Köşe Yazısı

AZİZ NESİN İLE TANSU ÇİLLER AYNI KEFEDE OLUR MU?

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
03 Jun 2026 11 dk okuma 248
*- ÜÇ KAĞITÇILAR! Serpil Nergiz İzmir’in ‘Arka bahçesi’ Bucalı.. Sıkı takipçilerimizden... Buğra Tokmakoğlu gibi gezmeyi sevenlerden. İstanbul’u, ‘Biliyorum’ diyenden daha iyi bilir. Okumayı ve araştırmayı da seven Serpil Nergiz’den bir hikaye aldım. Sanıyorum, ‘Nesin’ kardeşlerden matematik Profesörü Ali Nesin yazmış… Bilmeyen, habersiz, halkın adını kullanarak yapılan ‘Üçkağıdı’, bana göre ise dolandırıcılığı anlatıyor.   *- HEPSİ YALAN!   Hani şiir okurken, ya da şarkı dinlerken duygulanır, bir alemlere gideriz ya, ben de öyle oldum. ‘Bay Ali Nesin, ‘Hayatın gerçeklerini’ satırlarında öyle güzel anlatmış ki, , biraz düşünen, devletin ve kurumların nasıl soyulduklarını da anlamış olur. Yılbaşı geliyor, göreceksiniz, ‘Yılın başkanı’, ‘Yılın adamı’, ‘Yılın yöneticileri’ seçilecek, hepsi yalan!... ‘Kimin parası varsa’, mutlaka ‘Yılın adamı’ olarak ilan edilecek, anlı şanlı törenle kupasını alacaktır.   *- AVRUPA’DA ‘YILIN ÇEVRECİ BAŞKANI ‘ SEÇİLDİM   Bir zamanlar, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Kooperatifinin başkanı idim. Benden önce de, usta ve kıdemli büyüklerimiz, arkadaşlarımız başkanlığı yürütmüşlerdi. Bir gün, bu zamanlarda, İspanya’dan bir mektup aldım; Bilmem kaç ülkenin kooperatifleri arasında ‘Birinciliği’ en fazla oy alarak kazanmışım. ‘Çevreci ve en iyi yönetici başkan’ seçilmişim… Ödül töreni de Londra’da, ünlü siyasiler, sporcular, sanatçıların katılımı ile yapılacak… Ne alaka değil mi? Haberim ve bilgim olmadan seçilmişim… Benim dışımda 7- 8 kişi daha var, onlar da, başka ve çeşitli konularda ödül sahibi olmuşlar. Çoğunluğu ünlü firmalar… Bu fırsat kaçar mı?   *- PARAYI VEREN ÖDÜLÜ ALIR   Ama; Dünya çapında alınacak bu ödülün tabii ki bir maliyeti var! İspanyol organizatörler listeyi çıkarmışlar: Uçak bileti şu kadar dolar, hava alanında karşılayan limuzinin fiyatı şu kadar dolar, devamlı takip edecek kameraman ile fotoğrafçının ödemeleri şu kadar dolar, lüks otelde kalınacak ödemi şu kadar dolar, baloya katılım ücreti şu kadar dolar, verilecek ödül şu kadar dolar, havaalanına dönüş şu kadar dolar, medya söyleşileri ve görüntü vermek şu kadar dolar, organizeye ödenecek rakam şu kadar dolar… Ve yekün olarak size çok büyük bir rakam çıkıyor Alın Genel Kurul kararı ve ödemeyi yapın, şanınız olsun!...   *- ARAŞTIRDIM   Ne yaptım? Dişişleri Bakanlığna mektup yazdım, firmanın gerçek mi, dolandırıcı mi olduğunu, katılıp- katılmamam da, sorun olup olmayacağını sordum. Bu kadarla kalmadım; İspanya ve İngiltere ile davette adı geçen ülkelerden Almanya’daki Büyükelçilerimiz ile İspanya Dışişleri Bakanlığına mektup yazıp olayı anlattım, adı geçen uluslararası organize şirketi ile sözde yarışmayı yapan kuruluş hakkında bilgi istedim. Bizimkilerden yanıt geldi… Ama tam olarak firmaları bilmediklerinden ‘Sen kendin bilirsin’ cinsinden yanıtlar. İspanyollardan ses seda çıkmadı. Ama bu arada, İspanyolların bu yolla büyük paralar kazandıklarını Avrupalı meslektaşlarımdan öğrenmiş oldum.. Tabii ki, bunlara para kaptırmadım… Tabii benim gibi kim bilir, kaç kişiye, kuruluşa benzer ‘Ödül kazandınız (!)’ mektupları gönderiyorlar! Ama şunu öğrendim:   *- YALANIN KUYRUKLUSU   Bizim anlı şanlı büyük firmalarımız, içeride, yani Türkiye’de reklamları için böyle dolandırıcılara bile bile lades deyip, fotoğraflarını yayınlayarak ‘Avrupa’da, ürünleriyle dünyanın en iyilerinden biri olduklarını, duyuruyorlar. Yani bizleri, tüketicileri aldatıyorlar. Şimdi, Serpil Nergiz’den aldığım,  ‘Babasının oğlu’ yazısını birlikte okuyalım: Yazıda göreceksiniz, arada ünlülere de ödül verildiğini, aslında bunun bazıları için ‘Gel gel!’ anlamına geldiğini, bu sayede organizeyi yapanların, kendi reklamları ile birlikte, büyük firmalardan ‘reklam’ alarak (Bir noktada dolaylı yönden ‘Biz güçlüyüz, üst yöneticiilere dileğimizi yaptırırız diyerek tehdit ettikleri) maddi imkan sağladıkları) bu işi bilenlerin anladıkları gibi büyük maddi imkan elde ediyorlar… Şunu da ilave edeyim: Büyükler böyle, ya küçük yerleşim yerlerinde olanlar… Onlar da aynı sistemi küçük çapta uyguluyorlar… Bu sistemi ve dolandırıcılık sistemini medya çalışanları bilir ama nedense ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşısın!’ diyerek görmezden, duymadan gelirler.   *- DOLANDIRICILIĞIN İLK ADIMI   ‘Yıl 1996. Yaş henüz 40 olmamış. Gencim yani. Türkiye'ye geleli bir yıl ya olmuş ya olmamış. Adlarını unuttuğum iki ekonomi gazetesi babamı ‘1995'in yazarı’ ilan etmiş, daha doğrusu dediklerine göre ’halk seçmiş!’, onlar da teveccüh etmişler. Ödül töreni Hilton otelinde yapılacakmış. Ödülü almaya davet ettiler. Adlarını uzaktan duyduğum iki gazete ama anlaşılan finans dünyasında etkili iki gazete. İnternete girip babama ödül veren bu gazeteleri araştırmak istedim ama Vakıf çocuklarının sorunlarına ve Vakf'ın ekonomik durumuna öylesine odaklanmışım ki, hiç zamanım olmadı.   *- ZIRNIK YOK!   Hilton'a gittim. Biraz erken geldim. Pek az kişi vardı. Kimseyi tanımıyorum, beni de tanıyan yok. Tek başımayım. Kalabalık yavaş yavaş arttı. Herkes çok iyi giyimli. Smokinler, fraklar, uzun etekler, kısa etekler, şallar, farfarlar, fırfırlar, şapkalar... Kendime bir baktım. Kravat takmışım ama ceketim ve pantolonum pek eski, on yıl öncesinden en az, eprimişler. Ayrıca uyumlu değiller. Ve en kötüsü de ayakkaplarım... Sanki ayakkabı değil de kurabiye, ezik büzükler... Çamur içindeler üstelik. Dışarıda yağmur var ve evden yürüyerek gelmişim otele. Param yok! Zırnık yok! Yok oğlu yok...   *- O DA ÖDÜL ALMIŞ! Otel lobisi yavaş yavaş doluyor. Herkes ne kadar da şık... Utanıyorum giysilerimden, özellikle de çamurlu ayakkaplarımdan. Bir çift geldi yanıma. Beni tanımışlar. Onlar olmasa olayların seyri nasıl gelişirdi bilmiyorum, sanırım çok farklı olurdu. Beni tanımaları bana sanırım biraz cesaret verdi, tek başıma olmadığımı gösterdi en azından. Havadan sudan konuşuyoruz. Birden... Hilton lobisinde bir rüzgar, bir uğultu, bir hareketlilik... Eski Sağlık Bakanı Yıldırım Aktuna ve şürekası... Fırtına gibi girdiler içeri. Yanımdaki çifte sordum. Meğer o da ödül almış, yılın doktoru filan. Sonra bir başka bakan. O da ödül almış... Ardından Tansu Çiller...   *- NASIL OLUR? Hilton rüzgarı daha da şiddetlendi o girince. Tansu Hanım yeni istifa etmiş başbakanlıktan. Söylemeden geçemeyeceğim, çok güzeldi. Gülümsemesi özellikle. Işık saçıyordu âdeta. Meğer Tansu Çiller de ‘yılın ekonomisti!’ seçilmiş. Herhalde ödüller ‘istifasından önce!’ açıklanmıştı, geri çekemediler, yoksa ‘başbakanlıktan istifa etmiş’ birine ‘vermezlerdi!’ diye düşünüyorum. Bu bilgileri bana, yanımdaki çift veriyor. Birden beni bir düşünce aldı. ‘Aziz Nesin'i ‘yılın yazarı seçen halk, nasıl olur da Tansu Çiller'i yılın ekonomisti seçer? Belli ki palavra, belli halk filan seçmemiş, onlar seçmişler. Ne yapacağım? Böyle bir üçkâğıda âlet mi olacağım? Ne yapmalıyım? Ah babacığım, yaşasaydın, yanımda olsaydım da ne yapmam gerektiğini sana sorsaydım... Heyhat! İş başa düştü.   *- KARAR ANI Ödülleri Yıldız Kenter veriyor. Çocukluğumdan beri tanırım. Çok oyununu izledim, hayranım kendisine. Ödül kazananın elini sıkıyor, ödülü veriyor, ödül kazanan ödülü alıp sahneden iniyor. Bu kadar basit. Kaçınılmaz olarak sıra bana gelecek... O ceketle, o pantolonla, o ayakkaplarla sahneye çıkacağım, hadi bunu geçtim, ‘Tansu Çiller'in de aldığı bir ödülü (!), babam adına kabul edebilir miyim? Tanrı'm ne yapmalıyım? Ben böyle oyunlar için yetiştirmedim ki kendimi. Ben matematiğin içine dalmak istedim hep. Hayat koşulları izin vermedi. Bir tarafım almak zorundasın diyor, bir tarafım alma diyor. Kaçınılmaz an geldi. Adımı okudu Yıldız Kenter. Sahneye doğru yürümeye başladım. Tanrım ne yapmalıyım? Adımımı sahneye atarken babamın bir nasihatı geldi aklıma: ‘Oğlum, utanacağın hiçbir şey yapma hayatta’ demişti bir gün. Kararımı vermiştim o an. Ödülü reddecektim. Keşke gazeteyi ve ödülleri daha önceden araştırabilseydim, ama olmadı işte.                *- YILDIZ KENTER’İN ELİNİ İTTİ! Yıldız Kenter gülümsüyor. Her zaman olduğu gibi elmacık kemikleri elma gibi, kıpkırmızı, çok güzel gülümsüyor. İki eliyle ödülü bana sunuyor. Sevgiyle... Elini ittim. Bu an hayatım boyunca aklımdan çıkmayacak. Çok utandım. Yıldız Kenter'in elini nasıl itebilirim ki? Ama çok odaklanmıştım yapacaklarıma.   *- AYNI ÖDÜLÜ KAZANMIŞ! ‘Önce bir çift söz söylemek istiyorum Yıldız Hanım’, deyip boşta duran mikrofonu kaptım. Bir alkış koptu. Tansu Çiller güzelim gülümsemesiyle bana bakıyor. ‘Dün gece bir rüya gördüm’, diye başladım. ‘Rüyamda babamı gördüm.’ Koca lobide bir sessizlik oldu. Tüm gözler bende. Yıpranmış ceketimle, lekeli pantolonumla, çamurlu ayakkabılarımla bana bakıyorlar... ‘Ona ödül kazandığını söyledim, halkın yazarı seçildiğini söyledim. Çok sevindi...’ Pantolonum lekeli... ‘Aynı ödülü Tansu Çiller de kazanmış... ‘ Adlarını şimdi unuttuğum iki güzel kadın da ödülü kazanmıştı. Babama onların da ödülü kazandığını söylediğimi söyledim. ‘Bu güzel hanımlarla ödülü paylaştığına çok sevindiğini söyledi...’ Bir kahkaha koptu. Tansu Hanım'ın ağzı kulaklarında. Güzel mi güzel! ‘Tansu Hanım neden ödül almış?’ diye sordu. ‘Yılın ekonomisti olarak!’ dedim. ‘Ev ekonomisi mi?’ diye sordu. Gülüşmeler. Ayakkaplarım çamur içinde...                        Tansu Hanım'ın tebessümü biraz gölgelendi. *- OĞUL ALİ, GEREKENİ YAPTI ‘Bu ödülü kabul etmeli miyim, sence?’ diye sordum babama. Tansu Hanım'ın yüzü asıldı. Ceketim yakası aşınmış, astarı görünüyor... ‘Ben bilmem oğlum!,’ dedi, ‘Ben artık öldüm, sana kalmış, sen ver kararını...’ Salona bomba düşmüş gibi oldu. Bir mırıltı, ardından bir sessizlik. ‘Bu ödülü kabul etmemeye karar verdim’, deyip sahneden indim. Çıkış kapısına yöneldim. Gazeteciler peşimde, 30-40 kadar... Sorular, flaşlar... Ceketim... Sokağa çıktım. Gazeteciler hâlâ peşimde. Taksim meydanından otobüsler kalkar. Otobüse gideceğim. Gazeteciler peşimi bırakmıyor. Ayakkaplarım su geçiriyor. Koşar adım gidiyorum. Otobüse bindim. Fotoğraf çekiliyor hâlâ... Otobüsün peşinden gelemediler tabi...’ Serpil Nergiz, sanıyorum Matematik Profesörü Ali Nesin’in hatıralarından almış.. Aziz Nesin 1995 yılında İzmir’in Çeşme- Alçatı’da vefat etmiş, bir yıl sonra da, oğlu Ali Nesin’in ifadesine göre,  adını kullanmak isteyen ‘üçkağıtçılar’ tarafından ‘Yılın yazarı’ ilan edilerek, ödül vermek istemişlerdi. *- YOLDA KARŞILAŞTILAR Aşk ve arkadaşlık bir gün yolda karşılaşırlar. Aşk, kendinden emin bir şekilde sorar; ‘Ben senden daha samimi ve daha cana yakınım sen niye varsın ki bu dünyada?’ Demiş… Arkadaşlık cevap verir: ‘Sen gittikten sonra bıraktığın gözyaşlarını silmek için...’ Hiç bir zaman arkadaşsız kalmamanız dileğiyle...   *- KABUL EDİN   Bu haftayı da  ‘arkadaşlık haftası’ kabul edin! Arkadaşlarına onları ne kadar düşündüğünü gösterin. ‘Dostlukla’ ilgili şiirde bakın ne kadar güzel anlatılmış; ‘Kavgayı, bir yaprağın üzerine yazmak isterdim, sonbahar gelince yaprak kurusun, dökülsün’ diye… ‘Öfkeyi, bir bulutun üzerine yazmak isterdim, yağmur yağınca bulut yok olsun’ diye… ‘Nefreti, Karların üzerine yazmak isterdim, ğüneş açınca karlar erisin’ diye… Dostluğu ve sevgiyi, ‘Yeni doğmuş tüm bebeklerin yüreğine yazmak isterdim…’,  onlarla birlikte büyüsün, bütün dünyayı sarsın, diye…’ Sonsuza dek arkadaş kalmak dileği ile... Tüm arkadaşlarım, iyi ki varsınız…

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 362

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 219

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 173

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 374

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 352

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...