BERBERLER, DİŞÇİLER HASTALIK SAÇIYOR
Köşe Yazısı

BERBERLER, DİŞÇİLER HASTALIK SAÇIYOR

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
20 Sep 2025 14 dk okuma 141

*- ‘OLMAZ!’ DEMEYİN, OLUYOR… Uzmanlardan öğrendim. Kendilerine ‘Dişci’ denilmesine sinirlenenler, yeterli titiz davranmıyorlar. Nasıl mı?

Kullandıkları aletleri, yeterle bir şekilde ‘steril’ etmiyorlar.

Yani gerekeni, sağlık bakanlığının talimatlarını yerine getirmiyorlar.

Sonuçta kan hastalıklarını taşıyorlar.

İsteyen hastanelerin ‘enfeksiyon hastalıkları’ birimine sorsunlar.

Bu şunu gösteriyor;

Birincisi ‘umursamazlık’ ikincisi ‘Bir şey olmaz!’ gibi, hepimizin başına iş açan bir düşünce

Olmaz olmaz, ama ‘oluyor!’ işte…

Bizler ne diyoruz, bazı olumsuz gelişmelerde:

‘Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar, üçüncüsünde yakalanır!’

Benzetme yakışmadı ama şunu demek istedim:

‘Olmaz!’ diye bir şey yok, ey diş hekimi ve çalışanları.

Sakın ihtiyatı ve sterili elinizden bırakmayın…

Aynı anda iki hastaya aynı aletleri kullanmayın…

Sevgili diş hastalarımız;

Sakın muayenenin güzelliklerine, göz alıcı şusuna busuna inanmayın…

Umarım ‘önce sağlık’ ve ‘ön tedbirleri’ aksatmadan, boş ver; bir şey olmaz!’ deyip, bu düşünceyle, yani tembelce hareket etmezler.

Ama içlerinde var, işte…

Tekrarlıyorum:

Sakın göz alıcı, Avrupai falan dediğimiz diş kliniklerinin dış görünüşünü, cav çavlı haline kanmayın…

Mutlaka ve mutlaka ‘Steril mi?’ diye sorun…

Sağlık Bakanlığının denetçileri de, sakın süreli demeyin…

Gizlice gidin, hasta gibi, ya da hasta yakını gibi, siz daha iyi bilirsiniz, kontrolunuzu yapın..

Bizler, diş hastaları anlamayız, ama siz anlarsınız.

Enfeksiyon birimlerine sorun bakın, en çok nereden hastalığı kopmuş geliyorlar,

Özellikle çok önemli bir hastalık ‘hepatit çeşitleri’ diş hastalarından, kan yolu ile bulaşıyor.

Umarım bu yazı yararlı olur birçoğumuza olduğu gibi Sağlık Bakanlığı’nın ilgili birimlerine, yetkililerine…

Onlar da ‘İşimiz çok!’ diyerek işlerini, görevlerini savsaklamazlar.

*-  BU BİR REZALETTİR

Bir gün önce yazmıştım.

Ama çok önemli gördüğüm için tekrarlıyorum:

16 Eylül Perşembe saat 23.09 yani ‘gece yarısı sayabiliriz,

Galasaray’ın Frakfurt’la oynadığı mazın devre arasından bu yana, artık zamanı aralığını siz bulun…

Trafik Polisinin anonsu ve sinir bozan canhıraş, korkutan ve heyecan veren siren sesleri, özel kornasının gümbürtüsü.

Hayret edilecek iki nokta var;

Birincisi sessizce geçerler, araçların plakaları cep telefınuna alırlar ve park yasağı cezasını akşam toplu hale yazarlar.

Bu bilinen sistem

Radardan söz etmiyorum.

İkincisi ise bu gürültülü anonslar nerede biliyor musunuz?

Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesinin önünde…

Yüzlerce hastanın yatığı yerin dibinde…

Bahçede de o kadar hasta yakını heyecanla bekliyor, rahatsız oluyor.

İki kelime laf edemezsiniz hastanız hakkında…

Çünkü anonslar sizin sesinizi de üzüntünüzü de bastırıyor..

Neymiş efendim iki gündür sürün asfaltlama çalışmaları henüz bitmemiş

Buna bir şey demiyorum.

Neden gündüz gerekli tedbir alınmadı…

Neden?

Sinirleri laçka etmek için mi?

Ben bu zihniyete ve anlayışa ‘Yazıklar olsun!’ diyorum…

Bakalım büyüklerimizden biri  ‘Ne oluyor?’ diyecek mi?

Yani ilgisiz, düşüncesiz, zamansız yetililer ve hatta görevli olanlar hakanda ne yapacaklar…

Umarım ‘örnek’ hepimizi mutlu edecek bir haber alırız…

*- ALT ve ÜST KATTAKİLER

Ayşei Yasemin Yüksel önemli bir konuyu ele almış.

Ben de buna ‘Alt ve üst kattakiler!’ diyorum.

Sanki siyaset ya de işyerlerinde olanlar gibi algılayabiliriz.

Ama Ayşei Yasemin Yüksel, konuya sadık kalmış, yaş gününü kutlarken…

Belirttiğine göre, ‘Üst katta oturanlardan kaynaklı gürültü, toplumun büyük kesimin sorunu… ‘ diyerek devam etmiş;

‘Alt kattakilerin çilesi; Gürültü!

Malum bir işkence türü…

‘Çin işkencesi’ denilen bir şey var, ‘damlayan su sesi’ ile delirtebiliyorlarmış.

Eğer bizde gürültüye maruz kalanlara, zemin yoklaması yapılsa, şu sonuç çıkardı yüzde yüz;

‘Ortak yaşam tanımlı apartman, blok hayatında, üstte veya en üstte oturup, bitmez gürültüleri ile alt kattakilere hayatı zehir edenlere fazlası ile caydırıcı cezalar uygulanmalı!

Ve en önemlisi apartman / bloklarda üst kattakilerden kaynaklı gürültüler alenen, bilerek alt kattakilerin sağlığına kast sayılmalı.

Her gün, her an üst katın gürültüsünü dinleyen alt kattakilerin tansiyonları oynuyor, göz tansiyonları çıkıyor en hafifinden, herkesçe malum.

Daha beteri, kalp krizleri ve ötesi de var.

Daha daha beteri de bu konuda uyarıldıklarında, alttakilerin sağlığını önemsemeyip, ‘bana ne!’ diyenler var!

Bu yüzden, ‘üst katta oturduğundan kendini çiftlik evinde, dağ evinde, yaylada tek kendi başına yaşıyor sanan, öyle fevri, fütursuz davranarak alt kattakilere hayatı zindana çevirenler doğrudan insan sağlığına kast etmek, sağlığa zarar vermek, sağlık sorunlarına yol açmaktan ve nefret suçu, insanlık suçu işlemekten ötürü adam akıllısından hem para hem de ötesi cezalar alsın’ çıkardı, eğer bu konuda bir çalışma yapılsa idi zemin yoklamasının sonucu…’

*- ARALIKSIZ

Ayşei Yasemin Yüksel yazısına şöyle devam ediyor:

‘Saat 19:03 ve yine, kaç gündür olduğu gibi üst kat matkap ile çalışıyor dakikalardır.

Birazdan terasta sandalye çekerler.

Aralıksız.

Gece hiç uyumayıp, ‘oklava ile takır tukur’ yufka açanları var.

Üst kat gürültüsü berbat.

Elbette alttan, yandan nereden gelirse çok berbat.

Bir de banyo, lavabo çok hor kullanıldığı için kısa aralıklar ile yeri göğü inleten açma işlemleri var, matkabın yüz katı beter.

Uygarlıktan uzaklaşmanın baş göstergelerinden biri de gürültü ama ne yazık ki apartmanda yapılanlar artık ev içi gürültü sayıldığından ceza da alınamıyor.’

*-SORUN İNSAN KAYNAKLI

Gönül Genç’in konu ile ilgili görüşü ise şöyle:

‘Gürültü sadece üst kattan mı geliyor?

Binalar porselen tabak gibi neresine dokunursan ses, her tarafa yayılıyor. Alttaki kapıları ‘bomba patlatır gibi’ vuruyor o gürültü sayılmaz.

TV’nü sonuna kadar açıp, ‘senin yanında TV seyrediyor gibi’ olursa gürültü sayılmaz, gecenin bir yarısında ‘boğazlanıyor gibi’ bas bas bağıra bağıra ‘kavga eder’ gürültü sayılmaz, sen mutfakta bulaşık yıkayınca suç olur.

Sorun ‘insan olmaktan’ kaynaklı aslında…

*- ARKADAŞLIK TEKLİFİ YOK!

Güliz Güzeldiyar bir güzelliği paylaşmış;

‘Söze bu güzel kız bana Facebook'tan arkadaşlık teklifi gönderdi’ diye başlamak isterdim ama öyle bir şey olmadı.

Çünkü bu güzel kızın, bu gencecik kızın işi başından aşkın.

Daha 23 yaşında...

Adı Ece Çiftçi!..

Yaşıtlarının birçoğu kafasını elindeki telefondan kaldırmadığı bir zamanda bir projeyi hayata geçirmiş ki, haberiniz yoksa bu projeden - benim gibi - şaşırıp kalırsınız.

Ben de bugün gazetede okudum,

Bu kız, 23 yaşındaki bu gencecik kızımız, Türkiye'yi G-20 ( Yani Gelişmiş 20 Ülke ) toplantılarının Girls20 bölümünde temsil edecek.

Ne yapmış peki bu kız?

‘Sosyalben’ diye bir platform kurmuş.

*- ‘BİRİLERİN HAYATINA DOKUNAYIM!’

Annesi Öğretmen, babası Avukat, varlıklı bir aile değil.

ENKA'da okumuş, hayalleri müthişmiş.

Okullarına bir gün Amerika'dan bir profesör gelmiş, Nepal'de ki Sivil Toplum olaylarını anlatmış, o gün karar vermiş, daha lisede ‘Ben de birilerinin hayatına dokunmalıyım’ demiş.

Ve o hayallerine ulaşmak için çalışmaya başlamış, daha 14 yaşındayken, yaşıtları denize, havuza, tatile giderken o kalkmış, Şanlıurfa’nın Suriye sınırına yakın bir gençlik merkezinde 250 öğrenciyle çalışmaya gitmiş.

Resim, müzik, dans, fotoğrafçılık gibi atölyelerde aktiviteler düzenlemişler.

Sonra, vazgeçmemiş, tam 3 sene her yaz tatilinde kalkmış aynı yere gitmiş ve bu arada liseyi bitirmiş, dikkatinizi çekerim, şimdiye kadar yaptığı her şeyi Lisedeyken yapmış ve sonunda ne okuyacağına karar vermiş...

Sosyoloji...

*-SOSYALBEN PROJESİ

Sonra Bahçeşehir Üniversitesi ve ‘Sosyalben projesini’ hayata geçirmeye başlamış.

Tabi en önemli sorun maddi, bunun içinde çalışmalara başlamış.

TV8 de ki ‘Bir Fikrin mi var?’ yarışmasında birinci olunca adı duyulmaya başlamış, yardımlar artmaya başlamış.

Sürekli ‘neler yapabilirimi’ düşünmeye başlamış, çok yağmur yağan bir kış şemsiye üretmişler.

Ve demişler ki;

‘Bu şemsiyeler farklı!

Bunlar hem sizin ıslanmanızı engelliyor hem de çoook uzaklardaki çocukların ıslanmasını engelliyor!’

Müthiş bir sosyal medya çalışması, şemsiyeyi alan herkesin altında fotoğrafını çekerek, ‘O da SosyalBen’im!’ diye bir slogan üretmişler. 

O kadar çok şemsiye satmışlar ki, Afrika’ya Zambiya’ya gidip bu paralar ile oradaki çocuklara destek olmuşlar.

*- DEZAVANTAJLILAR

Şimdi, bakın burası gerçekten çok önemli...

Yaptıkları duyuldukça birçok üniversiteden, kurumlardan ödüller almaya başlamış.

Harvard ve Oxford Üniversitelerine başvurmuş önce, kabul de edilmiş ...

Ama sonra bakmış ki, onu mutlu eden şey saha, Üniversite değil, gitmemiş, Sosyalben'e ağırlık vermiş.

Tibet, Kamboçya, Moğolistan, Karadağ falan derken...

Bakın, bugün Sosyalben 7-13 yaş aralığında, dezavantajlı bölgelerde yaşayan çocuklara Dans, Spor, Drama, Müzik ve benzeri eğitimler götüren Türkiye'de 350 Gönüllü ile, 54 ilde faaliyet gösteren bir çok ülkede çocuklara etkinlikler düzenleyen bir platform haline gelmiş.

23 yaşında bir kız ve 14 yaşındayken kurduğu hayalin geldiği nokta.

Eminim bu kadar güzel ve başarılı bir gencin hayat hikayesini sizler de arkadaşlarınıza duyuracaksınız.

Okuyan bir tanecik genç çocuğumuz bile bunun üstüne bugün bir HAYAL kursa fena mı olur?...”

*- BAŞKANA SEVGİLERLE!...

Emine Kantarcı bakın neye seviniyor?

‘Seviniyoruz çöplerimiz toplanacak!’ diye...

Çevre Temizlik Vergisini aksatmadan ödediğimiz, ‘evimizin çöpleri toplanacak!’ diye... ‘

Peki ne olmuş?

‘Her yeri fare bastı...

Karafatma türevlerini saymıyorum.

Geçen grevde de ilaçlama yapılmadı.

Çöpler güya alindi her yerde pislikler ve kokusu kaldı!..

*- BEKLİYORUZ!

Çünkü ilaçlama teknik isler yapılmadı.

Kaç gün sonra ‘yeni eylem kapımızı çalar’ bilmiyoruz.

Malum maaş artışı vb konular gündeme gelecek.

‘Gereğinden fazla personel’ olduğu için yine ödeyemeyecekler... Çalışmayan üretmeyen, akraba dost tanıdık, münasebetiyle maaş alan bankamatiklere yol verin.

Siz de bunu biliyorsunuz.

Lider olmak havali fotoğraflar ile olmuyor...

Uygulayın nefes aldırın bize...

Verdiğim oyu savunamaz hale geldim...

En acısı da bu..”

Sevgili Emine Kantarcı, gerçekleri gayet güzel ortaya koymuş…

Türkiye’nin her yerinde bunlar nedense normal sayılıyor, çünkü neredeyse her evden birileri belediyelere yerleştirilmiş…

Ben de kaç kez konuyu gündeme getirmiştim…

Yani kimsenin umurunda değil, birkaç duyarlı vatandaşın dışında…

Neredeyse her gün bir konuya, ya da kişiye ‘Yazıklar olsun!’ diyerek konuyu paylaşıyorum, bu kadar…

*- HAYROLA HEMŞEHRİ

rtuğrul Gezenoğlu, günü kurtarmak için, ‘gülmece’ göndermiş,

Birlikte okuyalım.

Temel, yıllar sonra biriktirdiğiyle elden düşme Murat 124 alır. Arabasıyla memleketine giderken araba arızalanır.

Yolun kenarına çeker, motor kapağını açar, ne olduğunu anlamaya çalışırken bir Ferrari yanaşır:

-Hayrola hemşerim, arabanın nesi var?

Şehre,  kadar arkasına bağlarlar.

Ferrari' nin sahibi genç uyarır; Ben hız yapmayı çok severim.

Eğer farkında olmadan aşırı hız yaparsam, sen selektör yap beni uyar!

Temel:                                                                                                   Tamam!

Yola koyulurlar.

*- SELÖKTER YAPINCA….

Bir süre sonra Ferrari gaza basmaya başlar, 60.80.100 derken, Murat124 arkadan selektör yapar.

Ferrari durumu anımsar ve yavaşlar, bir sure sonra Ferrari yeniden gaza basar, 60, 80,100...

Selektör yeniden anımsatır.

Ferrari yavaşlar. Yolda bu şekilde ilerlerken bir Lamborghini

Ferrari' ye yaklaşır:

Kapışalım mı?

Ferrari yanıtı; Nesine?

- 340 km. ötedeki benzinliğe ikinci varan, ilk varanın deposunu doldurur.

Ferrari hemen onaylar ve yarışa başlarlar. 120, 140, 180, 220...

O arada trafiği denetleyen helikopterdeki görevli polis, genel merkeze bilgi vermektedir:

- Komiserim, şehrin kuzeyindeki yolda trafik güvenliği tehdit altında! 3 araç yarış yapıyor.

Ferrari ile Lamborghini saatte 300 km hızla yan yana gidiyorlar, arkadan da Murat 124 onları geçmek için 10 dakikadır sellektör yapıp yol istiyor!..”.

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...