1 MAYIS KUTLU OLSUN
Köşe Yazısı

1 MAYIS KUTLU OLSUN

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
01 May 2026 17 dk okuma 135

*- EN BÜYÜK HUZUR Önce Henry Ford’a söz veriyorum: ‘Kalite, hiç kimse izlemiyorken, doğru olanı yapmaktır!’ demiş yıllar önce…

Zamanımızda ‘kaliteli insan’, ‘işini doğru yapan insan’, ‘İnsanları bırakın hayvanları seven’ kimse var mı?

Ya da bunlar çoğunlukta mı, azınlıkta mı?

Sorularının yanıtını siz verin…

Burada ben de , ‘Ekmek pahalı, emek ucuzdur!’ diyorum.

Ben şimdi Kemal Ertan’a söz veriyorum, bakalım o ne diyor?

‘Kesinlikle, bazılarının burunlarının, beyninden büyük olduğuna inanıyorum…’

Öyleyse;

‘İnsanlara akılları yettiği kadar hitap ediniz, ötesine geçmeyiniz….”

Her şey çok güzelken, herkes zaten birbirini seviyor.

Önemli olan; her koşulda yanında olabilecek birisi, buna da ‘gerçek dost’ deniyor.

Bu sözün neredeyse benzerini de, Muammer Yazgan söylemişti.

Güzel düşün, güzel yaşa!

Neyi gerçekten, kalben istersen, o seni bulur…

Düşüncen konuşmana, konuşman hareketine, hareketin ise kaderine yansır…

Sonuç:

Yeniden yeşersin tüm umutlar,

Yeniden açsın, tüm çiçekler,

Yeniden bahar gelsin ruhumuza,

Yeniden yüreğinize sevgi dolsun…

En büyük huzur, huzurunu bozan insanlardan uzak durmaktır…

*- TAKSİCİ İLE…

Şimdi size kaç yıl önce kaleme alınmış bir hikâye nakledeceğim.

Alınacak ders çok.

Ben de sonunda yorumumu yapacağım…

“Toplantıya gideceğim.

Baktım[Mh1]  geç kalma ihtimalim var, bindim bir taksiye, muhabbetçi bir arkadaş.

O anlatıyor ben dinliyorum.

Tam işyerinin önüne geldik. Ankara’da Bakanlıklar.

Diyelim ki, taksi parası 9.75 TL tuttu, ben 10 TL uzattım.

Hani hepimizin yaşadığı sahne vardır ya, ‘taksici üstünü arıyormuş gibi yapar, siz de para üstünü alabilmek için bir ayak dışarıda, inmemek için debelenirsiniz!’ Tam o sahne olacak.

Şoför, ‘para üstü var mı?’ diye aranmaya başladı.

- Üstü kalsın kardeşim, dedim.

Döndü bana doğru:

- Vaktin var mı ağabey? dedi.

- Evet, dedim (tek ayağım hala dışarıda)

Dörtlülere bastı, trafik dört şerit akıyor, indi araçtan.

Önde bir büfe var.

Gitti oraya, bir şeyler konuşup geldi.

Bana 25 krş uzattı.

Belli ki para bozdurmuş.

- Birader, dedim, ‘9.75 değil,10.50 yazsa ister miydin 50 kuruş benden?’

- Ne alacağım ağabey, 50 kuruşu!

- Peki, niye gittin 25 kuruş için o kadar uğraştın. ‘Üstü kalsın’ demiştim.

Döndü bana, attı kolunu arkaya:

- Vaktin var mı ağabey?

- Var!

- Çek kapıyı o zaman.

*- BEŞ DAKİKADA BEŞİKTAŞ, GİBİ…

5 dakika konuştuk.

İngiltere’de Profesöründen, bilmem kiminden eğitimler aldım.

O taksicinin 5 dakikada öğrettiklerini, İngiliz hocalar haftalarca verdikleri derslerde öğretemediler:

‘Ağabey biz Keçiören’de 5 kardeşiz.

Babam rençberdi, günlük yevmiyeye giderdi; artık inşaat falan bulursa çalışır gelir, o gün iş bulamamışsa, biz eve gelişinden, yüzünden anlardık.

Durumumuz hiç iyi olmadı.

Akşam yer sofrasında yemek yerdik. Yemek bitince babam bize, ‘Durun kalkmayın’ derdi.

Önce dua ederdik, sonra babam bize sofrada konuşma yapardı.”

- Ne anlatırdı baban?

- Hayatta nasıl başarılı olunur!

O gün inşaata çağırmazlarsa eve para getiremiyor, sonra çocuklara hayatta başarı teknikleri anlatıyor!

“Babam işe gidince büyük ağabeyimiz onu taklit ederdi, delik bir çorapla pantolonun ceplerini çıkarır, dört kardeşi karşısına alıp, ‘Dürüst olun, evinize haram lokma sokmayın!’ diye anlatırken, biz de gülerdik.

Annem kızardı, ‘Babanızla alay etmeyin. O, hem dürüst hem de çalışkandır’ derdi.

*- KOMŞULAR

Yan evde iki kardeş var, onların babası zengin.

Babaları birahane işletiyor, ama adamda her numara vardı, kumar falan oynatırdı.

Bizim yeni hiç bir şeyimiz olmadı, hep o ikisinin eskilerini kullandık.

O amca mahalleden geçerken biz 5 kardeş ayağa kalkardık, çünkü bize bahşiş verirdi.

Babam eve gelince ayağa kalkmazdık.

Çünkü hediye, para falan hak getire.

Ağabey biz babamı kaybettik.

Altı ay içinde yandaki baba da öldü.

Yandaki baba iki çocuğa 5 katlı bir apartman, işleyen birahane, dövizler ve araziler bıraktı.

Bizim baba ne bıraktı biliyor musunuz?”

- Ne bıraktı?”

- Bakkal veresiyesi ve konuşmalarını bıraktı:

‘Evladım işinizi dürüst yapın, hakkınız olmayan parayı almayın.’ Falan filan…

*- YILLAR GEÇİNCE

“Ağabey, aradan 15 yıl geçti…

Diğer babanın 2 oğlu şu anda cezaevindeler, ne ev kaldı ne birahane. Ailesi dağıldı.

Biz 5 kardeş, beşimizin Keçiören de taksi durağında birer taksisi var. Hepimizin birer ailesi, çoluk çocuğu, hepimizin birer dairesi var.

Geçenlerde büyük ağabeyimiz bizi topladı ve dedi ki:

- Asıl mirası bizim baba bırakmış…

Hepimiz ağladık.

5 kardeş taksiciliğe başladığımızdan beri, taksimetrenin yazmadığı 10 kuruşu evimize sokmadık.

Her şeyimiz var Allah’a şükür.”

Çok duygulandım, veda ettim.

Tam ineceğim:

- Dur ağabey, asıl bomba şimdi!

- Nedir bomban?

- Nerede oturuyoruz biliyor musun?

O iki kardeşin oturduğu 5 katlı apartmanı biz aldık.

5 kardeş orada oturuyoruz.”

Evladınıza ne araba bırakırsınız, ne ev, ne de başka bir miras.

Evlada sadece değer kavramları bırakırsınız.

Bakın iki baba da evlatlarına değer kavramları bırakmışlar…

Yazı burada bitiyor!

*- KÖPRÜNÜN ALTINDAN…

Yazıdan anlaşılan, çok yıllar önce kaleme alınmış.

25 kuruşun bile çok değerli olduğu bir zamanı…

Zaten o yıllar en fazla dört, bilemedin beş kat vardı, sonradan çok katlı apartmanlar dikildi ve kuruşların önemi kalmadı, liranın da…

Yani enflasyon canavarı ile boğuşa boğuşa bu günlere geldik.

Taksi sahipleri gerçekten zenginler…

Plakalarının değeri kendilerine, belki de çocuklarına bile yeter…

Neden yeni taksi duraklarının kurulmasını ve de yeni taksi plakalarının kur’a ile de olsa gerçek şoför esnafına verilmesine karşı çıkıyorlar.

İstanbul’da İmamoğlu’nun bu konu ile ilgili ne kadar mücadele verdiği herhalde unutulmamıştır.

Hani ‘esas konu’ vardır ya, ben de unutmadan söyleyeyim:

Acaba kim yazdı bu güzel hikayeyi de bugünlere kadar paylaşa paylaşa geldi.

Demek ki, Anadolu’daki ‘anonim’ türkülerden sonra zamanımızda da ‘anonim hikayeler’ üretiliyor.

İstenirse yapılıyor.

Kalemi eline alanlar çoğalıyor.

Her gün bilmem kaç tane kitap, eser basılıyor.

Belki de hiçbirinden haberimiz yok..

Sadece eş dosttan birazcık haberimiz oluyor…

Kitap bile çok pahalı oldu…

Ama buna göğüs gerenlerimiz var.

Sanıyorum, ‘hayali’ de olsa, ‘uydurma’ da olsa, bizim değerlerimize sahip çıkanlar, bu hikayede olduğu gibi bize, hayat dersi vermeye çalışılıyor.

Bari ‘dilencilik’ kültürünü yaşatmıyorlar…

Eski yıllarda zengin ile fakir aynı mahallede yaşardı.

Şimdi öyle mi?

Her şey gibi bunda da ikiye, mahallelerimizi ayırmaya başladık;

Parası olanlarla, parası olmayanlar diye…

Gökdelenlerin yanındaki tek katlı binalara da ‘Sana burada yer yok!’ deniliyor…

Bakın bu bile bir hikâye olarak ele alınabilir…

Haydi, bakalım konuşturun kalemlerinizi, ‘eski bir mahalle evinin ağzından…’

Yazmazsanız bana anımsatın ben konuyu sevdim…

Ertuğrul Kale’nin istediği gibi anlatırım…

*- BİZE LAZIM OLAN…

Peki komşu nedir?

Komşu; bir fincan kahvedir!

Komşu; bir avuç tuzdur!

Komşu; ‘Ben de kalmamış, sizde var mı?’dır.

Komşu; Dosttur!

Komşu; Sırrını paylaşandır.

Komşu; Gözünün, gönlünün aradığıdır.

Komşu; Külüne muhtaç olduğundur.

Komşu; ‘Çatkapı’ kelimesinin açılımıdır.

Komşu; dert ortağındır…

Komşu; Aklından geçen güzellikler, güzel günlerdir.

Komşu; Sana herkesten yakın olandır…

Ne derler, ‘ev alma komşu al!..’

Şunu da ilave edeyim:

İyi komşu sana Cenneti, kötü komşu ise Cehennemi yaşatır…

*- DÜNYA GÖZÜ İLE…

Şimdi, dünya da, dünya gözü ile ‘Cehennem’i gören, yaşayan birinden söz edeceğim.

Daha doğrusu, Siirt’te 28 Ekim 2007 tarihinde terör örgütünün kurduğu mayının patlaması sonucu gözleri ve ellerini kaybeden Gazi Jandarma Binbaşı Mehmet Bedri Aluçlu ile baş başa bırakacağım…

Komutanımız anlatıyor:

"Çatışmaya girdik, 7 kişi öldü, 3-4 kişi de sağ ele geçti.

Sağ ele geçirdiğimiz çocuklardan birisi bölgeye mayın döşediklerini belirtti ve yer göstermeye gittiğimizde mayınlardan biri hariç diğerlerini buldu.

Olaydan 52 gün sonra tekrar olay yerine gittik ve çocuk mayınının yerini buldu ve gösterdi.

Ben fünyeyi sökerken statik elektrik nedeniyle mayın patladı.

Ben dokunduğum anda kaldırdı beni.

46 gün yoğun bakımda kaldım.

Benim vücudumu epey bir tamir ettiler, benim kafatasımın büyük bir bölümü suntadır, tahtadandır.

Yüzümü epey bir düzeltirler, göz kapaklarımı temizlediler.

En son bu kadar oldu işte.

*- ASIL ACI!

Ben arkadaşları kayaların arasına geçirmiştim, başka kimseye bir şey olmadı.

Ben patlayıcı eğitimi aldığım için orada olabilecekleri biliyordum.

Sadece yaralanan ben oldum.

Allah’tan başka kimse yaralanmadı.

Normalde biliyorsunuz,  bu işleri bir uzman çavuş, bir er, bir astsubay yapabilir.

O zaman bir bölük komutanı olarak kahrolurdum, Allah’tan bana oldu. Sonuçta herkes kaderini yaşar, bizde kaderimizi yaşıyoruz.

Benim bir sıkıntım yok.

Ben evliyim, çocuklarımla yaşıyorum.

Bir derdim tasam yok.

Dediğim gibi birçok insan öldü, ölüyor, hala ölüyor.

Asıl acı onların ailelerine düşüyor, bize değil.

Olayı bu kadar rahat olarak anlatmam garibinize gidebilir, ama sonuç olarak biz çok ölüm gördük…”

Çiçero ne demişti:

“Yarınlar, yorgun ve bezgin kimselere değil rahatını terk edebilen, gayretli insanlara aittir…”

*- ÇİNLİ ZENGİN ÖLÜNCE

Çin’in Liaoning eyaletinde, lüks araba koleksiyoneri bir zengin işadamı vefat ediyor.

Ailesi, ‘öbür dünyada da lüks bir arabayla dolaşsın huzur bulsun!’ diye Çin kültüründe zenginliği simgeleyen 8888 plakalı siyah bir Mercedes-Benz S-Serisi’ni mezara gömüyor...

Olay kısa sürede Çin sosyal medyasında viral olurken, bazı kullanıcılar aileyi ‘servet gösterisi yapmakla’ suçladı.

Aile yakınları ise bu davranışı ‘yas ve evlatlık görevinin bir ifadesi’ olarak savundu.

Ancak birçok kişi, bir aracın toprağa gömülmesinin ciddi çevre kirliliğine yol açabileceğini ve yeraltı sularını kirletebileceğini vurguladı.

Olayın ardından yerel yetkililer devreye girdi.

Sivil işler bürosu, Jin soyadlı aileyi ‘feodal batıl inançlar nedeniyle yasa dışı gömme’ gerekçesiyle uyardı.

Aile kamuoyundan özür dilerken, şu yaptırımlarla karşı karşıya kalabilecekleri belirtildi:

Para cezası,

Aracın çıkarılması,

Alanın temizlenmesi,

Ekolojik restorasyon maliyetlerinin karşılanması…

Hukuk uzmanlarına göre, araç gerekli hurdaya ayırma prosedürlerinden geçirilmeden gömüldüğü için idari ceza uygulanabilir.

Ayrıca plakanın sahte olması durumunda daha ağır yaptırımlar da söz konusu.

Çin’de cenaze geleneklerinde genellikle gerçek eşyalar yerine kâğıttan yapılmış araba, ev veya elektronik eşya maketleri yakılıyor.

Bu ritüelin, ölen kişinin öbür dünyada rahat etmesini sağladığına inanılıyor.

Bu nedenle gerçek bir otomobilin gömülmesi, hem alışılmadık hem de tartışmalı bir uygulama olarak değerlendirildi.

*- İZMİR’DE NİSAN AYI

Aslında Partili Avukat Rifat Özer’in bu yazısını, önceki yazımda yeri gelmişken kullanmalıydım.

Daha gerçekçi olursam, bir hafta kadar önce, olaylar yaşandığında..

Rifat Özer bakalım olayları nasıl naklediyor:

"Aslında, ‘Orban’ın Kurbanları’nın yazımıydı bu zaman.

Ne var ki, evdeki pazar çarşıya uymuyor her zaman…

Geçtiğimiz cuma günü Büyükşehir Belediye Meclisinin olaylı 3. birleşimi vardı.

Onu yazmalıydık bu yüzden…

Gündem de oldukça kabarıktı: biri, 34 adet Başkanlıktan gelen önergelerdi. Bunların büyük çoğunluğu ilgili ihtisas komisyonlarına havale edildi…

Diğeri, 21 adet komisyonlardan gelen raporlardı. Bu raporlar da mecliste okundu, üzerinde görüşmeler açıldı ve oylandı…

O günkü gündemin bunların dışında daha ağırlıklı olanları; Büyükşehir Belediyesinin 2025 yılı faaliyet raporu ile Eshot Genel Müdürlüğünün 2025 yılı faaliyet raporlarının görüşülmesi ve sonuçta yeterliliklerinin oylanmasıydı. Görüşüldü, oylandı ve kabul edildi…

*- İNCİTİCİ BİÇİMDE

Gündemin yüklü olması nedeniyle Belediye Meclisi Çalışma Yönetmeliğinin 11.maddesine göre, konuşma süreleri kısaltılarak meclisçe karara da bağlanmıştı.

Muhalefet gerginliği bu aşamada başlamış, rapor dışı konuların da, incitici biçimde getirilmesiyle gerginlik artış sürecine girmişti.

Cemil Başkanın konuşulanlara cevaplarından sonra, yeterli önerisinin kabulü üzerine, gerginlik de giderek artmış, kimi muhalefet üyelerinin orantısız söz ve filleriyle de zirve yapmıştı!

Kötü görüntüler, Ulusal basın ve televizyonlarla da, ülkeye yayılmıştı!

Tartışmalar İcapsız ve gereksizdi.

Zira, tüm oylama konuları yasa ve yönetmelik hükümlerine uygunluk içinde gerçekleşmişti.

*- ‘ODUN DEĞİL, İNSANIZ!’

Cemil Başkan cevap konuşmasında, çok özetle ve yaklaşığıyla şunları söylüyordu;

‘Çiğli’de ölümlü iş kazası nedeniyle, ailenin vincin parasını ödediğine dair iddialar yalandır.

Kaybettiğimiz arkadaşın ailesine 15 bin Lira ödemeyecek insanlar mıyız biz?’

‘Biz odun değiliz, biz insanız!’ diye yakınıyor, ‘bu nasıl bir vicdansızlıktır?’ diye de sitem ediyordu…

Meslek Fabrikasının devredilmesine tepkisini yinelemişti…

Kimi İktidar vekillerinin sahip olmak yerine, mevcut değerlere bile sahip çıkmadıkları yolunda dertlenmişti…

*- VERGİ ÖDEME ve SONRASI

İzmir’in vergi ödemede ön sıralardayken, yatırımlarda 81 il içinde 77.sırada olmasını, İzmir’e yapılan bir kötülük olarak nitelemişti…

En ucuz bilet İzmir’deydi…

‘90 dk. Uygulamasıyla, vatandaşın cebinde 2 milyar TL kalıyor’ dedi… Eshot’a her ay 1 milyar TL sübvanse ile destek verdiklerini söyleyerek, ‘akar yakıttan ötv. Alınmamalıdır’ demişti…

Kur farkı nedeniyle, ‘belediye bütçesinden ekstra 7 milyar 800 milyon TL çıktığını’ söylemişti…

Şehir Hastanesinin, 2.5-3 milyar TL yıllık kira bedelinin, yapım maliyetini karşıladığını, buna rağmen ‘25 milyar TL kira ödenecek olmasının’, ‘ekonomiyi çökerten bir model’ olduğunu anlatmıştı…

‘Kredilerin onaylanmadığını, gelirlerin kesildiğini’ vurguladı.

‘İkinci çevre yolunun yapılması’ tamamen Bakanlık sorumluluğu içindedir diye de ekledi…

2025 yılı içinde ‘milyonlarca sıcak yemek ve kahvaltılık dağıtıldığını’ söyledi. ‘Lokantalardaki kuyruklar yoksulluğun ispatıdır’ dedi…

‘Meclisin huzurunu bozanların’ gereken cevabı alacaklarını söyledi…

‘Bu şehrin başını öne eğdirmeyeceğiz’ diye de, sözlerini bitirdi.

*- HİSSEDİLEN

Cemil Başkanın; duygulu, merhametli, vicdanlı ve artık topluma heyecan veren etkili bir hatip olduğu bir kere daha ortaya çıktı!

Cemil Başkan için;

Karşıyaka Belediye Başkanı ve henüz Büyükşehir Belediye Başkanı aday adayı iken bir yazımızda, “Ege’nin incisi İzmir’in, birincisi” olacak demiştik ya…

Kayadan yol aça aça ilerleyen, sadece halkının mutluluğunu düşünen yıldız bir Başkan’a, “bir lider politikacı oluyor” da diyebiliriz… şimdi!”

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...