BAYRAM KİME, İŞÇİLER ÇALIŞIYOR, BELKİ DE COCUKLARA OKULLAR TATİL
*- GERÇEK EMEKÇİLERE HELAL OLSUN Emeğiyle, alın teriyle hayatını kazanan tüm emekçilerin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kutlu olsun. Alın teriyle hayatını var etmeye çalışan herkesin her zaman yanındayız.
Her kentin, her taşında, her sokağında ve her başarıda mutlaka değerli çalışanların yani emekçilerin imzası bulunuyor.
İçten ve yürekten çalışıp, işini en iyi şekilde yapan, sık sık işini aksatan ve rapor alarak ısrarla tembelliği öne alanlara da ‘yuh olsun’ diyorum.
Yazılarımda ‘gerçek’ sözcüğünü geçirtmeye neden olanlara da, yazılarımda ve genelde yine mesleğinin başına ‘iyi’ sözcüğünü koymamıza, koymanıza neden olanlara da ‘yuh’ olsun…
Bunların 1 Mayıs Bayramlarını da kutlamıyorum…
Bu tiplerin gönülleri ‘hoş’ tutulamaz…
Bunlar için ‘emekçi’ de denilemez…
Bunlar için sadece ‘tembel’ ve ‘ahlaksız’ diyerek aklımızdan geçenleri söyleyebiliriz.
Bu günü ‘Hak edenlerin’ yani gerçek emekçilerin 1 Mayıs Bayramları kutlu olsun.
Emek bir ömür sürer…
*- MÜCADELE SİYASETTEN GEÇER
İzmir’de 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü büyük bir coşkuyla kutlandı. İşçilerin buluşma noktası bu yıl da Gündoğdu Meydanı oldu.
İşçilerin marşlar söyleyerek doldurduğu alana gelen Başkan Tugay, burada yaptığı açıklamada işçinin, emekçinin hak ve hukukunun kutsandığı, değerinin hatırlandığı bir gün olduğunu söyledi.
Başkan Tugay, yapılan haksızlıklara karşı mücadele zemininin siyaset olduğunu belirterek, “Ben siyaset yolu ile mücadele eden insanlardan biri olarak, neyi hedeflediğimizi hiçbir zaman unutmadan çalışmaya devam ediyorum. Köylüden esnafa, kamu emekçisinden özel sektör çalışanına tüm kesimlerin 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı kutluyorum” diye konuştu.
Başkan Tugay, “Ülkemizde ve dünyada pek çok farklı alanda, pek çok farklı emekçi var. Okullarda öğretmenlik yapan, hastanelerde sağlık personeli olarak çalışanlar var. Gece gündüz sahada çalışan polis, zabıta, itfaiye personeli var. Hepsi emeği ile değer yaratıyor. Bu emek ülkemizi değerli kılıyor” dedi.
*- “Bu düzenin değişmesi için mücadele edilmeli”
İnsanların artık ‘geçinemez’ olduklarını söyleyen Başkan Dr. Cemil Tugay, o nedenle bu düzenin değişmesi için mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.
Bu mücadelenin yolunun da siyasetten geçtiğini ifade eden Tugay, “Yanlış durumlar, siyaset yolu ile değiştirilebilir. Ben siyaset yolu ile mücadele eden insanlardan biri olarak, neyi hedeflediğimizi hiçbir zaman unutmadan çalışmaya devam ediyorum ve devam edeceğim. Köylüden esnafa, kamu emekçisinden özel sektör çalışanına tüm kesimlerin 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı kutluyorum” diye konuştu.
*- KIYMETLİLERİMİZ
Murat Bakan milletvekili…
Hani babası Polis Başmüfettişi, annesi öğretmen olan dokuz kişinin katılı için Karayolu ile Kahramanmaraş’a varmak üzereyken telefon bağlantısında şunları söyledi:
“Bu arada birileri ‘itidal’ tavsiye ediyor.
En kıymetlilerimiz, çocuklarımız;
Sokakta oynarken güvende değil.
Okulda güvende değil.
Yeni doğmuş bebeklerimiz hastanelerde güvende değil.
Sonra bize dönüp bunun ‘siyasi’ olmadığını, ‘ideolojik malzeme yapılmaması’ gerektiğini söylüyorlar.
Hayır.
Bir ülkede çocuklar sokakta korunamıyorsa, öğrenciler okulda yaşatılamıyorsa, bebekler hastanelerde çetelerin eline düşüyorsa, bunun adı münferit olay değil; devlet yönetimi sorunudur.
Bu mesele politiktir.
Çünkü iktidar; riskleri önceden görmek, sosyal çözülmeyi analiz etmek, çocuklarımızın güvenliğini sağlamak, okulları güvenli hale getirmek ve kamu kurumlarını denetlemek için vardır.
Bunları yapamayanlar, sonra dönüp millete sükûnet tavsiye edemez.
Çocuklarımız güvende değilse, bu memlekette hiçbir şey yolunda değildir.
Ve bunun sorumluluğu, ülkeyi yönetenlerdedir.
Gerisini milletin vicdanına bırakıyorum…”
*- MUTLULUK BU MU?
Özgür Kaplan bir gününü anlatıyor:
“Dün 17 Nisan Köy Enstitüleri’nin kuruluş yıldönümüydü.
Dört ayrı yerde yapılan etkinliklere katıldım.
Öğretmenler, sanatçılar, akademisyenler ve halktan katılım vardı.
Bir yerde de, ‘Şiir Günü etkinliği ve ödül töreni’ yapıldı.
İzmirli Şair ve yazarların birçoğu oradaydı.
Derneklerine, kültür ve sanata, geleneklerimize, Cumhuriyet kazanımlarına varlıklarıyla değer kattılar.
Hiçbir salonda, hiçbir toplantıda bir kamu yöneticisi ve Belediye Başkanı yoktu.
Meslek Fabrikasında yanlarında olan, gaz yiyen, üzerlerine su sıkılan, gece ayazında titreyen STK’ ların temsilcilerini bu önemli günlerinde yalnız bırakmışlardı.
Haydi diyelim ki ‘işleri çok!’ gelemediler.
Ne bir kutlama mesajı, ne bir çiçek, ne de bir temsilci gönderme inceliğini de göstermediler.
İktidarın Belediyelerimiz üzerindeki baskısını, görüyoruz elbette.
Zor şartlarda gerçekleşen başarılı işlerini alkışlıyoruz, onlara destek veriyoruz.
Ancak Karınca misali çalışan STK’larımızın görmezden gelinmesi, destek görmemesi son derece üzücü.
Ağustos Böceği misali MUTLULUK bu mu?
*- GELMEYENLER!
Ayşın Eker de anlatıyor;
O değerli insanı anma töreninde ADD, gördüm, mutlu oldum.
Konak İlçeden bir kaç kişi, köy enstitüsü başkanını ve sevgili Mevlüt Kaplan'ı takdir ve kıymet verenlerden başka kimseyi göremedim, yine de bütün salon doluydu, ‘komşularım!’ diyenler nerelerdeydi acaba?
STK’lar, ‘dernek başkanıyım!’ diye geçinenler, menfaat mi göremediler de gelmediler, ya da başka etkinlik olabilir, Havagazı gibi başkanla resim çekilmekten fırsat mı bulamadılar?’
*- İLK AKLIMA GELENLER
Sevgili okuyucularım, eğer Köy Enstitüleri Kapatılmamış olsaydı:
Birincisi köyden şehre göç olmaz, bugünkü sıkıntılar yaşanmazdı.
İkincisi; Yoksulluk, hırsızlık, gasp olmazdı!
Devam edelim, sıralamayı siz koyun:
- Okumayan çocuk kalmazdı,
- Çorak toprak kalmazdı,
- Dışarıdan tarım ürünü almazdık,
- Dışarıdan sanayi ürünü almazdık,
- Üretim yapmayan fabrika açmazdık,
- Özelleştirme yapmazdık,
- Terör olmazdı,
*- Töre cinayetleri olmazdı…
*- TÖRENE KATILANLAR
Geçenlerde ünlümüz, değerimiz İlber Hocamızı binlerin katıldığı bir törenle toprağa verdik.
İzmir’de de bütün yurtta olduğu gibi törenler yapıldı.
Katılım kalabalıktı.
Şimdi bir de ‘tenkitçilere’ kulak verelim.
‘İçsel bir farkındalıkla’ yapılan ‘pozitif’ ya da ‘negatif’ anlatımı dinleyelim.
“Sağlığında değer göstermeden, bir kez olsun etkinlik düzenleyerek davet etmeyip, takdir etmedikleri, tek satır yazdığı kitapları okumadıkları aydınlar, sanatçılar üzerinden birtakım kişiler, yapılar ‘timsah gözyaşları‘ ile prim kazanma peşindeydiler, yine.
İş bu siyasetçi, yerel yönetici, vb kişicikler bugün de İlber Hoca gibi bir değerimiz üzerinden devam ettiler yollarına.
Semtlerinde, ilçelerinde, yanı başlarında yaşayan değerleri görmezden gelip, yalnızca ‘flaş’ isimlerle ilgili paylaşımlar yaparak değerli olunmuyor.
O insanlar ki değerlerimiz, zaten en kıymetlilerimiz, yakın durarak değer kazanmaya bakın sağlıklarında.
Sonrasında yaptıklarınız inandırıcı olmadığı gibi hiç de hoş görünmüyor.”
Birkaç kez de ‘Zengin ve ünlüler’in cenaze törenlerini anlattım.
Neyi fark etmiştim:
‘Üzüntü ya da sevgiden’ değil, kendine bir özel çıkış kapısı arayanlar hep oradadırlar.
Helalleşmezler…
Görünmek ve bir şeyler kapmak peşinde, menfaatçilerdir…
*- BÖYLE OLMALI
Şimdi de yine bir cenazeden ve yürekten gelen bir sesi paylaşacağım.
Bakalım birilerine kapak olacak mı?
‘Tencere yüzün kara, seninki benden kara!’ diye bir söz var ya, herhalde önceki anlatımımda olanlara ait olacak.
Bu tipler için söylenmiş…
Şimdi madalyonun diğer yüzene bakalım…
İyi ve doğru insanımızın arkasından paylaşılana;
“Değerli dostlarım,
Hayatım boyunca birçok kıymetli insan tanıdım.
Ancak bazı insanlar vardır ki, sadece tanıdığınız biri değil, hayatınıza iz bırakan bir rehber olur.
Prof. Dr. Ali Rıza Çınar benim için böyle bir insandı.
Kendisi, Türk hukuk dünyasında önemli izler bırakmış, hem akademide hem de yüksek yargıda görev almış çok değerli bir hukukçuydu.
Yargıtay üyeliği yapmış, Yargıtay Onur Üyesi, istinaf mahkemelerinin kuruluşunda emeği geçmiş, yazdığı eserlerle hukuk dünyasına ışık tutmuştur.
Ancak onu asıl büyük kılan; bilgisi kadar insanlığıydı.
Mütevazı, samimi ve adalet duygusunu kalbinde taşıyan bir gönül insanıydı.
Onu tanıyan herkes bilir ki, yanında insan kendini daha iyi bir insan olma yolunda hissederdi.
Bugün onu kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz.
Ama biliyoruz ki, bıraktığı izler yaşamaya devam edecek.
Ruhu şad, mekânı yüce olsun.
*- KAZANÇ BÖYLE OLUR
Onu tanımak bir kazançtı…
Onu kaybetmek büyük bir eksiklik.
Ama şunu çok iyi biliyorum ki; Ali Rıza belleğimizde, her zaman saygıyla ve gülümseyerek hatırlayacağımız, anılar bıraktı... (Aynur ve Kenan Cantaş)
Cenazesi bugün Şakirin Camiinde öğle namazından sonra Karaca Ahmet Mezarlığına defnedilecek…
***
Bir başka paylaşım:
“Tanıdığım gerçek hukukçu idi.
Onu tanımaktan onur duymuştum.
Allah rahmet eylesin…(Özcan Şen em Başsavcı)
Daha çok vardı iki kişiyi seçtim.
Demek ki, ölünün arkasından böyle samimi duygularla hitap edilip, saygı ile cenazesine gitmek lazım, doğru bildiğimiz insanların…
***
"Bu çok kıymetli vedalara, tüm kalbimle katılıyorum...
Ali Rıza abi, bilgeliğiyle olduğu kadar nezaketi ve o huzur veren insanlığıyla da hayatımızda derin izler bıraktı.
Onu tanımış olmak, o güzel sohbetlerine şahitlik etmek benim için her zaman bir ayrıcalıktı.
Mekanı cennet, ruhu şad olsun…”
Umarım sizler, bizler için de arkamızdan böyle güzel sözler söyleyip, yadenler bulunur.
*- YORULMUYORLAR
Ben yazmaktan, paylaşmaktan yoruldum ama bazıları ‘siyasi’ nedenlerle durmadan bir şeyler uyduruyorlar, menfaatleri gereği.
Buca metrusunun durumunu anlatmıştım.
Şimdi de karşımıza Çankaya Katlı Otoparkı çıktı.
Agora’nın bitişiğindeki bu önemli katlı otopark gerekli mi?
Evet, her ne kadar İzmir’in göbeğinde bir çirkinlik abidesi olmasına rağmen iş görüyordu düne kadar.
Ama ya bugün?
Bunu da, ‘söylenti yayanlara’ karşı İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin resmi, kamuoyu açıklamasından öğrenelim:
“Çankaya Katlı Otoparkı’nın yasal zorunluluk gerekçesiyle hizmete kapatılmasıyla ilgili bazı kesimlerce dile getirilen gerçek dışı beyanlarla kamuoyunda algı oluşturulmaya çalışıldığı görülmektedir.
Bu nedenle, söz konusu uygulamanın keyfi değil zorunlu bir işlem olduğunun bilinmesi açısından konuyla ilgili detayların hatırlatılması gereği doğmuştur.
Çankaya Katlı Otopark ve Alışveriş Merkezi binasının yer aldığı taşınmazda belediyemizin hissesi yüzde 46,5 oranındadır.
Geriye kalan yüzde 53,5 çoğunluk hissesi Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Ziraat Bankası’na aittir.
Söz konusu binada yaptırılan inceleme sonrası 07.01.2021 tarihinde tapu siciline “6306 Sayılı Kanun Gereğince Riskli Yapı" şerhi işlenmiş, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nün 26.05.2022 tarihli yazısı ile de söz konusu taşınmazdaki riskli yapı tespitinin kesinleştiği bildirilmiştir.
Bu süreçte riskli yapı tespitine ve yapının yıkımına itiraz edilerek dava açılmış ancak İzmir 4. İdare Mahkemesi’nin 08.03.2023 tarihli kararı ile itiraz reddedilmiştir.
Son olarak taşınmazın riskli yapı tespitine karşı açılan davanın İzmir Bölge İdare Mahkemesi 3. Dava Dairesi'nin 30.11.2023 tarihli kararı ile reddedilmesiyle birlikte temyiz yolu kapanmıştır.
Sonraki aşamada ise Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İzmir İl Müdürlüğü’nün 29.07.2025 tarihli yazısı ile söz konusu taşınmazın ilgili kurumlarca elektrik, su ve doğal gaz hizmetlerinin durdurulması ve yıkım işlemlerine başlanılması gerektiği bildirilmiştir.
*- YÖNETMELİK KAPSAMINDA
Bu kapsamda GDZ Elektrik Dağıtım AŞ tarafından yapıya bağlantı hattının 08.09.2025 tarihinde iptal edileceği duyurusu asılmıştır.
6306 Sayılı Kanun ve uygulama yönetmeliği kapsamında riskli yapı kararı kesinleştikten sonra maliklerce yapının yıkımı yerine güçlendirilmesi yönünde karar alınsa dahi gerek can ve mal güvenliği yönünden gerekse de yasal olarak yapının tahliye edilmesinin zorunluluğu tartışmasızdır.
Ayrıca riskli yapının tapu kaydında yer alan “riskli yapı şerhi” yapı yıkıldıktan veya güçlendirildikten sonra kaldırılmaktadır.
Bu doğrultuda yapının güçlendirilip ruhsat işlemleri tamamlandıktan ve tapudaki şerhin terkininden sonra kullanıma açılacağı da 6306 sayılı kanunda hüküm altına alınmıştır.
Kamuoyunda sık sık gündeme gelen mahkemece riskli olduğu kesinleşmiş yapıda yürütülmekte olan otopark hizmetinin durdurulma nedeni yasal zorunluluktur.
Binanın tapusundan riskli yapı şerhi kalkmadıkça, tekrar otopark işletmesi yapılması mümkün değildir.
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu şartlar altında şerhi kaldırma yetkisi bulunmamaktadır…”
Ben de bundan böyle söylentilere kulaklarımı kapatacağım.
Benden iyisini bilenler, nedense bilmezden geliyor.
İlla yasaların bilerek çiğnenmesini ve belediye başkanı ile yetkililere adliye değil cezaevi yolunun açılmasını istiyorlar.
Yani durumdan siyasiler pay çıkarmaya çalışıyor.
İşin özeti bulll
*- SELAMI VAR..
İsimleri ve mekânları bazen karıştırıyorum.
Şimdi okuyacağınız yazıyı, soy atlarını belirtmeyeceğim dostlarımdan ya Şadıman Hanım, veya Ayfer Hanım, o da değilse Vildan Hanım yazmıştır.
Hatta Ankaralı Sevgi de olabilir.
Çünkü gözü kara tipler diyebilirim, nasıl bazı dostlara ‘aykırı’ diyebiliyorsak, bu kadınlar için de ‘erkek gibi’ yani ‘çok cesurlar’ diyebiliriz.
Gelişmeler karşısında şöyle diyorlar:
“Evli olabilirim veya eşi ölmüş dul kadın olabilirim, hiç evlenmemiş veya evlenip boşanmış da olabilirim.
Sevgilimle yaşayabilirim. Flört de edebilirim.
Bir anne olabilirim ya da olmamayı tercih edebilirim.
Mini etek giyebilirim ya da türban takabilirim.
Gece dışarı, sabah koşuya, tek başıma tatile çıkabilirim, günlerce evimden adım atmayabilirim.
Çalışabilirim ya da ev kadını olabilirim.
Denize bikini ya da tesettürlü mayo ile girebilirim.
Herhangi bir dine mensup olabilir ya da hiç bir dine inanmamayı seçebilirim.
Sırf keyfim istiyor diye muhteşem yemek yapabilirim ya da canım istemiyor diye hiç yemek pişirmeyebilirim...
*- KAFANI DEĞİŞTİR
Ben eteğimi değiştirmeyeceğim, etek giydim diye aranıyorum sanan kişi sen kafanı değiştireceksin.
Evli değilim ‘başımda bir erkek yok’ diye gece eve geç geldiğimde perdenin arkasından ‘cık cık yaparak beni gözetleyen’ komşu, sen perdeni kapatacaksın.
Denizde beni süzen kişi, ‘ben denize girmekten vazgeçmeyeceğim’ sen önüne döneceksin.
‘Artık seninle olmak istemiyorum!’ dediğimde, üzerimde hak iddia etmeye çalışan kişi, sen yoluna gideceksin; ‘çocuk doğurmuyorum’ dediğimde ‘aaa ne demek çocuk yapmam’ diyen politikacı, sen işine bakacaksın. İnsanlara kadın işi- erkek işi diye rol biçenler, paylaşmayı öğreneceksiniz!!!
BİZ ÖNCE İNSANIZ...!
Tüm kadınlar adına sesimi yükseltiyor ve ben de sizi buna davet ediyorum.
Tüm Kadınlar saygı ve Sevgilerimle

*-
Bizden biri diyemeyeceğim Con Sinov imzası olan yazı şöyle:
“Tarihi fesliden dinleyen 100 yıllık İngiliz sevdalısı siyasal İslamcıların, ‘Kemalistler kilise meraklısı!’ demesine şaşırmıyorum!
Peki ya gerçek öyle mi?
"Sene 1924...
Lozan yürürlüğe girmiş, Mübadele Anlaşması kapsamında karma komisyon, sınır dışı edilecek Rumları tespit ediyor...
Hakkında sınır dışı kararı alınanlardan biri de İstanbul'daki Derkoi Metropoliti Konstantin Arapoglou...
Patrik 7. Gregorios, 17 Kasım 1924'te vefat edince, oldubittiye getirip yerine kim seçiliyor dersiniz?
‘Hakkında sınır dışı kararı bulunan Konstantin Arapoglou...’
*- ÖDÜN YOK!
Tabii Kemalist Türkiye kararından ödün vermiyor.
Ankara ayağa kalkıyor.
Bizim gericilerin ‘dinsiz, imansız!’ diye hakaret ettiği Kemalist mebuslar ateş püskürüyor.
Haliyle hükümet Patrikhane'nin seçimini tanımıyor.
Ankara'nın kararı üzerine Yunanistan Avrupa kamuoyunu ayağa kaldırıyor.
Tarihe dikkat;
Aralık 1924...
Altı ay önce Nasturiler ayaklanmış, beş ay önce İngilizlerle Musul nedeniyle çatışma yaşanmış, dört ay önce Bitlis'te Kürt İstiklal Komitesi deşifre edilmiş, iki ay önce Şeyh Sait gizliden gizliye isyan hazırlığına başlamış, Seyyit Abdülkadir İstanbul'da İngilizlerden destek arayışında, Vahdettin yanlısı Tarikatı Salahiye örgütü Anadolu'da Ankara karşıtı faaliyete çoktan geçmiş...
Yunanistan'ın patrik seçimi nedeniyle Avrupa'yı ayağa kaldırması boşuna değil.
Rejimi yıkmak için fırsat kollanıyor.
Hani bizim gericilere göre Kemalist Türkiye'yi İngilizler kurmuş ya(!) Daha 1924'te yıkmak için nasıl da dört koldan çaba harcıyorlar.
Ama Kemalistler bu ortamda bile hakkında sınır dışı kararı verilmiş metropoliti patrik olarak tanımak istemiyor.
Ulusal bağımsızlık konusunda o kadar saplantılı derecede takıklar.
*- GÜLE GÜLE ARAPOGLOU!...
Neyse, 28 Ocak 1925'te Arapoglou hakkında resmen sınır dışı kararı veriliyor.
Koskoca Patrik'i postalayacaklar.
Atina iyice deliriyor.
Türkiye ile savaşın eşiğine geliyorlar.
Atatürk o sırada Adana'da... Savaş riskini görür görmez trenle Ankara'ya yola çıkıyor. Vagonda haritalar serilmiş, harp oyunu oynanıyor.
Konya'ya kadar incelenmiş haritalar.
Neticede ‘Çekerim Yunan’ı Çatalca’ya kadar. Orada kuşatır, işini bitiririm’ demiş Gazi...
Geri adım yok.
Sonuç olarak Kemalistler papaz için taviz vermemiş.
Özetle edebiyatını yaptığınız Ayasofya'da kıldığınız her namazı Kemalistlere borçlusunuz.
Bu arada yaşananlardan tam 86 yıl sonra Arapoglou'nun kemikleri Türkiye'ye getirildi.
Hangi hükümet getirdi, gericiler bir zahmet baksın, öğrensin.
Ama oturarak baksınlar ki sonra düşüp bayılmasınlar!!!"
*-
Yorumlar yükleniyor...