Şifa Ağlayan Ağacın Gözyaşı ve O Ağacın Adası
Hemen karşıda uykuya dalmış dev bir balinanın toprak rengi sırtı gibi uzanır. Alçak tepelerdeki makiliklerinden, çalı çırpısından bir kuşun kursağı sayesinde orada burada tek tük bitmiş incir ağaçlarına kadar tıpatıp aynı öte yakadır, bu yakadan. Dışarıdan merdivenli, iki katlı bahçe içindeki çoğu eski beton evlere kadar benzer görünürler. Sanki devasa bir havuzu geçince aynı sert rüzgârlı, aynı doğada ilerliyormuşuz gibi hissedersiniz.
Tabelalar olmasa tümden bizden ilk bakışta Sakız Adası. Çeşme’nin eski halince biraz. Dünya kabuğunun allayıp pullayıp örttüğü içteki magma gibi saklı gerçekten henüz habersizdir bu ilk izlenim.
Sakız Adası -Chios-, kadim bilgi ve kültür kaynağı gibi. Yeninin asla şımartılmayıp eskinin eskitilmediği bir yer. Hayli eski ve boyaları dökük araçlarına bakınca adalıların modern, uygar olmak anlayışları araba modeline bağlı değil belli ki. Anakaralar dolusu devletlere bakınca da bir ada olarak kimi konularda o devletleri geçmekte. Ekonomileri fabrikaya, beton kulelere dayalı değil, toprağa dayalı olduğundan sırtları yere gelmez olmuşlar çok konuda. Ada, ayak basıldığı ilk anda Avrupa’yı andırmadığı gibi taşra havasında. Kasaba gibi. Böylesi özgün bir havada kalmayı başarmak tek adalılar sayesinde değilmiş meğer. Öyle kalmaları devletlerinin ekonomisi içinmiş. Her yanı deniz olup da hiçbir yanı “biiiç”lerle kaplanmamış, olur olmaz beton yapı istilası ile kirlenmemiş, adanın zenginliği, zeytin ve damla sakızı.
Kültürü koruyabilmek köklü bir bilinç işi. En büyük başarı. “Ölmez ağaç” denilen sakız ağacının çok derinlere indiğinden kesilse de, yakılsa da dipten sürüp ilerlerken bir yerden yeniden baş veren köklerince bir gidiş kültür olgusunun yaşatılması. Sakız Adası halkı, sakız ağacının köklerince kültürlerini yürütmüş, yaşatmış. Öyle ki hala ortaçağdan kalma köyleri var. Açık hava müzesi filan da değiller üstelik. İnsanlar yaşıyor o köyde, kaç yüzyıllık evlerde. Kristof Kolomb’un evinde mesela.
Yaşlıların evlerinin dış kapıları üzerinde anahtarları duruyor. Yoklanabilsinler, bir ihtiyaçları olup olmadığı sorulabilsin, yemek getirenler bırakabilsin diye. Hırsızlık hiç olmazmış adada. Kimi dış kapılar da birkaç yüzyıllık. Her şey el ile üretilen cinsten. Gıdalar organik. Bir makarna köyü var ki orada birkaç on hane yaşarmış. Bir gün bir makarna yarışına katılmışlar. ki rakip markalar dünyaca bilindik. Birinci olmuşlar. Gelenekleri, nasıl gördülerse öyle yapagitmeleri onlar için vazgeçilmez olduğundan asla açgözlü kesilmeyip daha fazla üreterek kaliteyi bozmazlarmış. Bacaları zehir kusan fabrikalar dikmek yerine gövdesinden şifa akıtan sakız, zeytin ağaçları dikmişler. Havaları tertemiz.
Dünyada sadece kendisi ile bilinen ürünleri ile Sakız Adası, suya düşmüş bir kitap gibi. Ada demenin kâh turizm kâh ekonomi demek olduğu yazılı sayfalarında. Öyle ki Dünya’da tüm fabrikalar kapansa, doğanın bu adaya açtığı fabrikalar Dünya’yı besler. Düşünün Antep fıstığından, domates, limon çiçeği, sakız reçeline onlarca reçel türünden damla sakızına, zeytinine toprağın sunduğu her şey, bu adadan yayılıyor her ülkeye. Dünya damla sakızı ticaretinin yüzde doksan dokuzu Sakız Adası’nın elinde.
Makiliklerde çalı halinde bitip budandığında ağaca dönüşen sakız bitkisi aslında doktordur, eczadır, ilaçtır. Eğer etrafta damla sakızı niteliğinde reçine akıtabilen sakız çalısı varsa oradaki hayat, sağlıktan ekonomiye bulunmaz bir lütuftur. Bunun farkında olmak da geçim derdinin kalmaması demek, en büyük akıllık. Sakız Adası’na bakınca bu farkındalığın nasıl bir zenginliğe ve kültüre dönüşlüğü apaçık görülüyor. Bizde de sakız ağaçları var. Çeşme’de. Ama…
Sakız Adası ve Çeşme olarak sahip olunan bire bir aynı doğaya başka türlü davrandığımızdan biz, gramı altın değerinde sakız ağacının gözyaşını betona gömmekteyiz. Damla sakızı, ağız yaralarını, mide hastalıklarını iyileştirirken beton doğayı öldürdüğüne göre… Sakız ağaçlarını betona gömmek, makilikleri yok etmek altın yumurtlayan tavuğu kesmek o halde. Biz, makilikte kendiliğinden biten bu bitkinin kıymetini görmezden gelsek de gözünden hiçbir şey kaçmayanlar çoktan görmüş.
Daha önce bizim hünnaptan nohutumuza, mercimeğimize götürüp de şimdi onları bize satma noktasına gelen Amerika, sakız ağacını benzer iklim koşullarında kendi topraklarında yetiştirmiş. Gel gör ki ürün alma vakti geldiğinde damla sakızı hasadı yapılamamış. Nerede yanlış yaptıklarını düşünüp işe baştan koyuluyorlar. Bakıyorlar ki hiç yanlışları yok; ama yapamayacakları bir şey var ortada. Sakız çalıları ancak Çeşme ve Sakız Adası’nın aldığı rüzgârı alabildiğinde damla sakızını veriyor. Yoksa, yok. Aynı rüzgâr esiyor bizim Çeşme’de de. Sakız ağaçlarının gözyaşı aynı. Ama Çeşme, damla sakızı ya da sakız reçeli üretiminde değil Dünya’da kendi içinde bile yok.
Bizde çalı olarak dahi kalabilse sevineceğimiz doğanın otacısı bu bitki, İstanbul’dan İtalya’ya dek yetişse de damla sakızını her yerde vermiyor. Tek Çeşme ve Sakız Adası’ndaki sakız ağaçlarından elde edilebilen bu doğal ilaç, ağacın gövdesine atılan çiziklerden sızan gözyaşlarının ağacın altına serpilen özel kuma yani mermer tozuna damlamasının ardından toplanıp, yıkanıp temizlenmesi ile elde ediliyor. Damla sakızının anayurdu olan Çeşme’de şu an çoğu kimsenin gözü sakız ağaçlarını görmüyor. Denizi hep soğuk, yaz sezonu kısacık, suyu kıt mı kıt Çeşme, damla sakızı kokusu yerine kanalizasyon kokar hale gelmiş durumda yazları. Çeşme’de sakız ağaçları damla sakızı ağlayacağına Çeşme ağlıyor.
Adalılar, yüzyıllardır sakız ve zeytin işiyle uğraşırken bu arada aile geleneği olarak reçel yapıp tüm Dünya’ya satıyorlar; incirinden, turuncundan patlıcanından akla gelebilecek her şeye. Kaç kuşaktır. Böylece damla sakızı reçeli tüm Dünya’da sırf bu ada ile anılıyor.
Sakız Adalıları bu noktaya elbette tek kendi gayretleri taşımamış. Yunanistan’ın adalar için bir devlet politikası varmış. Adaların Yunanistan’a yük olmaması, kendi yağları ile kavrulması üzerine. Kimi adalar ekonomi adası ilan edilmiş, kimisi turizm adası olmuş. Bu yüzden sakız elde edilen, tür tür reçel kaynatılan Sakız Adası, yanlış hatırlamıyorsam zeytinlikler ile kaplı Midilli Adası ve birkaç başka ada ile birlikte ekonomi adaları olmuşlar. Öyle ki zeytin ve zeytinyağında pek ilerde olan Midilli Adası’nın zeytinlikleri zarar görmesin diye turistler uğratılmamış bile bu adaya. Binlerce turist taşıyan yolcu gemileri adaya hiç yanaşmamış. Çünkü o gemiler limanlarına uğrarsa Midilli’de turizm ilerleyecek, turizmden para kazanılacak ve zeytinlikler önce yavaştan sonra giderek hızlanan biçimde yok olacak. Oysa Dünya’ya nam salmış zeytin ve zeytinyağının elde edildiği bu adanın ve markalarının olduğu gibi kalması, ekonomiye katkısının sürmesi istenmiş. Bunun yanında bir kültür de kaybolmadan kalacağından haklı olarak “kültürümüz” gururu ile öğünmenin devamı sağlanmış.
Elbette adada yaşayanların başka işleri de var. Turistlere satış yaptıkları işyerlerine, sadece Cuma ve Cumartesi günleri açık olan tavernalara, seramik ve hediyelik eşya dükkânlarına sahipler. Bu yüzden Pazartesi, Çarşamba ve Cuma günleri öğleden sonraları özellikle tatilmiş adada. Pazar günleri her yer tümden kapalı imiş. Böylece hem işleri hem de bağları bahçeleri için yeterince vakitleri oluyormuş adalıların. Ve Dünya’da birinciliklerini ellerinde tuttukları konulara da hiç zarar gelmiyormuş.
Çok değil yirmi yıl öncesinde, Çeşme yarımadasındaki makilikler, ardıçlıklar doğal sit alanı iken sakız çalıları her yerde idi. Makiliklerin betonluğa dönüşmesiyle üzeri beton kaplanan her şey gibi oldu, olmakta kaderleri. Ağız yaralarından mide kötü hastalığına en büyük şifa olan damla sakızı yalnızca Çeşme rüzgârı ile okşandığında sakız ağaçlarından sızan benzersiz bir otacı olduğundan Çeşme pamuklar içinde korunmalı. Oysa rüzgâr pervaneleri makilikleri kurutuyor, betonlar içinde sadece insanlar yaşıyorken bitkiler, sakız çalıları yok oluyor.
Bir ada ile birlikte tek bizde, Çeşme’de esen o yel sayesinde tümden şifa damla sakızı sızdıran ağaçların kendiliğinden verdiği zenginliği elimizin tersi ile, kısmen de cahilliğimiz ile itersek doğa hiçbir şey vermez olduğunda deniz suyu içerek mi hayatta kalacak bunca nüfus?
Yorumlar yükleniyor...