AĞIR İTHAMA BOŞNAKLAR SESSİZ KALIYOR
Köşe Yazısı

AĞIR İTHAMA BOŞNAKLAR SESSİZ KALIYOR

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
09 Apr 2025 14 dk okuma 300

*- SAĞIRLAR ve SIĞIRLAR Prof.Dr. Halil İnalcık, ‘70 yaşıma kadar 4 milyon Osmanlı evrakı inceledim, 98 yaşıma kadar 28 eser yazıp bıraktım ve anladım ki, bugün buradaysak bunu tamamen Atatürk'e borçluyuz, Gazi Mustafa Kemal olmasaydı bizde olmayacaktık.’ Dedi. Prof.Dr. Halil İnalcık bunları söyledi ama sağırlar duymadılar. ‘Sağırlar’ yazarken, bilgisayarın ‘sığırlar’ yazdığına gördüm ve tesadüfen düzelttim. ‘Tesadüfen’ dememin nedeni, çalakalem aklıma geldiği şekilde yazdığım ve büyük bir

*- KİTAPLARI OKUTULUYOR

Prof. Dr. Halil İnalcık, Osmanlı ve Türk tarihine yaptığı derin katkılardan dolayı "Tarihçilerin Şeyhi" olarak anılan seçkin bir Türk tarihçisiydi.

7 Eylül 1915'te İstanbul'da doğan sanatçı, hayatını akademiye adadı ve dünya çapında Osmanlı tarihi çalışmalarını şekillendiren etkili eserler üretti.

"Osmanlı İmparatorluğu: Klasik Çağ 1300-1600" adlı kitabı üniversitelerde yaygın olarak kullanılmaktadır.

İnalcık, Ankara Üniversitesi, Chicago Üniversitesi ve Bilkent Üniversitesi'nde görev yaptı ve burada tarih bölümünü kurdu. Osmanlı arşivlerindeki titiz araştırması, imparatorluğun siyasi, ekonomik ve sosyal yapıları hakkında çığır açan bilgiler sağladı.

25 Temmuz 2016'da ‘100’ yaşında vefat etti ve arkasında tarihçilere ilham vermeye devam eden bir miras bıraktı.

Katkıları çok büyük!

*- HEM ÜRETİCİ, HEM DA İHRACATÇI

Ali Güreli, Türkiye’nin önemli zeytincilerinden.

Zeytinin üretimini de sanayisini de bilir.

Aynı zamanda ihracatçıdır.

Sürekli zeytin üreticisi ve çiftçisini koruduğu için bazı meslektaşları tarafından benim görüşüme göre sevilmez.

Çünkü kim doğru dürüst, kim tağşişçi yani hileci bilir.

Daha 22 yaşındayken, Ayvalık’ta MHP’den belediye başkanlığına büyük farkla seçilmiştir.

Mizahi yazıları ili Türkiye gerçeklerini ve yaşanılanları, yaşadıklarını gördüklerini anlatır.

Ben de kendisinin takipçilerindenim.

Bakın bu gün neyi ‘ti’ ye almış…

Bunlar içine beni de alabilir çünkü ben de, Espressolab adırıı düne kadar duymadım, belki kaç kez bu levhanın yazılı kapısının önünden geçtim ama hiç aklıma ‘Bu nedir?’ diye gelmedi.

Belki de, ‘Bana ve benim keseme göre değil!’ diye düşündüm.

Bilmiyorum…

Espressola, bazılarının başını, orasını burasını dağıtmış Ali Güreli’ye göre.

Yazdığına göre:

Bu sefer de Ali Koç’un annesinden sonra Gümüşhaneli dayıları toplamış, birileri….

‘Milli destek’ diyor dayılar…

Şimdi sözü tamamen Ali Güreli’nin anlatımına bırakalım:

‘Hayatımda hiç içmedim ama milli içeceğimiz olunca akansular durur diyor, mesela .

Milli kahvecimiz Espressolab ın adını söyleyebiliyor mu?

Hiç sanmam!

‘İşte!’ diyor; milli kahve!...

‘Hayatımda ben de içmem ama yerli ve milli olduğu için içiyom’ diyen 2 numaralı dayı; ‘Espresso Machiato’ istiyor yanında Levain Kuki ( 216 lira)…

‘Boykota boykot, annadın mı?’ diyen üç nolu dayı ise;

‘Yaw’ diyor, ‘çay yok mu çay?

‘Tabi’ diyorlar, ‘Ne demek,  o senin bildiğin çaylardan yok ama Cranberry Hibiscus verelim ( 243 lira)…

*- BU NASIL EZİYET

Sosyal medyada dalga dalga yayılıyor dayılar,,,

Bir dolu, kendini bilmez yorum iletilerinin altına, biri,  bir nolu dayıya, ‘Ulan bu paraları verip kahve içeceğine, önce ağzına diş yaptır!’ yazmış.

Şimdi tabi bir film daha bekliyoruz;

Dayılara, ‘ne içeceksiniz?’ dediklerinde, ağzını çatlatarak, ‘Her zamankinden Cranberry Hibiscus tatlım ( dadlım)’ filan dedikleri…

Ah gözünü sevdiğim yerli ve milli oraleti bu nasıl eziyet be ya…

Beni yazıları ile düşündüren ve güldüren Ali Güreli’ye teşekkürler…

*- YERE BATAN ve DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Geçenlerde İzmirli Maden Mühendisi Göksel Yelken’in ‘Yerebatan Sarnıcı’ için geldiği İstanbul’da yoğunluk ve uzun kuyruklar nedeniyle isteğine ulaşamadığını yazmıştım.

Sonra da bu eşsiz eseri anlatmaya çalışmışım, özetin özeti ile.

Şimdi de Gani Bey’in anısına bir göz atalım:

‘Eşimle birlikte yaptığımız İstanbul'u turlayalım gezilerinden birinde uğradığımız Yerebatan Sarnıcı'nı, orada yaratılan şahane müze- eser bağlantısını görünce ‘kim bu işin mimarı?’ diye araştırırken ismine rastladım.

Vakıflar müdürlüğünde Kadir Topbaş döneminde de sürekli proje yapan ama projeleri hep sümen altı edilen bir bürokrat olduğunu öğrendim. Mahir Polat adlı bu bürokratı başkan olur olmaz keşfeden ve onu çağırıp ‘İstanbul Miras’ projesinin başına geçirenin İstanbul'un rekor oylarlarla seçilen Belediye Başkanı Ekrem İmamoglu olduğunu okudum, sonra. Liyakatın doğruluğundan kuşkum yoktu.

Mahir bey ‘İstanbul Miras'ın başında İstanbul'un unutulmuş köşelerindeki türbe, cami, çeşme ne varsa ortaya çıkarmış ve Osmanlı eserlerini restore ederek şehrin dört bir yanında ata yadigarı eserlerle buluşmamızı sağlamıştı.

Sonra Fatih belediye başkanlığına aday olduğunu öğrenince bir ‘hayırlı olsun’  twiti yazdım.

Nazik bir cevap yazdı hemen;

‘Seçimden sonra benim sokaklarında büyüdüğüm Balat, Fener ve Çarşamba'da oturup bir kahve içecektik. Olmadı seçimi çok küçük bir farkla kaybetti.

Hem üzüldüm hem sevindim.

Çünkü ‘İstanbul Miras’ projesinin tekrar başına geçecek ‘Osmanlı torunuyuz’ diyenlerin unutup gittiği eserleri yeniden İstanbullularla buluşturacaktı.

Öyle de oldu.

İki ay önce kahve sözümüzü hatırlattım.

‘Başkanım kahvenin zamanı gelmedi mi?( dedim,

‘buluşalım elbette’ gibi bir cevap verdi ama yazının tonunda bir sorun olduğu belliydi.

Çok geçmeden ciddi kalp rahatsızlıkları yaşadığını öğrendik zaten. Stentler ameliyatlar derken bu gencecik parlak ‘devlet adamı’ , üstün hizmet madalyası alması gerekirken İBB soruşturmalarının içine dahil edildi.’

*-

Yargılama sürsün elbet, kimsenin böyle bir ayrıcalık isteme hakkı yok ama yaşadığı çok ciddi sağlık problemleri nedeni ile tutuksuz yargılanabilir. ‘

Gani Bey böyle düşünüyor.

Tabii kendisi gibi düşünmeyenler de var.

Bakalım sonuç ne olacak?

*- KABUL EDİLECEK GİBİ DEĞİL

Porcshe arabasının muciti Ferdinand Porsche, ölür

Ve öbür dünyada melekler tarafından karşılanır.

Melekler kendisinin olağanüstü otomobil tasarımından dolayı bir

dilek hakkettiğini söyleyerek, arzusunu sorarlar.....!!!

Porsche:

‘Tanrı ile bir konuda konuşmak isterdim.’ der.

Melek derhal isteğini yerine getirmek üzere Ferdinand Porsche'yi bir salona alır.

Ferdinand Porsche Tanrı' ya sorar:

‘Kadını yaratırken düşünceleriniz neydi?’

Tanrı:

‘Ne demek istiyorsun?’

Porsche:

‘Çok hatalı yaratmışsın!’

1. Ön taraf aerodinamik değil.

2. Çok ses yapıyor.

3. Bakım masrafları yüksek.

4. Ayda 5-6 gün tamamen kullanılmaz durumda.

5. Arka taraf çok sarkık duruyor.

6. Sürekli boyanması ve yenilenmesi gerekiyor.

7. Egzost, emisyona çok yakın.

8. Farlar genellikle küçük.

9. Yakıtı da son derece pahalı.

Tanrı kısaca düşündükten sonra cevap verir:

‘Ferdinand, bunların hepsi doğru olabilir ama istatistiklere göre erkekler, senin icadından çok, benim icadımı istiyorlar…’

Fıkrayı Halıt Kakınç’tan aldım.

Ben de sizin gibi aldıktan sonra okudum.

İlginç buldum ama şunu da söylemeden edemiyorum, buluş güzel ama birçok insanımız tarafından olumlu karşılanmayacak bir durumda, özellikle kadınlar ve feministler bile ‘Kabul edilir gibi değil!’ diyorlardır.

*- BOŞNAKLAR HEDEF ALINDI

Balkanlar ile ilgili önemli haberleri, onlar hatta yüzlerce dernek ve yöneticilerinden değil de Gazeteci Doğan Prepol’dan öğreniyorum.

Örneğin, Ali Çağatay’ın tarihi çarpıtan sözleri ve böylece Boşnakları hedefe alması beni şaşırttı.

Çünkü olaylar çarpıtılıyor, ya da bilimden ve gerçekten aykırı bir şekilde birilerinin istek ve dileği şeklinde kayıtlara geçmiş oluyor.

Hep söylerim, ileri zamanlarda bazıları bu hatalı ve çarpıtılmış lafları örnek göstererek akıl bulandırabilirler.

‘Bugün değil yarın!’ deriz ya bunlar için bir sistem ve taktiktir.

Lafı uzatmadan sözü Doğan Prepol’a vereyim:

*- AYIRIM YAPILMADIN

Doğan Prepol önce şunu soruyor:

“SPUTNIK yayınında tüm Boşnakları ‘Nazi ve faşist’ olmakla suçlayan Ali Çağatay’ın amacı ne?’

27 Mart 2025 tarihli programında, Ali Çağatay, tüm Boşnakları "Nazi, faşist ve SS” mensubu olmakla suçladı ve koca bir milleti hiçbir ayrım gözetmeksizin karaladı.

Ali Çağatay yayında şöyle diyor;

''Boşnaklardan Kurulu SS birlikleri vardı.

Bu arada Yugoslavya'da da SS birlikleri ile dayanışma halinde olan Boşnaklar var.

Boşnak kardeşlerimiz Naziler’le işbirliği halindeler Yugoslavya'yı parçalamak için. Müslümandır bizdendir falandır kötü şeyler yapmazlar diye düşünüyorsanız Merak etmeyin faşizmin dik alası oradan çıktı.''

Ali Çağatay, Yugoslavya göçmeni milliyetçi Murat Bayrak’ı örnek göstererek, buradan hareketle tüm Boşnakları Nazi sempatizanı gibi göstermekten çekinmemiştir.

Oysaki tarih bilinci olan herkes çok iyi bilir ki, Boşnaklar 20. yüzyılda Sırplar ve Hırvatlar tarafından defalarca soykırıma uğramış, varlıklarını sürdürebilmek için çok zor koşullarda hayatta kalma mücadelesi vermiştir.

*- GÜVENLİK SÖZ KONUSU OLUNCA

Naziler, 1942 yılında Boşnaklara güvenlik vaad ederek 648 kişilik bir birlik kurmuştur.

Bu birlik, çoğunlukla hayatta kalmak için bir seçenek arayan Boşnak gençlerinden oluşmuştur.

Nazi ideolojisiyle bir ilgileri olmamıştır.

Hatta Himmler'in, Boşnak halkını etkilemek amacıyla Kudüs Müftüsü HajAmin al Husseini’yi devreye sokması bu durumun en açık göstergesidir.

*-  SIRP ÇETNİK ORDUSUNA KARŞI

Batı Bosna'da az sayıdaki Boşnakların Bağımsız Hırvat Devleti (NHD) üzerinden Nazi birlikleri ile zorunlu işbirliğine gitmeleri ve askeri eğitimleri için Nazilere geçici olarak katılma nedenleri, kendilerinin hayatta kalabilmesi ve ailelerini, köylerini, kasabalarını faşist Sırp Çetnik Ordusu saldırılarına karşı savunabilmek içindir.

Hırvat Devleti Boşnaklara kendilerini savunmaları için çeşitli silahlar yanında askeri üniformalar ve diğer ihtiyaçlar vaat etmiş, bunları da müttefikleri oldukları Nazilerden alarak bu çağrıya uyan Boşnaklara vermişti.

Askeri ve savaş eğitimlerinin de Naziler tarafından yapılacağı söylenmiş ve Hançer adı altında bir birlik kurulmuştur.

*- FRANSA’DA ÖĞRENDİLER

Bu birlik daha sonra yine eğitim ve tatbikat bahane edilerek Fransa'ya gönderilmişti.

Fransa'da onlardan Nazi Ordusu’na katılmaları istenmiş, aldatıldıklarını anlayan Boşnaklar Nazi Ordusu’nda ilk isyanını Fransa'da gerçekleştirmişlerdi.

Dolayısı ile tarihinde milliyetçilik dahil aşırı hiçbir ideolojileri ve partileri olmamış olan Boşnaklar, Faşist oldukları için değil o dönemde Alman Naziler ve İtalyan Faşistler tarafından işgal edilen Yugoslavya topraklarında kendilerini savunan bir silahlı gücün (ordunun) olmaması nedeniyle denize düşen yılana sarılır misali kendilerine yardım eden silahlı güçlere katılmak zorunda kalmışlardı.

*- ALMANLAR SAYESİNDE

Sancak Bölgesi'nde faşist Sırp Çetnik saldırısına karşı Sjenica şehri Boşnak Milisler tarafından, Novi Pazar (Yenipazar) şehri de Alman Nazilerden alınan yardımlar ile savunulmuş, büyük katliamlar ve Boşnak Soykırımı önlenmiştir.

Çaresiz, savunmasız Boşnakların çok büyük bir bölümü Komünist Tito'nun ordusu Partizanlara katılmış ve Yugoslavya topraklarındaki  faşist Naziler, faşist Musolli'nin İtalyan Ordusu, Sırp Çetnikler ve Hırvat Ustaşalara karşı savaşmış, binlerce ölü vermişlerdi.

Saraybosna'ya ilk girenler Partizan Müslüman (Boşnak) birliği olmuştur. Unutulmamalıdır ki İkinci Dünya Savaşı’nda en büyük kaybı, katliamlara ve soykırıma uğramış, nüfusunun %10 ile 108.000 insanını kaybeden Boşnaklar vermiştir.

Faşist Hırvat Ustaşa ve Faşist Sırp Çetnik birliklerinin karıştığı katliamlar, ikisi arasındaki korkunç soykırım (750.000 insan öldürülmüştür) ve Doğu Bosna ile Sancak'taki Boşnak soykırımı tarihi belgelerle sabitken, bir Boşnak birliği üzerinden Boşnaklar hakkında bu tür bir iddia ortaya atmak, faşist olduklarını söylemek tarihi gerçeklerle uyuşmamaktadır.

Bu da Ali Çağatay’ın sözlerinin bilgisizlikten ya da kasıtlı bir çarpıtmadan ibaret olduğunu düşündürmektedir.

*-  DÜŞÜNÜLECEK NOKTA

Doğan Prepol şöyle diyor:

‘Bugün Türkiye’de adında "Boşnak", "Bosna", "Sancak" gibi kelimeler geçen onlarca dernek ve federasyon bulunmaktadır.

Ancak ne yazık ki bu ağır ithamlar karşısında seslerini duyamadık. Bu suskunluk, yapılan haksızlığı görünmez kılmamalıdır.’

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...