ATATÜRKÇÜ İMAM MEHMET HOCA
*- ATATÜRKÇÜ İMAMIN SELAMI Akşam Bornova’dan bir telefon aldım. Emine E. Elat, Bornova Küçükpark’taki Yeni Cami’nin emekli İmamı Mehmet Hoca’dan selam iletti.
Bir Bornovalının mevlidinde Mehmet Hoca, benden laf açmış ve ısrarla
selamını iletmemi istemiş Emine Elat’a…
O da ‘Selam üstümde kalmasın!’ diyerek telefona sarılmış…
Selam alan ve getirenler sağ olsun…
Bornova’nın yerlileri hep böyle…
Mutluluk bu olsa, her halde…
Şunu da söyleyeyim;
Mehmet Hoca gençliğinde, İstanbul’da dini eğitimini aldıktan sonra
İzmir’e Bornova’ya tayini çıkmış.
Tam laik ve Atatüürkçü Aydın imamlarımızdandır.
İnanın, dini olduğu gibi her konuda çok Müftü olacak kadar bilgilidir.
Hain Fetullah Gülen, Bornova Büyük Camide Cuma vaazlarını verip örgüt
kurarken, Mehmet Hocayı kesinlikle kendi grubuna çekememiştir.
Arkasında huşu içinde namaz kılardınız.
Bütün Bornovalıları, muhtarlardan iyi tanıdığını da söyleyebilirim.
Bunları yazarken, ‘Yerli’ sözcüğü aklıma ne getirdi?
Anlatayım:
*-İSTANBUL’DA KAYBOLAN SEMT: TAŞKASAP
Şimdi bir dostun ağzından dinleyelim, daha doğrusu yazdıklarını okuyalım:
“1940’lı yılların İstanbul’unun bir özelliği de şehirde sebze ekilen
bostanlardı.
Taşkasap’ta kendisini “Ben Rum gâvuru değilim, Arnavut gâvuruyum” diye
tanıtan hoş meşrep Todori Amca’nın bostanı ünlüydü.
Mevsim başında İstanbul dışından gelen ve ‘turfanda’ denilen sebze ve
meyveler, yaz ortasından itibaren İstanbul içindeki bostanlardan
karşılanırdı ve bunlara ‘yerli’ denirdi. Anneler, “Yerliler bir çıksa
da bu pahalı ve lezzetsiz meyve ve sebzelerden kurtulsak,” derlerdi.
*- BASTON AMBARI
Bugün her biri büyük bir şehir nüfusuna sahip İstanbul’un ilçeleri o
zaman tarım yapılan bostan alanlarıydı.
Mesela semtin pazarı olan cuma pazarında satıcılar Bayrampaşa’nın
enginarı, Vidos Çayırı’nın (bugünkü Güngören) bamyası, Beykoz’un
ayşekadın fasulyesi, Çengelköy’ün bademi, Samatya’nın marulu” diye
bağırarak mallarını satarlardı.
Aynen İzmir gibi;
İzmir’de de, ‘Bornova’nın bamyası, Kale’nin baklası, Balçova’nın
domatı, Buca’nın üzümü’ diye bağırılırdı.
Annem bana, ‘Git Todori Amca’nın Taşkasap’taki bostanından iki kilo
domates, bir kilo patlıcan al!’ derdi.
Güler yüzlü Todori Amca, bostanından gözümüzün önünde taze taze
domates ve patlıcan toplar, terazisinde tartar, bize verirdi.
*- SOKAK SATICILARI
Bugün için unutulan bir durum da sokak satıcıları idi.
Mesela bakkallarda yoğurt satılmazdı, yoğurt ‘Silivri’nin kaymaklı
yoğurdu!’ diye bağırarak geçen seyyar satıcılardan alınırdı.
Bu yoğurtlar çok lezzetli olurdu ama içine katkı malzemesi
katılmadığından özellikle yazın çabuk ekşirlerdi.
Kış aylarında ‘Vefa bozası, ekşi de var, tatlı da var’ diye bozacılar
sokakları doldururdu. Biz çocukların çok hoşuna giden bir seyyar
satıcı grubu ise ‘seyyar muhallebiciler’ idi. Tertemiz, dört
tekerlekli küçük arabalarında ‘Bici, bici, muhallebici’ diye
dolaşırlar ve 10 kuruşa, üstlerine pudra şekeri ve gülsuyu döktükleri
muhallebileri satarlardı.
Yazın onların yerini seyyar dondurmacılar alırdı. Limonlu, vişneli,
çikolatalı ve sade dondurmaları külahlara koyup satarlardı.
Bir seyyar satıcı tipi de gazete müvezzileri idi.
Her evin istediği gazeteyi erken saatte ev ev dolaşarak getirirlerdi…
Yine geleyim İzmir’e;
Bornova’da ise müvezzi Naci ile büfeci Ali günlük İzmir gazeteleri ile
bir gün önceki ancak gelen İstanbul gazetelerini satardı.
Bornova merkez otobüs durağının büfesini, çarşının göbeğinde
çalıştıran, bütün gazete ve dergileri bedava okuduğu için ‘alim’ gibi
olan Büfeci Ali ağabeyi, gençler ‘Ver bir akşam!’ diye kızdırırlar, o
da, ‘Bir akşam gazetesi verir misiniz?’ diye düzeltirdi.
Sokaklarda, 2,5 kuruşu tursu suyu ile salatalık tursusu, elma şekeri,
pamuk helva, renkli macuncular, dondurma, (sütsan) satıcılar ellerde
beş kuruşlar beklenirdi.
*- YENİ GRUBUM
Beşiktaşlılardan sonra şimdi de “Yedikule, Samatya semt dostları “
beni gruplarına aldılar.
Bülent Vursavaş da, bu arada bana bir fotoğraf gösterdi ve şunu anlattı:
“Doğduğumuz ev sağda, denizin kenarında, kayıklarımızın bulunduğu yer.
‘Yalıda doğduk’ desek kaç kişi inanır bilmem.
‘ Narlıkapıda-Samatyada yalı mı olur?’ derler.
Derler daha da bilmeyenler
‘Narlıkapıda deniz iskelesi olduğu ve sırasıyla Kumkapı, Yenikapı,
Samatya, Narlıkapı ve Makrıhori (Bakırköy) ve tey Ayastafanosa
(Yeşilköy) kadar şehir vapurları çalışırdı desem, ‘hade canım’
derler..
O zamanlar birisi ‘ben İstanbulluyum’ dese, İstanbul’un şehir içini
zikretmiş olurdu. Çünkü İstanbul Şehrinin dışındaki yerler İstanbul’un
köyleri idi.
Zaten isimlerinden de belliydi.
Zagit’e anlatmadım, belki bir gün anlatırım ve ‘Sen ne diyorsun,
büyüklerinden neler duydun?’ diye sorarım, şu günlerde gözüyle
ilgileniyormuş…
*- ADANA’NIN TARİHİNE YÜRÜDÜLER
Meslektaşım Çukurova’nın Sesi Remzi Yıldırım’ın emekleri ve duaları,
hayali yerine geliyor.
Bir zamanlar TRT’nin şef kameramanlarından Aytaç Şenel vardı, 1966’ya
kadar Adana gazetelerinde muhabir- foto muhabiri olarak çalışıyordu,
sonra TRT’ye girdi ve oradan emekli oldu, İzmir’e yerleşti, o günleri
anlatan bir kitap yazıyordu, bastırdı sanıyorum.
Bir gün bu renkli simayı da anlatırım.
Şimdi konuya geleyim:
Çukurova Sanat Kurulu tarafından düzenlenen “Tarih, Sanat ve Edebiyat
Gezisi”, Adana’nın tarihi kent merkezinde gerçekleştirildi.
Taşköprü’den başlayan ve Tepebağ Höyüğü, Abidin Paşa, Ulu Cami, Yağ
Cami ve Eski Vilayet çevresine kadar uzanan gezi, kentin geçmişine
ışık tutarken, Adanalıların kendi şehirlerinin tarihî değerlerini
yeniden keşfetmesine de imkân sağladı.
tarih yolculuğunda yaklaşık 30 tarihi yapının hikâyesi anlatıldı.
Tarihi kent merkezinin önemli duraklarının tek tek ziyaret edildiği
gezide, katılımcılara yalnızca yapıların mimari özellikleri değil, bu
yapıların Adana’nın geçmişindeki yeri ve taşıdığı hikâyeler de
*- ADANALI BİLE BİLMİYOR
Çalışmanın yıllardır arzulanan bir düşüncenin somutlaşması açısından
önemli olduğunu belirten konuşmacılar, Adana Tarihi Kent Merkezi’nin
daha fazla tanıtılması ve bu tür çalışmaların yaygınlaştırılması
gerektiğine dikkat çektiler.
Adana’nın tarihi kent merkezinin çok sayıda kişinin, hatta
Adanalıların önemli bir bölümünün yeterince tanımadığı değerleri
barındırdığına dikkat çekenler, düzenlenen gezinin bu açıdan önemli
bir başlangıç olduğunu ifade ettiler.
Yaklaşık 30 yapının hikâyesi katılımcılara aktarıldı.
Adana’nın tarihi kent merkezinde gezilecek ve anlatılacak daha pek çok
noktanın bulunduğu, gerçekleştirilen rotanın aslında büyük bir tarihi
mirasın küçük bir bölümünü kapsadığı da konuşuldu.
Adana’nın yalnız mimari mirasının değil; edebiyatının, sanatının,
sinemasının, sporunun ve kente değer katan bütün önemli isim ve
unsurlarının da bu çalışmalar içerisinde ele alınması gerektiğine
dikkat çekildi.
*- RAMAZANOĞLU MİRASINA DA DİKKAT ÇEKİLDİ
Tarih yürüyüşünde Adana’nın tarihî kimliğinin önemli unsurlarından
biri olan Ramazanoğlu ailesinin bıraktığı miras da ele alındı.
Adana’nın merkezindeki tarihî yapıların birbirinden bağımsız
düşünülmemesi gerektiğine dikkat çekilirken, yapıların ve mahallelerin
bir bütün olarak değerlendirilmesinin kentin geçmişini anlamak
açısından önemli olduğu vurgulandı.
Tepebağ bölgesindeki tarihî sokakların, eski yapıların ve kent
dokusunun yalnızca geçmişin izlerini taşıyan mekânlar olmadığı; aynı
zamanda Adana’nın sosyal, kültürel ve mimari hafızasının önemli
parçaları olduğu anlatıldı.
*- KEYİF ALMAK
‘İnsan bilmediği şeyden zevk almaz, bildiği şeyden zevk alabilir.’
Diyen Remzi Yıldırım, bu anlayışla Adana’nın eski mahallelerinin,
tarihi yapılarının ve geçmişten bugüne taşıdığı kültürel mirasın yeni
kuşaklara aktarılması gerektiği vurgulandı.
Çukurova Sanat Kurulu’nun gerçekleştirdiği tarih gezisi, Adana’nın
geçmişine sahip çıkılması ve kent belleğinin gelecek kuşaklara
aktarılması açısından dikkat çekici bir çalışma olarak değerlendiren
Remzi Yıldırım, “Tarih, sanat ve edebiyatı aynı çatı altında
buluşturan etkinlik, Adana’nın yalnızca bugünün değil, yüzyıllar
boyunca biriktirdiği büyük bir kültürel mirasın da şehri olduğunu bir
kez daha ortaya koydu.” Dedi.
*-
Yorumlar yükleniyor...