BAŞIMIZDAN EKSİK OLMASIN, EDEP, TERBİYE ve İYİ HUY TAÇTIR
Köşe Yazısı

BAŞIMIZDAN EKSİK OLMASIN, EDEP, TERBİYE ve İYİ HUY TAÇTIR

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
09 May 2025 16 dk okuma 231

*- TIKLAMAK İÇİN! Her gün değişik mecralardan mesajlar geliyor; ‘Bizi takip edin!’ diyorlar. Dostları ve beğendiklerimi zaten takip ediyorum. Sanıyorum birçoğumuz aynı şekilde, aynı sistemi uyguluyor. Diyorlar ki; ‘Gazetemizi ve internet sitesini yakından takip ediniz!’ Nedeni belli: Gazete güçleniyor. Sayı artınca, devletten ve özel sektörden gelen mali destek ve ilanlar yaşamasını sağlıyor. Ne insanlar geldi geçti! Bu lafı yeri gelince söyleriz, ama ‘Ne gazeteler, dergiler, yazar

*- BAZILARI DOLANDIRICI

İzmir’de bazı haftalık gazeteler var ya, satışları sıfır, aboneleri de en fazla 30 kişi ya da firma, onlarla birlikte 50’sini dağıtırlar, büyük paralar kazanmanın karşılığı…

Yani dolandırıcıdırlar, bir sektörü, örneğin ekonomiyi ele alan bu dolandırıcı gazete patronları.

Gerçek gazete ve dergilerin, çalışanlarının ekmek paralarını kendi keselerine aktarırlar.

Bunları herkes bilir ama nedense kimse ses çıkarmaz.

Bu sahtekârlar, sözde gazetelerinin mobil uygulamasını telefonunuza indirmenizi, uygulama üzerinden sözde haberleri günde en az bir kez açmanızı; yakınlarınızın da uygulama indirmesini sağlamanızı zaman zaman isterler.

Bunu da ‘Basın özgürlüğüne sahip çıkmak’ adına yaptıklarını, dikkat çekmemek, üzerlerine şimşekleri çekmemek için yaparlar.

‘Bu işten para kazanacağız ve gönlümüzce harcayıp rahat edeceğiz’ demezler.

*- DİYEBİLSELER

Halbuki, ‘Bizim emeğimizin karşılığı para kazanmamıza yardımcı olun!’ deseler, daha fazla etkili olurlar.

‘Tıklayan’ sayıları da artar.

Aydınlanmadan, çağdaşlıktan ve özgürlükten yana mücadelesiyle örnek olan, Türk basın sektörünün önemli medya gruplarına ‘tamam’ diyorum.

‘Sarı Basına’ yani çalışanları dahil herkesi dolandıranlara, emek hırsızlarına da ‘hayır’ diyorum.

Toplumun bilinçlenmesi, çok sesliliğin sağlanması ve bağımsız habercilik ancak özgür bir basınla mümkün olabilmektedir.

Basın meslek ilkeleri doğrultusunda habercilik yapan, hakikatin serbestçe dolaşımını sağlamak için canla başla çalışanlar kıvanç kaynağımız.

Bir kez daha vurgulamak istiyorum, gerek medyada gerekse yaşamda karşılaştıklarımız, işyerlerimiz mesleklerini baskı altında kalmadan, insanlara insan gibi bakan davranan ve kandırmaca, aldatmaca, yapmayanları destekliyor, diğerleri ile çapımızda da olsa mücadeleye devam edeceğiz.

‘Ekmek parasına’ evet, ‘dolandırıcılığa’ hayır!...

*- ÖNYARGILI OLMAYALIM

Doğan Karabulut’u okuyucularım tanır.

Sürekli takipçisi ve okuyucusuyum.

Yazılarından çok yararlanırım.

Bu kez yazısına, (Dikkat: Önyargılılar için önemli not: İlk satırlarda aldanmayın; bu bir futbol yazısı değildir.) notuyla başlamış.

Merak ve ilgi ile okudum, dünya futbolundan ve önemli maçlardan örneklere bayıldım.

Süper ligi garantileyen bir takımımızın Kocaeli’nin son durumunu ve yenilgilerini ele alarak, ‘Son 3 maçında 11 gol yemesini’ eleştirerek, ‘Olur mu böyle şey!’ diyerek sorguluyor.

Benim de, bir noktada ‘gıcık’ kaptığım olayı da şöyle naklediyor sevgili Doğan Karabulut;

“Spikerler maç anlatırken bu durumu ‘normal’ bir şeymiş gibi gösterip ‘olağanlaştırmak’ için ‘hedefine ulaşan bir takımın son maçlarda konsantrasyonunu sağlaması biraz zor oluyor tabii’ falan filan gibi şeyler söyleyip duruyorlar...

Olur mu hiç?’

*- HAK YENMİYOR MU?

Kendine yarayan sonucu aldıktan sonra böyle her maçını kaybedersen, -devam eden yarışa haksız bir müdahalede bulunarak- ‘hak etmiş olanların’ yolunu kapayıp, hak etmemiş olanlara yol açmış oluyorsun, açık bir biçimde!”

Siyasette de böyle…

Ama ‘Her yerde böyle değil.’ Diyen Sevgili Doğan Kardeş, Avrupa liglerinden ve siyasetinden de önemli örnekler ve mesajları sıralıyor.

Sonuç mu?

“Önce, ‘ilke’, ‘erdem’, ‘tutarlılık’, ‘ruh’ vesaire konularında ‘üniversitelerde tez konusu olabilecek’ şeylerin yaşandığını anlatıyor, yazarımız.

‘Kazanan kazanmak için elinden geleni yaptığı, yenilenin, kaybetmemek için varını yoğunu ortaya koyarak direniş gösterdiği kaç maçı anımsıyorsunuz?’ diye ben de bu arada sorayım…

‘İlke’ denen şey işte bu, herhalde!

İlkelerimiz öldü mü?

*- İLKELER ÖLMEMELİ

Bir de ‘ruh’ denen kavram vardı bir zamanlar.

Doğan Karabulut’un belirttiği gibi, ‘Koşullar ne olursa olsun, ilkeler hep ayakta kalmalı; hiçbir zaman ölmemeli.

Ne oluyor ilkeler ölünce...

Siyasetimizde görüyoruz neler olduğunu...

Siyasetimiz de sonucu garantileyince işin ucunu bırakıverenlerin başrol oynadığı süreçlerle dolu.

Ne oldu birbirlerine meclis kürsüsünde, partilerinin grup toplantılarında, mitinglerde etmedikleri hakareti bırakmayan liderler?

Şimdi yan yanalar.

İstedikleri sonucu aldılar, işin sonunu bırakıverdiler...

‘İlke’ denen şeyler ‘ölmüş’ gibi görünse de memleketin geleceğine olan umut ışığını asla söndürtmeyecek adamlar hala var!

Moral bozulmamalı, güven gitmemeli, geleceğe umutla bakılmalı ki, gelecek bizleri güzellikleri göstermeli…

*- ŞİMDİ DE MERSİN’DEYİZ

Mersin'e dair tarihi bir hikâye;

1900’lü yılların başı... Yer Mersin!

1860’lı yıllarda başlayan ‘Amerikan iç savaşı’ sonrası Çukurova’da pamuk üretimi başlar ve Mersin ‘Çukurova'nın ihracat ve ticaret merkezi’ haline gelir.

Şehirde ‘12 konsolosluk’ ile çok sayıda yabancı acenta ve temsilcilikler vardır.

Birçok yabancı işadamı yaşamakta ve ticaret yapmaktadır.

Yoksul ailelerin çocukları ise hamallık yaparak, yoğurt pazarından (bugün hala Yoğurt Pazarı olarak mevcuttur)veya limandan alışveriş yapanların yüklerini taşıyarak ailelerine katkıda bulunmaktadır.

12 yaşındaki Memet de bunlardan biridir.

*- MEMET’İ ÖLDÜREN LORD!

Mersin'de yaşayan İngiliz Lord Thompson, bir gün yurt dışından gelen eşyalarını taşıtmak için Memet’i çağırır.

Memet, eşyalar çok ağır olduğu için ilk anda kaldıramaz, fakat çevresindekilerin yardımıyla yük Memet’in sırtına yüklenir.

Lord’un malikhanesinin taş avlusuna taşır yükü.

Ve parasını ister.

Fakat lord ödemez parayı.

Memet ısrar edince elindeki topuzlu bastonla Memet'in kafasına vurur ve Memet oracıkta ölür.

*- İNGİLİZ KENDİNE GÜVENİNCE (!)

O sırada Mersin'in başında yönetici olarak mutasarrıf Nazım Paşa bulunmaktadır.(Mutasarrıf ,Vali ile aynı yetkilere sahip idarecidir)

Nazım Paşa olayı duyunca derhal lordu makamına çağırır.

Lord suçunu inkâr etmez.

Osmanlı kanunlarına göre cezası ölümdür, fakat lord İngiliz olmasına güvenir ve kapitülasyonlar uyarınca kendisine yargılama yapılamayacağını söylemektedir.

Fakat Nazım Paşa lordu derhal tutuklatıp, mahkemeye gönderir.

*- MERSİN’İ BOMBALAYACAKLARDI

Olay İngiliz konsolosluğu aracılığıyla Mersin açıklarında bekleyen İngiliz savaş gemisine ve İstanbul'a akseder.

İngiliz savaş gemisinin komutanı, lord serbest bırakılmazsa, Mersin'i bombalayacağını söyler.

Nazım Paşa bunun üzerine şehirdeki yabancıların, Mersin dışına çıkışını yasaklar.

Lordu hızla mahkemeye çıkarıp, idam kararı verir ve bugünkü Yoğurt Pazarı meydanında darağacı kurdurup asar.

Ayrıca savaş gemisinin şehri bombalaması halinde tüm İngilizleri asacağını söyler.

Ve böylece şehir bombalanmaktan kurtulur...

*- VUKUATLI PAŞAMIZ

Konu padişah 2.Abdülhamit'e aksettiğinde artık çok geçtir, lord asılmıştır.

Zaten Nazım Paşa birkaç yıl öncesinde de Avusturya başkonsolosunu kovmuştur.

Yani vukuatlıdır...

Abdülhamit'e İngilizler tarafından, Nazım Paşa'nın cezalandırılması yönünde büyük baskı vardır.

Abdülhamit bunun üzerine, Nazım Paşa'yı bir liman ve ticaret kenti olarak dış dünyaya açık olan Mersin tasarrıflığından alır ve Kayseri mutasarrıflığına atar.

12 yaşındaki bir çocuk için, gözünü kırpmadan İngiliz lordunu asan, şehrin bombalanması tehditlerine dik durarak gerekli cevabı veren o Nazım Paşa; Nazım Hikmet'in dedesidir.

*- HAYATIMIZDAKİ ELEKTRİK

Yıllarca spor spikerliği yapan, Yazar Doğan Karabulut’tan sonra şimdi de ‘Spor Yazarı- Akademisyen’ Murat Adıtatar’a söz verelim, ‘elektriği’ anlatsın;

‘Hava, ekmek, su kadar değerli bir kavram var hayatımızda; Elektrik…

Eski çağlarda ateşi bulan insanlar, meşale ve benzeri araçlarla karanlığı aydınlatma yollarını aradılar.

Sonra petrol ürünü olan gaz yağı aydınlatma aracı olarak yerini aldı.

Ardından elektrik hayatımıza girdi.

Esasen elektriğin varlığı çok eski çağlardan itibaren biliniyordu.

Antik Dönemde MÖ 600 civarında, Miletli (Didim) Thales, kehribar (Yunanca: elektron) çubuğunu kumaşla ovaladığında küçük parçacıkları çektiğini gözlemledi.

Bu, elektrostatik elektrik ile ilgili ilk kayıtlardan biri...

1600’lü yıllarda İngiliz bilim insanı William Gilbert, ‘De Magnete’ adlı kitabında kehribarla ilgili elektriksel olayları inceledi ve ‘electricus’ terimini ortaya attı.

1752’de Benjamin Franklin ünlü ‘uçurtma deneyi’ ile yıldırımın elektriksel bir olay olduğunu gösterdi.

Bu deney, elektriğin atmosferde de var olduğunu kanıtladı.

1800’ler... İtalyan bilim insanı Alessandro Volta ilk ‘elektrik pili’ni icat etti. Bu, sürekli elektrik akımı üreten ilk cihaz ve modern elektrik üretiminin temeli olarak kabul ediliyor.

1820–1831 arasındaki dönemde Hans Christian Orsted, elektrik akımının manyetik alan oluşturduğunu keşfetti.

Michael Faraday, ‘elektromanyetik indüksiyon’ ilkesini buldu.

Bu keşif jeneratörlerin ve elektrik motorlarının temelini oluşturdu.”

*- KEŞKE OLMASAYDI

Murat Adıtatar araştırmasını sürdürüyor:

“1879’da Thomas Edison ‘kullanışlı ve uzun ömürlü akkor ampulü’ icat etti ve elektrikli aydınlatmayı yaygınlaştırdı. (Bazen keşke icat etmeseydi diye düşünmeden edemiyoruz. Zira geceleri aydınlatarak biyolojik ve sirkadyen ritmimizi bozdu.)

(Benim Notum: İzmir Büyükşehir Belediyesi bir süre alınan kararla, geceleri belirli bir saatten sonra büyük aydınlatmaları yasakladı ve kendisi uygulamayı başlattı)

1880’lerde çağın en büyük mucitlerinden Nikola Tesla, ‘alternatif akım sistemini (AC)’ geliştirdi.

Bu sistem, günümüzde elektrik iletiminde dünya çapında kullanılmaktadır.

Elektrikli motorlar, indüksiyon ocakları, yüksek gerilim hatları, kablosuz enerji transferleri ve günümüzdeki kablosuz şarj cihazlarının temelini atan Tesla’dır.

Özetle, Volta elektriği üreten, Faraday hareket ettiren, Tesla ise taşıyan ve dağıtan kişidir.

*- ELEKTRİK ALAMAYINCA?

Endüstri 2.0 denilen ikinci sanayi devrimini başlatan elektrik, insanların yaşamını da kökten değiştirmeye başladı.

Şehirler gece aydınlatıldı.

Haberleşmede, iletişimde çağ atlandı.

Elektrikli trenler başta batı ülkeleri olmak üzere birçok memlekette ulaşımı rahatlattı.

Elektrikli ev aletleri ile müthiş kolaylıklar sağlandı.

60-70 yıl önce Türkiye’de çok az evde bulunan merdaneli çamaşır makineleri vardı.

Şimdi ise çamaşır, bulaşık, kurutma makinesi, buzdolabı, elektrik süpürgesi olmayan ev yok.

Akıllı robotlar evleri silip süpürüyor.

Son yılların gözdesi haline gelen elektrikli otomobiller, benzinli ve dizel araçların sonunu getirecek gibi görünüyor

Elektrikli güvenlik sistemleri evleri, işyerlerini koruyor.

Ez cümle, elektrik hayatımızın tam merkezine oturdu.

Hatta kavram olarak ilişkileri de etkiledi...

‘Senden elektrik alamadım’ diyerek arkadaşlıklarını bitiren, sevgilisinden ayrılanlar bile var.

*- HAYATIMIZDAN ÇIKARSA

İyi hoş da...

Ya elektrik hayatımızdan çıkarsa neler olur?

Tek kelimeyle kaos...

Çünkü...

Hastaneler elektrik gittiğinde neredeyse tamamen iptal oluyor.

Ameliyatlar yapılamıyor, cihazlara bağlı yaşayan hastalar ölümle burun buruna geliyor.

Bankalar dijital sisteme geçiş yaptığı için para trafiği kesintiye uğruyor. Hatta hesaplar silinebiliyor.

Kredi kartları çalışmıyor.

Metro, tramvay devre dışı kalıyor.

Ulaşım sistemi iptal oluyor.

Bunun en yakın örneğini kısa bir süre önce gördük.

*- AVRUPA KARIŞTI

28 Nisan’da İspanya, Portekiz ve Güney Fransa’yı etkileyen büyük çaplı elektrik kesintisi, milyonlarca insanı saatlerce elektriksiz bıraktı ve çeşitli alanlarda ciddi zararlara yol açtı.

Neler yaşandığını madde madde sıralayalım...

- İspanya’da en az 7 kişi, kesinti sırasında meydana gelen olaylar nedeniyle hayatını kaybetti.

Bu ölümler arasında, jeneratör dumanı nedeniyle zehirlenme ve mum kaynaklı yangınlar bulunuyor.

- Katalonya’da, 25 kişi, jeneratörlerin yanlış kullanımı sonucu yaralandı.

- İspanya İşverenler Konfederasyonu (CEOE), kesintinin ülke ekonomisine yaklaşık 1,6 milyar avro zarar verdiğini tahmin ediyor.

- Tüm tren seferleri durduruldu ve yaklaşık 35.000 yolcu mahsur kaldı.

Madrid Barajas Havalimanı dahil olmak üzere birçok havalimanı yedek sistemlerle çalıştı; bazı uçuşlar ertelendi.

- Trafik ışıkları devre dışı kaldı, metro hatları boşaltıldı ve şehir içi ulaşımda kaos yaşandı.

- Hastaneler yedek jeneratörlerle çalışmak zorunda kaldı; bazı acil servisler sınırlı hizmet verebildi.

- Oksijen cihazına bağlı hastaların durumu kritik hale geldi; bu durum bazı ölümlere neden oldu.

- İnternet trafiği normal seviyelerin %17’sine düştü.

- ATM’ler ve dijital ödeme sistemleri devre dışı kaldı; bu durum ticareti ve günlük yaşamı olumsuz etkiledi.

*- TARIMDAN SOFRAYA KADIN ELİ

Ayvalık ‘Küçükköy Üretim Mutfağı’nda üretime katılan kadınlar, mutfakta kullanacakları ürünlerin fidelerini de teker teker kendileri diktiler. Altınova’da bulunan 14 dönümlük tarlaya, Küçükköy Üretim Mutfağı’nda değerlendirilmek üzere, 3 çeşit biber, 2 çeşit domates ve patlıcan fideleri dikildi.

*- BAŞVURULAR SONUÇLANDI

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın sosyal adalet ve eşitlik hedefiyle orta ve dar gelirli vatandaşları konut sahibi yapma hedefiyle başlattığı ‘Egeşehir Menemen Konutları Projesi’ için başvuru sürecinde önemli bir aşama daha geride kaldı.

Başvuru sahipleri http://www.egesehir.com.tr/ adresinde yer alan Başvuru Sorgulama Sistemi üzerinden sonucu öğrenebiliyor.

*- ADAY MEMURLAR YEMİN ETTİ

İzmir- Karabağlar Belediyesi’nde görev yapan aday memurlar, düzenlenen törenle yemin ederek memuriyet statüsüne resmen geçti. Törende 16 aday memur, masalarda bulunan Türk bayrakları önünde okunan yemin metnini hep bir ağızdan tekrarlayarak devlete bağlılık ve sadakat sözü verdi.

Törende konuşan Kadın Başkan Helil Kınay, ‘Hep beraber daha iyi günlerde sayımızı, inancımızı, mücadelemizi ve izimizi büyüterek yolumuza devam edeceğiz. Umarım sizler de bu yolculukta yeni arkadaşlarınıza el vererek dayanışmayı ve gücü büyütürsünüz’ dedi.

*- İNANDIRICI OLMALI

24 yaşında MHP’den Ayvalık Belediye Başkanı seçilen, ihracatçı Bilge insan Ali Güreli yazmış;

‘Düştükleri seviye çok enteresan!

İmamoğlunun metresi varmış ve voleybolcuymuş üzerine iki ev yapmış bir de Audi almış vs vs.

Farkında değiller ki o meydanları dolduran milyonlarca genç insan onlardan zeki ve bu tür hikayelere itibar etmezler.

Yani çokta fifi.

Onlar faşizme karşı özgürlük mücadelesi veriyorlar.

Ama madem birine kumpas yapacaksınız kullandığınız elemanlara biraz daha özen gösterin ya bu kadar kaşar mı bulduklarınız?’

Hukukçu Ayla Ergüven Ülük şunları yazmış:

‘Edep, terbiye ve iyi huy, Allah’ın nurundan bir taçtır, Onu başına koy istediğin yere git! Her yerde itibar görürsün…’

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...