Kireç Lekesi
Köşe Yazısı

Kireç Lekesi

AYŞEİ YASEMİN YÜKSEL
AYŞEİ YASEMİN YÜKSEL
14 Mar 2026 13 dk okuma 278

‘Birebir yaşayıp, gözlemlediğim bir anın ardından yazdığım “Temizlikçi Kadın?? adlı öykümdeki kahramanı anlamayı pekiştirecek tek yol, gün gelip, sizi de temizlikçi sanmaları olabilir anca. Böylesi tavır ile karşılaşmıştım! Sıradaki köşe yazımdan önce, aynı yaklaşıma bu kez kendinde tanık olduktan sonra yazdığım öyküyü hemen Temizlikçi Kadın’ın ardından iletmese idim noksan bir şeyler olacaktı. Oysa pencerenin hem bu yanından hem öte yanından bakabilme, bu ikileme ile mümkündü tek’

Her şeyin üst üste geldiği günlerdi. Kışın soğuğunda ev taşımak yetmezmiş gibi bir de doğalgaz, elektrik, su saatlerini açtırmak için oradan oraya koşturmak çok yormuştu Itır ve eşini.

Itır için değişen yalnızca ev adresi değildi, şu birkaç haftadır görüntüsü de pek farklılaşmıştı. Yeni evlerine taşınmadan hemen önce gittiği kuaför, saçlarını doğramıştı adeta. Kırpık kırpık, oradan buradan şekilsiz kesilmiş saçlarıyla berbercilik oynayan bir çocuğun eline düşmüş gibi gözüküyordu sanki. Çarşıda, sokakta yanından geçenden karşı kaldırımda yürüyenine gözlerini Itır’ın biçimsiz saçlarına dikip bakmayan yoktu.   

Pazartesi günü eşi işe gittikten sonra hala izinde olan Itır, evden çıkmak üzere artık eskimeye yüz tutmuş gocuğunu üstüne geçirdi. Tüm koliler açılmadığından uygun bir çanta bulamadı yanına alacak. O yüzden koşturmaca sırasında kaybetmemek için yün eldivenlerini tıkıştırdığınden sanki içinde tenis topu varmışçasına dolu gözüken cebindeki cüzdanını karıştırıp, bozuk parası olduğundan emin oldu. Evden çıkmadan önce baktığı aynadaki görüntüsünden gözlerini kaçırdı.  Kolları eprimiş koyu renk gocuğunun etek kısmında, inşaatı henüz tamamlanmış yeni evlerinin etrafında bolca rastlanan kireç öbeklerinden bulaşmış kocaman beyaz bir leke oluşmuştu. Her yan hala henüz temizlenmemiş inşaat artığı, boya, kireç kalıntıları ile dolu olduğundan eskimişleriyle dolaşıyordu zaten. Asansörü beklerken kireç lekesinden kurtulmaya çalışsa da çıkacak gibi görünmüyordu beyaz leke.

Soğuk, sert mi sert Şubat rüzgârında kırk beş dakikadır beklediği otobüs durağa geldiğinde iyiden iyiye üşümüştü.  Otobüs durup, kapısını açtığında şoföre “Kızılay’a gidiyor, değil mi?” diye sordu önce. Sonra da “ille kart mı basmak gerekiyor?” diye ekledi. Şimdiye dek otobüse değil, gerektiğinde Ankaray’a binmiş Itır, belediye otobüsünde paranın geçip geçmediğini öğrenmek istemişti. Şoför, ilkten baharda kırkılırken ikide birde sahibinin elinden kaçan, bu yüzden de kırkımı doğru dürüst olmayan koyunları andıran Itır’ın şekilsiz saçlarına sonra da kolları eprimiş, eteği koskoca kireç lekesi içindeki uzun gocuğuna daha sonra da sanki ne var ne yok içine tıkıştırmış gibi gözüken ceplerine baktı. Ardından kireç ve toz içinde kalmış botlarını süzüp, “otobüslere kart basılarak binilir. Senin kartın yok mu?” diye sordu.

-Yok, dedi Itır, eldivenini giymeyi unuttuğundan elleri ve burnu kıpkırmızı halde.

Otobüs şoförü başını öte yana çevirip kollarını direksiyonda kavuşturdu. Sonra başını yeniden Itır’a çevirip, “bu otobüs Kızılay’a gitmez. Karşı mahallenin son durağına gider. Senin paran da yoktur şimdi. Seni son durağa kadar taşıyayım. Oradan Kızılay’a gidecek olan otobüsler sana yardımcı olur” dedi.

O soğukta onca bekledikten sonra son durağa kadar gitmek üzere otobüse seve seve bindi Itır. Mahalleli tek bir kişinin bile olmadığı otobüsün içi pardösülerinin, mantolarının üzerine bir de polar şal almış kadınlarla doluydu. Daha ilk bakışta evlere temizliğe, çocuk ya da yaşlı bakmaya giden kadınlar oldukları anlaşılıyordu. Orta sıralarda, cam kenarındaki boş bir koltuğa oturup, dışarıyı seyretmeye koyuldu.  

İnecekleri durağa gelenler otobüsten inmeden önce hala yola devam edenlere dönüp, “işlerin kolay gele, tez bite” diyerek indiler. Otobüstekiler de inenlere “eyvallah, senin de” diyordu. Bu, her durakta böyle sürdü. Öndeki iki kadın koyu bir sohbete dalmıştı. Kahverengi şallı kadın, gri şallı kadına, “jakuzileri nasıl temizliyorsun? O ince yerlerin kirini nasıl çıkarıyorsun?” diye sorunca, “fırçalıyorum” dedi gri şallı kadın.

-Diş fırçasıyla mı, diye sordu kahverengili kadın.

Bu arada arkada oturan genç kız da bakmaya gittiği çocuğun annesine nasıl da sinir olduğunu, çocuğun iştahsız olmasına rağmen kadının saat başı telefon açıp, çocuğuna elma suyunu içirdi mi, sebze çorbasını yedirdi mi diye sormasından gına geldiğini hırçın bir ses tonu ile anlatıyordu.

Arka koltuklardan bir kadın yerinden kalkıp, gelip Itır’ın yanındaki boş koltuğa oturdu. “Sen hangi sitedesin” diye sordu.

-Ekin Yeri Park Sitesi’nden, diye oturdukları sitenin adını söyledi Itır, kadına.

-Ben orada hiç çalışmadım; ama teyzem kızı çalıştı. 6 numaradaki delimsek, fitne fücur  kadının yanında. Hiçbir şeyden memnun olmazmış nemrut kadın. Parayı da tam vermezmiş. Bıraktı bizim teyzekızı o işi, çaresiz. Sakın sen de onun yanında çalışıyor olma, deyince Itır, kadının kendisini de gündelikçi sandığını anladı. Bozuntuya vermedi. “yok, orada çalışmıyorum” dedi.

-Bu semtte yeni başladın zaar. Daha önce hiç görmedim seni sabahları otobüste, demişti ki kadın, otobüs durakta durdu. Kadın yerinden kalkarken “demek Pazartesi günleri geliyon bu yanna. Pazartesiye görüşürük” dedikten sonra tüm otobüse dönüp, “işleriniz kolay gele, tez bite” dedi. Otobüsten koro halinde bir uğultu yükseldi “eyvallah. Senin de.” Itır da o koroya dâhil olmuştu.

Son durakta otobüsten inen tüm temizlikçi, gündelikçi, çocuk, hasta bakan kadınlara “işlerin kolay gele, tez bite” dedi Itır. En son ineceklerden olduğundan kendisiyle inenler Itır’a “işlerin kolay gele, tez bite” dediklerinde Itır, hepsine tek tek “eyvallah. Senin de” deyip hareket saatlerini beklerken ayaküstü laflayan üç şoföre doğru ilerledi. “Nereden bilet alabileceğini” sordu. “Burada bilet satışı yapılmadığını” söyleyen şoförler Itır’ı şöyle bir süzüp, az ilerdeki bir otobüsü gösterdiler. İçlerinden biri, bir iki adım öne çıkıp, eliyle işaret ederek “gel” dedi.  Itır, şoförün ardından Kızılay’a hareket edecek otobüse doğru ilerledi. Önden önden gidip, otobüsün kapalı kapısına tıkladı adam. Kapı açılınca Ankara’nın Şubat ayazı değen ellerini ovuşturan arkadaşına “bu hanım ablanın otobüs bileti yokmuş, ona bir yardımcı oluver” dedi. Kızılay’a gidecek otobüsün şoförü, kollarını omzundan aşırtarak Itır’a binmesini anlatan bir işaret yaparken “geç” deyip dışarıdaki arkadaşına, “bir hayrımız olsun. Kiminin duası, kiminin parası” deyip, içindeki  en fazla altı, yedi yolcu ile kalkış saati gelmiş otobüsü çalıştırdı.

Eve döner dönmez mutfağa girdi Itır. Yemek yapıp, çıkan bulaşıkları makineye dizdi. Sonra da makineyi çalıştırdı. Banyo lavabosunu fırçalayacaktı ki bir koku duydu. Koku, mutfak tarafından geliyordu.

Bulaşık makinesinden dışarıya koyu renkli, pekmezi andıran bir şey sızıp, mutfak zemininde irice bir leke oluşturmuştu. Hemen servisi aradı. Tamircinin bugün gelemeyeceğini duyunca ısrar etti. Tamirci, “elindeki işi yetiştirebilirse akşam geç vakit uğrayabileceğini” söyledi.

Saat dokuza doğru geldi tamirci. Itır kapıyı açmadan önce aynada kendini görünce başını öteye çevirdi. Günlerdir tarak değmemiş gibi duruyordu saçları. Bir de eşofmanının dizindeki kocaman beyaz leke dikkatini çekti. Banyoyu temizlerken çamaşır suyu değmiş olmalıydı. O yetmezmiş gibi bulaşık makinesinden gelen sızıntıya bakmak için makinenin kapağı önünde diz çöktüğünde paçası da simsiyah leke olmuştu. Yeni bitmiş bir eve taşındıkları için her taraftaki lekeleri, boyaları, camlardaki izleri kazırken üstündekiler hemen kirleniyor, her gün yeni bir giysisini paralıyordu. Yardımcı iki kadın, iki gün boyunca gelmişlerdi gelmesine yeni eve; ama çok yorulduklarını söyleyip bir daha gelmemişlerdi. Bugün de yepyeni eşofmanı, çamaşır suyu ve bulaşık makinesinin kapkara sızıntısı ile lekelenmişti.

Gençten biriydi tamirci. Askerden henüz dönmüş olmalıydı. Yerdeki lekeye uzun uzun baktıktan sonra “siz hangi deterjanı kullanıyorsunuz abla”, diye sorarken Itır’a bakmadı bile. Evin hanımını arar gibi Itır’ın eşinin sağına soluna bakınırken.  

-Deterjan artıklarını temizlesin diye biraz sirke de koyuyorum.

-Ha, sen çalıştırıyorsun demek makineyi, derken alaycı alaycı gülümsedi genç tamirci. Sonra Itır’ın eşine dönüp, “İşte böyle cahil kadınlar ne duysalar inanıyorlar. Makineye sirke konulur mu hiç? Siz bu ablaya öğretmediniz mi makinede ne kullanılır, ne kullanılmaz?”

Itır, eşine kaş göz işareti yaparak tamirci gence evin hanımının kendisi olduğunu söylemesini engelledi. “Sağ ol. Demek sirke koymayacağım makineye. Senden öğrenmiş oldum. Teşekkür ederim.” 

-Lafı mı olur abla. Cahil olmak suç değil, öğrenmemek suç.

Ertesi gün telefon işleri için Itır’ın eski mahalledeki postaneye gitmesi gerekti. Öğleye doğru bindiği otobüsün şoförü dünkü değildi. Ev işlerinde çalışan kadınlar da çoktan işlerine başlamış olduklarından onlara da rastlamadı. Emekliler ile doluydu şu saatte otobüs, bugün. Kızılay’da inip, Ankaray’a binerek eski mahalleleri Bahçelievler postanesine gitti. Postanede eski komşusu Esra ile karşılaştı. Esra pek iyi görünmüyordu. “Nasılsın Esra, bir şeye kızmış gibisin” dedi Itır.

-Kızdım; hem de çok kızdım.

-Arabayı park edecek yer bulamamışsındır kesin, ona kızmışındır.

-Ona da kızdım; ama beni asıl kızdıran o değil.

-Hayırdır, dedi Itır.

-Üç apartman ötede resim kursu açıldığından beri resme merak sardım. Kaydoldum. İki aydır da gidiyorum. Bugün resim hocası bana perspektifi, açıyı, hizalamayı anlatmaya kalkmaz mı?

-Eeee?

-Ona çok kızdım. Sen koskoca harita mühendisi ol! Sana açı, perspektif, hizalama, kâğıdın kaçta kaçına ne çizilir, oran hesapları öğretmeye kalksın resim kursu hocası!

-Neden şimdi öğretmeye kalktı ki bunları? Kursa başladıktan iki ay sonra?

-Çizimlerimi beğenmemiş. Orantısızmış. Yerleşim hatalıymış, falan falan.

-Hııı, dedi Itır.

-Hiç olacak şey mi bir mühendise oran, hesap kitap öğretmek.

-Hıı, dedi, yine Itır.

-Ben de ona ağzının payını verdim.

-Ne yaptın?

-Sen benim kim olduğumu biliyor musun diye başladım lafa. Ben mühendisim dedim. Harita mühendisiyim! Hesabı kitabı herhalde bilirim. Üstelik sizden de iyi bilirim dedim.

-O ne dedi?

-Burada harita çizmiyorsunuz, resim çiziyorsunuz. Resim çizmeyi de ben bilirim, dedi. Gel de kızma şimdi bu densize.

Itır, eski komşusunun, eğer, dün sabah kendi yerinde, o otobüste olsaydı ve dün akşam evde bulaşık makinesi tamircisi ile karşı karşıya gelseydi ne kadar kızacağını düşünmek bile istemedi.

-Aldırma. Gülüp geçmeyi öğren bu durumlara.

-Aldırmaz olur muyum? Ben mühendisim.

Itır, Esra’ya ne dese kâr etmeyeceğini bildiğinden işlerine koşturmak üzere “görüşürüz” deyip telefon numarasını iptal etmek üzere kuyruğa girdi.

AYŞEİ YASEMİN YÜKSEL'ın Diğer Yazıları

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...