Köşe Yazısı
Göğün güzeli Dünya, mavi yeşil bir şiir. Bu şiire kapılamadım ama. Çünkü yalan. Nicesi demişti bunu zaten. En son da Neşet Ertaş sitemdeydi “ah, yalan Dünya?? diyerek.
Pek muhtemel ki kirletilmeden önce hepsi temiz olan kir bulaşmış ellerin içinde yaşadığı Dünya ile kirden uzak kalmış ellerin içinde bulunduğu Dünya bir olmadığından Dünya’dan öyle ya da böyle haberdarlık biraz da eller ile ilgili olmalı. Elin kiri eğer toprağın, harmanın tozu, parmağın, kolun kaptırıldığı fabrika makinalarının yağı, oto sanayisinde çocuk işçilerin yüzündeki yağ lekesi, babalarının yüzlerindeki kömür ocağının karası nedeniyle ise bu kir aslında paklıktır. Yıkanınca geçebilen kirler, alnın akıdır. Elleri kirleten aslında fabrikanın, madenin, çeltik tarlasının isi, çamuru, tozu değildir, en çok paradır. Malum, para üzerinde neler barındırmıyor ki! Mikrobun her türlüsünden zararlı ne varsa onlara kadar. O güzel Dünya çirkin ruhlar sayesinde böyle çirkinleştiriliyor, mikropları tutarak. Eğer Dünya’nın yalan olduğundan haberdar olsalardı ellerini kirletirler miydi, kiri umursamayanlar?
Bocalamak ne kelime çuvallatan tek soru var; “Dünya’dan haberin var mı??? Zor sorudur “Dünya’dan haberin var mı??? Yanıtı kolay görüldüğünden herkesin yanlış cevaplayacağı cinsten de bir soru. Malum, en büyük yanılışlar en kolay sorularda yapılır. Sınavlarda hangimizin başına gelmedi ki bu tuzak?
Bir anlamda “haddini bilmek ya da bilmemek?? göstergesi de olan bu soruya yanıt verecekler sanki kendisine yüzlerce yıldır çözülememiş bir matematik problemi soruyormuşçasına alaycı bir tavır içinde dudak bükecek, “bak, şu gördüğüm tüm çevre yani bu gezegen Dünya. Ben burada doğdum. Dünya’yı ben bilmeyeceğim de bilmem ne galaksisinden biri mi bilecek, haberdar olacak Dünya’dan??? diyerek soranın ağzını payını kendince verecek. O zaman ikinci soruyu sorasım gelir; “kendinden haberin var mı peki??? Çünkü haddini bilenler çoklukla Dünya’dan haberi olanlardır.
Dünya’dan haberi olmak belki eskiden Hanya’yı, Konya’yı bilmekti. Şimdilerde mi? Diyelim ki hayatında bir kez olsun kredi çekip, ödemeden Dünya bilinemiyor. İşsiz kalınca hele… Hem de nasıl biliniyor. Çünkü işsizlik demek, parasızlık demektir. Parasızlık demek, açlık, yuva kuramamak, çocuk sahibi olamamak, sağlık hizmetine ulaşamamak, sürünmek demektir. Dünya’dan haberdar olanların çoğu, uzun süreli, yıllarca hasta bakmışlardan çıkar. Otuz beş yıl önce kaybettiğimiz Ziya Dedem’in dediğini yaşamak da gerek, Dünya’dan haberdar olmak için. Kim olursa olsun sonuçta karşıdaki “çiğ süt emmiş?? denilen insan olduğundan, insanların da olmayacak şeylere kapılma huyları olduğundan mutlak ayağın denk alınması uyarısı anlamındaki “kazanırsan dost kazan, düşmanı anan doğurur?? öğüdünü yaşamadan ne Dünya’dan haberdar olunur ne de Dünya’nın Hanyasından Konyasından.
Bir türkü dizesi de “kazanırsan dost kazan, düşmanı anan doğurur?? sözünün devamı gibime gelir. O söz, “kardeşin duymaz, eloğlu duyar??. “Eloğlu?? ile anlatılan bir erkek değil kuşkusuz; biri, birisidir. Arılar da oğul verirler, biliriz. Ancak kraliçe arı o oğulun içinden bir arıdır ola ola. Duyan eloğlu, komşu Sevgi abla olabilir, üst kattaki Mihriban teyze olabilir. Köklü ve adı hiç şüpheli işler ile anılmamış noktalara pek hatırlı desteklerde bulunmaktaki, ismi hiçbir zaman açıklansın istemeyen bir bağışçı olabilir.
Hayatı boyunca bir kerecik olsun, tek bir kerecik kredi ödememiş, hasta bakmamış, elinde avucundakilere pek de yakınındaki malgözler göz koymamış insanlar ne Dünya’yı bilirmiş gibi gelir bana, ne de kendilerini. Büyük küçük, mahallesi kenarmış, uzakmış demeden sırf başı üzerinde bir dam olsun, kapısı önünde de çocuğunu sabahları okula götürsün akşamları alsın, anakent yani metropol gibi bir ortamda elinin altında bir binek araç bulunsun istemenin bedeli olan kredileri çekip, geri kalan tüm ömrünü kredi taksiti ödemeye harcayan biri ile kimi daha on sekizinde olmadığından ehliyet almamış oğulcuklara, babacık tarafından oğulcuğunun güvenliği için en sağlamından araba verilmiş bir veledin Dünya’dan haberdarlığı aynı olabilir mi?
Bir de Dünya’yı magazin dünyasındaki olaylar sanıp, biraz da öyle haberlerde anılan isimlere öykünmekten olacak tatil için kredi çekmek var. Ki bu da on bir ay yirmi gün tatil kredisi ödentileri için çalışıp, tatilin en çok on gün har vurup harman savurarak gününü gün etmek anlamına gelmesi demek olduğundan aslında tatilin kredi ödemek değil, dinlence olduğundan haberdar olmamak demek bir yerde.
Kredi çeken biri, üstlendiği borcun sorumluluğu altında hayatın direksiyonunda alabildiğine dikkatli iken babacıkların pek pahalı oyuncaklara boğduğu oğulcuklar, asla oyuncaklarından başka direksiyon başına geçmeyeceklerdir. Yani tümüyle bir sorumluluklar silsilesi olan hayatın. Bu örneklemedeki birini anlatırken ille alın teri, bilek hakkı, dirsek çürütmek, emek vermek gibi nitelemeler gelir oturur başköşeye; diğerini anlatırken mi? Ne çok haber var aslında onlara ait… Can yaktıklarına dair mesela. Onlar için Dünya’dan haberdarlık, kendi canları yanmasın da diğerlerininki kimin umurunda ölçeğinde besbelli.
Birinin dünyasında kendi elleri, tırnakları, üzerinde durulacak kendi ayakları varken birinin dünyasında da arkasında her müşkülü anında çözen baba mı baba bir el ve bu elin söylettiği “sen benim kim olduğumu biliyor musun??? repliği vardır. Biri, gerçek Dünya’nın sıkıntılarını kendi çözen gerçek bireyidir. Diğeri de sıkıntı üzerine sıkıntı doğurmakta üstüne olmasa da her işi hem de üste çıkarak hallolsa da asla gerçek birey olamayacaktır. Dahası, geri dönüşüm ürünü niteliğindedir öyleleri. Plastik gibi.
Depremde yerle bir olmuş bir binadan, göçükten çocuğunu, yakınlarını kurtaran köpeklerin varlığının ne anlama geldiğinden haberdar birisi ile çoklukla yine insanlar tarafından sahiplenilip, sonra biraz maymun iştahlılıktan, biraz da sorumluluk yüklenememek huyundan ötürü sokağa salıverilip, belki de kuduz virüsü kapmasına neden olunan bir köpeğin ısırdığı çocuğunu kaybedenin köpeklerin anlamından haberdarlığı, onların yaşam haklarına bakışı bir olmaz. Tek köpekleri suçlayıp geçen biri, insanların bu konudaki hatalarını, suçlarını anmaz bile. Dünya’dan haberdarlığı o kadarcıktır çünkü. Sözün doğrusu, kendinden habersiz; ama her bir halttan haberdar olduğu kanısındadır kendinden başka her şeyi, herkesi suçlayabilenler.
Ayağını, bir eşikten atana kadar farklı, o eşiği aştıktan sonra farklı mı farklı konuşan, davranan birinin demek ki görünmeyen yüzleri de varmış ki başkalaşma gösterebilmiş. Oluşmuş yeni koşullardan doğan ortamlarda görülebilecek ikinci, üçüncü, bilmem kaçıncı yüzleri yaşayarak görmemişler, Dünya’yı yalnızca karşısına geçilip, tablosu yapılacak manzaralı köşelerden oluşan bir şiir sanır. Benzersiz bir şiir; ama okuyanlar anlamadıktan sonra?
Hayatında hiç hasta bakmamışlardan nicesi öyle atıp tutarlar ki! İçlerinden belki üç hafta, üç ay gibi gelip geçici süreler boyunca hasta bakmışlar çıkabilir. Ola ola üç ay süren bakımdan yine de ne yakınırlar, ne yakınırlar! Oysa ömürleri boyunca yatağa mahkûm çocuklarına bakan anneler var. Ya da sonradan yatağa bağlı kalmış yakınlarına bakanlar var. Birini hayatta tutmak için kendi hayatları hastanın başucunda geçenler var. Hem de ne birkaç ay, ne de birkaç sene. Pek uzun yıllar boyu. Ömrü bir hastanın başında tükenirken kendi de yaş alıp, hastalıkları ortaya çıkacağından vaktinden önce çökenlerin yanında bir de bir şekilde pek ayrıcalıklı bakım fırsatını yakalamış özel bakım altındaki hastalarını hastanede ziyarete gidip gelmeyi hasta bakmak sanıp, hasta bakmaktan değil de gidiş gelişlerde yaşanan trafikten yakına yakına yorulanlar var.
Ağır hasta olmalarına karşın parası yetmediğinden ilaç alamadığı gibi bir de bir yıl sonrasına hatta daha da ötesine randevu alınabilen hastaneden vaktinde randevu alamayıp da hayat ne getirecekse onu bekleyenlerin Dünya’dan haberdarlığı ile sorunu hastane değil de özel hastaneye geliş gidişindeki harcadığı zaman olanın Dünya’dan haberdarlığı denk olabilir mi?
Ve görülmemiş bir gaflet mi demeli yoksa en çekilmezi mi demeli; ama tutarsızlıkta asla bir eşi daha olamayacak olanı da şu ki… Atmış yaşındaki babası, yirmi yaşından beri şoförlük yapan biri çıkıp da “bizim buralarda daha yirmi beş yıl önce ne araba vardı, ne tren, ne uçak ne otobüs. İyi ki şimdilerin gençleriyiz de araba da gördük, tren de, uçak da, buzdolabı da, çamaşır makinesi de?? derse o kendince Dünya’yı bir bilir, bir bilir ama kendini bile bilmediğinin farkında olamayacak karanlıkta eşinmektedir onun bilmişliği. Üstelik kendinin küçük dünya olduğunun bile farkında olamayacak bu anlayıştakiler, cehaletin yalnızca okuma yazma bilmemek olduğunu sanacak kadar cahildir. Ha, onlar okuma yazma bilir belki; ama bildikleri yazma, internet ortamında kullandıkları havadan sudan dildir çoklukla. Sorsan çoğu abeceyi tam olarak söyleyemeyecek halde üstelik. Hani eşek kulacı ile yüzerken yüzme şampiyonasında rekor kırmakta olduğunu düşünenlerin Dünya’dan haberdarlığı onlardaki.
Değil düşe kalka büyümek her sendelediğinde daha mızmızlanmasına bile gerek kalmadan kendisine uzanacak bir baba mı baba elin üstlerinde olduğunu bilenler ile sırtlarını dayayacakları bir arkaları, arkalarını toplayacak bir el olmadığından tek kendi ayaklarına güvenip, kendi ayakları üzerinde duranların Dünya’dan haberdarlığı zıt iki uçtur. Hataları hep kabahatlerin en büyüğü olanlar, hatasından dolayı zorda kaldığında en ufak kusuru bulunmayan karşı tarafı kendisinin kim olduğu ile ürkütmeye çalışırken dünyasının nasıl da kendine değil, kendinden başka etmenlere dayandığını da sergilemektedir. Bileğinden başka güvenecek bir şeyi olmayanlar ile kendisinden başkalarına güvenip de höykürenlerin Dünya’dan haberdarlığı, hiçbir ölçü anlatılamaz. Hiçbir tartı da tartamaz.
Aslında Dünya’dan haberdar olmak, buğday tanesi, değirmen ve undan haberdar olmak kadar basittir. İş ki Dünya, kör edecek kadar gözü boyamış olmasın. Ninni etkili şiir devrinden şuur devrine geçilebilsin.
Yorumlar yükleniyor...