Kırmızı Boyalı Demir Döküm Tava
Köşe Yazısı

Kırmızı Boyalı Demir Döküm Tava

AYŞEİ YASEMİN YÜKSEL
AYŞEİ YASEMİN YÜKSEL
03 May 2025 8 dk okuma 299

Neymiş, yanmaz yapışmazmış. Mışmış. Dertsiz masa örtüleri gibi dert çıkarmazmış güya orta yerde boy boy, üst üste yığılı alüminyum tavalar. Beyne zarar verirmiş ama, o başka!

Yanmaz yapışmaz daaa… Kaşık şöyle bir değse o kara zemini hemen çizilir sonuçta alüminyumdan tavaların.  Çizilirler tabii!  Ne bakır onlar ne çelik ne de demir döküm zira. Hoş, evin hanımının annesi her geldiğinde bakır sahanlarını, tencerelerini, tavalarını hatta çaydanlığını artık kalaylatacak kalaycı bulamadığından eskiciye verip, yerine alüminyumdan tencereler, yanmaz yapışmaz tavalar aldığını anlatırdı ta ki en çok öylesi tencere tavaların neden olduğu alzaymır hastalığına kadar.

Ne de olsa alüminyum canım işte,  ambalajların kimi bile onlardan. Çikolatalar, incecik, kâğıt gibi alüminyum ile kaplı. Kâğıt gibi yırtılır, elinde sıksan buruşur. Güya metal; ama kâğıttan hallice bir metal.  İpek kadar bile olamaz üstelik. Pek geniş ipekli fularları avucuna sığdırırsın avuçlasan. Sonra avucunu açtığında yine tam bir fular halinde ipek dışarı fışkırır. Buruşmamıştır hem de.

Benim içime işleyen, sağlığa zarar vermeyen kırmızı boyalı demir döküm seti tencereler, tavalar hatta çelik kuşhaneler içinde pişecekler artık mutfağa girmez olduğundan ortalığın kâğıttan hallice alüminyum tavalara kalmış olması. Üstelik pek de sağlıksızlarmış.  Beyinde biriktiklerinde tıpkı bizim evin hanımının annesine yaptıkları gibi alzaymır denilen o illete neden oluyorlarmış diye duyuyorum hep.  Demir dökümlerde pişecekler artık mutfaklara giremez olduğundan evin hanımının eli her alüminyum tava tencereye gönülsüzce, istemeye istemeye mecburen uzandığındaki söylenmeleri içimi yakıyor.

Onca alüminyum tavanın yüzüne bakmadan en hatırlı yiyecekleri, yerinden kaldırılamayan en ağır tavasında yani demir tavasında,  bende pişirirdi sahibem, bir kenara atılmadan önce. Ağırım! Hammaddeniz demirden olunca ağır olunuyor. Bir demir döküm tavayı, tencereyi yerinden kaldırmak güç iştir. Yıkamasına kadar zorludur. Bilekleriniz yorulur, kolunuz kaldıramaz. Şimdi ocağın üzerinde, serçe parmağın ile yorulmadan saatlerce tutabileceğin alüminyumlara kaldı ama ortalık. Çünkü demir döküm tavalarda yalnızca biftek, pirzola pişer! Hangi kapta pişirdiğiniz, biraz da hangi yemeği pişirdiğinizi gösteriyor, malum. Kediler el ayak çekince ortalık farelere kalırmış ya, işte tıpkı öyleyiz şimdi, alüminyum karşısında düştüğümüz hale bakınca. Olmadı “koyunun olmadığı yerde keçi Abdurrahman Çelebi” diyesim de var!

Evin hanımı her bana ihtiyaç duyduklarında eşini çağırır, “yine halter çalışmayı unutmuşum,    alamadım elime, ağır geldi” derdi. Aslında evin beyinin bile demirin ağırlığı karşısında zorlandığına her defasında tanık oldum. En hafif metal alüminyum tavaların haset haset bakışları arasında. Kıskançlıktan çatlarlardı. İçimden “çok da üzülmeyin. Baksanıza uçaklar da pek hafif olduğundan alüminyumdan yapılıyor” diyesim gelirdi. Ama en hafif metalin alüminyum olduğunu yüzlerine vuruyormuşum gibi olacak diye cayar, söylemezdim.

Demir döküm tencere seti kutularında çeyiz olarak öyle aman aman zengin bir ailenin mutfağına gelmedim, eve gelin gelen evin hanımı ile birlikte. Orta halli bir evin mutfağının gözbebeği idim birkaç yıl öncesine kadar. Karı koca çalışan,  birisinin aylığı kira, faturalar,  ufak tefek harcamalar, çocuk harçlığı, benzin parasına giderken diğerinin aylığı ile mutfak masrafları karşılanıp, birikim olsun diye kenara bir çeyrek altın konulduktan sonra önce çocuktan başlamak üzere yeni üst baş alınır, bazen hafta sonu gezilerine gidilir,  arada dışarıda yenir içilir, kitap alınırdı. Her aybaşında et aldıklarından ocağa konmak üzere özenle saklandığım dolap gözünden ocağa alınırdım. Hafta arası köfte, ay biterken kalan para ile yine pirzola kokardı mutfak.

Uzunca süredir ne aybaşlarında ne de bayram ikramiyelerinde olsun tıkıldığım çekmeceden çıkmaz oldum. Ara sıra çekmece açıkken göz ucu ile bakıyorum da ocağın üzerine…  Düdüklü tencere bile kaynamaz olmuş ocakta! Malum, düdüklü tencerede de ya zor haşlanan fasulye, nohut gibi baklagiller pişer ya da incik gibi, gerdan gibi kemiklisinden et. O da kullanılmıyor besbelli şimdilerde mutfakta. Öyle ya, evin hanımı hangi parça et, kuşbaşı ile pişirecek ki nohudu, kuruyu? Yanına pilavı hangi et suyu ile yapacak ki?

Mutfak artık kokusundan buzdolabının doluluğuna, tencerede kaynayanından masaya konulana eskisi gibi değil böyle olunca. Mutfağın şartları çooook başkalaşmış. Kokusuna kadar değişmiş. Evin tek çocuğunun pek sevdiği anne köftesi bile kokmaz olmuş nicedir. Evin hanımı, biricik çocuğunun en sevdiği yemek olan patates kızarması köfte ikilisinden köfteyi yapamaz olmuş kıyma fiyatları artınca,  geçtim çocuğunun önüne altı kalem pirzola koymayı.

Bir oturuşta en az altı kalem pirzola yerdi oğlan. Belki şimdi olsa on taneden fazla bile yer. Büyüyor çünkü. Bana mısın demiyor acıkınca. Ama tavuk suyuna çorba bile içirtemez halde imişler, oğlan ateşlendiğinde bile. Zeytinyağını da unutmuşlar.  Sızmayı bırakın, rivyerasını alamaz olmuşlar. Ayçiçeği yağında yapar olmuşlar kızartmasını da, çorbasını da.  Tereyağını az az pilavlara koyuyormuş evin annesi.

Geçen gün, apartman sahanlığından konuşmalar geldi kulağıma. Sabah, işe gidecekler asansör başında beklerken. Kattan bir komşu, bizim evin hanımına “sabah sabah biber kızartması kokmuş ortalık.  Evde olup, patates biber kızarmalı, okkalısından bir kahvaltı yapmak ne güzel olurdu” deyince bizim evin hanımının verdiği cevap beni üzdü. “Artık köfte koyamaz olduk çocuğun beslenmesine. Marketin, birkaç gündür satılmayıp, beklediğinden yüzde elli indirime giren, biraz pörsümüş, paketin içinden ara ara çürümüşü, küflenmişi de çıkan sebzeler satılan, öbür tezgâhlardan ayrı indirimli tezgâhından aldığım biberleri kızarttım çocuk için. Yanına da çökelek koydum. Çökelek boğazına durur,  yutamazsa diye yağlı filan ama olsun, boğazından geçirtsin diye biber kızarttım işte. Artık eskisi gibi bir avuç kajulu, kuru üzümlü, fındıklı, fıstıklı, bademli, cevizli kuruyemiş, bir şişe ayran, içinde tam yağlı peynirden başka salatalık, domates olan sandviç, bir meyve koyamaz oldum beslenmesine. Ay sonuna doğru harçlık da veremiyoruz. Ev kirası çok arttı. Arabanın benzini dersen öyle. Biz televizyon ışığında oturuyoruz elektrik faturası ile baş edemediğimizden, lamba yakmıyoruz; ama çocuk ders çalışıyor, onun odasının ışığı yanıyor. O tek odanın faturaya getirdiği yükü bile hesaplar olduk ki lambalarımız tasarruflu olanlardan. Doğalgaz faturamızı hiç sorma! Çökelek ve biber kızartmasını buldum çocuğumun beslenmesine çözüm olarak. Bu da elimizden gitmese bari!

Meğer tek ben değilmişim bir kenarda unutulan. Evin tek çocuğu da ben epeydir ortaya çıkmayınca haliyle evde tüketilemeyen her şeyi unutmuş. Alüminyumlar ile çelikler, demirler arasında ters giden şey, çocuk beslenmesine kadar şeridinde ilerlemiyormuş meğer!

AYŞEİ YASEMİN YÜKSEL'ın Diğer Yazıları

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...