AYDINLIKTAN KORKAN KOCA ADAMLAR
Köşe Yazısı

AYDINLIKTAN KORKAN KOCA ADAMLAR

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
17 May 2025 14 dk okuma 151

*- KOCAMAN ADAMLAR Platon’un hoşuma giden bir sözünü paylaşayım: ‘Karanlıktan korkan bir çocuk kolayla hoş görülebilir. Hayatı asıl trajedisi, koca adamların asıl aydınlıktan korkmasıdır!’ Çocuk ve büyük, daha doğrusu ‘aydınım’ diye geçinenlerin durumu böyle herhalde… Ne diyor, Muzaffer Tezel? “Ben ‘Türküm’ diye etnik bir vurgu yapıyorsam, bu benim hakkımdır. Bunu yaparım! Ama aynı zamanda ben, Türk milletinin parçası olarak Türküm. Türkiye’yi meydana getiren milletin bir parçası ola

*- KAHKAHA ve GÖZYAŞI DOLU

Fethiye’den Ramazan Akın söylüyor:

“Yaşlı bir adam geldi ve dedi ki;

‘Ben genç olmanın, ne demek olduğunu bilirim!

Yaşlılığın ne olduğunu sen bilemezsin.

Bir gün sen de aynı şeyleri söylüyor, olacaksın.”

Zaman gelip geçip gider ve hep bu hikaye anlatılır.

Ne diyelim?

Hatırlanması gereken günler olacaktır;

Kahkaha ve gözyaşı dolu…

Yazdan sonra, kış gelir ve yıllar böyle gider…

Peki ne yapmalı?

Hep birlikte müzik yapalım,

Sen ‘yeniyi’ ben ‘eskiyi’ çalar dinlerim.

Ramazan Akın şöyle de diyor;

‘Bana eski günlerim lazım, bir de bugünkü aklım…’  

Bu de klasik, standart değil mi?

Şimdi daha ileri yaşa gidelim;

90 yaşındaki bir kadından bize bir itiraf:

*-  YAŞLANMAK BİR AYRICALIKTIR

90 yaşına bastığında Regina Brett, ‘Hayatın bana öğrettiği 42 ders…’ diyor.

Aslında, hepimizin en az haftada bir kez okuması gereken bir metin.

Son satıra kadar içinizde yankılanmasına izin verin.

Regina Brett, 90 yaşında ve Cleveland, Ohio’dan, Plain Dealer gazetesi yazarı.

Yani boş birisi değil!

‘Yaşlanmanın bir ayrıcalık olduğunu kutlamak için bir gün hayatın bana öğrettiklerini yazdım:

42 ders.

Bu yazı, şimdiye kadar yazdığım en çok istenen yazı oldu.

Bugün, 90 yaşımın gururunu yaşarken, bu dersleri sizinle bir kez daha paylaşıyorum:”

1. Hayat adil değildir, ama yine de harikadır.

2. Tereddüt ediyorsanız, bir adım ileri atın.

3. Hayat çok kısa: her anın tadını çıkarın.

4. İşiniz, hastalandığınızda sizinle ilgilenmeyecek. Aileniz ve arkadaşlarınız ilgilenecek.

5. Kredi kartı borçlarınızı her ay kapatın.

6. Her tartışmayı kazanmak zorunda değilsiniz. Kendinize sadık kalın.

7. Biriyle birlikte ağlayın. Yalnız ağlamaktan daha iyileştiricidir.

8. İlk maaşınızdan itibaren emeklilik için tasarruf etmeye başlayın.

9. Söz konusu çikolata olduğunda, direnmek nafiledir.

10. Geçmişinizle barışın ki, bugününüzü mahvetmesin.

11. Çocuklarınızın sizi ağlarken görmesine izin verin. Bu bir zayıflık değildir.

12. Hayatınızı başkalarının hayatlarıyla kıyaslamayın. Onların yolculuğunu bilmiyorsunuz.

13. Bir ilişki gizli kalmak zorundaysa, o ilişkiye hiç başlamamak daha iyidir.

14. Derin nefes alın. Zihni sakinleştirir.

15. Gereksiz eşyalardan kurtulun. Dağınıklık sizi bin bir şekilde esir alır.

16. Sizi öldürmeyen şey, sizi güçlendirir.

17. Mutlu olmak için asla geç değildir. Bu sadece size bağlıdır.

18. Hayallerinizi takip ederken asla “hayır” cevabını kabul etmeyin.

19. Mumları yakın, güzel çarşafları serin, en güzel iç çamaşırlarınızı giyin.

Özel bir gün beklemeyin: bugün zaten özel.

20. En iyisine hazırlanın, sonra hayatın akışına bırakın.

21. Şimdiden sıradışı olun. Mor rengi giymek için beklemeyin.

22. En önemli cinsel organ beyindir.

23. Mutluluğunuzdan yalnızca siz sorumlusunuz.

24. Her felaketi şu şekilde çerçeveleyin: “Beş yıl sonra bunun bir önemi kalacak mı?”

25. Daima hayatı seçin.

26. Affedin, ama unutmayın.

27. Başkalarının sizin hakkınızdaki düşünceleri sizi ilgilendirmez.

28. Zaman neredeyse her şeyi iyileştirir. Zamana zaman verin.

29. Ne olursa olsun, her şey değişir.

İyisi de kötüsü de geçicidir.

30. Kendinizi fazla ciddiye almayın. Zaten kimse almıyor.

31. Mucizelere inanın.

32. Hayatı didik didik etmeyin. Yaşayın, tadını çıkarın.

33. Yaşlanmak, genç ölmekten kat kat iyidir.

34. Çocuklarınızın sadece bir çocukluğu olacak.

35. Sonunda önemli olan tek şey, verdiğiniz sevgi olacak.

36. Her gün dışarı çıkın. Her yerde mucizeler sizi bekliyor.

37. Herkes kendi sorunlarını bir yığın yapıp diğerlerininkini görseydi, kendi sorunlarını geri alırdı.

38. Kıskançlık zaman kaybıdır. Sahip olduklarınıza şükredin, sahip olmayı düşündüklerinize değil.

39. En iyisi henüz gelmedi…

40. Nasıl hissederseniz hissedin: kalkın, giyinin ve ortaya çıkın.

41. Hayata teslim olun.

42. Hayat her zaman şık bir kurdeleyle paketlenmemiştir…

Ama yine de bir hediyedir.

*- ÖDÜLÜ ALMADI

Medyada yer almadı…

Herhalde ‘reklamlardan’ etkilenmemek için…

Ben de, şirketin ismini vermeden yazıyorum, karşımda avukatları bulmamak için.

İngiltere’de yaşayan Avukat Sibel Özçelik, (D) grubunun ödülünü reddetti.

‘İngiltere’nin En İyi Hukukçu” ödülüne layık görünen Avukat Sibel Özçelik kabul etmediği ödül sonrası yaptığı açıklamada şunlara değindi.

‘Kuşkusuz ki yaptığımız işin birileri tarafından beğenilmesi, ödüle layık görülmesi çok önemli ve değerli.

Bu beğeni ve ödüller bundan sonraki çalışmalarınızda sizi daha bir besler ve motive eder.

Bu anlamda benim ve ekibimin bu ödüle layık görülmesinden büyük mutluluk duydum.

Ancak kişisel duygularımız; mutluluk, başarı, ödül, kariyer gibi kazanımlar nerde, ne zaman ve nasıl olduğuyla da ilgili oluyor çoğu zaman ya da olmalı.’

*- AÇLIK, YOKSULLUK, İŞSİZLİK

İngiltere’de yaşayan Avukat Sibel Özçelik, sonra, buradan hareketle, ‘Bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı da olarak; ülkemde yaşanan bunca olumsuzluk varken ve nedenleri orta yerde dururken’ diyerek ülkemizdeki son durumu ve ‘D’ grubunu irdeliyor.

Çoğumuzun bildiği bazı gerçekleri dillendiriyor.

İngiltere ve Avrupa’da serbest, ama ülkemizde bazı noktaları serbest olmayan, bazılarımızın karşı çıkabileceği konuları anlatıyor.

Avukat Sibel Özçelik, “Açlık, yoksulluk, işsizlik bunca yaygınlaştırılmış ve normalleştirilmişken; çocuk tacizleri, kadın cinayetleri, kadına yönelik şiddet günbegün artıyorken; böyle bir ödülü kabul etmem; siyasi, ahlaki ve vicdani olarak beni rahatsız edecektir.

Ödül veren (D) grubunun niteliği nedeniyle ve diğer tüm nedenlerle böyle bir ödülü kabul etmediğimi tüm kamuoyuyla paylaşmak isterim.

İngiltere’de yaşayan bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olarak benim için en büyük ödül; idealize ettiğimiz, herkes ve her kesim için demokratik, adil, laik, çağdaş ve sosyal bir hukuk devletinin topraklarımızda da hakim kılınmasıdır.

Hak ettiğimiz böyle bir ülke, böyle bir dünyaya olan özlem ve inançla…

Saygılarımla, Sibel Özçelik.” diyor.

*- SÖZDE DEĞİL, YÜREKTE!

Balkanlar ve Türkler konusunda hassasiyeti büyük olanlardan, Gazeteci Doğan Prepol, “11 Mayıs Sancak Boşnak Milli Bayrağı Günü’nü Ne Kadar Biliyoruz?” başlıklı bir makale yazmış.

‘Bir kimliğin, bir halkın sembolü olan bu gün neden sessiz geçiyor?’ diye soran Doğan Prepol, makalesini şöyle noktalıyor:

‘11 Mayıs Sancak Boşnak Milli Bayrağı Günü Kutlu olsun.

Ama sadece sözde değil, yürekte, eylemde kutlu olsun.”

Çok ama çok önemli bir tespit, anlayanlar için.

*- VAROLUŞLARI

Sancak Bölgesi'nde yaşayan Boşnaklar için 11 Mayıs tarihi büyük bir anlam taşır.

Bu tarih, 1991 yılında Novi Pazar’da Sancak Müslüman Ulusal Konseyi’nin kurulmasıyla birlikte, Sancaklı Boşnakların kimliğini ve birlik ruhunu simgeleyen bir dönüm noktasıdır.

2005 yılında ise bu gün resmî olarak ‘Sancak Boşnak Milli Bayrağı Günü’’ ilan edilmiştir.

Ancak akıllara şu soru takılıyor:

Bu kadar önemli bir gün, Türkiye’deki Boşnaklar tarafından ne kadar biliniyor ve kutlanıyor?

Türkiye'de faaliyet gösteren Boşnak dernekleri ve federasyonları arasında bu günü hatırlayan, etkinlik düzenleyen kaç STK var?

Bu sadece bir bayrak günü değil; bir halkın varoluş sembolüdür.

*- TARİHA BAKARSAK

Sancak’ın tarihi, Osmanlı'nın Avrupa’daki son sancağı olarak taşıdığı önemi bize hatırlatır.

Sancak toprakları, Osmanlı'nın son dönemlerinde Bosna Hersek ve Kosova arasında bölünmüş olsa da Boşnak kimliği bu topraklarda hep diri kalmıştır.

Bugün de Sırbistan ve Karadağ sınırları içinde bulunan ‘Sancak Bölgesi’nde yaşayan Boşnaklar, Boşnak Ulusal Konseyi çatısı altında temsil edilmekte ve bu konsey, Sancaklı Boşnakların en yüksek temsiliyet organıdır.

1991’de ’Sancak Müslüman Ulusal Konseyi’ adıyla kurulan bu yapı, 2003 sonrası ‘Boşnak Ulusal Konseyi’ adını almıştır.

Boşnakların millî marşı ’Ja Sin Sam Tvoj’ (Ben Senin Oğlunum), aidiyet duygusunun güçlü bir ifadesidir.

Türkiye’de yaşayan Boşnakların önemli bir bölümü bu günü bilmemektedir.

Aynı durum 11 Temmuz Srebrenitca Anma Günü ve 20 Kasım Sancak Günü için de geçerlidir.”

Boşnak dostlarımıza ve Balkan Türkleri ve Balkanlar sayesinde siyasette ve ticarette var olanlara ben de duyuruyorum.

*- SINIR TAŞLARI

Sınır taşları insanlığın yerleşik hayata geçtiği zamanlardan beri var olan bir kavram.

Özellikle mülkiyetin sınırlarını belirleyen, bir kişi veya topluluğun hüküm süreceği alanları belirleyen yine diğer kişi ve toplumlarda bir uyarı niteliğinde olan bu kavram ülkelerce de hala kullanılan bir ritüel…

Bunlardan biri de Türkiye- Gürcistan sınırında Çıldır Öncül (Karostav) Köyü arazisi içinde bulunan ülkemize ait sınır taşı!

Taş üzerindeki ‘kılıç ve zeytin’ figürlerinin oldukça ilginç bir anlamı var. Buna göre Türk hudutlarını kesin bir şekilde belirten bu taş diğer ülkeler için ilk olarak ‘bu taştan ötesi Türk toprağı, adımlarını ona göre at’ anlamını taşıyor.

*- ANLAMI ÇOK BÜYÜK

Diğer yandan Kılıç, ‘topraklarım için amansız bir savaşa hazırım’ anlamı taşırken kılıca sarılı zeytin ise ‘Ancak sınırlarıma saygı gösterirsen seninle barış içinde yaşarım’ anlamı taşıyor.

Sınır namustur.

‘Misak-ı Milli sınırları içerisinde vatan bir bütündür, bölünemez!’

İnsanın gözü yaşlanıyor bu gibi kavramlarda.

Ben de, devlet eliyle kadastronun belirlediği tarla/bahçe sınır taşlarını çok gördüm, ulusal sınır taşını ilk kez görmüş oldum.

Bunun için Melih Dizdaroğlu’na teşekkür ediyorum.

*- ASİL TÜRK MİLLETİNİN

Uzman Tarih Öğretmeni Engin Pala, bir anısını anlatıyor:

“Sınır askerinin tekmili de efsanedir hocam.

Üniversite de ‘20.yy Türkiye’ dersini emekli Tümgeneral Ali İhsan Güncihan hocamız işlerdi.

‘Sizi Yunan sınırına götüreceğim, sınır nedir orada öğreneceksiniz!’ demişti.

‘Engin şimdi nöbet kulesine tırman bakalım!’ dedi.

Tabi ben emri aldım, kuleye tırmanıyorum;

Son kata gelip ayağım zemine bastığı gibi asker başladı:

‘Asil Türk milletinin namus ve şerefini, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü korumakla görevli jandarma çavuşuyum.

Gözüm sınır bölgemde, kulağım komutan da, vatan ve millet uğruna seve seve can vermeye hazırım komutanım... ‘

Gözü sınırdaydı ve bana arkası dönüktü…”

Bazılarına kapak olması dileğiyle Engin Pala Öğretmenimizin anısını paylaştım.

*- 50 BEBEK!

Şimdi de meraklı bir konu!

‘50 bebek bir odaya kapatılıp büyütülürse hangi dili konuşur?’ sorusunun yanıtını öğrenelim;

Bu soru yıllar önce yanıt aramaya başlamış ve kan donduran deneylerin yapılmasına neden olmuştu.

Bu deneylerden biri de 2. Frederick 'e ait.

Frederick; bu sorunun yanıtını öğrenmek için tam 50 bebeği ailesinden ayırıp bir odaya kapattırmış ve bu sorunun yanıtını aramıştı.

Ancak yapılan bu deneyin sonucunda hiç beklenmeyen bir sonuç çıktı.

Sonuç ne mi?

İşte yanıtı.

*- ‘SEVGİ’ İLE BAĞLANTILI

Bazı kaynaklara göre; dış dünyayla hiç teması olmayan bir yere kapatılmış bebeğin büyüyünce söylediği ilk kelimenin frigcede ‘ekmek’ olduğu efsanesine inanmayan Frederick bunu bir de kendi denemeye karar vermiş.

Bunun üzerine ise 50 bebeği ailesinden ayırıp bir odaya kapatmış.

Frederick'in beklentisi bebeklerin ilk olarak İbranice konuşmaları olsa da hiç beklemediği bir sonuçla karşılaşmış.

Bebeklerin yalnızca besin ihtiyacının karşılanması için bakıcılar görevlendirildi.

Ancak en önemli husus şuydu ki, bakıcıların bebeklerle herhangi bir şekilde iletişim kurması katiyyen yasaktı.

Öyle de oldu; bakıcılar bebeklere mamalarını verdi, altlarını değiştirdi ve asla göz teması dahi kurmadı.

Acımasız deney sonucunda bebeklerin hangi dili konuştuğu ise hiç öğrenilemedi.

Çünkü bebekler, 4 ay sonunda hayatını kaybetti.

Bebekler; sevgi görmedikleri için beyinlerindeki ‘Hipokampus Merkezi’ bu dünyada istenmediklerinin sinyalini verdi.

Bu deney sonucunda dillerin kökeni öğrenilemedi ama insanoğlunun hayatta en muhtaç olduğu şeyin ‘sevgi’ ve ilgi olduğu öğrenildi...

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...