ATATÜRK TÜRKİYESİ'NİN DİPLOMASİ ZAFERİ
Köşe Yazısı

ATATÜRK TÜRKİYESİ'NİN DİPLOMASİ ZAFERİ

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
23 Jul 2025 11 dk okuma 155

*- HER GEÇEN GÜN Aklım bir türlü almıyor… Halâ Gazi Mustafa Kemal Atatürk için laf söyleyenler, ya da tarihten bi haberler, yalan yanlış fikir ve görüşlerle Büyük Devlet Adamı İsmet İnönü’ye atfen uyduruk haberler yayarak dolaylı yönden Gazi’ye laf atmak istiyorlar. Kurucumuz ve kurtarıcımız ve mücadeleci arkadaşlarının değerini şimdi çok daha iyi anlıyoruz. 20 Temmuz 1936 – Atatürk Türkiyesi’nin diplomasi zaferlerinden biri daha tarihe kazındı. Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı. Art

*- YALANCILAR

Avukat Gülçin Yapıcı,  hayvan sever Ayşe Hanım’ın ‘acı veren’ bir fotoğrafını paylaşmış sonra da şu gözlemini yazmış:

“Gerçekte paylaşımları beğeni için yaptığınızı artık anlıyorum, çoğunun hayvan umrunda değil!

Bu kedi köpek paylaşımından sonra, bu iki hayvancayız beraber zehirlenmiş bulundu, öldüler…

Haberiniz var mı?

Ya da umrunda mı insanların?”

Bu görüşe katılıyorum…

Hiç kimse, bir kuruşluk menfaati yoksa, kesinlikle kılını bile kıpırdatmıyor.

Ama ‘alkış’ almak istiyor, ya da kendince bir beklentisi oluyor…

Siz görüyor musunuz, hayvanlara bırakın karınlarını doyuracak mama alanları?

Bunu da geçtim, kapısının önüne bir tas içinde su koyanı?

Bunlar nedir insanlar…

Zaten su ve mama verenlere, sözde ‘Hayvan severim!’ diyenler bile karşı..

Başımıza kedi ve köpekleri musallat ediyor, diye aralarında şikayet ediyorlar.

*- MİDİLLİ’YE GEÇMİŞ…

Ali Güreli çevresi çok fazla olan bir ‘Körfez Çocuğu!’

Bence gerçek entel…

Bence yalnız Zeytin ve zeytincinin değil, üreticinin olduğu kadar politikacıların sorunlarını da çok iyi bilen ve değerlendiren bir üstat.

Biz hep yöneticilere de giydiririz ya, onların haklarını da, onlardan iyi bilen ender kişilerden biri…

Haklı mı, haksız mı?

Sorun, konuyu öyle bir noktadan alır ki, inceliği hemen fark edersiniz.

İşti bu Ali Güreli, ‘Hafta sonu bu yaz en moda olan şeyi yap'mak için (Ayvalık’la Midilli lokanta/ meyhane fiyatlarını karşılaştırmak) için Midilliye geçtim’ diyerek anlatıyor:

*- KAMERAYI GÖRÜNCE

“Lokantaya geçip bir sürü şey sipariş edip, elde kamera yakın çekim yapıp, bir taraftan da lokanta sahibine;

‘Şu kaç Euro, bu kaç Euro?’ demeye başlayınca, adam, ‘Bunları paylaşıp; Türkiye ne kazık Yunanistan pek ucuz?’ videosu mu yapacaksınız, dedi.

‘Nereden anladın, komşi ?’ filan dedik.

‘Birader, bu hafta bu iş için gelen,  sekizinci kişisiniz!’ dedi.

Hafif sırıtarak, ‘yaw!’ filan deyip, devam etmek istedim…

Kabak çiçeği dolmasını göstererek, ‘Kaç Euro?’ diye devam ettim.

‘Bedava!’ dedi. Herif…

Haydi şimdi kıyas et?

‘A bak olmaz komşu!’ filan dedim, ‘…’Allasen!...’

Yani (,illa o videoyu çekeceğim reklam alacağım belki!).

Herif gayet soğuk, ‘bedava birader!’ dedi ve devam etti, ‘Eskiden buraya Ayvalıktan / Dikiliden / Bergama ve İzmir den insanlar gelirdi  bilemedin İstanbul’dan

Yani deniz kenarı şehirlerden…

Zaten bir kısmının dedeleri buradan gitme.

‘Ahtapot ne, kalamar ne?’  bilirlerdi, yedikleri ne balığı, nasıl pişmesi gerekir vs .

Uzo içerlerdi, yani en azından ‘uzo ne?’ bilirlerdi.

Keyifle yemek yerlerdi.

20 saniyede bir, ‘hangi meze kaç Euro?.’ Bakmazlardı

Sonunda hesabı istediklerinde,  içlerinden ‘pahallı veya uygun’ derlerdi belki.

Bizde oralara giderdik, biz de yiyip içerdik… Dosttuk o insanlarla, ahbaptık.

*- ZOR GELİYOR

Şimdi, Türkiye’deki ekonomik kriz + kapı vizesi kötü oldu!

Hiç adını bilmediğimiz,  şehirlerden ve muhtemelen çok az deniz görmüş, hatta yüzme bilmeyen binlerce insan geliyor.

Her gün, yemek yemekten ziyade, yemekleri videoya çekiyorlar, bağır çağır, ahtapot, kalamar söyleyip, yanında f’ta istiyorlar, üstüne ‘mantı var mı?’ diyorlar veya tavuk!...

‘Yok!’ dersen, ‘niye yok?’ diyorlar, hatta Adana kepap ta çok isteniyor.

Çocukları sürekli bağırıyor, ‘bubaaaaağ’ diyor, (çişim geldi!’

Misal;

‘Komşu tuvalet içeri gir, sola sap vs’ derken, ‘Ne lüzum var?’ deyip denize işetiyor, karısı vs.

*-BAZILARIMIZA GÖRE

Bir de bu izdihamdan rahatsız Türkler de var. 

Misal tv ekran demirbaşı Av. Ers. Ş. ‘Adalara gidip bıraktığınız dövizler filanla silahlanacak o adalar filan yazabiliyor ve bizim meyhaneleri Bolulu Hasan Usta ile kıyaslıyor.’

Biz de eski günleri arıyoruz.

‘Bizim f’ler, sizin f’ler,r bu işi kızıştırıp, yüz yıl süren husumeti devam ettirir, yine eski sıkıcı muhabbetler başlar’ diye rahatsızız, o yüzden bedava!...”

Ali Güreli, olayı ciddi mi anlattı, gerçekleri gırgıra mı aldı, bilmiyorum.

Ama bana göre, değme mizah yazarına taş çıkartır, biraz çalışsa yetecek.

Yetenek de var, bilgi de, tecrübe de!...

Tabii ben bazı yerleri traş ettim, biraz da değiştirdim ya da ‘bip’ koydum.

Ama şu son cümle ‘Hristo’dan mu, yoksa bizimkiden mi, çıkaramadım…

‘Sadece merak ettik Ers. Ş. yüzme biliyor mu?’ cümlesi ile bitiyor, Midilli’deki lokanta hikayesi…

Açık ve net olmadığı gibi, bunun yüzme ile ne alakası var…

Acaba ‘kaçmak için mi, yoksa lokanta esnafı kızıp denize atarlarsa, yüzme bilip bilmediğini öğrenmek mi istiyorlar?

Fazla konuşanı nedense kimse sevmiyor!,,,

Bir de hesap kitap yapanı…

Biraz araştırınca öğrendim:

Bizimkilerden ünlü biri, şu mesajını paylaşmış:

Hesabında şöyle diyor:

Önce yorgonun adısyonunu yazıor:

Cacık, ahtapıt, grek salata, tarama, kadayif ve ekliyor

‘Sana cari açık olarak döner!’

Sonra Türkiye’den bir lokantayı ele alıyor:

‘Kuru fasulya, plav, turşu’ diye milli yemeğimizi yazıp, üzerine bir de tatlı olarak kadayifı ekliyor ve şu notu düşüyor:

‘İstihdam, büyüme ve daha büyük Türkiye!...’

*- HİKAYE İŞTE

Platon’un 'Devlet' adlı eserinde anlattığı 'yüzük' öyküsü ilginçtir:

Hikayeye göre;

"Gyges, Lidya kralının hizmetinde bir çobandır.

Günün birinde bir deprem yüzünden yer çatlar ve hayvanların otladığı yerde derin bir yarık açılır.

Bu yarığın içine inen meraklı çoban, orada altın bir yüzük bulur.

Bu yüzüğü alır.

Çobanlar ay sonunda krala hesap vermek için toplanırlar ve Gyges toplantıya bu yüzükle gelir.

Otururken yüzüğün taşını farkına varmadan avucunun içine çevirir.

Bunu yapar yapmaz 'görünmez' olur.

Kendisi de dahil, orada bulunan herkes şaşırır.

Yüzükle oynarken taşı çevirince bu kez görünür olur.

Böylece Gyges, yüzüğün tılsımını keşfeder:

'Yüzüğün taşını içeri çevirince görünmez oluyor, düzeltince görünür kalıyor.'

*- BENZERLERİ VAR

Bunun üzerine aklınca bir plan yapar ve görünmez olarak saraya girer, sarayda kraliçeyi baştan çıkartır, onun yardımıyla kralı öldürüp, kralın yerine geçer..."

Hikaye bu ya görünmez yüzüğün sahibi olma üzerinden, insanın doğası anlatılmaktadır.

Öyle ki 'her istediğini korkmadan alabilmek, dilediğini yapabilmek, büyük bir güce erişmektir.

Üstelik de kimse güç (yüzük) kendisini göstermediği için dürüst bilinecektir.

Böyle bir yüzüğe sahip olduğumuzda acaba biz ne yapardık?..

*- AHLAK ÜZERİNE

Artık yakalanıp ceza görme tehlikesi yoksa, her türlü sıkıntıdan uzak, yakalanma, ayıplanma, dışlanma korkusu olmadan her şeyi yapabilecek bir güce sahip olsak, hiç kimseye hesap verme endişesi taşımasak, ahlaklı olabilir veya ahlaklı kalabilir miydik?

Bu konuda Horner, Westacott'ın cevabı şöyle:

"Kimse mecbur olmasa  ‘ahlâklı’ davranmaz!

O halde ahlâk oynamak zorunda olduğumuz çok gelişmiş, ince bir oyun, toplumda yaşamak için ödediğimiz bir fiyattır.

Ahlak insanları itaat ettirmek için yaratılmış bir kurallar bütünü, güçlü olanı istediği şeyi yapmaktan engellemenin yoludur.

Gerçekten güçlü olanlar, beyinleri yıkanıp, suçluluk duygusu duymadıkça, istedikleri şeyi elde ederler.

Gerçekten endişelenmeye değer tek bir kural var: O da sadece yakalanmamak!..”

Peki öyleyse ahlaklı olmanın farkı nedir?

Ahlak, hayata bir düzen/ölçü getirir ve bu ölçü, gücün kullanımını belirler. Ölçü 'adalet' yolunda 'hak' olarak kendini gösterir ve 'kanunla'

somutlaşır.

Hak ve adalet, haddi aşıp ötesine el atmamak ve başkasına zarar vermemek üzere bir sınır çizer...

*- YİNE ACABA?

Platon, aynı kitapta, 'şeytanın avukatlığını' yaptırarak bir yerde şöyle der: “Haksızlıktan şikâyet edenler, haksızlığa uğrayanlardır" (Devlet, 359). Eğer güçleri yetseydi, haksızlık etmek fırsatını bulan herkes, haksızlık ederdi...” (Devlet, 360).

Görüyoruz ki kendinde olandan fazlasını istemek, bunu iyi bir şey sayıp, ardına düşmek, insanın doğasında olan bir şeydir...

İşte bizi haksızlıklardan alıkoyan, eşitlik duygusuna ve saygısına götüren şey, kanundur!

Devlet için kanun, her zaman kayıtsız ve şartsız gereklidir...”

Platon’un “Devlet” adlı kitabından alıntıyı yapıp paylaşan da, benin ‘aykırı’ sıfatını taktığım değerli hukuçularımızdan Senih Özay şu notu eklemiş:

“Son paragrafı ben beğenmem!

Adalet neyse de Kanun bana hep ters gelir!”

Bazılarımıza göre ise;

‘Ahlak, dürüstlük kişinin kendi kişiliği ile ilgilidir, kanunlar ve kurallar kişiliği bozuk kişiler içindir…’

Ya da, Westacott un "Kimse mecbur olmasa ahlaklı davranmaz" sözüne katılınmaz!

Yani mecburiyetten mi ahlaklıyız, yada öyle görünüyoruz?

Mecburiyet olmasa ahlaksız mı olurduk?

Yine bazılarımıza göre;

Ahlak mecburiyetlerden, sınırlı ölçüde etkilenir.

Tam bağlı değildir.

Platonun "Eğer güçleri yetseydi haksızlık etme fırsatı bulan herkes haksızlık ederdi’ tespiti acaba külliyen yanlış veya doğru mu?

Bence bu konuda da mutlaka ikiye ayrılır, bölünürüz.

Her şeyde olduğu gibi…

Amip gibiyiz özetle…

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...