Bir Saksağan ile Aynı  Anda Doğanlar
Köşe Yazısı

Bir Saksağan ile Aynı Anda Doğanlar

AYŞEİ YASEMİN YÜKSEL
AYŞEİ YASEMİN YÜKSEL
26 May 2025 5 dk okuma 302

İnsanlar derdini açık açık söylemez, homur homur söylenir ama. Ya diğer canlılar? Diyelim ki saksağanlar? Saksağanlarda kem küm, hık mık etme âdeti yoktur. O an gereken ne ise onu hemen yapmak yasası vardır. Saksağan kolonisinin ilk kuralı “sen var ol da gerisine ne olursa olsun. İsterse silinip süpürülsünler ortadan!?? acımasızlığıdır. Geçmişten bugüne kimi insanlarda da olduğu gibi. Bir saksağanın diğer canlılara neler neler yaptığına tanık olduğunuzda ister kitaplardan, filmlerden ya da yaşa

Sözgelimi, yazılı kuralları caddelerde bile hiçe sayan insanların hallerine akıl ermeyebilir; ama saksağanlar kendi kurallarından milim şaşmazlar. Kolonilerinin, yuvalarının korunması, yavrulara göz kulak olmaya kadar her şeyleri hesaplı kitaplı, sanki uzun uzun düşünüp de planlanmış gibidir.  Öyle olunca da saksağanlar ilk yuva ile orada olmaya başladıkları her yanda giderek her elektrik direğine, her ağaca tüyleri ile “Özel mülk. Saksağanlardan başkası giremez” tabelası dikerler adeta.

Odaklarındaki tek şey kendileridir. Benmerkezciliğin doruklarındadırlar yani. Yuva, sürü nasıl korunur derslerini saksağanlar yavrularına göstere göstere verirken insanlar bu işi beylik sözlere bırakıyor gibiler. Çünkü insanların göstere göstere yapabildikleri tek şey, gösterişe giren her şey oldu çıktı, malum!

Saksağanlar, yırtıcı kuş sınıfında yer almazlar. Ya alsalardı bir de? Yırtıcılar arasında bulunmamalarına karşın yerleştikleri bölgelerde kendilerinden başkalarına hayat tanımazlar. Öyle ki yırtıcı kuşlara kadar kaçırtırlar. Yırtıcıları dahi yıldıran saksağanlar için şöyle desek pek yerinde olurdu belki de; canlılar dünyasında saksağanlar, beş yıldır üst üste profesyonel lig şampiyonluğunu kazanmış takımı, kendisinden hiç beklenmeyeni yaparak yenmiş amatör ligin meydan okuyucularını andırır.

Bir koruluktaki, çevredeki saksağan günleri perdesinin açılması, oraya gelen ilk saksağan ailesi ile başlar. İnsana yakın yaşamayı severler çünkü atıklardan kolayca beslenirler. Leş bile yerler. Ne bulurlarsa artık.

Daha önce tek bir saksağan olsun bulunmayan bir çevreye gelen ilk saksağandan sonra öteden beri orada barınmaktaki, yaşamaktaki diğer canlılar yavrularını,  kendilerini o saksağandan korumak zorunda kalacaktır artık.  Bir anda rahatları bozulacaktır. Hele de güvercinler! Güvercinler pek çaresiz kalacaktır. Saksağanlar, yavrularını, güvercin yavrularının yürekleri ile beslerler de.

Bir yerlerde bir saksağan yuvası varsa şahin yuvalarına kadar oralar güvende değildir. Çiçek açmış taze otların peşindeki tavşanlara bir tutam olsun otu çok görürler. Gök başlı kerkenezler, bütün gün peşinde uçtukları avlarını yemeye fırsat bulamadan kondukları direklerde, tepe yamaçlarında saksağan saldırısına uğrar. Bir karga türü olan saksağanlar ne yapıp edip, etrafını sardıkları kerkeneze avını gagasından düşürtürler.

Oysa bize anlatılan öykü farklı idi. O öyküde, ağacın altındaki tilki, daldaki kargayı kandırıp, konuşturarak karganın ağzındaki peyniri kendi önüne düşürtüyordu. Bu öyküye artık hiç inanasım yok, saksağanların etrafta kovalamadığı tilki kalmadığını gördüğümden beridir. En inanılmazı da yükseklerde uçan kızıl şahine bir saksağanın tek başına saldırıp, kuyruğunu, kanadını gagalayarak şahini tüylerinden edip, onu uzaklaştırması idi.

Tabiatın kendine has kanunları içinde her canlı kendi doğasına göre yaşayacak elbette. Bu, yadsınamaz bir gerçek. Böyle olunca saksağanların kendinden başkası olmak gibi bir derdi de bulunmaz, çabası da kuşkusuz. O dertten insan mustarip tek. Öyle ki insanların kendi benliğinden uzaklaşıp, giderek saksağanlaşmasına, benmerkezciliğe kaymasına ne demeli?  Eksen kayması mı? Sonu hiç de hayırlı olmayan bir eksen kayması üstelik. Eğer insanların kendinden başkasını umursamayan saksağanlardan farkı kalmaz ise yapıcı, olmazsa olmaz ne kadar olgu, kavram varsa onlar içine ağı katıldığından içilemez hale gelmiş kuyu suyuna döner.  

Yaraşan dururken insanlarının çoğunun yakışık almaz ne varsa deli gibi ona yönelmesinin,  güvercinin yavrusunun yüreği ile kendi yavrusunu besleyen saksağana bunca özentinin karşısında eskilerin sıkça andığı bir inanış geliyor akla ister istemez. O inanışa, kanıya göre bir bebeğin doğumu sırasında başka bir canlının yavrusu da doğmakta ise eğer, bebeğin huyu o canlıya çekermiş biraz biraz. Diyelim ki bebeğin doğduğu saat, dakika, saniyede bir yılan yavrusu yumurtadan çıkmış ise bebeğin yılana çeken bir tarafı olurmuş mutlak.  Hadi, bebek, tam da yavru saksağan yumurtadan çıkarken doğuyor ise huyu da saksağana çekecek demek ki.

Gözlerimizi nereye çevirsek görünürde insan ama hali tavrı ile saksağan mı saksağanları sıkça görür olmuş isek eğer?  İşte o zaman insanın inanası geliyor,  meğer ne çok insanın saksağanlar ile aynı anda doğduğuna!

AYŞEİ YASEMİN YÜKSEL'ın Diğer Yazıları

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...