AYLIKLA KİRA BİLE ÖDENEMİYOR
Köşe Yazısı

AYLIKLA KİRA BİLE ÖDENEMİYOR

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
05 Mar 2025 16 dk okuma 180

*- GÖZYAŞI ÇARE DEĞİL! İçim yanıyor, neredeyse her gün duyduğum, ‘üçüncü sayfa’ adı verilen haberlerden. Adam, kendi canına kıyıyor, ekonomik sıkıntısı yüzünden. Bununla kalmıyor, sevgili karısını, üç çocuğunu da bu dünyadan ayırıyor. Aklım almıyor. Gözyaşımı tutamıyorum. Neymiş? Kentsel dönüşüm için müteahhit 1,5 milyon lira istemiş. Cebinde neredeyse bu işe ayıracak beş kuruşu bile yok ki! Nereden, nasıl bulacak? Aksi takdirde ev başına yıkılacak! Çareyi, çaresizlikle arıyor! Ya

*- AYLIKLA KİRA BİLE ÖDENEMİYOR

İnşaat maliyetlerindeki artışlar, konut satış ücretlerinin yüksekliği, üretilen konutların belli bir gelir grubuna yönelik olması konut krizini derinleştirdi. Günümüz küresel ekonomisinde konut bir birikim aracı olarak ön plana çıkarken barınma ikinci plana atılmış durumda.

Konut bir finansal araca dönüştü.

Uluslararası verilere göre ödenen kira, hane gelirinin yüzde 30’unu geçmemelidir.

Ama insanlar aylık gelirleriyle bile kira ödeyemiyor.

*- NEYMİŞ EFENDİM

Barınma hakkı en temel insan hakkıdır.

Konut hakkı, Birleşmiş Milletler Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nde Ekonomik Sosyal Kültürel Haklar Sözleşmesi’nde ifade edilmiş.  Anayasamızda da Konut Hakkı başlıklı 57’nci maddede ‘Devlet, şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten planlama çerçevesinde konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır, ayrıca toplu konut teşebbüslerini destekler’ denmiştir.

Neymiş efendim:

Barınma hakkı, insanların güvenli, sağlıklı ve istikrarlı bir konutta yaşama hakkıdır.

Bu hak, Birleşmiş Milletler'in İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nde de yer almakta ve herkesin insana yakışır bir yaşam standardına sahip olmasını amaçlamaktadır.

*- AYNI ZAMANDA

Barınma hakkı, yalnızca bir çatı altına sahip olmayı değil, aynı zamanda sağlıklı, güvenli ve herkes için erişilebilir bir ortamda yaşamayı da içerir.

Bilmem yetkililere anlatabildim mi, bizi yönetmeleri için oy verdiğimiz, sorunlarımızı çözmek için işbaşı yapanlara…

Açık ve net;

Özellikle son zamanlarda çok daha belirgin bir şekilde yaşadığımız konut krizini gidermek için mutlaka bir adım atılmalı.

Başka türlü ne enflasyon düşer, ne de üçüncü sayfa haberleri yok denecek kadar azalır.

Hayat böylece daha kolaylaşır, huzur ve mutluluk ile birlikte güven de artar.

Önemli olan adımı atmak!

Bu kararı vermek şart, mağdur durumda olan insanlarımızın sorunlarını gidermek için.

Bu sorunu devlet ve belediyeler el ele vererek çözebilir, başka türlüsü zor görünüyor.

Sorunu çözenler var mı?

İddiaya göre, İzmirliler kiradan bile düşük bedelle ev sahibi olacak!

Yine iddiaya göre; İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden Türkiye’ye örnek sosyal konut projesi nasıl oluyor?

*- 25 BİN SOSYAL KONUT

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın adaylık sürecindeki vaatlerinden 25 bin sosyal konut projesinin ilk ayağı olacak ‘Egeşehir Menemen Konutları’nın tanıtımı yapıldı.

Menemen’in Koyundere Mahallesi’nde 3 bin 100 konutun inşa edileceği proje büyük heyecan yarattı.

Geniş peyzaj bölümleri, güvenli oyun parkları, spor ve kültür alanları, doğa dostu yapılar ve modern altyapı ile tasarlanan yeni yaşam merkezi, 120 ay vade ve 15 binden başlayan taksitlerle hayalleri gerçeğe dönüştürecek.

Başvuru için herhangi bir önkoşul bulunmuyor.

Mayıs 2025’te temelin atılması, Mayıs 2027’de ise anahtar teslimi hedefleniyor.

Proje, ödeme kolaylığı ile dikkat çekiyor.

1+1 daireler 15 bin TL’den, 2+1 daireler 22 bin TL’den, 3+1 daireler ise 28 bin TL’den başlayan taksitlerle satışa sunulacak.

Asgari ücrete endeksli finans modeli projenin temelini oluşturuyor. Vatandaşa birinci olarak “peşin ödemelerde yüzde 10 indirim”, ikinci olarak “yüzde 30 peşinat – 120 ay vade”, üçüncü olarak “yüzde 20 peşinat - 4 ara ödeme - 120 ay vade” şeklinde üç farklı ödeme seçeneği sunuluyor.

Taksitli ödemelerde defaten toplu ödeme yapıldığı takdirde kolaylıklar da sağlanacak.

*- ARSAYI SATMAK YERİNE DEĞERLENDİRMEK

Büyükşehir Belediyesi’ne ait arsayı satmak yerine halkın yararına kullanmayı seçtiklerini belirten Tugay, konutta sürdürülebilir finansman modelinin yeni konutların yapımı için kaynak oluşturabileceğini söyledi. Alanda deprem riski açısından her türlü çalışmanın yapıldığını da belirten Tugay, projenin devamı için “30 ilçemizde buna benzer projeler yapacağımızı söylemek isterim. En az 10 ilçemizde benzer rezerv alan üzerinden çalışmalar devam ediyor.

Sadece metropol değil. Şehrin her alanında sağlıklı ve dengeli, çevreyle uyumlu yaşam alanları oluşturmayı planlıyoruz. Hiçbir bölgemizi dışarda bırakmayacağız.

Altyapı, trafik, ulaşım ve kentsel dönüşümü çok önemsiyoruz. İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak bu hedeflerle ilgili somut ve tarihi adımlar atacağımıza inanıyorum” ifadelerini kullandı

*- KAYNAKLARIN KULLANILMA ŞEKLİ

Kamunun kaynaklarının belirli bir azınlığın servetini büyütmek için kullanılmasını eleştiren Başkan Tugay, bunun en somut örneğinin de Kur Korumalı Mevduat (KKM) olduğunu belirtti.

Sadece iki yılda bu sistem için Hazine ve Merkez Bankası’ndan tam 48 milyar dolar ödendiğini vurgulayan Tugay, ‘Bu paranın büyük kısmı, zaten zengin olan küçük bir azınlığın cebine aktarıldı.

Oysa bu 48 milyar dolarla 972 bin sosyal konut inşa edebilirdik.

3 milyondan fazla vatandaşımızı güvenli ve nitelikli konut sahibi yapabilirdik. 

Ama bu tercih edilmedi.

Konuta bir insan hakkı olarak değil, bir yatırım ve rant aracı olarak bakılıyor’ şeklinde konuştu.

*- KİLODA DA AVRUPA’YI GEÇTİK

4 Mart Dünya Obezite Günü…

Obezite görülme sıklığı,Türkiye'de yüzde 30'un üzerine çıkmış.

Böylece;

Avrupa kıtasındaki en kilolu ülke konumuna gelmiş olduk.

Türkiye’de bir tek İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı başlı başına önemli bir hastane var.

Birkaç kez, devlet, daha doğrusu Hükümetler Belediye’nin ‘Eşrefpaşa’ isimli bu hastanesine, halkın ifadesiyle ‘çöreklenmek’ istenmiş ama büyük tepki üzerine geri adım atılmış,

İşte bu belediye hastanesine, başvuran bin kişi, yedi ay önce kurulan bu Obezite Polikliniği’nde görevli Uzm. Dr. Hümeyra Amuca ve ekibi sayesinde normal yaşama döndürülmüş.

Yetişkin kadınlarda obezite sıklığı erkeklerden belirgin olarak daha yüksek.

Özellikle ekonomik olarak daha az gelişmiş ve eğitim seviyesinin daha düşük olduğu bölgelerdeki kadınlar obezite açısından daha riskli durumda bulunuyor ve görülüyor.

Aşırı ve yanlış beslenme ve fiziksel aktivite yetersizliği gibi etmenlerin obezitenin en önemli nedenleri olarak kabul ediliyor.

Bu faktörlerin yanı sıra genetik, çevresel, nörolojik, fizyolojik, biyokimyasal, sosyo-kültürel ve psikolojik pek çok faktörün birbiri ile ilişkili olarak obezite oluşumuna neden oluyor.

Obezitenin önlenmesi için obeziteye neden olan bu faktörlerin ortadan kaldırılması ya da tedavisi önemli.

Şunu da paylaşayım:

Cerrahi kararı önce yapılması gerekenlere gelince, hastaya obezite tedavisi konusunda deneyimli bir ekip tarafından yeterli bir süre beslenme tedavisi, fiziksel aktivite artışı, bilişsel davranışçı yaklaşım gibi sağlıklı yaşam biçimi yönetimi ve farmakolojik tedavi uygulanmalıdır.

En az 6 ay süren bu yaklaşımla yeterli kilo veremeyen veya daha önce verdiği kiloyu muhafaza edemeyen hastalarda bariyatrik cerrahi düşünülebilir.

Ancak pek çok obeziteli bireyin yaşamında kilo verme ve geri alma deneyimleri olduğunu da unutmamak gerekir.

Bu nedenle, hastaların geçmiş kilo verme öyküleri ve daha önce denedikleri yöntemler iyi sorgulanmalı, yeni bir kilo verme girişimine başlamadan önce geçmişte başarısızlığa neden olan faktörlerin tespit edilmesine çalışılmalıdır.

Poliklinik, yapılan tetkikler ve boy, kilo, tansiyon ölçümlerinin ardından hastalarının diyetisyen kontrolünde fazla kilolarından kurtulmalarını sağlıyor.

*-  HİKAYE İŞTE!

Rivayet olunur ki; Ödemişte yol yapımımı için uğraşan mühendisler Kel Dağda öyle bir yere gelmişler ki tıkanmışlar, yolu nereden devam ettirecekleri konusunda kararsız kalmışlar.

Oralarda keçi otlatan bir Yörük, bir haftadır hiç çalışma yapılmamasını merak etmiş ve Karayolları ekibinin yanına varmış;

- Hayrola hemşerim. Bir haftadan kelli iş yürütmüyorsunuz?

- Yok çoban kardeş, ‘yolu nerden devam edeceğimiz konusunda’ teknik araştırma yapıyoruz.

Toprak ve kaya örnekleri gönderdik. Tahlillerden sonra planı işleteceğiz. Yörük, yüzünde alaycı bir gülümseme ile  ‘Bundan kolay ne var? Toz kireç varsa, ben size hallederim!”

Tahlil sonuçlarını beklemekten canları sıkılan mühendisler. Eğlence bulmanın sevinciyle, ‘Olmaz mı elbette var. Peki ne yapacaz?’ diye sorarlar.

- Şimdi bu kireç çuvalını benim eşeğe yüklücez. Dabanından da delecez. Eşeğe ‘deh’ dedinnen. Hayvan en sağlam, en güzel güzergâhı bilir ordan gider.

Eşek sağlam olmayan yere basmaz.

Kireç ardından döküldükçe, sizde yolu o ize göre yaparsınız!

Mühendisler Yörüğe kireç çuvalını vermiş ve onun çuvalı eşeğe yükleyip, dehlemesini eğlenerek izlemişler.

Lakin 3 gün sonra istedikleri tahlil sonuçları geldiğinde şaşırıp, kalmışlar. Çünkü sonuç Yörüğün eşeğinin izinin aynı istikametini vermiş.

*- TELAŞIN SONU

Birkaç gün sonra Yörüğün keçi sürüsünü telaşlı telaşlı sürdüğünü görmüşler.

- Çoban Emmi nedir bu telaş?

- 3-4 saate varmaz şiddetli yağmur gelecek. Biran evvel kotaraya varmak dilerim.

Sizin de çadırlar aynı yerdeyse onları hemen sökün aha şu yan bayıra kurun.

Telef olmayın

Mühendisler gülmüş.

- Sen telaş etme Emmi.

Biz Meteorolojiden rapor aldık. Bir hafta yağış yok!

Yörük aynı telaşla hareket ederken, ‘Benden söylemesi arkadaşlar. Gayrısını siz bilirsiniz.’

Gerçekten 4 saat sonra, öyle bir yağmur kopmuş ki, sular seller olmuş. Mühendisler canlarını zor kurtarmış.

Çadırları, malzemelerini sel götürmüş.

Sabah olduğunda ölümden dönen iki mühendis ortak, kısacık istifa dilekçesi yazarak, vermişler;

‘Eşeğin yol, Keçi çobanı Yörüğün Meteoroloji mühendisi olduğu yerde bize lüzum yoktur!’

Tabii bu bir hikaye…

Hikayenin anlatımına ve mühendisler yetişinceye kadar köylünün kendince nasıl bir yol yordam bulduğunu anlatmak için uydurulmuş bir köy efsanesi…

*- BİLGE İNSAN, SUSUNCA?

Çok zamandır aklımdaydı!

Bir film şirketi, dağ başında bir düzlüğe kamp kurmuş.

Çekimler için hava durumunu takip etmeleri lazım.

Köylüler imdatlarına yetişmiş, ‘Siz tepedeki bilge insana gidin, o size her gün hava durumunu verir!’ demişler.

Bir iki denemeden sonra inanmışlar.

Güzel havada ‘Yağmur yağacak’ demiş, tahmini tutmuş…

Fırtınalı havada, ‘Öğleden sonra günlük güneşlik olacak!’ demiş, tutmuş…

Filmin çekim gününün sonuna gelinmiş…

Yine ‘bilge insan’ ziyaret edilmiş ve ‘Bizim için yarın çok önemli, hava nasıl olacak?’ diye sormuşlar..

Hayret!

‘Bilmiyorum!’ demiş…

Bir türlü kendisinden ‘olumlu’ ya da ‘olumsuz!’ yanıt alamamışlar.

Hediyeler, paralar önermişler…

Yok, yok, yok!...

Nedenini sorduklarında şu yanıtı almışlar:

‘Transistörlü radyom bozuldu, hava durumunu dinleyemedim!’

*- SADECE BİRKAÇ ÖRNEK

Kristof Kolomb Amerika'yı keşfe çıktığı ilk yolculuğunda 50 yaşını çoktan aşmış durumdaydı...

Pasteur kuduz asısını bulduğunda 60 yaşındaydı...

Mimar Sinan, Süleymaniye Camisini bitirdiğinde 70 yaşını geçmişti. Selimiye Camisini tamamladığında ise 86 olmuştu...

Galileo, ayın günlük ve aylık çizimlerini yaparken 73 yaşındaydı...

Charlie Chaplin, 76 yaşında film yönetmenliği yaparak hâlâ işinin başındaydı...

Goethe, en büyük eseri Faust'u ölümünden bir yıl önce, yani 82 yaşında bitirmişti. 83'dü...

Gençlik hayatın belli bir çağı ile ilgili değildir.

İnsan, kendine olan güveni derecesinde genç, şüphesi derecesinde yaşlıdır.

Cesareti derecesinde genç, korkuları derecesinde yaşlıdır.

Ümitleri derecesinde genç, ümitsizliği derecesinde yaşlıdır.

*- İNSAN NE ZAMAN İHTİYARDIR

Hiç kimse fazla yaşamış olmakla ihtiyarlamaz.

İnsanları ihtiyarlatan, ideallerinin gömülmesi, hedeflerinin olmamasıdır. Seneler cildi buruşturabilir.

Fakat heyecanların, ideallerin teslim edilmesi adeta ruhu buruşturur.

İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar, halbuki hedeflerine götüren yolu yürümedikçe yaşlanırlar.

İnsan ihtiyar olmaya karar verdiği gün ihtiyardır.

Güzelliği görme yeteneğini kaybetmeyen asla yaşlanmaz.

Tabiri caiz ise yaşlanmak bir dağa tırmanmak gibidir.

Çıktıkça yorgunluğunuz artar.

Nefesiniz daralır ancak görüş alanınız genişler.

Beynimiz yeni tecrübeler keşfettiği sürece insan genç sayılır...

*- NEYSE!

‘Neyse’ diye bir kelime bulmuşlar, her yere yakışıyor…

İnsan bazen tüm Kırgınlıklarını, öfkesini, kavgasını; bazen de koskoca bir ömrü, bir ‘neyse’ ye sığdırıyor…

Söyleyecek çok şey var ama, neysee…

*- RAMAZAN BİTMESE!

Celal Demir ‘usta’ Ramazan’ı çok güzel anlatmış.

Okuduktan sonra kendisine, kısa ve öz şu notu geçtim:

‘Teşekkürler, tebrikler!’

Şimdi Celal Ustanın yazısını paylaşayım:

‘Şu anda binlerce, on binlerce ve yüz binlerce gariban öyle zannediyorum ki, ‘Keşke, Ramazan hiç bitmese, keşke iftar çadırları hiç kalkmasa!’ diye dua ediyordur.

Çünkü mübarek Ramazan ayı başladığı günden beri Belediyelerin ve hayırseverlerin kurduğu iftar çadırlarının önünde uzayan kuyruklardan ve benzeri görülmemiş kalabalıklardan bunu anlamak mümkündür.

İstanbul’da hemen hemen bütün restoranlar sinek avlarken bu çadırların tıka basa dolması neyin göstergesidir?

Hadi bilin bakalım?..

Siz zannediyor musunuz ki; Adam iftar saatinde işinden çıkmış, evine gidene kadar o semtte kurulan iftar çadırında iftarını bir iki lokma ile açıyor, asıl yemeğini evinde ballı kaymaklı yiyecek diye!..

Geçin bunları!..

Bana kalırsa;

Bu; yoksulluğumuzun tırmanışa geçtiğinin bir göstergesidir,

Bu; ay sonunu zor getiren gariban işçimin, gariban emeklimin çaresizliğidir,

Bu; işini bilmeyen zavallı memurumun yerde taş bittiği halde okeye dönüşüdür…

Evinde mükellef bir iftar sofrası kurmaya yetecek parası olanın, iftar açmak için belediyenin ve hayırseverlerin kurduğu çadırlara koşacağı düşünülemeyeceğine göre, bunun başka bir izahını izah edecek bir babayiğit varsa çıksın karşıma…’

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...