BAŞARIYI BİLGİ, GÖZLEM, DENEYİM GETİRİYOR
*- MÜHİM DEĞERLER Gazi Mustafa Kemal Atatürk ne demişti: “Ne şahsiyetini kaybet ne de vicdanını. Bunlar seni insan yapan en mühim değerlerdir. Bir de akıl var ki, aklı da yönlendiren bu iki değerdir." Olgun insan, bir teraziye benzer. Terazinin bir tarafında insan olmanın, makam mevki sahibi olmanın yetkileri, bir tarafta ise kapasite bulunur. İşte olgun insan bu dengeyi sağlayan ve koruyan insandır.
*- ZİHNİMİZİ YORMAYALIM
Bazen en büyük özgürlük, birinin neden öyle davrandığını çözmekten
vazgeçtiğimiz anda başlar.
Her davranışın mantığını anlamak zorunda değiliz.
Çünkü bizim yapmayacağımız şeyleri başkasının neden yaptığını çözmeye
çalışmak, çoğu zaman sadece zihnimizi yorar.
Belki de mesele onları anlamak değil; kendi kalbimizin neye izin verip
neye vermediğini fark etmektir.
Kalbinizin hâlâ temiz kalabilmesi bir zayıflık değil, korumanız gereken bir güç.
*-DOYUYORUZ, BESLENEMİYORUZ
Toprak verimsizleştiğinde, içindeki mineraller azalıyor.
Bitki büyüyor ama içi boş büyüyor…
Biz de o bitkileri yiyoruz, doyuyoruz ama beslenemiyoruz.
İşte bu yüzden vücut eksik kalıyor.
Eksik kaldıkça yorgunluk, halsizlik, stres, saç dökülmesi, cilt
sorunları artıyor.
Yani mesele sadece yemek yemek değil…
Mesele, gerçekten beslenebilmek.
Artık bu döngüyü fark etme zamanı.
Toprağı kirleten sistemin içinde kaybolmak yerine, doğal olana dönmek,
temiz beslenmek, vücudu desteklemek gerekiyor.
Çünkü sen ne yersen, aslında toprak da o oluyor.
Toprak ne kadar sağlıklıysa, sen de o kadar canlısın.
Vücuduna sahip çık.
Toprağına sahip çık.
Çünkü ikisi de aynı nefesi paylaşıyor.
*- GİDİP GELMECE
Ne güzel söylemiş söyleyen:
"Yara bandıyla, Koşu bandı arasında gidip geliyoruz..
Yaralarımız kabuğa, Ayaklarımız toprağa hasret..
Hızla yaşlanırken,
Hayat kapağı açık kalmış kolonya şişesi gibiyken,
Odanın bir ucuna oturmuşuz,
Gençliğimizin buharlaşan esansını kokluyoruz...
*- ORGANİK
Yeni dünya dedikleri bu olsa gerek:
Organik ekmek,
Organik yumurta,
Organik yoğurt…
Köyümüze gitmek yerine,
Milyonluk şehirlere köyü getirmeye çalışıyoruz...
Yakında marketlerde yerini alır mı bilmem;
‘Dert dinleyen dost’
‘Kin gütmeyen arkadaş’
‘Satmayan organik yoldaş’
‘Gezen insan çocuğu’
‘Hayırlı evlat mayası’
Belli mi olur, on sene sonra,
Belki organik insan alıyor oluruz...
*- HEP YORGUNUZ
Demem o ki;
Hep çok yoğun
Hep çok yorgunuz..
Köy uzakta,
Şehir kalabalıkta,
Dostlarımızın nesli azalmakta..”
Selam olsun
eskimeyen dostluğa
Selam olsun
Eskimeyen dostlara.
*- UNUTMAMALIYIZ
21 Ağustos Uluslararası Sualtı Kültürel Miras Günü’nde, Bodrum’un
sualtı arkeolojisi tarihindeki önemli yerini ve bu alana emek veren
isimleri bir kez daha hatırlıyoruz.
Bodrum, sualtı arkeolojisinin bilimsel ve kurumsal gelişiminde önemli
bir yere sahiptir. Bu gelişimin temelinde yalnızca arkeologların
çalışmaları değil; denizleri yakından tanıyan süngercilerin ve
balıkçıların bilgi, gözlem ve deneyimleri de bulunmaktadır.
1958 yılında bölgeyi ziyaret eden gazeteci ve araştırmacı Peter
Throckmorton, Bodrumlu sünger dalgıçlarından Gelidonya Burnu
açıklarında, bakır külçelerle birlikte sualtında yatan eski bir gemi
batığı bulunduğunu öğrenmiştir.
Bu bilginin ardından George Bass ve genç dalgıçlardan oluşan ekibi,
1960 yılında Gelidonya Batığı’nda bilimsel yöntemlerle bir sualtı
kazısı gerçekleştirdi.
Sualtı arkeolojisi açısından bir dönüm noktası niteliğindeki bu
çalışma; Sualtı Arkeoloji Enstitüsünün (Institute of Nautical
Archaeology–INA) kurulmasına, Bodrum Kalesi’nin Sualtı Arkeoloji
Müzesi’ne dönüştürülmesine ve INA Bodrum Araştırma Merkezi’nin
oluşumuna uzanan sürecin temellerini attılar.
Uluburun Batığı’nın 1982 yılında bulunması ise süngerciler ile bilim
insanları arasındaki bilgi paylaşımının sualtı kültürel mirasının
keşfedilmesindeki önemini bir kez daha ortaya koydu.
Bugün; sualtı kültürel mirasının bulunmasına, bilimsel yöntemlerle
araştırılmasına, korunmasına ve gelecek kuşaklara aktarılmasına katkı
sağlayan sualtı arkeologlarını, süngercileri, balıkçıları ve tüm
araştırmacıları saygıyla anıyoruz.
Bodrum Kalesi ve Müzesi’nin unutulmaz, uluslararası ünü sahip Oğuz
Alpözen’den temin ettiğim konunun fotoğrafında, Soldan sağa Yaşar
Yıldız, Rafet Kaptan, Feyyaz Subay, Mehmet Çakır ve Aşkın Cambazoğlu…
(23.10.1982 — Uluburun Batığı’nın bulunmasının hemen ardından.)
Yorumlar yükleniyor...