ARADIĞINI, UYGUN FİYATINI BULURSANIZ EN MUTLU SİZSİNİZ
*- HALLERİ PERİŞAN! İzmir’in son yıllarda yıldızı parlayan sahil kenti Urla’dayım… Yollar delik deşik! Belki de, 40 binin üzerinde İstanbullunun bundan sonraki yaşamını geçirmeyi kararlaştırdığı bu ilçe için ‘Yeni bir şeyler söyle, yaz!’ diye içinden geçirenler vardır.
Yediden yetmişe herkesin beğendiği Urla Devlet Hastanesi’ne uğradım.
Yoğunluk nedeniyle performans üstü performans gösteren doktorların, sağlık çalışanların hali perişan…
Anne kız Çeşme’den Urla’ya tedaviye gelmiş.
Çeşme’deki doktorlar, bir yıldır KBB’den tedavi gören genç kızı ‘ bir hastaneye git!’ önerisinde bulunmuşlar.
Doktora bunu söyleyince, ‘Hastaların sorunlarıyla ilgilenen, her sorusuna yanıt verdiği gibi kullandığı ilaçların özelliklerini de sabırla anlatan doktor hanımın gülerek, ‘Burası mı büyük hastane?’ deyişini videoya çekmek varmış!
‘Sizi Dokuzeylül Hastanesi’ndeki hocalarımız, ya da İzmir Şehir Hastanesi tavsiye edilmiş olmalı!’ dedi,
Biliyorsunuz benim tercihim de Dokuzeylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi…
Benzer konu ve görüşmeye yakın zamanda İstanbul Beşitaş’taki Sait Çiftçi Devlet Hastanesi’nde rastlamıştım…
Bir hastanın sorusu üzerine şöyle denilmişti:
‘Burası Büyük Hastane değil!’
Demek artık hastaneler de, sağlık personeli sayısına mı, uzman sayısına mı, yatak sayısına mı, tam bilmiyorum ‘Büyük- küçük’ diye ayrıma tabi tutuluyorlar.
Belki bugün yine hastanede bir tur atarım, hastaların durumlarını anlatırım.
Unutmadan söyleyeyim:
Saat 15’den, yani öğleden sonra, annesinin elinden tuttuğu birçok yavrucağın hastaneye geldiklerine de tanık oldum.
Hoşuma giden yönü, hiçbiri geri çevrilmedi, şikâyetlerine göre doktorlara yönlendirildiler.
*- HAFTAYA!
Urla’da belediyenin, ‘URİT’ isimli bir iştiraki var…
Kafeteryalar ve otoparklar bu işletmenin yönetiminde.
Halkla ilişkilerini adı üstünde, halkla ilişkiler müdürlüğü yönetiyor.
Belediye Binası boşaltılıp, güçlendirilme çalışmaları yapıldığından görevlerini meydanda kendilerine tahsis edilen bir yerde yapıyorlar.
O meydan ve dükkânlar var ya, o başkanın şikayet üzerine cezaevine girmesine neden olmuştu.
Selçuk Karaosmonoğlu’ndan söz ediyorum.
Kendisine ‘Rüzgar Selçuk’ adını takmıştım.
Şöyle gerilere bakıyorum, kaç yıl olmuş?
Gidip – gelmeleri anımsıyorum…
Selçuk Karaosmanoğlu Urla’nın ova yollarını bile asfaltlamıştı.
Şimdi ‘yama’ bile yapamıyorlar…
Bunu bırakın, Halkla İlişkilerde bir kenara sığışır gibi oturduğumda, birkaç kişi geldi ‘Takvim geldi mi?’ diye sordu…
Dikkatinizi çekerim, ‘Takvim geldi mi?’
Yanıt şöyle:
‘Haftaya!’
Bunlardan biri patlamıştı;
‘Üç haftadır aynı yanıtı veriyorsunuz!’
Bence daha çok gelir giderler bu büroya…
Urit bence lastiği patlamış kamyon gibi yalpalıyor.
Neden mi anlatayım?
*-KAFALARINA GÖRE
Örneğin engellisiniz, aracınız da var, devlet hastanesinden alınmış bir sağlık raporu ile
Bırakın raporu ibraz etmeye, devletin verdiği engelli belgesini gösterdiğinizde otopark ücretinin yarısını ödersiniz.
Urla’da yönetmelikler kendi kafalarına göre işliyor…
Engelli vatandaş, siz- biz- onlar her yerde olduğu gibi belli bir süre aracınızı park etmek için gerekli işlemi yaptırmak istediğinizde ‘Yüzde 90’nın engelli raporu olduğunuzu’ ispatlamak zorundasınız…
Bir kendi kafasına göre yönetmelik hazırlamış…
Sebep, ‘Herkesten mutlaka para toplamak!’
Yani maaşlarını çıkarmak istiyorlar…
‘Rabbena hep bana!’ zihniyeti… li
İstanbul’u örnek alın, İzmir’i, Ankara’yı…
Kardeşim, engellilerde aradığınız o yüzde 90 şartı, ÖTV’siz engelle sağlık raporunda Taşıtlar Vergi Dairesi tarafından aranıyor.
Yüzdü 90 engelliler Motorlu Taşit Vergisi ödemezler…
Ama yüzde 40’dan yüzde 89’a kadar engelli durumu olanlar ise ÖTV’siz araç sahibi olabilir ama epey yüklüce MTV’yi (Motorlu Taşıt Vergisini) öderler…
Bu da çok tenkit edilen ve bence haksızlık kokan bir durum.
Sonuçta herkes kendini doktor sanıyor.
Raporlar o kadar sıkı tutuluyor, en az üç kez ahret sorularının yanıtlandığı şeklinde geçiyor.
*- HADİ CANIM!
Hani ‘engelli yılı’ ya da ‘engellilere kolaylık’ vs. söyleniyor ya, sakın inanmayın…
İstanbul’da, İzmir’de, büyük şehirlerde, belli bir süre ya da resmi otoparklardan, yararlanmak isteyenler h duak şöyle veriliyor:
‘Engelli araç ruhsatı yeterli!’
Urlalı maaşı yüksekler bunu bilmiyor…
‘Bizde böyle!’ diyorlar…
“Ne kadar köfte, o kadar ekmek!” durumu…
Belki de İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın açıklamasını duymuşlardır:
‘Açık otoparklarda çalışan iki görevli belediyeye yaklaşık 400 bin liraya mal oluyor, ama bir ayda görevli bulundukları alandaki otopark geliri ise en fazla 70 bin lira…
Görev zararına bakın!
Bir yerlerde yanlışlık var…
Belki başka izlenimlerimi de yeri geldikçe paylaşırım…
Urla Belediye Başkanı nerelerde?
Bilmiyorum, hiç görmedim…
Neredeyse işleri yürütenler var...
Urla’da böyle, ya yukarılarda?
Bir örnek vereyim:
Örneğin Ulaştırma Bakanlığının sitesine girin bakın ne deniyor?
Mealen söyleyeyim:
“Otoyollar engellilere (araçlarına) ücretsiz!”
Arayın bir yetkiliyi bulun!
Karşınıza en sonunda Karayollarından, kamudan birini bulursunuz..
Kısa ve öz yanıt;
‘Yok öyle bir şey!’
Belki de kısa süre uygulandı sonra kaldırıldı…
Tam bilemiyorum ama gerçek ortada…
Bir sıkıntı var ama nerede?
*- TANITAYIM
Hakan Tartan’ı tanır mısınız?
Benim dostum…
Hem de meslektaşım…
Rakip medya gruplarında çalıştık, birçok olayda karşı karşıya geldik…
Nasıl mı?
Haberi fotoğraflarıyla birlikte okuyucuya daha önce duyurmak için…
Hakan Tartan siyasete de girdi ve Ankara’da kapı komşuları olan Başbakan Bülent Ecevit’in partisinden milletvekili seçildi, Bakan oldu.
İzmir’in en merkez ilçesi Konak’ın belediye başkanlığını da yaptı.
Çok iyi anımsıyorum;
New- York’tan, Amerika’dan bir belediye başkanı, Dr, Hakan Tartan’ı makamında ziyaret etmişti.
Görüşmeler tercüme ediliyordu.
Dr, Hakan Tartan ‘Bir dakika!’ deyip araya girdi ve ‘Siz konuşmaları hatalı ve yanlış tercüme ediyorsunuz’ dedi.
Ve konuşmanın doğrusunu söyledi.
Tercüman da dinleyici oldu.
Şunu da ilave edeyim, önce Gazeteci, sonra Çalışma Bakanı ve Belediye Başkanı olan İngilizce konuşmayı tercüme eden Dr. Hakan Tartan orta öğretimini Fransızca eğitim veren okullarda tamamladı.
Bu ne demek?
Fransızcayı, ana dili Türkçe gibi biliyor, konuşuyor, yazıyor…
Ha sahi unutuyordum, bir da Akademisyen yönü var Dr. Hakan Tartan’ın daha nesini anlatayım?
‘Beklediğimiz küçük mutluluklar!’ anlatıyor.
Bu soğuk kış günlerinde, mutluluk nasıl olurmuş?
Bakalım Dr. Hakan Tartan konuyu nasıl ele almış?
Sakın yanlış anlamayın yazının ana konusunu, yaz ayından, 5-6 ay geriye, sıcak günlere gitmiş sevgili arkadaşım Dr.Hakan Tartan…
*- HATIRLADINIZ MI?
“Aman aman ne yazdı.
Bir ara sıcaktan eriyip ölmeden toprağa karışacağımı düşündüm.
Ne klima, ne vantilatör…
Vallahi yandık, yandık!
Meteoroloji uzmanları, gözümüzü daha da korkuttu; ‘Gelecek yıllar daha da sıcak olacak ‘
Ege, Akdeniz; sıcaklık merkezi.
Bir de ara ara Güneydoğu Anadolu.
Araplar basmasa Karadeniz bir seçenek, ama orada da temmuz, ağustosta yer yok!
Neyse önümüzde 6-7 ay düşünme şansı…
Sıcaktan kaçacak yer arıyoruz!
Anladım ki; ben bahar çocuğuyum.
İlkbahar, sonbahar.
Ne yaz, ne kış; benim tedavülde yok!
Ne yaptık; elden geldiğince tatil!
Çoğunlukla eve kapandık da bol bol hava attık nedense… ‘Çeşme’deydik…
Alaçatı’daydık…
Bodrum ‘daydık…
Marmaris ‘te, Ayvalık’ta, Bozburun’da, Göcek’te, Datça’da, Kaş’ta, Ayvacık’ta, Asos’taydık…
Falan yerde filan beach’teydik…
Yapmayın Allah aşkına!
Suyun 250 lira, lahmacunun 2000 lira olduğu yerlerin önünden geçemedik!
Cepte para olsa araba uymaz! O zaman da body
guardlar almaz!
Yürü hemşerim!
‘Astronomik ve epistemolojik faturalar ‘ dışında yazın özeti; sıcakla mücadele!
Fiyatlarla savaş hiç bitmedi; limon 100, domates 30, bamya 120 liranın altını hiç görmedi!
Cenk resmen; cep cepkene karşı etiketler!
Tek sıfırlı mı, iki sıfırlı mı!
Kıtlık çekmedik, ama kiloların yerini yarım kilo, hatta tane aldı; bu net!
2025 yılında yazdan kışa geçerken açık yorum; tane ve yarım kilo devri.
Fiyatların acımasız oyunu!
Bundan sonra perde nasıl açılır; 250 gram ve taneye devam!
Canım ondan sonrasını da sormayın bana; ChatGPT ne güne duruyor!
Aşk-meşki bile soruyorsunuz da; piyasayı neden bana kilitliyorsunuz?
Yok öyle yağma!
Hal böyle olunca, çarşı - pazarda, kahvelerde de gündem benzer.
Bitmeyen pahalılık!
*- ŞİKAYETÇİ AMA
Saflar aynı…
Özgür (Özel) Başkan 100’lerce miting yaptı; kahvede değişen bir şey yok.
Reis ‘çiler de pahalılıktan şikayetçi, ama ‘çözerse Reis çözer’ diyorlar, başka şey demiyorlar…
Muhalif cephede karışıklık sürüyor…
Mansur’cular (Yavaş) ve Ekrem’ciler (İmamoğlu) biraz güç kaybetmiş, Özgür’cüler militan sayısını arttırmış gibi görünüyor.
Kahvelerde iki olan Cumhurbaşkanı adayı sayısı 3 olmuş; bu açık…
Çay 30 lira sınırında. 15-20 lira yapan sürümden kazanıyor; şimdilik gördüğüm o!
Bir de askıda çay!
Evet, askıda ekmek, askıda simit görmüştü bu gözler; askıda çaya da tanık oldu!
Hayırlısı!
Emekli cephesi genişlemiş, ama pek tatları yok!
Siyaset onları pek besleyememiş galiba…
Gözleri 6 aylık enflasyonda…
Ne olacak?
‘Seçim yoksa para yok!’ diyeceğim; susuyorum; ‘yoğun emekli saldırısına hazır değilim’ daha!
*-
Önceki Çalışma Bakanlarından Dr. Hakan Tartan’ın, ‘Merhaba’ dergisindeki yazısı şöyle devam ediyor:
“Rakam ortada; asgari ücret 26-27 bin bandına oturacak; memur ve emeklilere de TÜİK enflasyonu gereği yüzde 20 dolayında artış yapılacak.
Üç aşağı beş yukarı!
Mehmet Bey amca da, Neriman hanım teyze de ‘yüzde 50 de yüzde 50’ diye yeri göğü inletiyor da; ahali de umut yok!
Görünen köy kılavuz istemez!
Ben bir şey söylemeye tereddüt ediyorum vallahi de billahi de; Z kuşağı daha cesur: ‘
Durun bakalım daha Devlet bey bir şey demedi’..,
Onlar da her şeyin farkında…
Benim hem Ticaret Odaları, hem biraz piyasa, hem de biraz ENAG esintili yorumlar ne fayda ki!
‘Asgari ücret en az 30 bin tl, en düşük emekli maaşı da buna eşit olmalı’ diyorum da; fıs fıs türünden…
Ben bile ne dediğimi duyamıyorum da; öbür Z kuşağı cezayı kesiyor;
‘Ne mırıldanıyorsun Bey amca’…
Bey Amca mı? Vay vay…
Pazara bi uğrayıp çıkıyorum; iyi domates 50, elma - armut 100, limon
80-100, mandalina 80, üzüm 70-80, acı - tatlı biber 50 lira. File bin liraya dolmaz; merak edileni söyleyeyim!
Bamyada, fasulyede, cevizde, şeftalide etiketler yarım kilo üzerinden.
Alışkanlık oldu!
Bir yanda patlamaya hazır bomba türünde emekliler, sağlarında sollarında ne yapacağı belli olmayan Z kuşağı...
Ben tırıs tırıs eve…
Dilimde Ahmet Kaya:
‘Hep sonradan gelir aklım başıma/ hep sonradan..’
Hz. Mevlana ne güzel söylemişti;
‘Her şey vaktini bekler/ ne gül vaktinden önce açar/ ne güneş vaktinden erken doğar / Bekle senin olan sana gelecektir ‘.
Bekleyelim; ne ola ki!
Beklediğimiz ‘küçük mutluluklar’; insanların birbirine sevgi - saygısı, memlekette daha çok demokrasi, hak - hukuk, ekonomide ferahlık..
Çok mu?”
Çok değil ama, şunu da anımsatayım;
Dr, Hakan Tartan bu yazısını altı ay öncesine göre kaleme almış.
Şimdi kışın ortasındayız…
Yazı unuttuk, karı- buzu ve de çocukların okullarını düşünüyoruz.
Çarşı Pazar haberlerini de haftada bir değil her gün dinliyoruz.
Sonucu söyleyeyim:
Gülmeyi de unuttuk!
Bırakın mutlu olmayı…
*-
Yorumlar yükleniyor...