AYŞE TEYZE AVUKATLARI TANIYINCA!
Köşe Yazısı

AYŞE TEYZE AVUKATLARI TANIYINCA!

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
20 Dec 2024 17 dk okuma 177

*- YAŞLI TEYZE Polis-Adliye Muhabirliği yapan Mümin Bey anlattı. Belirttiğine göre ‘Yılın Fıkrası’ seçilmiş…

Fıkra şöyle:

‘Bir davada tanıklık etmesi için kürsüye yaşlı bir teyzeyi çağırırlar.

Kadın yerine oturur ve davalının avukatı kadına yaklaşır.

Ayşe Hanım,

‘Beni tanıyor musunuz?’

Yaşlı teyze cevap verir;

‘Ah! Evet Avukat Bey, sizi çocukluğunuzdan beri tanıyorum.

Siz taa o zamanlar bile aileniz için tam bir baş belasıydınız.

Sürekli yalan söylüyorsunuz,

Karınızı komşunuzla aldatıyorsunuz,

En yakınım dediğiniz insanların arkasından konuşuyorsunuz,

İki lira fazla kazanmak için herkesi satarsınız.

Davalının avukatı başta olmak üzere bütün salon şok olur.

Adam ne yapacağını bilemez bir halde kadına tekrar sorar;

‘Peki Ayşe Hanım, ya karşı tarafın avukatını tanıyor musunuz?’

Kadın yine cevaplar;

‘Elbette tanıyorum.

Çocukluğunda ona dadılık yapmıştım.

Tembel, ödlek ve alkolik adamın tekidir.

Etrafında bir tek dostu yoktur ve herkes onun hala geceleri altına kaçırdığını söylüyor.’

Yine herkes şokta...

Bütün salonu bir uğultu kaplar…

Hâkim kürsüye tak tak tak vurup herkesi susturur ve her iki tarafın avukatını da kürsüye çağırır ve ikisine de eğilmelerini söyleyerek kulaklarına şunu fısıldar;

‘Eğer bu kadına beni tanıyıp tanımadığını sorarsanız, ikinizi de harcarım!..’

Dünya genelinde 11 bine yakın fikra var.

Bunlar ülkelere göre değişiklik gösteriyor.

Karadeniz fıkraları, Kayseri Fıkraları, şu fıkraları bu fıkraları diye…

Türkiye’de duyduğunuz bir fıkranın neredeyse aynısı ama isimler değişik halde Yunanistan’da, İngiltere’de, Kanada’da, hatta Çin ve Rusya’da bile rastlar, duyar, okursunuz…

Mutlaka herkes fıkra bilir, ‘Anlat!’ derseniz o an için anımsamaz.

Ama sonra aklına gelenler olur, siz söyleyince…

Şimdi filmlerde, romanlarda rastlayacağınız bir olayı nakledeyim, yine polisiye ve adliyelik bir gerçek.

Biber gazı sıkılıp ters kelepçe takılmasına itiraz eden avukata ters kelepçe takan 2 polis ve 2 bekçiye 3 yıl 4'er ay hapis cezası verilip, memuriyetten yasaklanmalarına karar verildi…’

Şaka da değil, fıkra da…

Geçen hafta karar açıklandı.

Umarım bundan bazıları ders çıkarır ve vatandaşa karşı kesinlikle ters davranılamaz…

Ders alınması gereken bir olay.

Demek ki, görevini yanlış ve hatalı yapanlar bunun cezasını çekebilirler.

‘Nasılsa büyük şehirde değiliz, bizi gören olmaz!’ gibi sakil bir düşüncenin sonucudur bu karar…

*- YÜZDE 90 NEREDE?

CHP’den atılan, tekrar alınan, tekrar atılan, hakkında ‘Papatya falı gibi’ karar alınan bir politikacı var.

Adı Tanju Özcan!

Milletvekilliği ve belediye başkanlığı yapan, siyasetçi ve avukat.

Sözünü sakınmayan Tanju Özcan bakın ne diyor?

“Yandaş medya ‘yoksulluk, ekonomik kriz konuşulmasın diye’ ortalığı yıkıyor!!!

Tabii ki bütün Belediyeler SGK borcunu mecburen ödeyecek.

Burada sorulan şu;

‘Tamam Belediyelerin toplam borcu, SGK’nın toplam alacağının yüzde 10’u, peki geri kalan yüzde 90’lık SGK alacağı kimden?

Sn Erdoğan borcun yüzde 10’undan dolayı Belediyeleri silkeliyor da, yüzde 90 borcu niye gündeme getirmiyor?

Kimdir SGK’nın yüzde 90 borcunu ödemeyenler!

Onu da açıklayıverin da halk da duyuversin!!’

Vatandaş Yaşar olarak bu açıklama dikkatimi çekti.

Hiç kimse bundan söz etmiyor.

Açıklanırsa herkes öğrenir…

Sanıyorum bugün yarın bu borcunu ödemeyenler de ortaya çıkar…

Yıllardır bu ‘Borç’ hikayesini bilir, duyarım…

İsraftan vaz geçilse bu sorun biter…

Hesap kitap işi, diyebilirim.

Bir örnek vereyim:

Tanju Bey gibi, zamanında ikişer kez, hem başkanlık hem de millletvekilliği yapan bir isimden söz edeyim:

Mak. Müh. Cengiz Bulut!

Biri solcu, diğeri sağcı…

Cengiz Bulut belediye başkanlığını bırakırken, selefine, büyük değil çok büyük denilecek şekilde kasada para bıraktı.

Partililer de siyasete merak duyan herkes ‘Başkan sen aptal mısın, bu paraları neden harcamadın?’ diye sordular…

‘Ben şehrimin her ihtiyacını karşıladım, hesap kitap adamıyım. İsraftan kaçındım, boş yere adam almadım. Tüm baskılara karşı duydum.’ Dedi.

Özel konuşmamızda, ‘Alnım açık, bir kişi ‘Başkan yedi!’ diyemez. Ben halktan kopmadım, pazarda – çarşıda, sokakta, camide – düğünde, iyi günde kötü günde hep halkla birlikte oldum’ dedi.

Bilmem şimdiki başkanlar, politikacılar bu anlattıklarımdan kendilerine ders çıkarırlar mı?

*- ÇİKOLATA ALIRKEN

Şimdi de ağzımızı tatlandıralım.

Bayramlarda, Yılbaşı gibi özel günlerde, kendi yaşantımızda da, özellikle çocuklarımız için düşündüğümüz, ‘Çikolata alırken nelere dikkat etmeliyiz, saklama koşulları nasıl olmalı?’ sorusunun yanıtını öğrenelim.

Sevdiklerine tatlı sürprizler yapmak isteyen tüketiciler için çikolata güçlü bir alternatif oluşturuyor.

Uzmanlar, çikolata alırken dikkat edilmesi gerekenlerin başında ‘güvenilir ürünler’ unsurunun geldiğini söyleyerek, doğru saklama koşulları oluşturmanın da önemini vurguluyor.

Uzmanlar, çikolatanın hemen tüketilmeyecekse, özellikle de hediye ya da ikramlık olarak sunulacaksa satın alırken özenli bir seçim yapılması ve saklama koşullarına dikkat edilmesi gerektiğini söylüyor.

Öncelikle; Albenili, süslü ambalajlar tüketiciyi yanıltmamalı!.

Her şeyden önce çikolatanın üretim tarihinin mutlaka kontrol edilmesi gerektiğini belirtiliyor.

*- RAF ÖMRÜ, SAKLAMA KOŞULLARI

Gıda Mühendisi Yeşim Tekin, çikolatanın kalitesine, raf ömrüne ve saklama koşullarına ilişkin uyarılarda bulundu.

Saf çikolatanın raf ömrünün uzun olduğunu, ancak içinde kullanılan dolgu malzemelerinin bu süreyi kısaltabileceğini söyleyen Tekin, ‘İyi, taze bir çikolatanın rengi parlak ve dokusu kusursuzdur. Renginde ve dokusunda bozulmalar varsa muhtemelen o çikolata doğru saklama koşullarında muhafaza edilmemiş ya da çok bekletilmiştir.

Kullanılan dolgu malzemeleri içeriğine göre bazen kullanım süresini kısaltabiliyor.

Bu yüzden biz özellikle besleyici olmasını da gözeterek tahin, kuruyemiş, kuru meyve gibi doğal dolgu malzemeleri kullanıyoruz ki bunlar da çikolatanın kalitesini ve besleyiciliğini arttırırken raf ömrünü de uzatır’ diye konuştu.

*- NELERE DİKKAT EDİLMELİ

Çikolatayı nem almayacak bir ortamda, oda sıcaklığında saklamak gerekiyor.

Çikolatada ideal sıcaklık 18-20 derece arasındadır.

Eğer çikolatanın içerisinde kremalı dolgu varsa çok daha soğuk bir ortamda saklamak gerekir.

Tüm bunların yanı sıra çikolata kokuya çok hassastır, koku olan bir ortamda olmaması gerekiyor.

Örneğin çok yoğun bir kahve kokusunun olduğu yerde saklanırsa direkt o kahve kokusunu çeker.

Ahşap kutuda çikolata da çok tercih edilmemeli, çünkü ahşabın kokusunu da hemen alır.

Aynı şekilde havalandırılmamış ambalajlarda da aynı sıkıntı yaşanabilir. Koku, nem ve ışık, çikolatayı saklarken en büyük etkenler olarak karşımıza çıkıyor.

Okuduklarımdan ve araştırmalarımdan bunları çıkardım.

*- İSTANBUL’A KAVUŞAMADI

Tolstoy’u eserlerinden ve özlü sözlerinden tanıyoruz.

Belki duydunuz, ama duymayanlara anımsatayım:

Tolstoy İstanbul’a ulaşmak amacı ve hayaliyle bulunduğu Bulgaristan’da bir bankta öldü.

Ömrünün son günlerini İstanbul’da geçirmek isteyen ve vasiyetinde mezarına haç konulmasını istemeyen, İstanbul'a gelirken Bulgaristan'da  bir tren garında ölen Rus edebiyatının dev ismi Tolstoy’un son fotoğrafını paylaşmıştık.

Şimdi de hayatı sorgulatacak ders niteliğinde 17 sözünü paylaşalım:

1. Öyle horozlar vardır ki, öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar.

2. Hayat ne gideni geri getirir, ne de kaybettiğin zamanı geri çevirir. Ya yaşaman gerekenleri zamanında yaşayacaksın, ya da ‘yaşamadım’ diye ağlamayacaksın.

3. Bozuk para insanın cebini deler, bozuk insan da kalbini. Bu yüzden harcayın ikisini de gitsin.

4. İnsanı bedenen ameliyat etmek için uyutmak, ruhen ameliyat etmek için ise uyandırmak gerekir.

5. Herkes insanlığın kötüye gittiğini kabul eder ama, hiç kimse kendisinin kötüye gittiğini kabul etmez. Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür ama, hiç kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez.

6. Varlığı bir şey kazandırmayan insanların, yokluğu hiçbir şey kaybettirmez.

7. Ne diye şeytana kızarsın? Bir iyilik yap da, o sana kızsın.

8. Bil ki, yaşadıklarınla değil yaşattıklarınla anılırsın. Ve Unutma; ne yaşattıysan elbet bir gün onu yaşarsın.

9. Bir insanı bulunduğu mevkiyle değil, göz koyduğu mevkiyle ölçmek gerekir.

10. En güçlü iki savaşçı sabır ve zamandır.

11. Bir insan acı duyuyorsa canlıdır. Başkasının acısını duyuyorsa insandır.

12. İnsanın gerçek gücü sıçrayışta değil, sarsılmaz duruştadır.

13. Kendi mutluluğundan başka hedefi olmayan insan kötüdür.

14. İnsanların çoğu onu yapıyor diye yanlış, yanlış olmaktan çıkmaz.

15. Kimse, kimseyi küçümseyecek kadar büyük değildir, bilmelisin. Küçümsediğin her şey için gün gelir, önemsediğin bir bedel ödersin.

16. Birine çamur atmadan önce iyi düşün ve sakın unutma, önce senin ellerin kirlenecek.

17. Başkalarının hayatından ders alın. İnsan, bütün hataları kendisi yapacak kadar uzun yaşamıyor.

*- HANGİSİ DOĞRU

Asıl adı Ahmed Hüseyin el-Şara olan HTŞ liderinin sonradan edindiği adı Ebu Muhammed el-Colani mi, Culani mi, Cevlani, Golani mi?

Herkes ismini kendi kafasına göre söylüyor.

Zordur tabii bu isim meselesi...

Doğan Karabulut’tan öğrenmiştim:

‘İsim meselesi o kadar önemli ki, Kudüs’ten, ısrarla üstüne basa basa Yeruşalim diye söz ediyorsan ‘siyonist’, Al Quds / El Kudüs diye bahsediyorsan ‘antisemitist’ damgası yiyebilirsin...’

O kadar ciddi yani.

Duymuşsunuzdur, Şair-Yazar-Gazeteci- Bilge İnsan- Filozof Attila İlhan, en çok adının doğru yazılıp yazılmadığına bakar ve ne bileyim, ‘Atilla’ der ya da yazarsanız fena halde sinirlenirdi.

Başka örnekler de var.

Yine Doğan Karabulut yazmıştı:

“Hiç unutmam, uzun yıllar önce (herhalde) bizzat tanık olan Batı Trakyalı bir arkadaşımdan duymuştum, biletinde ‘Konstantinupoli’ yazan bir Yunan yolcunun, ‘böyle bir şehir yok!’ diye İstanbul’dan Atina’ya geri gönderildiğini.

Onlar da elbette bizim Komotini’ye Gümülcine, Ksanthi’ye İskeçe, Aleksandruploli’ye Dededağaç dememize kızıyorlar...’

Herkes her şeyi bilecek diye bir şey yok yani...

*- KAZANAN KİM?

Geç bunları geç; ‘Suriye’de kazanan kim?’ gibi son günlerin modası olan o soruyu soruyorsanız eğer...

İsyancılar mezardan çıkardıkları eski liderin tabutunu yakarak, son liderin görev yerini ve evini yağmalayarak İngiltere, Suudiye ve Katar’a yol açarlarken, ABD ezeli düşmanları Rusya ile İran’ı tekmeleyip bölgeden uzaklaştırmışken, İsrail ‘ColanTepeleri’ni (tampon bölge falan filan demeden!) tamamen ilhak edip Şam kapılarına dayanmışken kimin kazandığını ben göremiyorum, siz de göremiyor musunuz hala!

*- KAFANIZI KARIŞTIRAYIM

Hep okumadan ve öneminden söz ediyorum.

Peki uzman hekimler bu konuda ne diyor?

İşte bir örnek:

‘Her gün giderek daha zorlu metinler okumak, beyin yapımız ve işlevleri üzerinde bilişsel esneklik, nöroplastisite ve entelektüel kapasite bakımından olumlu etkiler sağlar.

Zorlu okuma etkinlikleri, beynin dil işleme merkezlerinde daha karmaşık sözcük, cümle yapısı ve kavramlarla başa çıkma kapasitesini artırdığından, nöral bağlantıların güçlenmesine ve daha etkin bir iletişim ağı oluşmasına katkıda bulunur.

Bu süreçte, prefrontal korteks gibi üst düzey bilişsel işlevlerden sorumlu alanlar daha verimli çalışır, belleği destekleyen hipokampusa yeni bilgiler aktarılır ve anlamlandırma, çıkarım yapma, eleştirel düşünme gibi beceriler gelişir.

Sonuç olarak, her gün biraz daha zorlayıcı bir okuma deneyimi, beynin bilişsel performansını ve zihinsel dayanıklılığını bilimsel açıdan güçlendirici bir etkiye sahiptir.’

Bu satırları okuyunca, kafam karıştı.

Ne denileni de anlamadım…

Bir doktor bana bunları söyleyip, derdime derman bulduğunu söylerse, ‘Hadi canım sende!’ deyip yanından uzaklaşırım.

Bu anlatım bir farkındalık mı?

Ya da ‘Zihinsel gelişimin’ tıp dilinde anlatımı mı?

Okuma alışkanlığını bile unutturur benim gibilere…

‘Beyin eksersizleri’ var, acaba bu konuya eğilirsem, yazılanları anlayabilir miyim?

Düşünüyorum, ben bu hale nasıl geldim, düştüm…

Çünkü algılama zorluğu çekiyorum…

Umarım sizler benim gibi değilsinizdir.

*- ACI VEREN

İnsana acı veren, yaşanan olayların kendisi değil, o olaylara yüklediği anlamlardır.

Kişi, dış etkenleri yorumlarken kendi inançlarını, beklentilerini ve geçmiş deneyimlerini bir filtre gibi kullanır; işte bu zihinsel süreç, acının kaynağı haline gelir.

Eğer düşüncelerimizi gözlemleyip onlarla sağlıklı bir şekilde baş etmeyi öğrenirsek, olayların üzerimizdeki olumsuz etkisini azaltabilir, acıyı azaltan yeni bir bakış açısı geliştirebiliriz.

*- KİMSE BİLMİYORDU

‘Titanik Faciasını’ bilmeyenimiz yok gibi.

Ama ‘Titanik’ sandığınız gibi batmadı!

Hikaye sadece bir buzdağından ibaret değil; insan hatası, dikkate alınmayan uyarılar ve felaketle sonuçlanan kararlardan da bahsediyor.

İşte 'batmaz' gemiyi gerçekten batıran gerçek!?

Gövdeyi bir arada tutan zayıf demir perçinler de dahil olmak üzere ucuz malzemeler kullanıldı.

Uzmanlar daha sonra perçinlerin basınç altında büküldüğünü ve geminin buzdağına çarptığında fermuar gibi açıldığını keşfettiler.

Yani; Titanik, kırılgandı ve bunu kimse bilmiyordu.

*- GÖZCÜLERİN DÜRBÜNÜ YOKTU

Titanik, 14 Nisan'da önünde buzdağları olduğuna dair 6 ayrı uyarı aldı.

Bölgedeki gemiler dikkatli olunması çağrısında bulundu.

Ama Kaptan Edward Smith yavaşlamadı.

Bunun yerine Titanic'i neredeyse tam hızda ilerletmeye devam etti.

Neden?

Çünkü New York'a erken ulaşmak Titanic'in şimdiye kadar inşa edilmiş en muhteşem gemi ününü pekiştirecekti.

Ancak geminin gözcülerinin başka bir sorunu daha vardı:

Dürbünleri yoktu!

Dürbünlerinin bulunduğu anahtar kutusu kilitli ve erişilemez halde bırakıldı.

*- FACİAYA 500 METRE KALMIŞTI

Buz dağını gördüklerinde, buz dağından yalnızca 500 metre uzaktaydılar.

O anda karar verildi:

Gemiyi döndürmek.

İronik olan, buzdağından kaçınma çabasının en büyük hasara yol açmasıdır.

Gemiye doğrudan çarpmak yerine, buzdağı geminin bir veya iki bölmesine zarar verecek şekilde yan tarafa çarptı ve 6 bölmeyi delerek geminin kaderini belirledi.

Titanik sadece buz dağı tarafından batırılmadı.

Bir dizi insan tercihi ve hatası sonucu battı.

*- YARDIM ÇIĞLIKLARI

Titanik'te gemideki insanların yarısından biraz fazlası için ‘acil durum botu’ vardı.

Alan darlığından değil, daha fazlasına yer vardı, ancak çok fazla cankurtaran botunun ‘estetiği bozmasından’ dolayı.

Can kurtarma botları suya indirildiğinde yarı boştu.

Felakete hazırlıksız yakalanan mürettebat, tahliyeyi nasıl organize edeceğini bilmiyordu.

65 kişilik filikalar 12 veya 20 kişiyle kaldırıldı.

Gemi dondurucu Atlantik sularına doğru yan yatınca yolcular yardım çığlıkları atıyordu.

O gece 1.500'den fazla insan öldü; bunun sebebi yeterli sayıda cankurtaran botunun olmaması değil, planlayıcıların kibrinin kör olmasıydı.

Titanik battığında boğulanlar sadece yolcular değildi; geminin sahibi olan White Star Line şirketinin itibarı da battı.

*- GERÇEK ŞÖYLE

Kendilerini korumak için trajediyi küçümsediler.

- Hayatta kalanların ifadeleri reddedildi.

- Soruşturmalarda insan hatasına yer verilmemesi sağlandı.

- Dünyaya buzdağının sorumlu olduğu söylendi, sanki felaket kaçınılmazmış gibi.

Ancak gerçek enkazla birlikte ortaya çıktı:

Titanik batmak zorunda değildi.

İnsanın egosu, açgözlülüğü ve gururu, önümüzdeki tehlikeyi görmeyi reddettiği için battı.

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...