ARKASI HEP ÇÜRÜK
Köşe Yazısı

ARKASI HEP ÇÜRÜK

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
22 Mar 2025 12 dk okuma 146

*- ASLA TANIMAZDIM! Tekin Aslan karikatürünü de çizdiği ‘ikiyüzlü insanı’ şöyle anlatıyor: ‘İkiyüzlü insan; Pazar tezgâhı gibidir. Öne iyileri koyar! Arkası hep çürüktür!’ Yüzünüze karşı çok iyidir, arkanızda demediğini bırakmaz.’ Güzel örnek. Ben de ‘Çürük insan’ çok diyorum. Çevrelerimizde bunlardan fazlasıyla var. En iyisi şöyle hareket edelim; ‘Yüreğin, neyin doğru olduğunu söylüyorsa onu yap! Nasıl olsa, öyle de yapsan, böyle de yapsan eleştirileceğin kesin!’ Bakın bir usta o

*- NE DEMİŞ?

‘Daha fazla sevgiliye sahip olmak sizi daha erkeksi yapmaz.

Daha fazla ‘erkek arkadaş ve zengin çevre’ edinmek sizi ‘Adam!’ kılmaz. Pahalı şeyler sadece ucuz insanları çeker.

Ve bu arada gençlik geçer, güzellik de öyle.

Geride kalan tek şey karakterdir..

Hayatınızı ‘ucuz’ duygularla harcamayın.

Çocuklarımıza, bir arabanın başarı göstergesi olmadığını ve yürüyerek gitmenin yoksulluk anlamına gelmediğini öğretmeliyiz.’

Demiş, Robert de Niro…

Peki Robert De Niro kimdir?

Robert Mario De Niro, sinema tarihinin en iyi oyuncularından biri olarak gösterilir.

Amerikalı sanatçı bir ailenin çocuğu olmanın avantajını daha küçük yaşlarda hissetmiştir.

Annesi Virginia Admiral bir ressamdı, babası Robert da şair, ressam ve heykeltıraş.

Doğup büyüdüğü semtte ağırlıklı olan İtalyan komşuları, bu içe kapanık çocuğu 'Bobby Milk' diye çağırırlardı.

Utangaç bir çocuk olduğu doğruydu; zamanının çoğunu kitaplar arasında geçiriyordu.

Broadway’de sahnelenen oyunlarla büyüyen De Niro, ilk kulis havasını ‘Oz Büyücüsü’ rolüyle kokladı.

On altı yaşına girince Çehov'un Ayı oyununda rol aldı.

Tüm başarılı oyuncular gibi (örneğin Marlon Brando) ünlü tiyatro öğretmeni Stella Adler’den ders aldı.

Kamerayla ise 1968 yılında çekilen Greetings filmiyle tanıştı.

Burada şuna dikkat çekmek istiyorum.

Eğitim almadan hiçbir şey olunamaz.

Her insanın mesleğinde mutlaka en azından bir ustası, eğitmeni, öğretmeni olmalıdır.

‘Doğuştan şuyum buyum’ diyenlere fazla inanmayın…

*-ÇOCUK KALBİ

Hayatımız boyunca neler gördük?

İşte anımsadıklarım:

Sahte evrak,

Sahte fatura,

Sahte diploma ve ödüller.

Sahte makamlar, zenginlikler,

Sahte davet, sahte politika. sahte ilişkiler, sahte evlilikler, çıkara dayalı sahte dostluklar, sahte tebessümler,

Sahtelik her yanı sarmış..

Sahte olmayan ne kaldı?

Ressam Abdulmecit Demir yanıtlıyor;

‘ÇOCUK MASUMĪYETĪ..’

Ve ekliyor;

‘Allah'ım çocuk kalbimi yaşat..

Görgüyle, efendice yaşamak, efendice yaşlanıp ölmek de bir yaşam felsefesidir…’

*- MÜTHİŞ BAŞARI

Şimdi de, gerçek yaşanmış bir hikâyeyi, bir TV 'nin ‘Birey ve Eğitim’  programına konuk olan, eğitim adına ülkemiz, gençlerimiz çocuklarımız ve öğretmenler adına konuşan, Lütfiye Kader’den dinleyelim.

Lütfiye Kader, ‘Iğdır’ın köyünden Harvard’a. Hep birincilikle, hep 100% burslar alarak, müthiş bir başarı öyküsü…

Bu anlatacağım, insana imkân verilirse neler başarabileceğinin kısa öyküsüdür’ diyerek konuya giriyor:

*- İLKOKULA 13 YAŞINDA BAŞLADI

“Adı: Mutlay Sayan…

Yoksul bir çiftçi ailenin oğlu…

Iğdır'ın küçük bir köyünde doğdu.

Yıl 1988 idi…

Okula gidemedi. Çünkü ailesine yardım etmek için tarlada çalışıyor, hayvanlara bakıyordu.

Köydeki geçim sıkıntısı nedeniyle aile İstanbul'a göç ettiğinde Mutlay Sayan 11 yaşındaydı.

Akranları ilkokulu bitirmişti ama o henüz okula adımını bile atmamıştı.

İstanbul'da bir tekstil atölyesinde iki buçuk yıl çalıştı.

Ailesinin geçimine yardım ediyordu.

İlkokula ancak 13 yaşında başlayabildi.

Başlayış o başlayış…”

*- MUCİZE GİBİ

“…O kadar arzulu ve o kadar çalışkandı ki, tüm sınıfları, ortaokulu ve liseyi birincilikle bitirdi.

Mutlay, lisede bir matematik projesi geliştirdi ve bu proje ile birinciliği kazanınca, Amerika'daki Vermont Üniversitesi'nde (University of Vermont) yüzde 100 burs kazandı.

Bu okul pek az öğrenciye yüzde 100 burs veriyordu.

Mucize gibiydi bu…

Orada kimya okudu ve birincilikle bitirdi.”

*- ZORU BAŞARDI

Amerika'da tıp fakültesine girmek çok zordur.

4 yıllık üniversite eğitimini bitirdikten sonra başvurulur.

Tıp öğrenimi de 4 yıldır…

Her üniversite, 20 bin müracaat içinden sadece 100 öğrenci seçer.

Mutlay Sayan tıp fakültesine birincilikle girmeyi başardı ve 4 yıl sonra birincilikle bitirip doktor oldu.

O kadar başarılıydı ki, üniversite yönetimi ona ev tuttu, altına araba verdi.

Mutlay Sayan tıp fakültesini birincilikle bitirdikten sonra asistan doktor olarak Rutgers Üniversitesi'nde Radyasyon Onkolojisi üzerinde çalıştı.

Genç yaşında 60'ın üzerinde bilimsel makale yayınlayarak yaşıtları arasında müthiş bir rekor kırdı.

*- HARİKA ÇOCUK

Amerika'da her yıl 100 bin bilim insanı arasından gelecek vaat eden 20 genç bilim insanı seçilir.

Bilim dünyasında genç doktorlara verilen en önemli ödüldür bu…

Ve onlara “Wunderkind” unvanı verilir. Almanca olan bu sözcüğün anlamı Harika Çocuk'tur.

Genç Türk doktoru Mutlay Sayan 100 bin genç bilim insanı arasında Harika Çocuk seçildi.

Amerika'nın tüm üniversiteleri Harika Türk Çocuğu'nu kapmak için âdeta yarışa girdi.

Mutlay Sayan, Harvard Üniversitesi'ni seçti. 

*-FİNCANLA GEL

News Time’de dikkatimi çeken bir habere göz attım.

Yazılanlar şöyle;

“İngiltere'nin Kent şehrinde bir kafe; radikal bir karar alarak sadece kendi fincanını getirecek müşterilerine hizmet vermeye başladı.

Bunu neden yaptıklarını göstermek için de mağaza zeminini tek kullanımlık fincanlarla doldurdu.

Otto's Coffee House & Mutfağı yeni politikasının Dünya çapında diğer kafeteryalara ilham vereceğini umuyor.

Bulaşık yok, yalaşık yok, zararlı kağıt bardak yok, masraf yarı yarıya düşer, çok iyi fikir...” deniliyor.

Bence tutmaz…

Yenilik ve değişim güzel ama insanlar nerede olursa olsun tembeldir.

Yani uğraşmazlar, hazıra konmak isterler.

İsterseniz kendinizden biçin, bu zahmete katlanır mısınız?

*- OKUMA YAZMA BİLMİYORDU

Manisa’da Sefarat Yahudilerinden fakir bir ailenin bir erkek çocuğu olur.

İsmini Morris koyarlar.

Morris dokuz yaşında kuşpalazı hastalığına yakalanınca ölümle burun buruna gelir.

Şinasi isimli bir Müslüman doktorun tedavisi neticesinde iyileşince, ailesi ona Şinasi ismini de verir.

Bu bir vefa borcudur.

Bu vefa anlayışı Morris’in ruhuna da işleyecektir.

Derken, Morris on beş yaşına gelince fakir olan ailesine yardım etmek için Yahudi mezarlığında bekçi olarak işe girer.

Okuma yazması olmadığından işten atılır.

Sebebi ise, dışarıdan bir Yahudi ailesi gelir ve mezarlıktaki yakınlarının mezarını görmek ister fakat mezarın yerini bilmiyorlar.

Morris ise okuma bilmediğinden mezarın yerini gösteremez.

Bu aile, karşılaştığı durumu bölgenin Yahudilerine bildirerek Morris’i işten attırır.

*- MANİSA’DAN AMERİKA’YA

İş arayan Şinasi, 1870 yılında henüz 15 yaşlarında iken yine Yahudi olan Garofolo isimli bir tütün tüccarının yanında işe girer.

Kısa zamanda patronunun gözüne giren Morris, gösterdiği başarıdan dolayı patronu tarafından Mısır’a götürülür.

Orada da gösterdiği başarılardan dolayı artık patronuyla dost olmuştur.

Morris 1890 yılında Amerika’ya gitmeye karar verir.

Patronundan aldığı 25 bin dolarla yenidünyaya geçer.

Orada, Şikago Beynelmilel Fuarında bir sigara yapıştırma makinesi sergiler.

Bu makine oldukça ilgi görür.

Buradan kazandığı para ile hem Garofolo'ya olan borcunu öder, hem de bir iş kurma imkânı bulur.

*- EGE TÜTÜNÜ SAYESİNDE

Yıl 1903’e geldiğinde ABD devleti Akdeniz’de ticaret yapabilmek ve gemilerini geçirebilmek için Sultan Abdülhamit’e başvurur.

Sultan bu teklifi ABD’nin Osmanlıya haraç vermesi karşılığı kabul eder.

Yalnız bir şart daha koşar ve “Bizden tütün de satın alacaksınız” der.

Amerika bunu da kabul eder ve tarihinde ilk ve tek olarak Osmanlıya haraç verir.

İşte bu tütün anlaşması Morris’in yolunu açar.

Ege tütününü iyi tanır ve bağlantıları da vardır.

Bu bağlantı avantajını iyi kullanır.

Kısa sürede önünde geniş ufuklar açılan Morris, erkek kardeşi Solomon’u da Manisa’dan getirterek, iş alanını iyice geliştirir.

New York’ta Brodway 120, Sokakta Schınası Brothers Company isimli bir sigara fabrikası kurar.

Bu bina hala ayakta kalmayı başarmıştır.

*- AKHİSAR TÜTÜNÜ

Kurduğu bu fabrikada Türkiye’den götürdüğü tütünleri kullanan Morris, kısa zamanda Türk tipi sigaralarla üne kavuşur.

Türkiye’den özellikle Manisa ve Akhisar civarından aldığı tütünleri yine bu bölgeden götürdüğü usta ve kalifiye işçilerle yüksek kalite mamuller elde etmeyi başarır.

1903 yılında Selanik’te iş arkadaşı olan Jozef Ben Rubi’nin kızı Laurette ile tanışıp evlenir.

Victoria, Juliette ve Altina isimli üç kızı ile Leon isimli bir erkek çocuğu olur.

Artık!

Morris çok zengindir.

Hatta Yunan Yahudisi eşi için o döneme göre oldukça gösterişli bir malikane yaptırır. Malikanenin 52 odalı olduğu rivayet edilir.

*- İYİ BİR MEZAR BEKÇİSİ

Bu günlerden diğer bir rivayette şudur:

Morris Yunanistan’da bir basın toplantısı yapar.

Bir gazeteci, bir kağıda bir soru yazar ve Morris’e verir.

Morris kağıdı yanındakine verir ve ‘ben okuma bilmem sen oku!’. der.

Ardından başka bir gazeteci:

‘okuma- yazma bilmeden bu kadar zengin oldunuz, bir de tahsilli olsanız kim bilir ne olurdunuz?’

Morris şu cevabı verir:

‘İyi bir mezar bekçisi olurdum!’

1916 yılında şirketinin tüm haklarını Amerikan Tabacco Company’e satar ve iş hayatından çekilir.

Bu arada çocuklarını kurduğu ve Morris’in arkadaşı Philip’in de ortak olduğu (bir rivayete göre Morris bizzat kendisi kurmuştur) ve şu an dünya tütün devi olan Philip Morris Company doğmuştur.

Gerisini bilirsiniz.

*- MANİSA’DAKİ ÇOCUK HASTANESİ

Peki, halen Manisa'da hizmet veren Şinasi Morris Hastanesi’nin hikâyesi nedir?

Morris 1928 yılında memleketi olan ve doğup büyüdüğü yer olan Manisa’yı hiç unutmaz.

O kadar ki yaptırdığı evi Türk stili yaptırır ve içini de yine Türk şark tarzı ile döşer.

Çocukluğunda çektiği hastalığı ve gördüğü vefayı da unutmaz.

Bu amaçla bir milyon dolarlık bir bütçe ayırır.

Bunu 800 bin doları ile bir hastane yaptırır.

Bu hastane çocuk hastanesidir.

Bu hastanenin çok geniş arazisi vardır ve burada inek, koyun, keçi, tavuk gibi hayvanlar beslenir ve sebze meyve yetiştirilir ki çocukları taze besinlerle beslesinler.

Yine bu hastanenin faytondan ambulansı ve başhekimin faytondan makam aracı vardır.

Bütün bu ayrıntılar bizzat Morris tarafından düşünülmüştür.

Geriye kalan 200 bin dolarla da devlet tahvili alarak; bu tahvillerin getirisi olan 33 bin dolar her yıl iki taksit halinde Morris Şinasi Çocuk Hastanesine gönderilir.

Morris Şinasi kurduğu bir vakıfla hastanenin geleceğini de düşünmüştür; Chemical Bank Of New York’u da mutemet tayin etmiştir.

Üç yılda bir kurduğu vakfın mütevelli heyeti Türkiye’ye gelerek, Manisa’da hastaneyi ziyaret etmekte ve yapılan işleri yerinde denetlemektedirler...

Sağlık bakanlığına bağlı

Morris Şinasi Çocuk Hastanesi olarak düne kadar hizmet veriyordu.

Ege’de iki çocuk hastanesi vardı.

Biri Manisa’da, diğeri İzmir’de…

Biliyorsunuz yakın zamanda Urla’da da bir çocuk hastanesi kurulacaktı, şimdi emekliye sevk edilen başhekim efendi, sağlık bakanlığına ‘Gerek yok*’ raporu vermiş bu da gazeteciler tarafından ortaya çıkarılmıştı.

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...