ARAYA GİRİNCE NE OLABİLİR
Köşe Yazısı

ARAYA GİRİNCE NE OLABİLİR

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
16 Oct 2026 9 dk okuma 265

*- ÇÖPLER LOGARA! İstanbul başta olmak üzere Marmara bölgesindeki afeti ve sonrasındaki büyük zararları içim yanarak televizyon yayınlarından izledim. Üç vatandaşımızı kaybettik. Üç vatandaşımız için kayıp bildirisi var, aranıyorlar.

Görevlilerin mazgalları temizlediklerini izlerken, yıllar önce Bornova
Küçükpark’ta Karşıyakalı Sarışın’la sabahın erken saatlerinde yürürken
gördüğümüz bir manzarayı yeri gelmişken belki bazılarının kulağına
küpe olur, temennisiyle paylaşmak istiyorum.

Sabah temizliğini yapan bir kafenin görevlisi, geceden kalan
süprüntüleri logara attı.

Bu küçük bir örnek…

Yine önceki zamanlarda belediyeler sonbahar gelmeden logar
temizlikleri yaparken, dökülen yaprakları da toplarlardı.

Ben Bornovalıyım…

Hiç bu konuda bir çalışma yapıldığını görmedim.

Geçenlerde yazdım, belediye bazı sokakları baştan sona yeniledi ve
stadyumlarda bile rastlayamadığımız, projektör gibi lambalarla
süsledi.

Görmeyen anlattıklarımı tahayyül bile edemez.

Örneğini ne Türkiye’de ne de yurt dışında gittiğim şehirlerden hiç
birinde görmedim ki, anlatayım.

Alt yapı yok, üst yapının minare gibi üst yapıları var
belediyelerimizde maşallah…

Geçen yıla kadar, aralıksız beş yıl, aralıklarla 10 yıl sabah akşam
Ayazağa’da (Sarıyer) sel felaketine uğrayan o yoldan geçtim…n

Yani neredeyse karış karış biliyorum…

Bir gün oraları, İstanbul’un geri dönüşüm araçlarının toplanma
yerlerini, birkaç  yıldır yamaçta yapılan yıkımları ve çok ünlü bir
müteahhidin ailecek, ormanlık alanın yok edilerek diktikleri
gökdelenleri anlatırım.



*- DENİZ FACİASI

Yazarını bilmiyorum…

İzmir’in deniz tarihinde önemli bir olayı araştırarak yazmış.

1908 yılında İzmir halkı deniz yolculuğunu sağlayan şirketin
hatasından kaynaklanan bir deniz kazasında 63 insanımızın can vermesi
üzerine Karşıyaka ve Alsancak limanlarını ateşe vermiş.

O zamanlarda gerek Bornova- gerekse Karşıyakalılar ‘Halkapınar’daki
‘Paralı köprüden’ geçerek İzmir’e girebiliyor ya da çıkıyordu.

Yine bir gün bu paralı köprüyü ve İzmir’in giriş kapılarından birinin
de bizim ailede olduğunu naklederim.

Şimdi İzmir daha doğrusu Karşıyı tarihinde az bilinen ‘ateşe verme’
olayını paylaşayım:



*- İZMİRLİ YAS TUTTU

Bugün her gün önünden geçtiğimiz, Karşıyaka'nın simgelerinden biri
olan vapur iskelesinin geçmişinde, pek çok kişinin bilmediği acı bir
olay yatıyor.

30 Eylül 1908'de İzmir'den Karşıyaka'ya gitmek üzere hareket eden
İstanbul vapuru, limandan çıkarken Kassandra (Kesendire) vapuruyla
çarpışarak battı.

Dönemin kaynaklarında faciada 63 kişinin hayatını kaybettiği aktarılıyor.

Yaşanan büyük felaketin ardından gözler, vapur işletmesini yapan
Şirkete çevrildi. Gemilerin güvenliği ve ihmaller olduğu yönündeki
iddialar halkın tepkisine neden oldu.

1 Ekim 1908'de büyüyen öfke sonucunda önce İzmir'deki Pasaport
İskelesi, ardından Karşıyaka Vapur İskelesi ateşe verildi.

Olayların ardından vapur seferleri durduruldu.

Karşıyaka, yaklaşık iki ay boyunca vapur ulaşımından mahrum kaldı.

Seferler 28 Kasım 1908'de yeniden başladı.

Bir vapur faciası, büyük bir toplumsal tepkiye dönüştü ve
Karşıyaka'nın ulaşım tarihinde iz bıraktı.



*- İHMAL ŞÜPHESİ

Tarihî anlatımlara göre temel neden, vapur faciasında hayatını
kaybedenlerin ardından şirketin ihmalkâr davrandığına yönelik inanç ve
hesap sorulması talebiydi.

Bazı eylemciler, şirketin vapurlarını güvensiz buluyordu ve öfkelerini
doğrudan şirketin tesislerine yöneltti.

Burada önemli bir ayrım var:

İskelenin yakılması, kazanın kendisi değil, kazanın ardından yaşanan
protesto ve şiddet olaylarının bir parçasıydı.

Bu paylaşım vesilesiyle, yaşanan faciada hayatını kaybedenleri
rahmetle anıyor; ailelerine ve yakınlarına sabır diliyoruz.

Bu arada iftiharla söylemek istediğim bir nokta var:

Özellikle gençler, yaşadıkları şehre sahip çıkıyor ve son dönemi
değil, yıllar öncesine uzanan bir araştırmayı yapıp paylaşıyorlar.

Kendilerini bu yöne adayan ve kötülüklerden uzak kalan araştırmacı
gençlerimizin sayılarının artmasını yürekten diliyorum.

Tabii abartmadan ve gerçeklerin ışığında…



*- ESKİ RUM EVLERİ

Zeytinci Ali Güreli’yi yıllar öncesinden, 23 yaşında Balıkesir’in ünlü
Ayvalık ilçesinin belediye başkanlığından bu yana tanırım.

Son 15 belki de 20 yıldır, gerek zeytin ihracatçılarının başkanlığını
yaptığı dönemlerden bu yana sıkı takipçisiyim.

Ali Güreli de sözünü ettiğim önemli araştırmacılarımızdan ve belki de
önemli yerlerde bulunduğu 60 yılında karşılaştığı doğru ve yanlışları,
insanları ironi veya nükteli bir şekilde kaleme alıyor.

Benim için ‘güvenli limanlardan’ biridir.

Tarihimizdeki önemli noktalardan biri  ‘Mübadele’ ailelerinden olan
Ali Güreli bakın konuyu nereden nereye getiriyor.

Ali Güreli ‘Mübadele’ başlığıyla yazıyor:

“1923’te iki devlet arasında yapılan anlaşma ile şu anki TC devleti
sınırları içindeki topraklarda yaşayan 1 200 000 ortodoks Rum
Yunanistan’a  ve şimdiki Yunanistan sınırları içinde kalan  ( özelikle
adalarda ) 500 000 Müslüman Türk Türkiye’ye zoraki göç ettirilmiş.

Ülkenin birçok yerinde Rumlardan kalan binalar tespitli bina kabul
edilip koruma altına alınmış.

O devirde mübadele uygulaması pek doğru dürüst işlemediği için
insanlar evlerini ve şehirlerini birkaç kez terk edip geri gelmişler
ve tekrar terk etmiştir.

Bu yüzden bazıları ‘nasıl olsa geri geliriz!’ diye mücevherlerini ve
sahip oldukları diğer varlıkları altına çevirip evlerine
saklamışlardır.

Tabi bir tarihten sonra, geri gelmek mümkün olmayınca, o evlerin
bazısının yeni sahipleri bu altınları bulup üzerine oturmuştur.

Tabi bir kasabaya göre havadan birkaç kilo altın bulmak iyi
sayılabilecek bir varlık olsa da üst sınırı belirlidir

Ülkemizde şimdi en büyük sektör olan para aklama sektörü bu işi
keşfedip, ‘eski Rum evi aldık, çok para bulduk!’ hikayesi ile çok para
yıkamaya başlarsa, o restore edilen veya edilmeyi bekleyen Rum evleri
‘büyük paralara’ satılır.

Altın, olsa da olmasa da bazıları işini bilir!



*- DAMLA KALMAZ!

Mustafa Foçalı bugün de şöyle diyor:

“Kendi bardağın boşken, başkasının bardağını doldurmaya çalışırsan
sadece etrafı kirletirsin.

Fazla vericilik bir fedakarlık değil, bir öz kıyımdır.

Sınır çizmediğiniz her iyilik, bir süre sonra üzerinize yapışan bir
göreve dönüşür. Bardağınız taşmadan durmayı bilmelisiniz.

Çünkü siz tükendiğinizde, kimseye verecek bir damlanız bile kalmayacak.”



*- HANGİSİ

İstanbul'da ilk yağmur damlası yere düştüğü an başlayan o büyük
hayatta kalma mücadelesi...

Sabah sırılsıklam olmuş ayakkabılarla, şemsiyelerin savaştığı o
kaldırımlardan ofise ulaşmak gerçekten bazen işin kendisinden çok daha
yorucu oluyor.

Günün ilk toplantısına daha bilgisayarı açmadan, sadece yolda
enerjimizin yarısını bırakarak giriyoruz.

Keşke böyle havalarda "yağmur izni" diye bir şey olsa da, o ilk maile
trafikte sinir harbi yaşayarak değil, evimizde sıcacık kahvemizi
yudumlayarak, tam enerjiyle cevap versek.

Bugün o yağmurda ofise ulaşmayı başaran herkese madalya takılmalı!

Siz bugün hangi taraftaydınız?

 Sırılsıklam olanlar mı, evden huzurla çalışanlar mı?



*-SIRA DIŞI TEKNOLOJİ!



Her yıl milyonlarca ton plastik atık doğaya karışırken, Hindistanlı
bir bilim insanı farklı bir soru sordu:

Çevreyi kirleten bu plastikleri yolların yapımında kullanabilir miyiz?

Bu sorunun peşinden giden kimya profesörü Rajagopalan Vasudevan,
plastik atıkları asfalt karışımına dahil eden bir yöntem geliştirdi.

Bugün Hindistan’da bu teknolojiyle inşa edilmiş binlerce kilometrelik
yol bulunuyor.

Üstelik amaç yalnızca plastik atıkları değerlendirmek değil.

Doğru malzemeler ve üretim koşulları kullanıldığında, asfaltın bazı
mekanik özelliklerini iyileştirmek de mümkün.



*- KİMYA PROFESÖRÜNÜN FİKRİYLE

Hindistan, uzun yıllardır iki önemli sorunla mücadele ediyor.

Bunlardan biri, giderek artan plastik atık miktarı.

Diğeri ise özellikle yoğun muson yağışlarının etkisiyle zarar
görebilen yol altyapısı.

Su, asfalt kaplamaların bozulmasında önemli rol oynuyor.

Kaplama tabakalarına sızan nem, malzemeler arasındaki bağları
zayıflatabiliyor ve zamanla çatlaklara, deformasyonlara ve çukurlara
neden olabiliyor.

Madurai’deki Thiagarajar College of Engineering’de görev yapan kimya
profesörü Rajagopalan Vasudevan, 2000’li yılların başında plastik
atıkların yol yapımında kullanılmasını araştırmaya başladı.

Geliştirdiği yöntem, daha sonra Hindistan’da plastik katkılı asfalt
uygulamalarının yaygınlaşmasına katkı sağladı.



*- PLASTİKTEN NASIL YOL YAPILIYOR?

Burada önemli bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek gerekiyor.

Bu yollar tamamen plastikten yapılmıyor.

Temel malzeme yine taş agregası ve bitümden oluşan asfalt karışımı.

Fark, belirli türdeki plastik atıkların karışıma eklenmesinde.

Vasudevan’ın geliştirdiği yöntemlerden biri, Dry Process olarak biliniyor.

Bu yöntemde uygun plastik atıklar önce ayrıştırılıyor, temizleniyor ve
küçük parçalara dönüştürülüyor.

Ardından sıcak taş agregasına belirli oranlarda ekleniyor.

Plastik, sıcak agrega yüzeyinde yumuşayarak ince bir kaplama oluşturabiliyor.

Daha sonra bitüm ilave edilerek asfalt karışımı hazırlanıyor.

Böylece plastik atıklar, yol kaplamasının yapısına dahil ediliyor.

Bazı deneysel araştırmalar, uygun plastik katkılarının asfaltın
belirli özelliklerini iyileştirebildiğini gösteriyor.

Örneğin plastikle kaplanmış agregalar, bazı koşullarda suyun malzeme
üzerindeki olumsuz etkisini azaltabiliyor.

Ayrıca karışımın yüksek sıcaklıklarda kalıcı deformasyona karşı direnci var.

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 366

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 219

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 374

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 352

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...