YILDIZLAR KNİDOS'A DÖKÜLÜNCE
Köşe Yazısı

YILDIZLAR KNİDOS'A DÖKÜLÜNCE

SEDAT KAYA
SEDAT KAYA
20 Nov 2024 3 dk okuma 131

Samanyolu’nun ışığı, Arşipel'in masmavi sularına ince bir gümüş teli gibi düşüyordu. Antik çağların efsanevi şehri Knidos, sessizce uyuyordu. Şehir, bir zamanlar tanrıçaların ayak bastığı sokakları, filozofların düşüncelere daldığı agora meydanı ve sanatçıların esin perilerini çağırdığı atölyeleriyle biliniyordu. Ama o gece, şehrin içinde bir başka hikâye filizleniyordu.

Genç heykeltıraş Lysias, elleri mermer tozuyla kaplı halde, ustası Praxiteles’in atölyesinde oturuyordu. Atölye, duvarlarında antik masklar ve heykel kalıpları ile süslenmişti. Lysias, tanrıça Afrodit’i betimleyen yeni bir esere başlamak üzereydi. Ancak, bu sefer bambaşka bir hissin peşindeydi. Herkes Afrodit’i güzelliği ve aşkı temsil eden tanrıça olarak bilirdi, ama Lysias, tanrıçanın insanlığın en gizli hislerine de dokunduğunu düşünüyordu. Yalnızlığın, umudun ve yıldızlara duyulan özlemin tanrıçası… İşte bu duyguları mermerin soğuk yüzeyinde diriltmeye kararlıydı.

Gece, Samanyolu gökyüzünde iyice belirginleştiğinde, Lysias atölyeden dışarı çıktı. Şehir surlarının ardındaki kayalıklara oturdu. Uzakta denizin dalgaları, taşlara vuruyor ve tuzlu bir meltem onun saçlarını okşuyordu. Lysias, yıldızların deniz üstündeki yansımalarına baktı. Samanyolu, gökyüzünden denize dökülüyor gibiydi. Bu ışıltı, ona bir efsaneyi hatırlattı: Tanrıçaların bir zamanlar yıldızlardan bir yol yaparak Knidos’a inişini ve geceleri bu şehri kutsamak için denizde dans ettiklerini…

Aniden, rüzgar hafifçe uğuldadı ve dalgalar garip bir titreşimle çalkalanmaya başladı. Lysias, şaşkınlıkla gözlerini kıstı ve ufka baktı. Parlak bir yıldız, denizin üzerinden göğe doğru yükseliyor gibiydi. Ama bu bir yıldız değildi. Yavaşça yaklaşan silueti seçebildiğinde, gözleri hayretle açıldı. Bu, ince tül elbiseler giymiş, gözleri parıldayan bir kadın figürüydü. Afrodit’in kendisiydi.

“Lysias,” dedi tanrıça, sesi dalgaların mırıltısıyla karışıyordu. “Sanatına yansıttığın özlem ve hüzün, beni buraya çekti. Seninle birlikte yıldızların hikayesini mermerde canlandırmak istiyorum.”

Lysias, korku ve hayranlıkla yere diz çöktü. O an, elleri istemsizce titredi. Tanrıça yaklaştı ve onu yerden kaldırdı. Parmaklarını Lysias’ın ellerine koydu; dokunuşu bir deniz kabuğunun pürüzsüz yüzeyi gibi soğuk ve narindi.

“Bana yüce aşkın ve umudun heykelini yapmanı istiyorum,” dedi Afrodit. “Ama unutma, aşk sadece gülüşlerin arasında değil, kaybolmuş bakışların derinliğinde de yaşar.”

O gece, Lysias mermerin başına geçip elini tanrıçanın dokunuşunun rehberliğine teslim etti. Günler ve geceler boyunca çalıştı, ta ki Samanyolu’nun altında, Afrodit’in yıldızları andıran parıltısını yansıtan o eşsiz heykel tamamlanana kadar.

Bu heykel, bir tanrıçanın insanlara seslendiği o unutulmaz anın kanıtı olarak Knidos’un kalbinde durmaya devam etti. Geceleri, Samanyolu’nun altındaki bu şehir, Afrodit’in yıldızlara bakışını ve Lysias’ın aşkını anlatan sessiz bir ağıt gibi parıldardı.

Fotoğraf: Hatice Çevik Turan

SEDAT KAYA'ın Diğer Yazıları

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...