BELEDİYELER TAM FİYASKO
Köşe Yazısı

BELEDİYELER TAM FİYASKO

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
01 Aug 2026 10 dk okuma 147

*- SAHİP ÇIKMIYORUZ! Bir belediye ile ilgili güzel sözler etmekte zorlanıyorum! “Acaba doğru mu düşünüyorum?” diyorum…

Bir yönü veya çalışması düzgün görünüyor, ya da bu konuda reklamını
iyi yapıyorsa ‘tamam!’ diyerek kutluyorum.

Ama madalyonun başka yönünü, arka kısmını, bir bakıyorsunuz bir
haberci arkadaşımız ele almış ve söylediklerimizin, yazdıklarımızın
yanlış ve hatalı olduğunu vurguluyor.

Örneğin, adına ‘Efes’ sözcüğünü de ilave eden Selçuk’u ele alalım.

Kaç zamandır, düne kadar CHP’li olan belediyede, daha doğrusu
CHP’lilerin kendi aralarında nasıl kanlı bıçaklı olduklarını
biliyorum.

Şimdi de, yılların dostu, medyanın her dalında örneğin radyo ve yerel
televizyonda da adını duyuran, şimdi de Pamucak’ta inzivaya çekilen
Hilmi Gider anımsattı:

‘Ahh Selçuk Ahhh!

Seni kimler, kimler yönetti!

Ve kimler yönetiyor?’ sorusunu yönettikten sonra fotoğraflarıyla devam ediyor:

“Selçuk Belediyesi’nin 2011 yılında İZKA’nın 450 bin lirayla destek
verdiği ‘Efes Antik Limanı Canlandırma Projesi’  kapsamında, 1700 yıl
önceki gemi yapım tekniği kullanılarak inşa edilen;

1- 19 metre boyunda ve 20 kürekli yelkenli bir savaş gemisi,

2-  15 metre boyunda ve üç ambara sahip olan ticaret gemisi…

Bu gemilerden biri yandı kül oldu,

Diğeri de çürümeye terk edildi!...

Sonuç;

Tarihimize sahip çıkmıyoruz!

Ve kamu kaynaklarımıza sahip çıkmıyoruz!”



*- RANT ELDE EDİLSEYDİ!...

Önceki başkanlardan Kamil Subaşı, Gazeteci Hilmi Gider’e şu yanıtı
veriyor, bir noktada benim dediğim gibi;

“Şayet bu teknelerden bir rant elde edilebilseydi veya bu tekneler
şimdiki yönetim tarafından yapılmış olsaydı bu fotoğrafla
karşılaşabilir miydik?

Şanssızlığı vefa başkan döneminde yapılmış olması bence…”

Öznur Çalıkuşu:

“Maalesef Hilmi Abi orda çürümeye terkedilen Selçuk insanının alın teri.

Bu ülkeyi ve toplumu kibir, öfke ve bencillik bitirecek…”

Zübeyde Gökuz (Edremit):  “Yazık çok yazık, bir değerimize daha sahip
çıkamadık! Bu gidişatla daha çok gemi de liman da yanar kül olur…”

Salih Görür; ‘Çok yazık milli servet sahip çıkamadık, üzüldüm…’

Üzülmeyecek gibi değil, tabii…

Şimdi bir de Selçuk Efes’in komşu ilçesi Kuşadası’na gidelim

Birçok kişi yanlış bilgiye sahiptir.

Doğrusu tarihle içiçe olan Selçuk İzmir’in önemli bir ilçesidir.

Turizmin Değerli Valimiz Özer Türk sayesinde, Türkiye’de ilk ele
alındığı ve o yıllarda ‘Türkiye’nin Avrupa Kenti’ olarak tanımlanan
Kuşadası ise Aydın’a bağlı…

Şunu da ilave edeyim:

O tarihlerde Lütfü isminde, sanıyorum Orta Doğu Üniversitesi inşaat
fakültesi mezunu idealist bir Belediye başkanı vardı.

Türkiye’de belki de ilk defa arazi mafyasına, ranta karşı geliyordu.

Dost canlısı idi…

Bir gün öldürüldüğü haberini aldım, ben de beynimden vurulmuşa döndüm,

Aynen Manisalı Eczacı dostum Neşe’nin kahpece mekanında öldürüldüğü gibi…



*- KUŞADASI’NDA VAR MI?

Yıllarca sayısız Kuşadası’na ama televizyonda maç nakli için ve
Kuşadası tanıtımı için haberler yapmaya giden meslektaşım Doğan
Karabulut, geçenlerde yolunu bu tanınmış şehrimize düşürmüş…

Eski halini bilen ve yaşayan Doğan Karabulut bu kez, “Kuşadası’nda
‘Belediye’ falan var mı?” diye soruyor.

Kuşadası ile tenkit edici yazıları TRT ile ilgili kentleri tanıtan
program yapan İbrahim isimle bir arkadaşım yapıyordu.

Kaybettik ve bir iki yerde bir iki satırla geçiştirildi.

Çünkü onun diğerleri gibi sahtekarlık yönü yoktu.

Adını yazmasını bile bilmeyen, hayatında bir kişiye bile yardımı
olmayan ama kendini duayen olarak gösterenlere nedense toplumumuz
büyük destek çıkıyor.

Bulunmaz Hint kumaşı gibi topluma tanıtılıyor, arkasından ahıtlar yakalıyor.



*- ÖMRÜNÜN BİR BÖLÜMÜ

Sözü ‘Gerçek haberci’ Doğan Karabulut’a veriyorum:

“Evet kapı-karşı komşu sayılırız ama çok uzun zamandır Kuşadası’na
gitmemiştim...

90’lı yıllarda ömrümün bir bölümünü geçirdiğim, ilerleyen yıllarda maç
naklen yayınları, haber ve belgeseller için de defalarca gittiğim
Ada’ya bir süredir iyice hasret kalmıştım...

Geçtiğimiz hafta sonu oradaydım...

Yine sarıldım Kuşadası’na, yine kucakladım ama büyük bir hayal kırıklığı ile.

Bu Ada, benim o güzel “Ada”m değildi artık.

 Neeerde Kuşadalıların “efsane başkan” dediği rahmetli Engin
Berberoğlu zamanındaki sade ama “capcanlı” Kuşadası, neeerde şimdinin
bir metropol gibi kalabalıklaşmış ama “geberik” Kuşadası!

Türkiye turizminin kalbi niteliğinde olabilecek kent, çarpık
kentleşmenin üzerinde duman gibi tüten toz bulutunun altında
“kıpırdanan” beton bir canavar misali!

Kent o kadar “niteliksizleşmiş” ki, o devasa oteller artık sadece
cehennemi sıcaktan kaçarak klimalara sığınmak zorunda kalan insanların
tercihleri gibi olmuşlar adeta.



*- İDDİALAR AĞIR

Tam bir “keşmekeş tablosu” ve bu manzara içinde -tabii olarak-
görülemeyen tek şey “Belediye” denen şey çünkü tabloya bakılırsa orada
Belediye yok gibi!

Belediye adeta “yok” olduğu için, imar planlarında “turizm” alanında
tesisleşme için ayrılan bölgelerin mesken olarak pazarlanması gibi
“makro” sorunlar da, rögar taşmaları, bitmeyen yol çalışmaları,
toplanmayan çöp dağları gibi “mikro”(!) sorunlar da Kuşadası’nın
üzerine “öldürürcesine” abanmış!

Yıllardır sakinleri tarafından üvey evlat muamelesi gördüğü söylenen
Davutlar ve Güzelçamlı havalisinin son halini görme fırsatı da
buldum...

Yazlık sitelerin büyük yoğunlukta olduğu bu bölgeler, merkeze uzak
oldukları için aynen “gözden ırak olan gönülden de ırak olur” durumuna
düşmüşler...

Gittikçe daha da betonlaşan bu bölgelerde Belediye’nin zafiyeti açıkça
görülüyor; yetersiz ve işe yaramayan altyapı yüzünden “iyileşmez yara”
halini alan ve vatandaşın tek başına halletmek zorunda kaldığı
foseptik çilesi, etraf sıcaklıktan kaynarken yapılan planlı-plansız su
kesintileri, onca kış ayı dururken tam da yazın ortasında (turizm
sezonunda yani!) başlatılan yol çalışmaları, sinek ordularını
engelleyemeyen göstermelik ilaçlamalar, sıradağlar halinde çöpler, leş
gibi kokan çöp konteynerleri falan filan!



*- ÖYLE BİR MANZARA Kİ!...

Davutlar demişken...

Hani şeytan sıkıldıkça dönüp dönüp kuyruğunu tartarmış ya;
Belediye’nin bunca acizliği bir yana bırakarak bir lunaparka kafayı
takması çok “tuhafıma gitti!”

Ahmet Aksakbağı’nın eski Atakent Gece Pazarı yeri denen mevkide özel
şahsa ait bir arazide kurmak istediği bir lunapark mühürlenmiş...

Gerekçe “ruhsat”...

Ama mühürleme lunaparkı kuranların ruhsat başvurusu sürecinde
evrakları tamamlamaya çalıştıkları sırada yapılmış...

Şimdi şu çıkmaza bakın; evrakların tamamlanması aylar sürüyor ve orada
sadece sezonun son 1 ayı kalmış!

Diyeceksiniz ki, “kara kaplı kitapta ne yazıyorsa o!” ama işte öyle
değil; görüşlerini aldığım yılların tecrübeli lunapark işletmecisi
Hakkı Yakut bambaşka şeyler söylüyor...



*- KARA KAPLI KİTABA GÖRE…

Lunaparkçılık camiasının en önde gelen isimlerinden biri olan Hakkı
Yakut, kendisinin aynı yerde sadece bir rüsum bedeli ödeyerek “olur”
aldığını, bizzat 15 yıl kadar lunapark kurduğunu ve hiçbir sorun
yaşamadığını söylüyor...

E eskiden serbestti de şimdi mi yasak oldu!

Ya da neyin serbest neyin yasak olduğu kişilere göre mi değişiyor?!

İnşallah nereye, kime ve ne kadar ödeme yapıldığına göre değişmiyordur!

Bu arada, “Kara kaplı kitapta ne yazıyorsa o!” diyenlere de
Belediye’nin kitaba uygun davranmadığına bir başka kanıt daha
göstereyim:

O lunaparkı kuranlar o alana tuvalet yapmak istiyorlar (Ne yapsınlar
yani oraya çukur kazıp sazlık dallarıyla hela mı yapsınlar!),
gidiyorlar Belediye’ye bunun için 600 küsur bin lira yatırıyorlar,
Belediye izin için ayrıca gecikmiş birtakım vergilerin de ödenmesini
istiyor, arazi sahibi onu da yapıyor.

Yaklaşık 1 milyonluk ödemeden sonra, sonuçta ne oluyor biliyor musunuz?

Paraları peşin alan Belediye kanalizasyon bağlantısını aylardır yapmıyor!

Elbette -olacak şey değil ama!- şimdi tuvalet falan yok!

Mesela bu konuda Belediye’yi kim mühürlesin acaba!

Ah bu belediyeciler ah...

Hep aynı!

Etrafta Belediyenin çözmesi gereken ama çözemediği için gittikçe
kanserleşen onca rezillik var “ilgilenen, bakan, gören, çözen yok!”



*- HAYDİ BAKALIM

Mesela “Allah’ın sahilleri” beachclub denen yerlerle parsel parsel
işgal edilmiş, insanlar denize giremiyor; “gören de, görmek isteyen
de, kulak veren de, duyan da yok”!

Oraları da mühürleyebiliyor musunuz?

Seçkin çevre aktivistlerimizin bir arada olduğu AYÇEP’in (Aydın
Kuşadası Çevre Platformu) Güzelçamlı’nın bakir koylarına yapılmak
istenen beachcluba karşı eylemlerinde insanlar sizi bizzat işgale
önayak olmakla suçlamamış mıydı!

Ben daha sana (yani seni yönetenlere!) ne diyeyim Kuşadası Belediyesi!

İlginç bir şey yani; insanları üzen, mahrum bırakan ve rencide eden
beachlere “sonsuz hoşgörü”, insanları gülüp eğlendiren küçücük
lunaparka zabıtanın kılıç-kalkan-mühür ekibiyle “saldırı!”

Allah iyiliğinizi versin; bana orijinali “Her baklavayı yediniz, bir
tek fıstıklısı mı kaldı” sözünü hatırlattınız:

“Her meseleyi hallettiniz, bir tek lunapark mı kaldı!?”

Aslında bugün “FRANSIZ PAPAZ OKULU KRİZİ!” ni ele alacaktım.

İzmit, günümüzün Kocaeli iline bağlı merkez ilçesi.

Cumhuriyetin ilanından kısa süre sonra, 20 Haziran 1924 tarihinde
adını taşıdığı İzmit Körfezi çevresindeki bölge, "Kocaeli" adıyla il
yapılmış olan ve bu ilin merkezi seçilen tarihi güzel şehir.

Tarihsel kaynaklar, bir zamanlar ağaç denizi olarak adlandırılan
bölgenin ormanlarının büyüklüğü nedeniyle, geçmişten itibaren İzmit ve
çevresinin bir donanma üssü ve gemi yapım merkezi olduğunu
göstermektedir.

İlk çağlardan itibaren gemilerin asıl hammaddesinin ağaçlar olduğunu
hatırlayacak olursak, ormanlarla tersanelerin ne ilgisi olduğunu
açıklamamıza sanırım gerek yoktur. Osmanlıların ilk zamanlarında
Karamürsel’de ve Bizans’tan alınan İzmit’te küçük de olsa tersanelerin
olduğu bilinmektedir.

Kesin bir tarih verilemese de 1330-1339 tarihleri arasında Osmanlılar
tarafından fethedildiği bilinen İzmit, Marmara Denizi’nde işleyen
gemilerin birçoğunun inşa edildiği yerdi.

Latinler döneminde önemini yitirmiş olsa da İzmit tersanesi Sultan
Orhan zamanında, küçük tonajlı gemilerin yapımına elverişli duruma
getirilerek, II. Abdülhamit dönemine kadar olan padişahlar tarafından
kalyon ve korvet inşa edilecek kabiliyetlere kavuşturulmuştur.

Her ne kadar 1908 yılına kadar bahriye nezareti kıyı teşkilatı içinde
yer alsa da buharlı gemilerin öne çıkmaya başlamasıyla birlikte 1905
yılında faaliyetleri durdurulmuştur.” Diyerek konuya girecek ve
üstatların araştırma ve ağızlarından tarihi bir gerçeği dile
getirecektim. Neyse başka bahara kalanların arasına katıldı…

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 367

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 220

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 374

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...