BENCİLLİK ve KİBİR BAZILARIMIZIN YAKASINI BIRAKMIYOR
Köşe Yazısı

BENCİLLİK ve KİBİR BAZILARIMIZIN YAKASINI BIRAKMIYOR

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
13 Jan 2025 13 dk okuma 156

*- BİR DERİ, BİR KEMİKTİ! Sakarya savaşının üzerinden yıllar geçmişti. O dönemin yetenekli ve ünlü bir ressamı, savaşı yansıtan bir resmi Mustafa Kemal Atatürk’e hediye eder. Resimde; Gazi ön planda yağız bir atın üstünde, arkada güçlü, kuvvetli, yapılı askerler vardır. Ressam teşekkür ve tebrik beklerken, Atatürk, ‘Bu resmi kaldırın, hiç kimse görmesin!’ der. Ressam şaşırır, çevresindekiler ne diyeceğini bilemez, Ve devam eder; ‘Savaşa katılan herkes bilir ki, ‘Hayvanlarımız bir deri,

*- ZENGİNLİGİN BELİRTİSİ, KAHVALTIDA ZEYTİN

Sanıyorum 1960’lı yılların başında, Toto’nun bir filmini izlemiştm.

Aklımda kalan, ‘Varyemez Amca!’ gibi, İtalyan sanatçı Toto bu rolü oynuyordu.

‘Varyemez Toto’ sabah kahvaltılarında, eşinin, çocuğunun tabaklarına sadece birer tane siyah zeytin koyduruyordu.

Siyah- beyaz filmde, İtalya’ya o günlerden bu yana büyük paralar kazandıran zeytinin değerini böylece anlatmaya çalışıyorlardı.

Bir nevi algı yaratıyorlar, beyin yıkıyorlardı.

Çünkü;

Toto dışarıda olduğunda ev halkı ile eşi ve akrabaları tabaklarına zeytin doldurarak, leblebi gibi ağızlarına atıyorlardı.

Varyemez Toto’dan para koparmak ve güzel kahvaltı ile yemek yemek isteyen akrabaları bir plan kurdular ve ‘Karısının’ haydutlar tarafından kaçırıldığına inandırmak istediler.

Kendisinden fidye olarak para ve çuvalla zeytin aldılar.

Her şey ev halkının istediği şekilde sürerken, haydutlar gerçekten karısını çarşı dönüşü köprünün altında kaçırdılar.

İstek aynıydı ama Toto bunun bir mizansen, yani oyun olduğunu düşündü.

Karısının kaçırılma fidyesini de vermedi, kahvaltıda ‘tek zeytin’ sistemi sürdü.

Toto’nun karısı kendini bir şekilde kurtarmış ve eve dönmüştü.

Aklımda belirttiğim gibi ‘dane zeytin’ sahneleri ve kaçırılma geldi.

Filmlerin ‘beyin yıkamada’, ‘Algı yaratmada’ önemine değinmek istiyorum.

Belki de 60- 70 yıl önce, çocukken, kahkahalar atarak seyrettiğim Toto filminden aklımda kalan ‘Zeytinin’ ne kadar kıymetli olduğunun işlenmesi idi.

Bizde öyle miydi?

En zengin İtalyan ailesinin kahvaltısında ‘dane’ ile zeytin yenirken, bizim evlerimizde, bahçelerimizden topladığımız ve kilerlerde yıl boyunca bolca yiyeceğimiz zeytin ve küplerde zeytinyağlarımız olurdu.

Ne günlerden, ne günlere geldik!

Övünüldüğü gibi büyük ilerleme var mı sizce?

Sinema ve film sevenler ile yaşı ileride olanlar sanıyorum, dünya yıldızı Toto’nun bu filmini, benden daha iyi anımsamışlardır.

*- TERCİH SİZİN

Biz İzmir ve Egeliler ‘zeytinyağlı’ yemek yeriz…

Öyle ki, Akhisar’da ‘Alhat’ firmasının organize sanayideki tesislerini gezerken, lokma döktürüldüğünü gördüm.

Helvada olduğu gibi lokmada da çicekyağı değil, zeytinyağı kullanıldığına tanık olmuştum.

Şunu da söyleyeyim:

Geçen yıla göre, bu yıl yağhanelerde zeytinyağının litresi daha ucuz.

Size soruyorlar;

‘Geçen yılın mı, bu yılın yağını mı istersiniz?’ diye…

Başlarına taş mı düştü nedir?

Geçen yılın, yani eski yağın litresi daha pahalı…

Kimine göre, eski yağ, bana göre ise yeni sıkım taze yağ daha kıymetli.

Aslında kıymetli tutan, erken toplama, vakit kaybetmeden, hemen daneleri sıkım için yağhaneye yetiştirme, bekletilmeden işleme alınması ve cam koyu renk şişelerde, ışık ve güneş görmeyecek şekilde, belli derecede gölgede depolanması….

Yoksa hiçbir özelliği kalmayan bir ürün olur.

Şimdi de size bir hikaye anlatayım, içinde ‘zeytinyağı’ olan…

Bir zamanlar, uzun süre, zeytinyağı sektörüne hizmet eden bir dergiye istek üzerine ekonomi yazıları gönderiyordum.

Dergi yöneticilerinin tek istekleri şuydu:

‘Yazının içinde mutlaka zeytin ya da zeytinyağı’ olacak…

*- KİM BU AHMET?

Türkiye’de olduğu gibi, Amerika’da da hastaları olan bir Psikolog, yardımsever dostu Nermin Ekinci’ye, ‘Sana bir bilmece soracağım!..’ demiş.

‘Ayşe İstanbul’da, Fatma Ankara’da oturuyor.

Fatma, ‘Hafta sonu atla uçağa gel!’ diyerek Ayşe’yi davet eder.

‘Gelemeyeceğini, çünkü evde Ahmet’in olduğunu, davete giderse aç kalabileceğini ’ söyler.

‘Ne olacak canım, birkaç günlük yemek yap, buzdolabına koy, pişirsin yesin!’ yanıtını alır.

Ayşe, Ahmet’in ocağı yakıp, yemeğini pişirip, yiyemeyeceğini’ belirtir.

Fatma ısrarlı ve zorlayıcıdır!

Bu kez, ‘Yemeklerini zeytinyağlı, soğuk şekilde, ısıtmaya gerek kalmadan yiyeceği şekilde hazırla’ önerisini getirir.

‘Buzdolabının kapısını bile açmaz! Yok yok gelemem…’ der Ayşe Hanım…’

Psikolog Selin Hanım, sohbet ettiği Nermin Hanım’a bu hikâyeyi anlattıktan sonra sorar,

‘Sizce kim bu Ahmet?’

Yanıt şöyle, değil mi?

‘Ayşe’nin kocası!’

Değil işte!

Psikolog Selin Hanım şu açıklamayı yapıyor:

‘Türkiye’deki tüm hastalarım ve dostlarım bu hikayeyi dinledikten sonra ‘Kim bu Ahmet?’ sorusunu ‘Ayşe’nin eşi’ olarak yanıtlıyor.

Amerika’daki hastalarım daha doğrusu ahbaplarım ise şu yanıtı veriyor:

‘Ya altı aylık bir çocuk, ya da engelli bir hasta!’

Ben de ‘Ayşe’nin kocası’ derim ama yanıtımın yanlış olduğunu da böylece Psikolog Selin Hanımdan, doğrusunu öğrenince yanıldığımı düşünüyorum.

Demek ki yanılabiliriz…

İsterseniz siz de Psikolog Selin Hanım’in fıkrasını, hikayesini ne derseniz deyin anlattığını, dostlarınıza anlatın ve ‘Kim bu Ahmet?’ deyin bakalım ne yanıt alacaksınız?

*- KENDİNE GÜVEN

Haldun Galip Keskin’i Akhisar’dan tanırım.

Zaman zaman mesleği ile ilgili açıklamalarda bulunur.

Psikolog Selin Hanım’in ‘Kim bu Ahmet Bey?’ hikayesinden öğrendiğim gibi, bir de sevgili Haldun Galip Keskin’e kulak verelim.

Bir noktada nasihat ediyor Haldun Galip Keskin”

Şunları yazmış!

‘İnsanları dinlemeyi seviyorum.

Size derdini anlatan birine sakın akıl vermeyin, sadece dinleyin.

Samimiyetle dinleyin…

O zaman, zor olanı yapıyor, acısını yeniden açıyor.

Anlatsın, rahatlasın, güvensin ve sakinleşsin…

Anlattıkça, ne yapacağını zaten kendisi bulacaktır.

Daha sonra fikrimi söylerim.

İşte bunun için işimi çok seviyorum.’

Haldun Bey, ’İnsan beyni değirmen taşına benzer, içine yeni bir şeyler atmazsanız, kendi kendine öğütür!’ diyor, yılların tecrübesi ile.

Bu ne demek?

‘Oku, öğren’ değil mi?

Tabii ki, bildiklerini öğrendiklerini mutlaka birileriyle paylaşmalısın…

Ben sözü yine sevgili Haldun Galip Keskin’e veriyorum:

‘Eğer istersen, hayatın bir yılda gerçekten değişebilir.

Bu değişim için, daha fazlasını hak ettiğini bilecek kadar kendini sevmelisin.

Daha fazlasını talep edecek kadar cesur ve daha fazlası için çalışacak kadar disiplinli olmalısın’ diyen Haldun Bey’in son öğüdü şu:

‘Kendine güven!’

Bu arada Hüseyin Çetinbudaklar’ın şu tümlecini de sizinle paylaşmak istiyorum:

‘Yamuğa kimse vurmaz.

Ama ok gibi doğru olursan, tepene tepene vururlar.’

Ne derler:

‘Akıllı insan işiyle, boş insan kişiyle uğraşır!

Yani boşvermeyin!

Çok sevdiğim bir sözü daha paylaşayım:

‘Kimse kimseyi yanlış anlamıyor, aslında!

Herkes kendi işine geldiği gibi anlıyor!

Hepsi bu!’

*- DİLE Mİ KOLAY, AYRILMAK MI KOLAY!

İzmir Atatürk Lisesi mezunu, Karşıyakalı Mimar Sermet Elçi gönderdiği bilgilendirme notunda, ‘42 yıl önce gelmek zorunda kaldığım İstanbul’dan 1 Şubat 2025 tarihinde ayrılıyorum.

2 Şubat 2025 itibarı ile yaşamıma Eski Foça'da devam edeceğim.

Böylece bir hayalim de gerçekleşmiş oluyor.’ diyor.

İzmirli İstanbul hayranı yöneticiler başta olmak üzere sözde girişimcilere de benden duyurması…

Tam bir yıl önce, bugünlerde İzmir’in İzmirli’nin paralarının, nasılsa koltuk sahibi olmuş bazı kişiler tarafından nasıl İstanbul’a adeta peşkeş çekildiğini yazmıştım.

Mimar Sermet Elçi aynı zamanda, günceli paylaşmayı seven iyi bir yazar da.

Son yazısında ‘Vah bu ülkenin haline...’ diyerek, özetle şöyle demişti:

‘Halk yoksullukla boğuşurken, kirasını ödeyemeyecek duruma gelmişken...

Hukuksuzluk almış başını gitmiş iken...

Bazı araştırma şirketleri;

Suriye'de yaşanan son gelişmelerden sonra, AKP iktidarının Suriye'de izlediği ‘politika’ nedeniyle seçmen desteğinin arttığını iddia ediliyor.

Şayet bu tespit doğru ise;’ diyerek devam eden Sermet Ekşi, bugüne kadar iktidarlar tarafından uygulanan yanlış politikaların ülkemize ve halkımıza bedel olarak geri döndüğünü ve yaşattığını, insanların gerçekleri görmesi gerektiğini, vurucu cümle ve noktalarla anlatıyor.

*-

Çarşı- Pazar haberleri çok okunur.

Çünkü yaşamımızın büyük bölümü, işimiz gibi, çarşı ve pazarlarda geçer.

Ama içimizde ‘Ekmeğin fiyatını’ bile bilmeyenler vardır.

Bunlar tuzu kuru olanlar.

Emekli dostlar, bir o markete, bir bu markete gidip fiyatları gözden geçiriyorlar.

Biliyorlar, ‘bir üründe indirim varsa on üründe bindirim’ vardır.

Önceki yazımda bir öğretmenimizin markette başından geçeni nakletmiştim.

Az kalsın ‘Nefes alma verme’ yüzünden dayak bile yiyecekti.

Neyse, o sinirli genç ‘Annesi yaşındaki öğretmen hanıma’ acımış da, ‘ ‘Yüzüme nefes verdi, hasta mı nedir?’ gibi tuhaf ve saçma görüş ve söylemiyle kalmış…

Bugün yine bir çarşı haberi, daha önce de yazılarından esinlendiğim A, Yasemin Yüksel yazmış.

İlgi ile okuyunca biraz da bilgi sahibi oldum.

Bakalım siz ne düşüneceksiniz?

*- KÜÇÜK MÜÇÜK, BAKAN YOK!

‘En yakın markette balık reyonuna bakındım.

Hamsiler çok küçüktü.

Avlanabilmeleri için belli bir boy uzunluğunda olmaları gerekiyor bildiğim kadarı ile.

Sanırım hala da öyledir.

Karadeniz'de ortaokul okumuşsanız, artık biraz Karadenizlilik kapmışsınızdır.

Ünye'den bilirim, hamsi kurtlu olur, kar değmemiş ise kulağına.

Şubat ayından sonra mesela alınmaz.

Bu havada içi nasıl bilemeyeceğim hamsiler çok küçüktü ama fiyatı çoook büyüktü.

Hani, eskinin ‘fakir öğünü’, besin kaynağı hamsi.

Kilosu 295,95 TL.

Demek ki artık 299.99 TL modası yok, yerine 295, 95 TL. modası var.

Yani yuvarlandığında 300 TL.

Hamsi bu, ‘Kalkan’ balığı değil, bu fiyata.

Ki ‘kalkanlar’ da 1.000 TL'den aşağı değil.’

Demek zaman, ‘Balık zamanı’ da değil!

Geçenlerde okudum;

Bir şehrimizde, hamsi 30 liradan mı, tam anımsamıyorum, halk almak için birbiriyle mücadele etmiş…

Yüzlerce kişi, ‘Bu bir fırsat’ demiş…

*- SOSYETE BÖLÜĞÜ

Askerliğimi Ankara’da Foto – Film merkezinde yapmıştım.

Sanatçılar ve gazeteciler genelde burada buluşuyordu.

Levent Kırca’da benden önce oradan geçmiş.

Kadro uzman foto-filmci astsubaylardan oluşuyor.

Başımızda, ‘Çanakkale’ ile ilgili zamanın önemli bir filmini gerçekleştiren Alb. Cihat Çiftçili ile Üsteğmen Mustafa Karagöz vardı.

TRT’ciler merkezde, biz de genelde ya stüdyolarda veya TRT’de oluyorduk.

Mustafa Karagöz komutanımızla, emekli Albay olduktan sonra İzmir’de Mavişehir’e yerleştikten sonra karşılaştık, birbirimizi hemen tanıdık, sarmaş- dolaştan sonra görüşme kararı aldık ama nedense olmadı.

Şimdi size Levent Kırca’nın ağzından bir hatırasını paylaşmak istiiyorum:

‘Seneler evvel bir arkadaşım çok ağır kanserdi.

Hastaneye ziyaretine gittim.

Hiç unutamam, pencereyi açtı ve gökyüzüne bağırdı,

‘Neden ben?’ diye.

Sesimi çıkarmamıştım ama yadırgamıştım.

*- BENCİLLİK, KİBİR!...

‘Neden ben?’ demek, bana bencillik gibi geliyor, kibir gibi geliyor.

18 yaşında çocuk da şehit düşüyor, var mı bunun açıklaması?

Yok!

Neden o ölüyor da başkaları ölmüyor?

Yok bunların açıklaması.

Kemoterapiye, sosyal sigortalar hastanesinde, herkesle birlikte giriyorum, küçücük çocuklar görüyorum.

Onlar acı çekerken benim şikâyet etmem, ‘Ölmek istemiyorum. Gitmeyeceğim, kazık çakacağım!’ diye tutturmam ayıp değil mi?

Bu son olaylar çok sarstı beni, her an ağlayabilirim.

Bu vatanın evladına şehit olarak gelen ölüm, bana kanser olarak gelmiş çok mu?

Yanlış anlama, bu politik bir konuşma değil.

Bunları ölüm döşeğinde söylüyorum sana...’

Nurlarda uyu Levent Kırca…

Bu hatıraya yorum yapacaktım ama vazgeçtim….

Çünkü bazılarına anlatmak imkânsız gibi geldi bana…

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...