ARKADAŞIM CİNGENE YAKUP'U IŞIK TEOMAN ANLATMIŞ
*- ÖNEMLİ MEKTUP Sürekli okuyucularımdan, çevreye duyarlı Urla Atatürk Mahallesi’nden komşum Haluk Narbay’dan yine bir mektup geldi. ‘Yaşar’cığım merhabalar, iyi günler, uzun ara verdim, biriken sıkıntılarımı size aktarıp dertleşemedim. Siz toplum adına olan her şeyle hemen ilgileniyor ve ilgililere de zaman geçirmeden duyuruyorsunuz. Duyan olup ilgilenirse de çözüm getiriliyor, İnşallah bu şikâyetim de kaâle alınır.’ diyerek devam ediyor:
*- YANGINA KARŞI!
“Son zamanlarda toplumu çok üzen yüzlerce orman yangını ile birlikte yüreklerimiz de yandı.
Bugün Çeşme’den Urla Özbek’e gelirken yanan bölgeleri gördükçe direksiyonda gözyaşlarımı tutmakta zorlandım.
Tabii buralarda sadece ağaçlar yanmadı; kuşlar, böcekler, hayvanlar da birer can, onlar da telef olup gittiler.
Şimdi Özbek’teyim, bir uygulama duydum, şaşırıp kaldım.
Elektrik şirketi, yangını önlemek için elektrikleri kesmiş.
Olmaz böyle şey!
*- VATANDAŞIN KABAHATİ NEREDE?
Yapılacak şeyleri belediyeler yapmıyorsa, vatandaşın kabahati ne?
Yerleşim yerlerinde sahipli çok fazla boş alan var, buraları kurumuş ot ve çöp yığınları ile dolu.
Kardeşim Yaşar;
Buraların sahipleri temiz tutmak zorunda.
Temizlemeyenlere ikaz yazısı gönderirsin, temizletmeleri için, gerçekleştirmeyenlere basarsın cezayı, sonra sen temizler parasını da fatura edersin.
*- NASIL OLUYOR?
Yunan adalarına giden şahit!
Bir tek alan pislik ve ot yığını içinde değil.
Peki bizde nasıl?
Herkes kendi görüşünü ifade etsin
Yani bu iş biraz ciddiye alınmalı.
Bakanlıkta belediyeleri uyarıcı tedbir genelgesini göndermeli. sevgiler iyi günler…”
*- NASIL GÖRÜLMÜYOR?
Ben de, Karşıyakalı Sarışın’a, Haluk Narbay’ın mektubunda sözünü ettiklerini anlattım, kendisinin bu konuda görüşünü sordum:
Hani ‘Bir söyle, bin dinle!’ derler ya aynen yaşadım.
Karşıyakalı Sarışın da, Haluk Narbay’ın anlattıklarına ek olarak tatil beldelerinin durumunu şöyle özetledi:
‘Her taraf moloz atıkları, inşaattan arta kalan malzemeler, budanmış ağaç dalları ve neredeyse her köşe başında, boş olan arsalarda yığın yığın bunlar.
Çöpler geç toplanıyor, konteynerler iyice dolmadan boşaltılmıyor.
Bu da sinek, sivrisinek ve çeşitli zararlı böceklerin üremesini sağlıyor.”
Karşıyakalı Sarışın ayrıca,
‘Haluk Bey örnek olarak Urla’yı almış.,
Acaba Urla’nın delik deşik yollarının halini de size yazsa olmaz mı? diyor.
*- ÖNCELİK TEMİZLİK OLMALI
Daha geçenlerde, bir ara eski belediye muhabirlerinden biri olarak, tüm meclis toplantılarını takip ettiğimi söyleyebilirim.
Gerek şikayetleri, gerekse gördüklerimi ve deneyimlerimi birkaç gün önce yazmıştım.
Tüm belediye başkanları, yani İstanbul’dan tutun izmir’e, Ankara’dan tutun Mardin’e kadar, ya da Karadeniz, Akdeniz, Marmara veya Doğu Anadolu fark etmez, mutlaka öncelikle kentin temizliğini ele almalılar, temizlik işlerini kuvvetlendirmeliler
İkincisi yolları ele almalılar hiçbir şikayete neden olmadan, rahat, sıkıntısız kullanılabilir hale getirdikleri gibi, yeni yollar için çözüm üretip, trafik levhalarını da günün şartlarına göre ulaştırma komitelerinden çıkacak kararlara göre düzenlemelidirler, demiştim.
Tabii bunlar özetin özeti…
*- AĞZINA KADAR DOLU
Devletin tüm bakanlıklarından tutun da, kurumlarına kadar her yer ağzına kadar dolu..
Belediyelerde olduğu gibi neredeyse il müdürlüklerinde ya da devletten maaş alan değişik isimlerdeki birimlerde masası, sandalyesi olmayan görevliler de var.
Bunları biliyoruz.
Nasıl bakanlıklar isim değiştirince ya da kurumlarda değişikliğe gidilince, nerede eleman eksiği varsa oraya takviye gönderiliyorsa, ya da sağlık bakanlığı tarafından hastanelere bağlı şehir içi yerlerde örneğin Urla’ya bağlı Güzelbahçe’de olduğu gibi, ya da yaz mevsimlerinde Kuşadası’nın, Çeşme’nin, Ayvalık veya Fethiye’nin polis müdürlüklerinin emrine takviye kuvvetler veriliyorsa, aynı şekilde belediyelere de özellikle işçiler verilmeli, böylece birçok sorunun çözümü sağlanmalıdır.
*- BAŞKAN DA BİLİYOR
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, sendikalar ile toplu görüşme sözleşme anlaşmazlığında gayet iyi anımsıyorum, ‘Çalışan ve çalışmayanları’ takip edeceğini ve herkesten normal verimin alınmasını sağlayacağını söylemişti.
Bu ne demektir?
Tüm belediye çalışanları artık ‘Çiftlik’ durumundan çıkarılıp, maaşlarının karşılığını halka doğru ve hızlı hizmet vererek çıkaracaktır.
Bir kişinin bir saatte yapacağı işi on kişi akşama kadar bitiremiyorsa, yandı keten helva!
İş Başkan’da başlıyor ve onda bitiyor…
*- BİZİM İSTEDİĞİMİZ
‘İyi niyetli’ değil, ‘İyi çalışan, hizmet üreten’ başkanlar, yöneticiler istiyoruz...
Arada çok fark var…
Herkes işini yapsın, yandakini konuşup gününü gün etmesin…
Tecrübeliler ne derler?
‘Bir yerden ayrılmaktan korkma, oraya bağlı olmaktan kork, alışkanlıklarından kork, hep aynı kalmaktan kork!...’
Bu ne demek, ‘vezgeçebilmek’ i bil, uygula…
Tembelliği bırak, çalışkanlığı seç!...
Karşıyakalı Sarışın şunu da söyledi:
‘Her şeyin herkese anlatılamayacağını öğrenene kadar, çok tanışacak, çok konuşacak, çok da yanılacaksın!’
*-ÜÇ MAYMUN
Biz de bir söz vardır.
‘3 maymunu oynamak!’ diye ..
Biz hep 3 maymunu nasıl biliriz?
Görmedim,
Duymadım,
Söylemedim,
Bununla ilgili binlerce espri var.
Ama tam olarak bilmediğimiz şey, aslında yanlış bildiğimiz.
Çünkü,
Bu 3 maymun tam olarak öyle ifade edilmiyor.
3 maymunun adları;
Mizaru,
Kikazaru,
İwazaru…
*- JAPONYA’DA YAPILAN
3 maymun, 17’nci yüzyılda, Japonya’nın Nikko şehrinde Tosho Gu tapınağının kapısına yapılan bir oyma
İsimleri de Nikko maymunları.
Öyle bizim bildiğimiz anlamda değil tam tersi anlamda kullanılıyor.
Mesela;
Mizaru'yu biz GÖRMEDİM diye biliriz, aslı Kötüye bakma ..
Kikazaru'yu biz DUYMADIM diye biliriz, eslı Kötüyü dinleme,
İwazoru'yu biz SÖYLEMEDİM diye biliriz, aslı Kötü söz söyleme..
Bilen arkadaşlarım vardır mutlaka, ben bilmeyenler için yazdım.
Konuyu daha önceleri, daha değişik örnekleriyle anlatmaya çalışmıştım.
Hatta Rusların matruşkası gibi el ve sanayi yapımlarının turistlere satıldığını da yazmıştım.
*- EN KAHRAMAN ROMAN VATANDAŞ: YAKUP ÇARDAK
Bu, ‘En Kahraman Roman Vatandaş: Yakup Çardak!’ başlığı bana ait değil.
Şimdi Ayvalık’ta, kenti tanıtmakla meşgul meslektaşım Işık Teoman’a ait.
Yazıyı ve fotoğrafları görünce, hemen Bornova’dan çocukluk ve gençlik arkadaşım Yakup Çardak’ı tanıdım.
Kendisi Roman, ama ona göre Çingene…
Son zamanlarda Bornova’dan Karşıyaka’ya taşınmıştı.
Hani isimleri sözde ‘Roman’ olarak yazılmaya çizilmeye başlandığı günlerde, Yakup’a, ‘Sen Roman mısın, çingene mi?’ diye sorduğumda ‘Çingeneyim!’ demişti.
Herkes kendini gizlediği dönemlerde bile, ‘Ben çingeneyim!’ diyerek tüm sosyal konularda, toplantılarda, kendisi hep en öndeydi.
Benim söyleyeceklerim şimdilik bu kadar.
Bakın Işık Teoman onu nasıl anlatıyor?
Şunu da ilave edeyim;
Biz Bornova’da Romanmış (Çingene), Lavantenmiş, Rum’muş, Musevi’ymiş, Boşnak’mış, Giritliymiş, Fransız, İngiliz, İtalyan, Göçmen (Muhacir), Laz, Kürt, Pomak, Yörük, doğulu, batılı yani aklınıza ne gelirse kesinlikle ayırmaz, sormaz soruşturmaz kardeş kardeş oynar, eğlenirdik. Okullarda sınıf ve sıra arkadaşlarımız arasında Yetiştirme Yurdu’ndan olanlar da vardı. Hiçbirine ‘Senin annen baban yok mu?’ diye de sormazdık.
Hani siyasiler bozdukları düzeni sözde kurmaya çalışıyorlar ya, örnek olarak Bornova’yı, Bornovalıları alsalar belki de çok daha başarılı olurlar.
Neyse ben çocukluk arkadaşımız Bornovalı Çingene Yakup’la ilgili Işık Teoman’ı okuyalalım:
*- BÖLÜCÜLÜKTEN HAPİS YATTI
“Türkiye’de bugün sayıları 500’ü aşan Roman derneklerinin kurulmasının ardında Yakup Çardak’ın kahramanca girişimleri bulunuyor.
1994 yılında davullu zurnalı açılış yaparak Romanlar Kültürü Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin ilk temelini atan Yakup Çardak, bölücülükten yedi ay hapis cezası aldı.
Yılmadı; on yıllık sürecin ardından dernek Avrupa Uyum Yasaları çerçevesinde kuruldu ve sonrası çorap söküğü gibi geldi, bugün yüzlerce roman derneği Yakup Çardak sayesinde hizmet veriyor, ayrıca TBMM’nde ve kent meclislerinde temsil ediliyor.
*- HEP GÖÇE ZORLANDILAR
Kendilerini göçebe zanaatçıların torunları diye tanımlıyorlar.
Yüzyıllardır göçüyorlar, itiliyorlar, kakılıyorlar, göçtükleri yerlerin hemen hepsinde defalarca göçe zorlanıyorlar.
Her diyarda başka namları bulunduğunu söylüyorlar.
Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nda zarar görüyorlar, Hitler döneminde eziyet ve ölümleri yaşıyorlar, varlıklarını sürdürebilmek için günübirlik işlerde çalışmak zorunda kalıyorlar.
Çünkü kalıcı değiller.
Ataları sepet, elek, maşa, kürek, ayakkabı boyacılığı ve kalaycılık gibi zanaatlar ile uğraşmış, ekmeğini kazanmış.
İçlerinden çok sayıda sanatçı yetişmiş.
Ünlü sanatçıların arkasındaki orkestraların önemli bir bölümü bugün hala Roman müzisyenlerden oluşuyor.
*- YAKUP ÇARDAK’IN BAŞINA GELENLER
Kendilerini güvende hissettiklerinden olmalı, genellikle büyükşehirlerin çeperlerinde yerleşmeyi uygun görmüşler.
Aile grupları olarak yaşadıkları için birlik olamamışlar, örgütlenememişler. Ekonomik güçlükler bellerini bükmüş.
Türkiye geneline bakıldığında ağırlıklı olarak Trakya’da ve ardından İzmir ve çevresinde yerleşik olarak yaşıyor ve çalışıyorlar.
Günübirlik işlerin dışında meslek sahibi olanlar, resmi ve özel kurumlarda makamları bulunan Romanlar da var.
Şimdi sözü uzatmadan gelelim kahramanımıza.
Adı Yakup Çardak.
O İzmir Bornova doğumlu bir Roman, dokuz kardeşin en büyüğü, anne ve babası tütüncülük yapıyormuş.
Haklı da, o yıllarda Bornova’nın adı ‘Yeşil Bornova’ idi.
Tarım yapılırdı, meşhur ‘Bornova Bamyası’nı bilmeyen yoktur.
Yakup Çardak, tarlaların ve bahçelerin yerini çok katlı apartmanların aldığını üzülerek anlatıyor.
Öykümüzün konusu;
Türkiye’nin resmi ilk Roman Derneği’nin kurulması ve Yakup Çardak’ın başına gelenler…
*- DERNEK BAŞKANI
Örgütlü halkı hiçbir kuvvet yenemez!..
Romanlar’ın yüzyıllardır çok çile çektiğini ve bir türlü bir araya gelemediğinden dert yanıyor Çardak, toplumsal konuların dile getirilemediğinden, sıkıntılarının yetkili organlara iletilemediğinden yakınıyor.
Ve şuna inanıyor;
Bireysel olarak bir yere varmak mümkün değil.
Örgütlü halkı hiçbir kuvvetin yenemeyeceğinin üstüne vurgu yapıyor Yakup Çardak ve bugün yüzlercesinin mücadelesini verdiği Roman Derneği’nin kurulması için ilk adımını atıyor.
1994 yılında yedi arkadaş bir kahvehane köşesinde dertleşmeye başlıyor; adres Karşıyaka-Örnekköy. Sorunlarını konuşuyorlar, tartışıyorlar ve çözümün dernekleşmekten geçeceğine karar veriyorlar. Hemen yola çıkıyorlar ama üzerinden tam iki yıl geçiyor ve 1996 yılında Romanlar Kültürü Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği kuruluyor.
*- BELEDİYE BAŞKANI ve KAYMAKAM DA AÇILIŞTA
Yakup Çardak kurucu başkan oluyor ve dernek yasal konuma geliyor. Derneğin açılışını Karşıyaka’da yapıyorlar, açılış törenine dönemin Karşıyaka Kaymakamı, Belediye Başkanı, bürokratlar sivil toplum örgütlerinin temsilcileri katılıyor.
Müzisyenler geliyor, romanlara özgü renkli, eğlenceli, davullu zurnalı, görkemli bir açılıyor yapılıyor.
Derneğin binası Karşıyaka Çarşısı’nda hizmete başlıyor.
Dönemin Karşıyaka Kaymakamı bir de açılış konuşması yapıyor ve övgüler düzüyor, derneğin ilk kez Karşıyaka’da kurulmasından çok mutlu olduğunu dile getiriyor.
O dönemde Roman Derneği’nin kurulmasından herkes çok mutlu. Gazeteciler röportaj yapmak için sıraya giriyor, haber üstüne haber yapılıyor. İzmirli gazeteciler derneğe sahip çıkıyor.
*- BÖLÜCÜLÜK VE AYRIMCILIKLA SUÇLAMA
Derneğin açılışının üzerinden daha üç ay geçmiyor ki, İçişleri Bakanlığı’ndan bir yazı geliyor, yasalara uygun olmadığı belirtilerek kapatılmasına karar veriliyor.
Bu da yetmiyormuş gibi derneğin bölücülük ve ayrımcılık yaptığı öne sürülüyor ve başkan ile yönetim kurulu üyelerinin yargılanmalarına karar veriliyor.
Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkıyorlar, hakim insaflı çıkıyor, Başkan Yakup Çardak ve arkadaşları yedişer ay hapis cezası alıyor ve bu ceza da paraya çevriliyor.
Kapatılmanın ardından dernek kurma sevdasından vazgeçmeyen Çardak ve arkadaşları, çeşitli isimler altında yeni isimlerle dernekler kuruyorlar, birbiri ardına kapanıyor ve yenileri açılıyor.
*- GÖÇ HİNDİSTAN’DAN BAŞLAMIŞ
Aylar sonra derneğin yasallaşmasını sağlayacak olan Ege Üniversitesi sosyologlarından Suat Kolukırık çıkıyor karşılarına ve süreç başlıyor. Yakup Çardak, Romanlar üzerine araştırmalar yaptıklarını anlatıyor ve “Romanların Selanik’ten geldiği söyleniyordu bugüne kadar ama araştırmalarımızın sonucunda Türkiye’de yaşayan romanların yüzde 99’unun Hindistan’dan geldiğini öğrendik.
Hatta derneğin adını ‘Hindistan’dan Göç Edenler Derneği’ diye düşündük.
Mahallelerde yaptığımız araştırmalarda sorduğumuz Roman vatandaşlarının hiçbirinin bu konuda bilgisi olmadığını gördük.
Bu ismin topluma çağrışım yapmayacağına karar verdik.
Bu koşuşturmaların arasında on yılı geride bıraktık.’
‘2004 yılında derneği yasal zemine oturtmak için arayışlarımızı sürdürdüğümüz günlerde İzmir Emniyeti’nde bir arkadaş ile sohbet sırasında konu Roman Derneği’nden açıldı.
O gün mutlu haberi o arkadaşımızdan aldık.
Avrupa Uyum Yasaları derneğin kurulmasının önünü açıyordu ve biz bu müjde ile tekrar yola koyulduk’ diyerek mutluluğunu dile getiriyor.
*- KÖKLERİNİ BİLMEYENLER VAR
2004 yılının son haftalarında Roman Kültürü Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin çatısını oluşturup 2005 yılında çalışmaları tamamlayan Yakup Çardak önlerinde artık hiçbir engel kalmadığını söylüyor.
Yine derneğin ilk kurucu başkanı olan Çardak, 1996 ve 2005 yıllarında derneği kurduğunda Türkiye’de Roman derneklerinin bulunmadığını ve Roman kültürünün kimse tarafından bilinmediğini hatırlatıyor.
Romanların birçoğunun hala köklerinin nereden geldiğini bilmediğini, okuryazar oranının çok düşük olduğunu ve bunların üstesinden gelebilmek için var güçleriyle çalıştıklarını hatırlatan Yakup Çardak 2007 yılından sonra Türkiye’nin dört bir yanında pıtrak gibi Roman derneklerinin açılmaya başladığını belirtiyor.
1994 yılında zorluklar altında attıkları adımlarının semeresini görmekten büyük bir mutluluk ve gurur duyduğunu ifade eden Yakup Çardak Türkiye’de bugün 500’ün üzerinde Roman derneğinin faaliyet gösterdiğini söylüyor.
*- ÖN YARGILAR KIRILIYOR
Roman Derneği’nin artık Avrupa Birliği ile ortak çalışmalar içine girdiğini ve Roman çocukların okumaları ve eğitimleri için fonlardan önemli miktarda paralar aktarıldığını anlatan Çardak şunları söylüyor: “Dernekleşmeden önce Romanlar ile ilgili ön yargılar vardı, aşağılanıyorduk.
Örgütlendikten sonra Roman olmayan toplumumuz bizi aralarında kabul etmeye başladı.
Ardından Roman sanatçıların ortaya çıkması, onların başarıları, bizlere bakış açısını değiştirdi.
Türkiye’de yaşayan Romanlar, azınlık değildir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin asıl unsurlarıyız.
Roman toplumu Roman olmayan bireylere toplumları hiçbir zaman ön yargı içinde olmamıştır ve olmayacaktır.
Birbirimizden farklı olmadığımızı düşünüyoruz.
Eğitim ile ilgili 2007 yılında derneğimiz bünyesinde okuma yazma kursları açtık, çünkü eğitimsiz bir toplumduk.
Konak Halk Eğitim Merkezi ile birlikte çalıştık.
Okuma yazma bilmeyen arkadaşlarımızın ikinci kademe diploma almalarını sağladık.
Bunun yanı sıra; ilkokul, ortaokul ve liseyi okuyamamış, bırakmak zorunda kalmış çocuklarımıza dışarıdan bitirme kursları açtık dernek bünyesinde.
Birçok çocuğumuz bu derslerden başarılı olarak lise diplomalarını aldılar. 2007 yılında İstanbul Bilgi Üniversitesi ile işbirliği yaptık.
Bu çalışma üniversitede okuyan Roman çocuklarına burs almamızı sağladı.
2007 yılında başlatılan bu çalışma hala dernek bünyesinde devam ediyor.
Yararlanan çok sayıda değil, çok az sayıda okuyan var, onlar faydalandı. Diliyoruz üniversitede daha çok Roman çocuk okusun, önemli mevkilere gelsin, bizlere sahip çıksın.
Sosyal çalışmalara aralıksız katılıyoruz.
Gürçeşme Huzurevi’nde yaşayan yaşlı insanlarımıza dernek olarak müzik ziyafetleri ve buluşmaları yaptık.
Onlar ile kaynaşmayı sağladık.
Lösemi hastası olan ve Ege Üniversitesi’nde tedavi gören çocuklarımıza moral eğlenceleri düzenliyoruz.
Yine toplu sünnetler, toplu nikahlar, binlerce çift imam nikahı ile yaşamaktan kurtuldu.”
*- ARTIK, ROMANLAR TEMSİL EDİLİYOR
Türkiye’de dernekçiliğin kolay bir girişim olmadığına değinen Yakup Çardak, en büyük sıkıntının toplumsal sorunlarda yetkili organlardan destek alamadıklarını, ancak ilişkilerin sürekli iyileşmeye doğru gittiğini anlatıyor.
Artık Romanların sözünün geçtiği kurumlarda yer alması için mücadele ettiklerini ifade eden Çardak;
“Geçtiğimiz yıllarda iki Roman arkadaşımız milletvekili adayı gösterildiler, ancak seçilemeyecek sırada oldukları için kazanamadılar.
Ama artık TBMM çatısı altında Roman milletvekilleri, yerel yönetimlerde meclis üyelerimiz bulunuyor.
Hükümetler bugüne kadar Romanlar’ın sorunlarına pek el atmadılar. İşsizlik yaşıyorlar, konut ve barınma sorunu yaşıyorlar, eğitim sorunu yaşıyorlar.
Son olarak, Yakup Çardak, “ TBMM çatısı altında, hem de yerel yönetimlerde, Roman vatandaşlarımız artık göğüslerini gere gereke temsil ediliyor,” diye yanıt veriyor.
--
Yorumlar yükleniyor...