ALSANCAK MUHTARI HİCRAN HANIM, ZEKİ MÜREN'İ ANIMSATTI
*- ZEKİ MÜREN’İ ANDIM Telefonumu açtım, bir kadın sesi; ‘Beni tanıdın mı?’ Aklıma aile dostum Rahmetli Zeki Müren geldi. Bir sohbetimizde, en fazla, ‘Beni tanıdın mı?’ sorusuna yanıt vermek zorunda kaldığını söylemiş ve şu örneği vermişti: ‘Bodrum Kalesi’ndeki o muhteşem konserimden sonra kulis dışında bekleyenlerden bir kadın, ‘Beni tanıdın mı?’ diye sordu. Baktım, çıkaramadım… Beylik bir yanıt verdim: ‘Tanıyor gibiyim, ama çıkaramadım!’ Elindeki fotoğrafı ve gazete kupürünü gösterd
*- İZMİR’DE BEBEK DÜŞÜRDÜ!
Bodrum’un ve tüm sanatçıların paşası Zeki Müren’le, (Bu sıfatı da ben vermiştim- Yazmıştım- Bir gün yine anlatırım) ilgili bir hikayeyi de, genellikle ilginç haberler yapan, Hürriyet Gazetesi Muhabiri rahmetli Özkan Korkuter anlatmıştı:
‘Zeki Müren İzmir Enternasyonal Fuarı’ndaki Monolya bahçesinde sahneye çıkıyordu.
Manolya bahçesi her gece ful doluyor, bir o kadar kişi de dışarıda saatlerce ayakta itiş kakış sahneye çıkmasını bekliyordu.
Dışarıda para harcamZadan sesini duyacaklardı.
İlgi anlatılacak gibi değildi, bunu ancak bizim gibi yaşayanlar bilirdi.
Ben de bu kalabalıktan bir ailenin bebeğini çıkışta bekleyenlerden birinin elinden alarak biz gazetecilere hep nazik ve kibar davranan, kırmayıp yardımcı olan Zeki Müren’in kucağına verdim. Bu sırada bebek, kalabalıkta iyi kavranmadığından düşecek gibi oldu. Foto Muhabiri Aykut Fırat’ta görüntüledi.
Ertesi gün gazetenin magazin sayfasında, birinci sayfadan anonslu şu manşet vardı:
‘Zeki Müren Çocuk Düşürdü!’
Sonra bu haberi ve yapanları, başka isimlere uygulayanlar oldu.
Ama doğrusu Özkan Korkuter- Aykut Fırat ikilisinin haberiydi.
*- GÜÇLÜ RAKİP
Aykut Fırat’la birçok haberde rakip olarak karşı karşıya geldim.
Bir ikisini anlatacağım, tabii ki nasıl atlattığımı…
Örneğin, bir ara Belediye Başkanlığı yapan Erdal İzgi ile ikisini Muğla Datça’da, hükümetin düşmesine neden olan İçişleri Bakanlarından Hasan Fehmi Güzel haberinden sonra ne hale geldiklerinde…
Bu konuyu yazmıştım.
Bazı okuyucularım anımsayacaktır.
Ama her şeye rağmen hayranı olduğum foto muhabirlerinden Aykut Fırat’ı kısa da olsa sizlere tanıtmak istiyorum, bir ‘vefa’ duygusu ile…
*- ÖNEMLİ MESLEKTAŞ
Aykut Fırat, Türk basınında özellikle foto muhabirliği alanında iz bırakmış önemli bir isimdir.
1972 yılında Hürriyet Gazetesi'nde çalışmaya başlamış ve 1996 yılına kadar bu kurumda görev yapmıştır.
Ege Bölgesi’nde özellikle İzmir’deki çalışmalarıyla tanınan Fırat, hem mesleki disiplini hem de sanata olan ilgisiyle öne çıkmıştır.
1979 yılında Konak’ta yaşanan bombalı bir olayda yaralanmasına rağmen görevini bırakmayıp fotoğraf çekmeye devam etmesi, onun cesaretini ve meslek aşkını simgeleyen bir anı olarak hafızalara kazınmıştır.
Bu olaydan sonra İstanbul Gazeteciler Cemiyeti tarafından “Yılın Gazetecisi” seçilmiştir.
*- FOTOĞRAFLARI SERGİLİK
Emekliliğinin ardından da doğa fotoğrafçılığına yönelmiş, İzmir Doğa Fotoğrafçıları grubunun bir üyesi olarak çeşitli sergilere ve yayınlara katkı sunmuştur.
“İzmir’de Doğal Yaşam” adlı kitapta da eserleri yer almıştır.
Gerçek bir “gazi gazeteci” olarak anılan Aykut Fırat, hem mesleki başarıları hem de mütevazı kişiliğiyle Türk basınında saygıyla anılan bir figürdür.
Şunu da ilave edeyim:
Türkiye’nin neredeyse Yunanistan’la harp yapmasına neden olacak, Bodrum Kardak kayalıklarına çıkan, Yunanlıların diktikleri bayrağı indirip, yerine Türk Bayrağını diken ve fotoğraflayan da Aykut Fırat’tır.
Böylece hem Türk hem de yabancı basını atlatan haberin içindedir.
Bir gün, onun doğa fotoğraflarından ya da ödüllerinden de bahsetmeye çalışacağım.
Şimdi yazımın başındaki, bir hanımın ‘Beni tanıdın mı?’ sorusuna geleyim.
*- ADIM GEÇİNCE
Telefon eden İzmir’in merkez Alsancak Semtinin Muhtarı Hicran Akuzun idi.
Yanında, yakında kızı ile birlikte işbirliği yapacak bir bey vardı.
Oradan buradan konuşurlarken, ‘İzmirli Gazeteci Yaşar’ olarak adım geçmiş.
Yılların sevilen muhtarı Hicran Akuzun ‘Bizim Yaşar mı?’ diye düşünmüş ve Sait Beyle, fihristlerindeki telefon numaralarını karşılaştırdıktan sonra, uzun süredir bir araya gelmediğimizden ‘Merhaba’ demek istemiş.
Ben de İzmir’in merkez ilçesi Konak’ın en popüler semti Alsancak Mahallesinin değişmez muhtarı Hicran Akuzun’a, ‘Çikolatam hazır mı?’ diye sordum.
Çünkü, kendisi ile anlaşmamız gereği, ‘Mutlaka masasının ikinci çekmecesinde benim sürpriz ziyaretimde orada hazır tutulan bir şeker ile çikolata hazır olacak, acı kahvenin yanında ikram edilecek’ ti.
Belki de 10 yıl oldu Alsancak Muhtarı Hicran Akuzun’un ziyaretine gitmemiştim.
Ama sık aralıklarla bu çikolata ile şeker hep yenilenmiş…
‘Hazır, önemli olan sen gel!’ çağrısı yaptı.
Bu arada öğrenmiş oldum.
*- BAŞKANA TEŞEKKÜR
Alsancak Muhtarı Hicran Akuzun, ‘Mahallemiz de ilaçlama yapıldı. Öncelikle Konak Belediye Başkanımız Sayın Nilüfer Çınarlı Mutlu’ya ve Emeği geçen ekibine mahallemiz adına teşekkürlerimi sunarım..’ dedi benim aracılığımla.
Alsancak Mahalle sakinlerine de yine bizim aracılığımızla şu duyuruyu yaptı:
‘Saat 14.00’ de Türkan Saylan Kültür Merkezinde, Konak İlçe Emniyet Müdürlüğü koordinesiyle, bilgilendirme semineri yapılacaktır. Davetlisiniz!...
Türkiye’nin en güzel, güzel olduğu kadar özellikle akşam ve gece saatlerinde Kordon boyu başta olmak üzere tüm eğlence mekanları ile restoranlar olmak üzere çeşitli insanların birlikte oldukları yerler akla geliyor. Tabii ki müşteriler arasında beğenildiği kadar beğenilmeyen, istenmeyen tipler de oluyor. Bu da bazı kesimler ile Alsancak yerlisi arasında tatsızlıklara neden oluyor. Burada iş emniyet görevlileri kadar Alsancak sakinlerine de düşüyor. Bir sıkıntılı durumda neler yapılması ve kimlere anında ulaşılması emniyet yetkilileri ile yapılan toplantılarda ele alınıyor, görüş alışverişinde bulunuluyor.
Aslında Alsancak mahallesindeki bu güzel işbirliğinin başta İstanbul olmak üzere tüm büyük şehirlerimiz ve kalabalık semtlerde ele alınarak yapılması asayiş ve huzur yönünden büyük önem taşıyor.
*- BİZ DESTEKLİYORUZ AMA…
Önceki yazımda, okulların kapatılması ile birlikte önemli bir noktaya dikkat çekmiştim.
‘Karne hediyesi’ olarak ailelerin çocuklarına, ‘bisiklet’ ödülü verdiklerini.
Konuyu irdelemiş ve ‘Aman kazalara dikkat!’ demiştim.
Çünkü yolun ortasında, moto kuryeler gibi, bisikletlerine binmeye çalışan çocuklara tanık oldum.
Avrupa kentlerinde gördüğümüz ‘Bisiklet yol ve kulvarlarına artık birçok kentimizde rastlıyoruz.
Ama Balıkesir’deki ‘Veledrom’un şimdi yerinde yeller esiyor.
Sanıyorum Konya’daki duruyor ama tam bilemiyorum.
Aklıma geldiği için paylaşmak istedim.
Bugün de, "Bisiklet gezegenin yavaş ölümüdür!" makalesinden söz edeceğim.
*- PARAYI DÜŞÜNENLER
Euro Exim Bank CEO'su, ‘Bisiklet gezegenin yavaş ölümüdür!’ cümlesini söylediğinde, ekonomistleri önce düşündürmüş sonra devam etmişti:
“Bisikletçi ülke ekonomisi için tam bir felakettir!
Bunlar:
1- Araba almıyor.
2- Bankadan borç da almıyor.
3- Sigorta poliçesi ödemiyor.
4- Yakıt almıyor.
5- Periyodik bakım için para ödemiyor.
6- Ücretli otopark kullanmıyor.
7- Büyük kazalara neden olmuyor.
8- Çok şeritli otoyol istemiyor.
9- Obez olmuyor.
Bisiklet kullanan sağlıklı insanların ekonomiye ihtiyacı ve faydası yoktur; İlaç satın almazlar. Hastanelere veya doktorlara gitmezler.
Ülkenin GSYİH'sına fazladan bir şey katmazlar.
*- HESABA BAKIN
Buna karşılık, her yeni McDonald's mağazası en az 30 yeni istihdam yaratır;
10 kardiyolog, 10 diş hekimi, 10 diyetisyen ve beslenme uzmanı!
İlave olarak mağazada çalışan yüzlerce emekçi insan da fiilen çalışmaktadır.
Dikkat...
Bisikletçi mi, yoksa Mc Donald's mı?
Bu tekrar düşünmeye değer.”
Euro Exim Bank CEO'sunun noktadan önceki sözü herhalde daha da düşündürücüdür.
Bakın konuşmasını nasıl tamamlamış:
“Yürümek daha da kötüdür!
Çünkü yayalar bir bisiklet bile almazlar!’
Güler misin, ağlar mısın?
Bu kişi, herhalde bisiklet alabilenin mutlak aracının da olduğunu…
Herhalde ilaç fabrikası da vardır, ya da ortaklığı veya danışmanlığı…
Türkiye'nin rakipsiz büyük ustası Şener Şen’in, Muğla – Datça’da her işini bisikletle gördüğünü çoğunluğumuz biliyoruz.
*- AKLIM ALMIYOR
Uğur Sarı, ’30 bin Yıllık Bir Çocuk, İnsanlık Tarihini Yeniden Yazdı!’ diyor ve fotoğrafıyla birlikte anlatıyor’
‘Portekiz / Lagar Velho Mağarası 1998’de Portekiz’de bulunan Lapedo Çocuğu, yalnızca bir iskelet değil, insanlığın ortak geçmişine açılan bir kapıydı.
Modern insan özellikleri taşımasına rağmen, bacak yapısı belirgin şekilde Neandertal’di.
Bu, Homo sapiens ile Neandertallerin bir zamanlar melezleştiğinin güçlü kanıtı!
Mezarındaki tavşan kemikleri, sadece yemek artığı değil, bilinçli olarak yerleştirilmiş.
Bu da ilk mezar ritüelleri ve ölüm sonrası inançlar hakkında ipuçları veriyor.
Yeni tarihlendirmeyle, bu mezarın MÖ 26.000 yılına ait olduğu netleşti.
Lapedo Çocuğu, iki insan türü arasındaki derin bağı ve geçmişimizin karmaşıklığını hatırlatıyor.
Binlerce yıl sonra bile, sessiz bir mağarada yankılanan bir ses var:
‘İnsanlık, her zaman birbirine bağlıydı.’
Bir gün karşılaşırsam olayı Uzman Arkeolog Gamze Akuzun’a danışıp, doğruluk derecesini ve olasılıkları soracağım.
Uzmanımız Gamze Hanım da konunun uzmanı akademisyenlerimizle bir görüşme yapacaktır, bizi doğru bilgilendirmek için.
*- KUBBELİ BAKKAL
Önem verdiğim isimlerden Melih Dizdaroğlu, bir İzmir gazete ve internet sitesinde okuyunca, benimle de paylaşmış,
Konu;
‘600 Yıllık Bir Nöbet: Kubbeli Bakkal’ın Hikâyesi!’
Fotoğrafı da ilginç bulduğumu söyleyebilirim:
Burası bir bakkal…
Ama haberi yapan meslektaşıma göre, ‘sadece ürün değil, tarih satıyor!’ İzmir Menemen’de, 1432’de imarethane olarak inşa edilen taş duvarların arasında hâlâ hayat var.
600 yıllık geçmişin üzerine kurulu Kubbeli Bakkal, 85 yıldır Ayla ailesinin ellerinde bir hafıza mekânı.
Dededen toruna geçen bu dükkânda,
1949’dan kalma veresiye defteri,
1934 yapımı mühürlü terazi,
1871’den kalma bir makas…
Ve unutulmuş bir samimiyet duruyor.
İçki yok, sigara yok.
Çünkü bu dükkân bir türbenin gölgesinde, bir inancın izinde açılmış.
‘Sadece rızık değil, ilke satarız’ diyor Ali Haydar Ayla.
O aslında bir mühendis.
Ama gönlü, zamanı onaran bir bekçi.
Zincir marketlerin gölgesinde dimdik duran bir kubbe gibi…
‘Bir şeyi bulamadıysan, Kubbeli Bakkal’a git!’
Çünkü orada geçmişin sesi, geleceğin yolunu aydınlatır.
Menemen’in kalbinde, insanlığın raflara sığmayan hikâyesinin özeti böyle…
*-
Yorumlar yükleniyor...