileri ‘eli açık’,

Dünyanın en korkakları ‘yürekli’,

Dünyanın en tembelleri ‘çalışkan’ gibi soyadlarını aldılar.

Kendime ‘Nesin’ soyadını aldım.

Herkes, ‘Nesin?’ diye çağırdıkça, ne olduğumu, hatırlamam için.”

Bu anlatım bana İzmir Namık Kemal Lisesi’nde fizikçi Arap Binzet’i hatırlattı.

Rusya’dan fizik kitapları getirtip, bize o problemleri çözdürten Reşat Otman’ın öğrencisi Arap Binzet, benzer bir olayı yaşattı:

Soyadı ‘Erkek’ olan Ramazan (Şimdi Profesör) Erkek ile soyadı ‘Kabadayı’ olan dünyanın en nahif insanı Ülkü isimli çalışkan bir başka arkadaşımı örnek göstererek, ‘soyadları’ ile ilgili bir nutuk da çekmişti.

Şunu da söyleyeyim;

O yıllarda İzmir’de belli başlı iki lise vardı, Atatürk ve Namık Kemal lisesi (Önceki adı İnönü Lisesi) idi. Demokrat Parti adını değiştirmişti.

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 362

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 219

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 173

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 374

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 352

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...