BALÇOVA'NIN HABERİ YOK!
Köşe Yazısı

BALÇOVA'NIN HABERİ YOK!

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
07 Mar 2025 19 dk okuma 122

*- KAÇ KİŞİ VAR? İzmir’in Balçova ya da Urla’sı denilince aklıma hemen araştırmacı – yazar Gürol Tulunay geliyor. Geçenlerde anımsatmıştı: ‘Yıl 1930, aylardan mart ve ayın 3'ü Atatürk Balçova’da...’ demişti. Hatta bu konuda bir de makale yazmış şöyle demişti: ‘Atatürk’ümüzün Balçova’ya gelişinin 95. yılı kutlu olsun...’ Merak ediyorum: Acaba, İzmir’in Körfez ilçeleri yeni yazlıklara çıkışının merkezi olan Balçova’da bu önemli günü bilen kaç kişi var? Hatta belediye kayıtlarında bulunuy

*- AYLIK ÖDEMELER DÜŞÜRÜLMELİ

‘Kestane kebap, hemen cevap!’ diyen Gürol Tulunay, gece yarısı kaleme sarılmış;

‘Selam Eyice; ben yazılarının içinden İZMER Büyük Şehir Belediyesinin yapacağı sosyal konutları ve atık toplama konusunda aktaracaklarımı yazmak istiyorum...

Büyük şehirin yapacağı sosyal konutlar için ancak tebrik ederken, aylık ödemelerin fazla olduğunu düşünüyorum.

‘Her şeyin pahalı olduğu zamanımızda ancak böyle ve bu fiyata yapabiliyoruz!’ dediklerini duyar gibiyim.

Ama adı ‘sosyal’ olan bir konutun, daha ucuza çıkması için biraz daha düşünmelerini tavsiye ederim.

Onlar sosyal konut olacağı için bir yerlerden tasarruf edilebilir düşüncesindeyim...

İkincisi ise: atık toplamak içinde yazacaklarım var.

*- TAKİBİ ÖNEMLİ

Biz Narlıdere Ilıca mahallesinde oturuyoruz, İzmir bu konuyu daha evvel de gündeme getirmişti, mavi torbalar verilmişti.

Hepimiz işe sarıldık ve her gün torbaları doldurduk.

Sonra torbalar verilmez oldu ve bir gün atıkları toplayan arkadaş, ‘bunları getirmeyin sadece ambalaj mukavvalarını alabilirim!’ dedi.

Oysa o ambalaj kağıt ya da mukavvalarından başka ayrışması yapılacak olan diğer maddelerde var.

Yapılacaksa; bıkmadan, usanmadan bu işin üstüne gidilmelidir, diye düşünürüm.

Bende o zaman görevlimize, ‘Benim torbamı çöp kutularına atma onun yanına koy ki kâğıt vs. toplayanlar, temiz ürünleri alsınlar’ tembihimi yaptım.

Ve bu böyle yapılmalıdır.

Belediye ile bir alakası yoktur.

En azından ‘toplayıcılar eliyle toplama yerine gitsin’ diye düşündüm.

O nedenle, bu görev, daha özenli ve dikkatli yapılmalıdır, diye düşünüyorum.

Sana kolaylıklar ve esenlikler dilerim Eyice…’

*- BAŞKAN DEĞİŞİNCE

Sevgili takipçim, okuyucum Gürol Tulunay, bir zamanlar uygulaması yapılan çöp toplama işinin, belediye başkanının değişimiyle birlikte yapılmadığını ve unutulduğunu belirtti.

‘Devlette daimilik vardır’ deriz de, nedense uygulamada çoğu zaman geri kalırız.

Yani devamlılığı unuturuz, Gürol beyin örneğinde olduğu gibi.

Sevgili Gürol Tulunay, yazısının sonunda bana da dokundurmuş…

Haklı, kaç kez, bahsettiği bir iki konuyu ele alacağımı belirttim ama gerekeni yapmadım.

‘Yapamadım!’ demiyorum çünkü gerçek belirttiği gibi.

Bir başka gerçek de şu:

‘İzmir de bir virüs var, yazılan makaleleri okumama gibi…’

*- EMEĞİNİ, YILLARINI ÇALMIŞLARDI

Filiz Kasapoğlu yönetimindeki, ‘Mermer Sektörüne’ yönelik ‘Stone Magazin’ onuncu yılında.

Yılda 6 kez düzenli olarak yayınlanan Stone Magazin yöneticilerini, emekçilerini kutluyorum.

Filiz Kasapoğlu’nun önceki meslek yıllarını biliyorum.

Gözü açık, devleti ve kurumları da aldatmak için bin bir takla atan o iki patron müsveddesinin, Kasapoğlu ve diğer arkadaşları üzerinden nasıl emek sömürüsü yaptığını da…

Sektördeki Türkiye’nin önemli isimleri görüşlerini ve uzmanlık alanlarını bu dergide yazarak paylaşıyorlar.

İçlerinden birini rastgele aldım.

İMİB Yönetim Kurulu Üyesi Nejat Kordel, doğal taşın afetlere karşı direncini vurguluyor.

Kordel, ‘Doğal taş, karbon ayak izini düşüren ve uzun ömürlü yapısıyla, çevre dostu bir malzemedir.

*- DEPREME. YANGINA DİRENÇLİ

Tarih boyunca dayanıklılığını kanıtlamış olan bu yapı malzemesi, depreme ve yangına karşı yüksek direnç sunarken, geri dönüştürülebilir yapısıyla da ekolojik dengenin korunmasına katkı sağlıyor’ diyor.

Kordel. Doğal taşın ekonomik ve estetik avantajlarına da dikkat çekerek.‘Bu değerli malzemenin daha fazla kullanımı için sektör temsilcileri, devlet kurumları ve yatırımcıların ortak hareket etmesi gerekiyor’ diye konuşuyor.

Doğal taşın yangına ve doğal afetlere karşı yüksek dayanaklılığa sahip olduğunu belirten Kordel, deprem riskine karşı sağlam yapılar inşa edilmesi için bu malzemenin önemine dikkat çekiyor.

Ekonomik avantajlarına da değinerek, ‘Doğal taşın uzun ömürlü yapısını ve düşük bakım giderleri, onu ekonomik bir seçenek haline getiriyor.

Aynı zamanda estetik görünümüyle bazı mimar ve tasarımcılar tarafından da sıklıkla tercih ediliyor’ diyor.

*- KARAR BİR SANİYEDE VERİLDİ

Anımsıyorum:

Büyük Patron Dinç Bilgin, Aydın Bilgin ve ben yani üçümüz, Sabah tesislerinin Bornova girişindeki tesislerinin yapılışını izlemeye gitmiştik.

Ekibin başında Kamber isminde İranlı bir mimar vardı.

Milyonlarca lira harcanarak İtalya’dan dış cephe mermerleri getirtilmişti.

Dinç Bilgin ‘Bu ne?’ dedi, sonra ‘Hemen yıkın!’ talimatını verdi.

Kamber ‘Aman efendim, büyük emek ve para harcadık!’ gibisinden laflar ederken, bu kez Aydın Bilgin’e dönerek, ‘Bu adamı da ekibini de hemen kovun!’ gibisinden talimat verdi.

Çünkü tesislerin dış görünümü, sanki ‘Mahpushane!’ görümündeydi.

Sonra Ankara’dan Mimar- Mühendis Erdem Kılınç’ın yeni kurduğu fabrikadan cam tuğla ile yeni ürün camlarını getirterek, yeni bir görünüm verdirildi.

Babadan, dededen gazete ve matbaacı olan Dinç Bilgin böyle idi.

Bir saniyede Roma’yı da yakan, paralarını çöpe atan, ama karşılığında hep güzellik ve yeniliklere yelken açandı.

Şimdi zamanının büyük bölümünü Çeşme’de komşularıyla tavla oynayarak geçiriyor. Aydın Bilgin ise asırlık hikayeleri ve yaşananları kaleme alıyor.

Bir ara beni arayarak, ‘editörlüğünü sen yaparsın’ dedi.

Aslında ben de ‘dış cephesi tamamen cam olan binalara karşıyım, Çünkü gerek güneş ışıklarını yansıtmaları özellikle İstanbul’da büyük sıkıntılara, hatta hasarlı trafik kazalarına yol açıyor, Sürücülerin görüşlerini kısıtlıyor.

*-  PİZA KULESİNİ BİLİYORUZ

Pisa (Piza) Kulesi’ni bilmeyen yoktur.

Okullarımızda da gündeme gelmiştir.

Anımsadığım kadarıyla fizik dersinde İhsan öğretmenimiz, bir tabureyi Piza’ya örnek olarak göstermiş ve ‘Şakül doğrultusunu’ anlatmıştı.

İtalya’da en fazla turist çeken kentlerden de biridir Pisa…

Şimdi sizinle konuyu paylaşayım:

İtalya'nın Pisa şehrinde bulunan ünlü bir yapıdır.

Bu kule, eğik yapısıyla tanınır ve aslında bir çan kulesidir.

1173 yılında inşa edilmeye başlanmış ve yumuşak zemin nedeniyle zamanla eğilmeye başlamıştır.

Bu eğiklik, kuleyi dünya çapında bir simge haline getirmiştir.

*- EĞİKLİĞİNİN SEBEBİ

Pisa Kulesi'nin neden eğik olduğunu hiç merak ettiniz mi?

Bugün bunun nedenini öğreneceksiniz.

Pisa Kulesi, Pisa Katedrali'nin çan kulesidir ve Mucizeler Meydanı'nda inşa edilmiştir.

İşte biraz tarih:

İnşaata 1173 yılında başlanmış ve 3 metre derinliğinde bir temel üzerine duvarlar inşa edilmeye başlanmıştır.

Yapı üçüncü katına ulaştığında, kulenin eğilmeye başladığı fark edilmiştir.

Pisa Kulesi, 14.500 ton ağırlığında ve 3 metre derinliğinde temele sahip bir yapıdır.

Üstelik temel, kum ve balçık zemin üzerinde bulunmaktadır.

O dönemde yapılan mühendislik çalışmalarına göre, temelin bu kadar derin olması yeterli görülmüştür.

*- İNŞAAT 199 YIL SÜRDÜ

Kulenin eğilmeye başladığı fark edilince, mühendisler kalan katları, eğilen tarafın yüksekliğini diğer taraftan daha fazla yapacak şekilde inşa etmişlerdir.

Bu, eğikliği telafi etmeye yönelik akıllıca bir hamleydi.

Ancak bu da kulenin daha fazla eğilmesine yol açtı çünkü eklenen ağırlıkla çökme daha da arttı.

İnşaat tam 199 yıl sürdü ve bu süreçte yapılan bazı ara verme dönemleri, zemin sıklığının artmasına yardımcı oldu.

Bu sıklık, kulenin çökmesini engelledi ve kule, dört büyük depremi de devrilmeden atlattı.

Fakat bu şekilde kalması, zamanla kulenin çökmesine yol açabilirdi.

İşte bu yüzden modern mühendislik devreye girdi.

*- GÜVENCELİ OLDU

Modern mühendisler, kulenin ağırlık merkezini hesapladılar ve yapılan hesaplamalar, eğim 5.44 dereceyi geçerse kulenin devrileceğini ortaya koydu.

Kule 1990 yılında onarım için kapatıldı.

361 delik açıldı, her biri 40 metre derinliğindeydi ve bu deliklere 90 ton beton enjekte edildi.

Bu işlem, zemin yüzeyine 361 sütun gibi kazıklar yerleştirilmiş oldu.

Temel güçlendirildi, yani zemin katmanından daha sağlam olan derin tabakalara kadar kazıklar yerleştirildi.

Sonra, kulenin daha az çöken tarafından toprak çıkarıldı, böylece bu tarafın çökmesi sağlanarak eğim 4 dereceye düşürüldü.

Son olarak, kulenin tabanı stabil hale getirilerek güvence altına alındı.

*- DARPHANE GİBİ

Kuleyi tamamen dik hale getirebilirlerdi, ancak eğikliğinin turistik değerini kaybetmesini istemediler. Eğiklik daha fazla ilerlemediği ve kule 300 yıl boyunca dayanabileceği belirlendikten sonra, tekrar halka açıldı.

Jorge Bucay Piza kulesini, tarihi ve gelişmelerini böyle anlatıyor.

Ben onu bunu bilmem, bildiğim bir darphane gibi çalışması, hediyelik eşyalarının satışı bile yeniden on tane inşa edecek kadar para kazandırması…

*- LAKABINI SOYADI YAPTI

Son zamanlarda adı en fazla geçen ilçelerden biri de İstanbul’un Beykoz’u…

Bugün ben de Beykozlu Kelle İbrahim’den söz edeyim.

Kitaplarda yazdığına göre, semtler ve futbol kulüpleri arasında manevi mesafenin açık olmadığı masal zamanlarda Beykozspor’u kuran dev adam, İbrahim adında bir fabrika işçisiydi.

Büyük yokluklara rağmen kendisini çok iyi yetiştirerek efsaneleşen ‘Kelle İbrahim’, idarecilik döneminde de fedakârlığı, korkutan cüssesine rağmen yumuşacık kalbi ve şakacılığıyla futbol tarihimizde unutulmaz oldu. “Kelle” İbrahim, lakabını kendine soyadı seçti.

*- HER MAHALLEDE BİRİ VAR

Lakaplar, futbolumuzun kültür mirası.

Futbolcuyla taraftar arasında samimiyet köprüsü̈.

Taraftar için futbolcuyu sahiplenmenin; kendine, kentine, semtine mal etmenin en “kestirme” yolu.

Futbolcu içinse âdeta bir yeniden doğuş̧ imkânı.

O güne dek taşıdığı tüm isim ve kimliklerden bağımsız, futbolda yasattıkları ve hatırlattıkları ile var olabilmesinin teminatı.

Tahtaperde Aleko, Bobby Fuat...

Lakaplarıyla anılan ilk futbol alemdarlarından...

Misal, 1910’ların Altınordu’sunda forma giyen iki adaş̧ yıldızdan sağaçık Nuri’ye, çok koştuğu için “Otomobil”; savunmanın bel kemiği Nuri’ye ise uzun boyundan kinaye “Fitil” denirdi.

*- EN FAZLA KULLANILANI

Galatasaray Lisesi’nin 100. yılı münasebetiyle okulda en fazla kullanılan lakapları derlendiğinde, ilk sırada “Kelle” lakabının yer aldığı görülüyor Öte yandan Türkiye futbol tarihine adını silinmez kalemle yazdıran “Kelle”, Grand Cour’dan değil Beykoz’un cayırından çıktı.

İbrahim, 1897 yılında Beykoz’da dünyaya geldi.

Mecidiye Kasrı’nın müştemilatında.

Babası Hasan Efendi kasrın baş bahçıvanı, annesi Rukiye Hanım ise sarayın hizmetkârlarındandı.

Aslen Trabzonluydular.

Of’un Hayrat köyündeki Ellidokuzoğlu sülalesinin seneler önce İstanbul’a göç̧ eden bir kolundan...

Cem Atabeyoğlu bir yazısında İbrahim’in, babası Hasan Efendi’nin dördüncü evliliğinden dünyaya geldiğini yazmıştı.

Kendisi de bir röportajında on beş̧ kardeş̧ olduklarını söyleyecekti.

Biz sadece Beykoz sırtlarındaki iki katlı ahşap evlerinde ömrünün sonuna dek beraber yasadığı kız kardeşi Hayriye Hanım’dan haberdarız.

İbrahim de Beşiktaşlı Baba Hakkı gibi hayatı boyunca hiç evlenmedi. Tıpkı onun gibi ömrünü kız kardeşiyle geçirdi.

Kendisini Beykozspor’a adadığı için bekar kaldığı söylenir durur. Daha büyük bir sevdanın pençesine düşmediğinden midir?

Belki de otuzlu yaslarında atlattığı o korkunç̧ ölüm vartasından...

*- AKIL ALACAK GİBİ DEĞİL

Şimdi de meraklısına anlatayım:

Filmlere konu olacak gibi ilgi çekici olay!

35 yılının bir eylül günü̈ İbrahim, Paşabahçe’deki kahvede oturmaktadır. Mahalleden tanıdığı Cemil ve Enver yanına gelerek yemeğe davet ederler. Kurt Ali de aralarına katılır ve beraber bir eve giderler. Tam kapıdan içeri girerken ıslıklar çalınmaya baslar, İbrahim işte o anda tuzağa düşürüldüğünü anlar. Gerisini kendisinden dinleyelim:

*- KENDİ AĞZINDAN

"Gözümü̈ açmaya vakit kalmadan üzerime hücum ettiler.

Mualla’nın annesi bir tabanca almış̧ ve kalbime çevirmişti.

Kardeşi Enver de tabancayı beynime tutuyordu.

Diğeri de bir kama ile karnımı deşmeye hazırlanıyordu.

Sonra iple her yanımı sıkıca bağladılar ve tavana asarak evde kırılacak değnek kalmayıncaya kadar beni dövdüler.

Sırtımda bir demir eğrildikten sonra bayıldım.

O sırada ipten indirilmişim.

Ayıldığım zaman astılar.

Tam altı saat asılı kalmışım.

Sonraları aklım başıma gelir gibi oldu ve dışarıda konuşulanları duymaya başladım.”

*- BOŞ YERE

Dışarıdakiler Kelle İbrahim’i nereye gömeceklerini konuşuyorlardı.

Tam o sırada esas kız Mualla olay mahalline getirildi.

Mualla “konuştuğu” adamın Kelle İbrahim olmadığını söyledi.

Tüm ısrarlara rağmen sevgilisinin İbrahim olduğunu reddetti.

‘Onlar da yaptıkları fenalığı anladılar ve yaralarıma tentürdiyot sürmeye, 500 lira teklif ederek benim kendilerine dava açmamın önüne geçmeye çalıştılar. Ben para filan istemem, bir yanlışlık oldu dedim ve kurtuldum ellerinden.”

*- KONUMUZA DÖNELİM

Futbola on yasında başlamıştı İbrahim.

Beykoz’un asırlık çınarlar altındaki geniş̧ cayırlarında yalınayak top koşturan bu yetenekli çocuk, heybetli bir delikanlıya dönüştüğünde ilk lakabına kavuşacaktı:

Yarma İbrahim.

Yarma, 1910’lu yılların hemen basında arkadaşlarıyla birlikte Şark İdman Yurdu’nu kurdu.

Beykozspor’un nüvesi.

İbrahim oldukça iri ve sağlam bir fiziğe sahipti.

Futbolu da kendisi ile birlikte büyüyüp gelişiyor, ünü semtin sınırlarını asıp tüm İstanbul’da yankılanmaya başlıyordu.

Cüssesi ilham verici olmalı ki, kimileri İbrahim’e Yarma yerine “Tank” diye sesleniyordu.

Bazıları ise unlü Macar pehlivanı çağrıştırdığı için “Çaya İbrahim” demeyi tercih edecekti.

1917 yılında, dönemin en iyi futbolcularını bünyesine katan İttihatçıların güçlü̈ ekibi Altınordu, bir suredir göz koyduğu İbrahim’i Beykoz’dan bir diğer oyuncu Emin ile birlikte transfer etti.

İbrahim, Altınordu’da top koşturduğu günlerde yaptığı Beykoz-Kadıköy arası yolculukları şu sözlerle anımsar:

*- YARI AÇ SAHADA

“Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Emin ve ben Beykoz’dan yaya olarak çıkardık. Kadıköy’e giderken yolda deniz kenarında bir yere çöker kumanyalarımızı çıkarıp yerdik.

Sonra maç̧ saatinde sahaya çıkar, aslanlar gibi maçımızı oynardık. Maçın bitiş̧ düdüğüyle birlikte tekrar dönüş̧ yoluna koyulurduk. Takım arkadaşlarımız evlerine varıp ayaklarını uzattıklarında biz daha yolu yarılamamış̧ olurduk.”

*- KELLE LAKABI

26 Ekim 1923 günü̈ Romanya karşısında sahaya çıkan ilk Millî Takım’da İbrahim de vardı. 1924 yılında, Millî Takım’ın sol hafı olarak Paris Olimpiyatları’na gitti. Kendisine Kelle lakabını bahşedecek olay da burada yaşandı.

Rivayet odur ki, Olimpiyat Köyü’nde düzenlenen yarışmalardan birinde İbrahim ile Millî Takım antrenörü̈ Billy Hunter karşılıklı olarak topu düşürmeden 250 defa kafa pası yaparlar.

Bireysel yarışmada ise İbrahim topu 163 defa kafasında sektirmeyi başararak günün rekorunu kırar.

Uruguay kafilesinden bir yönetici İbrahim’in yanına gelerek tekniğini kendi futbolcularına da göstermesini ister. Olimpiyatların sonuna gelindiğinde İbrahim’in kafa topu çalıştırdığı Uruguay takımı şampiyon unvanını, İbrahim ise “Kelle” lakabını alarak Paris’e veda eder.

Yaşamı boyunca saçları olmasına rağmen (!) hep “kel” gezdi. O, altmışlarda İngiltere’de moda olan dazlaklığın belki de Türkiye’deki ilk temsilcilerinden biriydi.

İbrahim sarı-siyahlı ekibin kaptanlığını yaptığı 17 senenin ardından 45 yaşında futbol oynamayı bırakır. Yaşamının geri kalanında kulübünde idari vazifeler alacaktır.

*- BABA HAKKI GİBİ

Kelle İbrahim ve Baba Hakkı, iki İstanbul kulübünün iki mihenk taşıdır. Yaşam öykülerindeki paralellikler bir kenara, kulüplerine ve semtlerine duydukları o kopmaz bağ ikisini birbirine yakınlaştırır.

Kelle İbrahim de Baba Hakkı gibi senelerce kaptanlığını üstlendiği takımına gerektiğinde antrenörlük, gerektiğinde başkanlık yapmış̧, transfer görüşmelerini bilfiil yürütmüş, mahalle mahalle gezerek yeni yetenekler keşfetmiş̧, hiçbir idmanı yahut maçı kaçırmadan elini takımın üstünde sürekli hissettirmiş̧, yalnız sahada değil saha dışında da futbolcularına babalık etmiş̧ ender idarecilerden biridir.

Öte yandan, aldıkları idari vazife ve sorumluluklar benzeşşe de idarecilik anlayışları bu iki spor adamını ayrıştırır.

Baba Hakkı mitolojisinde çizilen sert ve aksi imajın tersine, Kelle İbrahim’in yüzü hep yumuşaktır.

*- ADI CADDEYE VERİLDİ

Beykozspor Kulübü̈’nün bulunduğu semtin ana caddesine 1969 yılında Kelle İbrahim adı verilir.

Onun semtine sahip çıktığı gibi, semti de ona sahip çıkar.

Ama Beykozspor fazla dayanamaz.

Boğaz’ın kadim kulübü̈, Kelle İbrahim’in ölümünden sadece bir yıl sonra, bir daha kavuşamamak suretiyle yıllarca mücadele ettiği birinci lige, şimdiki süper lige veda eder.

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 362

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 219

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 173

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 374

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 352

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...