Kedinin Olmadığı Yerdeki Fareler
Köşe Yazısı

Kedinin Olmadığı Yerdeki Fareler

AYŞEİ YASEMİN YÜKSEL
AYŞEİ YASEMİN YÜKSEL
18 Jun 2025 15 dk okuma 220

Kedilerin ortadan çekildiği saatlerde fareler meydana çıkar. Hiç fare basan yer, ev gördünüz mü? Girilmedik dolap, gezilmedik çekmece bırakmazlar. Her yana pislerler. Dolaplarda ne varsa yere düşer, kırılır, ortalık darmadağın olmakla kalmaz alabildiğine fare pisliği içinde kalır. Her şey elden çıkar sonunda.

Herkes farelerin yün ipliklere, hasır servis altlarına, vazolardaki saplı başaklara kadar
kemirdiği, feci kirlettiğinden tencereden tavaya kullanılamaz hale getirdiği bir evi görmemiş
olabilir; ama trafik lambaları bozulduğunda kavşaklardaki tıkanmayı, yolların kilitlendiğini
mutlak görmüştür.

Kurallar, belirleyicidir. Toplum yaşamında neyin yerinde, neyin yerinde olmadığının
belirleyicileri kanunlar, yönetmeliklerdir. Sosyal yaşamdaki kurallar yazılı değildir ancak
“çok ayıp”, “hiç yakışık alacak şey değil”, “eski köye yeni adet olur mu?” denmeler ile
sınırları çizilmiş haldedir. İster “ortak yaşam” denilen apartman, blok, kulelerde ister yollarda,
mağaza kuyruklarında sıra beklemeye her şeyin kuralı var. Çünkü her şeyin oluru var, olmazı
var. Kural varsa trafik akar, yol açıktır yani.

Bir direk üzerindeki her birinin kendince bir uyarı, izin ya da yasak anlamına geldiği trafik
lambaları, akışın kuralıdır. Tıpkı fare istilası gibi bir belaya uğramamanın tek kuralının en
eskilerden beridir kediler olduğu gibi. Kediler, farelerin taşıdığı veba hastalığının önleyici
kuralı olmuş tarihte, malum. Doktor formasız hem de!

Her şey bir ölçüye göre yaratılmamış mıydı? O ölçü, kuraldır. Kural dışına çıkmak demek,
ölçüde, tartıda şaşmak olmaz mı? Olur! Zira yerin üstünde yaşayan canlılara, bize yaşam için
ilk kural oksijendir. Denizlerde yaşayan canlılar için ise suda erimiş oksijen. Oksijenin kuralı
da H2O. Yani iki hidrojen bir oksijen molekülü. Bir canlının nefes alabilmesi için ilk kural da
akciğer, solunum sistemi taşıması. Tümden kurallara bağlı bir yaşam zinciri ile çevrelenmiş

haldeyiz diyeceğim. Öyle ki bir bebeğin doğması için beklenen süreç bile şaşmaz bir kurala
göre işler.

Bu yüzden herkes uygarlık düzeyinde ilk sıralarda, günlük yaşamın belirlenmiş kurallar
içinde ve herkesin bunlara uyup, saygı göstermesi sayesinde sürdüğü çevrelerde yaşamak
ister. Yaşama şansı bulamadıklarında da oraları gezip görmek isterler ilk. Ancak kuralsızlık,
kuralları çiğneme kana işlemiş ise bir kez, uzaklarda uyduğu koşulları, buralara gelince çiğner
geçer. Yabancı ellerde aracını pek düzgün park ederken burada park yasağı olan yere,
kaldırıma bıraktığı arabasının başına kolay kolay da geri dönmez.

Kuralları tanımayıp, dahası sonuçları ne olur demeden söküp atarsak ne olur o zaman? Ortaya
kuralsızlık çıkar haliyle. Nedir kuralsızlık? “Kaos”, “keşmekeş”, “karmaşa” diye neye
deniliyorsa odur. Aslında halimizi yansıtan aynadır da. Kuralsızlıktan doğacak boşluklardan
çekecekler olacaktır. Ya birileri o boşlukları kendi kuralları ile doldurmak isterse? Hiç
bilemiyoruz neler olur o zaman.

Bir toplumun uygarlık, kendine ve her şeye saygı düzeyini anlamak için ilkten bakılması
gereken ölçütler böylesi göz önündedir; araçlardan yükselen müzik sesinden, arabaların
pencerelerinden yola fırlatılanlardan, sürücü veletlerin –evlat sözcüğünün tekil halidir- akşam
eve gidip, evdekiler ile üreteceği başka başka rahatsızlıklara, sese kadar ölçülülük ve kural
tanımazlık olgusu halimizden okunur. Gösterge bizizdir.

Metropoller dev kentler olsalar da aslında insanların hemen tümü için daracık kafesten
beterdir. Artık bir köyü olmadığından zorunlu olarak oraya sıkışıp kalmışlar için tam bir
cenderedir. Dünyaları, gökyüzleri tıkılıp kaldıkları metrekare kadarcıktır. Kimileyin bir
gözcük kadar daracık kimileyin nohut oda, bakla sofa kadarcık. Hoş, müstakil evde yaşansa
ne değişir ki yanda ikiz dubleks, tripleks varsa? Adım atılan dışarısı keşmekeşin göbeği
olunca?

Artık tek megapollerde, metropollerde, kentlerde değil, neredeyse her yerde apartman yaşamı
baskın çıktı. Başımıza da sorun olup çıktı bu çıkmaz. Dağın eteğinde yaşamış yani
alabildiğine geniş alanlarda at koşturur gibi koşturmuş biri apartman yaşamında da alıştığı dağ
eteğindeki hayattan vazgeçmezse ya? Ya da kentte doğup büyümüş olsa dahi üst kat
sendromuna tutulup, diyelim ki hele hele de en üst katta oturduğundan nasıl olsa kendi
tepesinde tepinenler olmadığından dört köşe kesilip, ölçüyü kaçırırsa; alt katındakilerin
tepesine çıkmak anlamında? Yani kural tanımaz kesilirse? Kuralları tek o koyar kesilirse?
Ona yanlışını hangi yolla, hangi kanunun hangi maddesi ile anlatacağız, kabahatinde ısrarı
halinde uyarılmasını, ceza almasını nasıl sağlayacağız?

Kat Mülkiyeti Kanunu’na tabii, ortak yaşam sürdürüldüğünden böyle de tanımlanan
apartman, şimdilerde blok, kule yaşantısını herkes kotaramıyor. Dağındaki, bağındaki gibi
yaşamakta ayak direyenler başta tabii. Kotarmak için önce sizin tabanınızın başkasının tavanı,
sizin duvarınızın, yan komşu ile arasındaki tek tuğlalık sınır olduğunu unutmamak gerekiyor.
Başkalarının özel hayatına saygı duyma inceliği, olgunluğu, kişilik gelişimi istiyor. Aslında
başkaları ile iç içe yaşandığını unutmamak o kadar kolay ki… Banyolar önünden her geçişte
duyulan sifon sesleri ile mesela.

Soğuk kış aylarının hatırlı yakıt gideri dolayısı ile aidatlar çok tutunca yoksa eğer ısı binalara
yalıtımı uygulanırken iş ses yalıtımına gelince buna uyan da, aldıran da pek yok gibi. Hal
böyle olunca, abartısız, üst kattakilerin nefes almaları dışında tüm yaşamlarına dâhil
oluyorsunuz. Naklen yayın gibi. Daha doğrusu sizi dahil ediyorlar! Konuşma sesi ayarına
kadar her şeylerini çok yüksekte tutup, bir de durmaksızın tepindikleri, debelendikleri için.

Caydırıcılık olmadıkça rahatsızlık vermekten daha ötelerine kadar yanlışlar alıp başını
gidebiliyor. Kendi evindeki gürültüsünü alt kattakine de, yan komşusuna da dinleten
kuralsızların yaptığı gibi. Kuralsız olmak, uygar olmamak demektir. Daha çok yakın bir
zamana kadar Kabahatler Kanunu, ilkel topluluk yaşamını andırır haller ile Himalaya
eteklerinde yak sürüsü koşturmacasına varan gürültüleri yüzünden etrafına sürekli rahatsızlık
vermekteki apartman üst kattakilerine, sakinlerine uygulanan cezalar vardı. Cezalar,
caydırıcıdır, hep biliriz. Ancak kanun artık apartman dairelerindeki yani evlerdeki gürültüden

arınmış halde imiş. Yani eskiden kabahat olan şimdi kabahat değil demek bu. Evlerde
çıkarılan gürültü nedense kanundan çıkarılmış çok yakınlarda. Alt kattakilere hayat kalitesi,
huzur bırakmayan, gün yüzü göstermeyen ama cezasızlıktan dolayı normal hale gelmiş
böylesi aşırılıklar işletmeler değil de evlerde gerçekleştiğinden “ev içi” ses diye tanımlanıyor
ve cezaya tabi tutulmuyor imiş artık. Kim korunmalı; mağdurlar mı yoksa mağdur edenler
mi?

Öyle ki gece yarısından sonra şımarma dozu sınırsız veletler ortalıkta koşar, bas bas bağırıp,
ortalıkta ne varsa ona çarpıp düşürürlerse pata küte? O da yetmez merdivenleri balyozla kırar
gibi çıkarsa koştura koştura; sonra da inerse? Balyoz, zaten en ufak tamirlerin, çivi çakmanın
çekici gibi kullanılır olmuşsa her defasında? Üstelik tamirler de “bilerek, gürültü için mi
acaba” diye kuşkuya düşürecek kadar hiç bitmez, her günün her anında ortaya çıkarsa?
Mağdur olanı kim koruyacak, mağdur edenin önü nasıl alınacak?

Aynı şiddetteki yüksek ses, gürültü işletmelerden çıktığında çevre kirliliği, etrafı rahatsız edici
bulunup yasaklanıyor da evde olunca serbest ve rahatsızlık vermez mi oluyor yani? İşletmeler,
gece saat 24:00 olduğunda sessizliğe bürünür; kural bu. Ama ya üst katlar? Onlar artık
işletmeler gibi kanun ile kısıtlanmadıklarından alabildiğine özgür takılmaktalar! Bir işletme
aynı şeyi yapınca cezalandırılan şey, bir evdekilerce yapılınca cezalandırılmayacak şey ise
işletmelere neden ceza veriliyor da evden çıkan gürültüye ceza verilmiyor? Bu kimi
sevindirir? Buna neden gerek görüldü? Üst kattakileri mi? Alt katta yaşayan kaç milyonu hem
de nasıl mağdur eder bu üst keyfe kalmışlık? Bir bakın internetten, gürültüden çekilenlere!
Apartman hayatında gürültü yapıp, rahatsızlık, vermek, huzursuzluk çıkarmak kişilerin gönül
köşklerine, keyfiyetlerine mi kalmış halde? Kimi korur bu yeni hal, kim korunmadığını
hisseder? Kimi canından bezdirir üst katın aşırılıkta hız sınırını aşmış gürültüleri? Ceza
görülmedikçe doz artmaz mı, şımarıp da? Vay halimize o zaman!

Yani gürültü yapanlar, günün her saatinde bağırıp çağırmakta, patırtı çıkarmakta kendini
alabildiğine özgür hissederken tek kabahatleri onların alt katında oturmak olanlar için yaşam
zehir olacak. Artık kanunda yer yok imiş ev kaynaklı gürültüye. Katlanmak zorunda kaldıkları
çekilmez derecede vahşi gürültü, “ev içi” gürültü kapsamında olduğundan. Gürültüden

perişan olanlar, uyuyamayanlar nerede, nasıl çözüm bulacaklar bu kabul edilemez duruma?
Başvurabilecekleri bir yer kaldı mı hala? Zira Kabahatler Kanunu, gürültü denilince tek
işletmeleri muhatap almakta imiş şimdilerde. Gürültü yapmak için fırsat kollayanların arayıp
da bulamadığı sığınak olmaz mı o zaman “ev içi” diye nitelendiğinden kanun kapsamı dışı
kalan gürültü! Oysa gürültü evde de gürültüdür, işletmelerde de gürültüdür. Farkı ne?
Sağlıklarına kadar üst kattakilerin insafına bırakılmış alt kattakilere sormalı hallerini bir!

Tuhaf olan, gürültü yapan işletmelere ceza kesilmesi değil elbet, tuhaf olan aynı gürültü eğer
bir evden yapılıyorsa ortada ceza olmaması, değil mi? Diyelim ki en üst katlar artık çoklukla
dubleks olduğundan, çoklukla da yediden yetmişe kabilemsi halde yaşanan dubleks katta,
çocuğundan yetişkinine evin merdiveninin dördüncü, beşinci basamağından bungy jumping
atlayışına öykünmekten olmalı zıplamalar deneniyorsa hadi? İşte o atlayışlar sonrası üst katın
tabanı, sizin tavanınız olan ince beton zangır zangır titriyor. Depremde titremediği kadar
titriyor! Diyelim ki her yan çocuk parkı ile dolu iken, bir dakikalık, beş dakikalık ve on beş
dakikalık mesafede hem de üç tane kocaman çocuk bahçesi ve parktan başka zaten blok çocuk
parkı varken Güneş görsün diye bile bloktaki çocuklar oyun alanına çıkarılmaz, büyükler de
çocuklardan hiçbir konuda gürültüde, tepinmekte geri kalmaz ise alt kattakilerin durumu nice
olacak? Bu uygunsuz, olmayacak durumu nereye bildirecekler ki önlem alınsın, olaylar
büyümesin? Bu aşırılıklara karşı hangi önleyici tedbir kaldı elde, apartman dairelerinde
yapılan aşırının da ötesi gürültüler bile ev içi sayılıp, kanundan çıkarılınca?

Dahası ellerinde telefonları ile pek rahat biçimde gömüldükleri koltuklarında rehavet içinde
sosyal medyada ahkâm kesen büyüklerin, saldım çayıra Mevlam kayıra mantığı ile ortalığa
saldıkları velvele koparan veletler ile hiç ilgilenmemelerine ne demeli? Bir çocuk hiç mi
oyun oynamaz, lego yapmaz, kitap boyamaz? Neyin yanlış olduğu, yapılmaması gerektiği
öğretilmeyen bir çocuğun şimdisi alt kattakilere baş ağrısı iken sonrasında kimin başı ağrır?
Oldukça kalabalık üst kattakilerin sandalyeleri, koltuk, sehpaları durmaksızın iteleyip,
çekelemelerinde çıkardıkları, karatahtaya değen tırnak sesinden beter irkilticilikteki gacırtı
gıcırtılar evlerde pek masum mu masum iken tek işletmelerde gürültü sayılıyor demek ki,
anlamak mümkün görünmese de. Bunda kim kârlı, kim zararlı çıkıyor? Alt kattakiler tabii!

Eğer caydırıcı, önleyici tedbirler, yaptırımlar olmaz ise yani kurallar koyulmaz ise çivi çiviyi
söker yaklaşımı alıp başını gitmez mi? Dahası, kanunen gürültünün artık yalnızca işletmelere
yasak olduğu gecenin 00.00’ından sonrasında bile o saatte uykuda olmaları gereken çocuktan
yetişkine herkes tepinme yarışına giriyorsa bu durum normal olabilir mi? Biri kendisine dur
diyecek ortada bir kural olmadığından aklına eseni yapacak, birisi de onun her taşkınlığından
doğan patırtı gürültüyü konser niyetine mi dinleyecek? Bunun sonu nereye varır?

Ki işkence türlerinden biri de ses kaynaklı, malum. Çin işkencesi nedir öğrendik seyrede
seyrede, dinleye dinleye. Birini, bir yere tıkıp, durmaksızın damlayan su dinletiyorlar şıp, şıp,
şıp diye. Sonunda damlayan su sesinden deliriyor, çıldırıyor dinleyenler. Bizde de apartman
komşusu gürültüsü dinlemekten cinnet geçirenlerin haberleri duyulur. Hiç de iyi haberler
değillerdir. Üst kat gürültüsü nedeniyle cinnet geçiren olursa ya? Kötü sonuçlanırsa? O zaman
bunların sorumlusu kim olacak? Gürültü yapan mı, cinnet geçiren mi yoksa artık Kabahatler
Kanunu’nun rahatsızlık veren üst katları içermemesi mi? Ayrıca buna neden gerek duyuldu?

O halde şunu mu demek kalıyor tam müstakil villalara güçleri yetmediğinden zorunlu olarak
apartmanda oturdukları için gürültü dinlemeye mahkûm edilenler; “bir tür vahşilik olan
uygarlık dışı gürültüyü yapanlar değil de bu vahşiliğe her an katlandıklarından kaçınılmaz
olarak sağlıkları zarar görmekteki bizler mi cezalandırılıyoruz durduk yerde? Sağlığımız,
hayat kalitemiz, huzurumuz ile oynanarak? Kimi uygar ülkede bildiğim kadarı ile değil
tepenizde tepinmek gece saat 22:00’den sonra sifon çekmek yasakken şimdi tepemizde gece
gündüz şiddetle süren ev içi diye tanımlanan gürültü cezalandırılmadığı için olan bize mi
olsun? Bu akla, mantığa, dahası vicdana sığar mı? Neden hem? İşletmeler yaptığında suç olan
gürültüyü ev içi ses gerekçesine sığınarak alt kattakilere yaşatan vahşi, barbar gürültücülerin
alt katında oturanları hangi kural, kanun koruyacak?” diye sormuş olsalar yanıt ne olurdu?
Kabahatler, hatadan dönülmedikçe kabahat olarak kalır, değil mi?

Fare pisliğine bulanmama sayelerinde mümkün olan kediler olmadıkça ortalık farelere kalır.

AYŞEİ YASEMİN YÜKSEL'ın Diğer Yazıları

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...