TAPIŞTI AHMET (KALYONCU)
Köşe Yazısı

TAPIŞTI AHMET (KALYONCU)

RUHİ ÇİLEK
RUHİ ÇİLEK
31 Aug 2025 7 dk okuma 434

Onun döneminde yaşamış tüm Çeşmelilerin asla unutamadığı “Yazıyor, yazıyor, İzmir’e kar yağmış?? ya da “yazıyor yazıyor, Makarios ölmüş?? ya da “yazıyor yazıyor, Demirel’in kızını kaçırmışlar?? ya da “Ecevit’in oğlu evlenmiş?? diye yüksek perdeden bağırarak gazete satıcılığı yaptığıdır… Gazeteler dönem itibari ile İzmir’den, Çeşme İzmir arası düzenli sefer yapan otobüsler ile taşınırdı, o vakitler şimdiki gibi 40 dakika konforlu süren bir yol değildi mezkûr yol, otobüs kalite ve donanımları, yol

Evet, Tapıştı Ahmet ve oğulları sıra ile Yaşar, Mustafa ve Hasan da artık aramızda değiller… Java motosikletli yakışıklı oğul Mustafa ile müthiş bir hatıram var, hemen kendilerinin evi önünde balık avlarken gözüme batan oltanın şaşkınlığı içinde ne olduğunu anlamaya çalışırken hemen yanımızda bitişi, beni motorun arkasına atışı ile çok kısa sürede Hükümet Tabibinin yanına getirişi minnettarlık hisleri ile kendisini her daim anmama sebeptir. Sonra yolu İngiltere’ye düşer, günün şart ve gerçekleri içinde artık yeteri kadar gelip gidemez sevdiği memleketine, sevdiği Çeşme’sine… Çok sonra vefat haberini almış, çok şaşırmış idim, uzun süre inanmadım, inanamadım, hala da inanamıyorum. Yaşar’ı da kaybettik… Benim çocukluk ve gençlik arkadaşım nam-ı diğer İlhan İrem Hasan’ı yerleştiği Kıbrıs’ta kaybettiğimizi öğrendim. Zor zamanlar ve zor zanaat ölüm haberleri ile yüzleşmek… Ve maalesef bu durum da hayatın mutlaka yüzleşilen bir gerçeği…

Ahmet Kalyoncu (Tapıştı) Büyüğümüz, Çeşme’nin birkaç şen, şakrak ve neşeli kişisinden birisidir, herkes ile selamlaşır, muhabbet eder, gün boyu herkese laf yetiştirir, takılır, şaka yapar hali ile kendisini tanıyan herkesin hatıralarını süsler… Ahmet Abimiz, Sakız Adasından bir gemi acentesinin Çeşme ofisinin açılış ve kapanışı ile ilgilidir, orayı yönetir, orada çalışır, hülasa hatırladığım oranın her şeyidir, lakin tam tamına nasıl bir iş idi görülen, şimdilerde hatırlamıyorum… Haftanın belirli günlerinde gelen teknenin işlerini ve ihtiyaçlarını giderir, bunun yanında ve kalan günlerde ise gazete müvezzii ve sinema film duyuruları işine yaygın biçimde devam ederdi.

Ahmet abimiz maalesef çağımızın baş edilemeyen melun hastalığına yakalanır, mezkûr yıllarda tedavi imkânlarının, ilaç temininin, 12 Eylül faşist darbesinin içine kapattığı Canım Yurdumda, görece azalması sebebiyle bir ömür birlikte çalıştığı ve tıpkı Çeşmelilerin sevdiği kadar kendisini seven Sakızlı Gemi Acentesinin patronları tarafından tedavi ve rehabilitasyon maksadıyla Atina’ya davet edilir… Tüm çabalara rağmen yenik düşer melun hastalığa… Ve maalesef yine dönemin şartlarının münasip olmaması sebebiyle defin işlemi de oralarda gerçekleşir… Artık, bir oğlu İngiltere’de, bir oğlu Kıbrıs’ta, kendisi de Atina’da toprağa verilmiştir, ayrılık bu bapta tecelli etmiştir… Bu vesile ile her birini ayrı ayrı saygıyla yâd ediyorum… Dünya tatlısı eşi, çocuklarının anası, karşılaşmalarımızda her birimize evlatları kadar içtenlikli davranabilen Saniye Abla da artık hayatta değildir, bir tek çocuklarından Ercüment ve torunları hayatta olup, her birine de sağlıklı, huzurlu ve uzun yaşamlar diliyorum…  

Ahmet Abimiz, Çiftlik yolunun, bugün artık fazlaca oynandığı için geriye izi kalmamış eski hali ile hemen Kaymakam Evini geçince, tam virajda, Ali Subay’ın güzel evine gelmeden sol tarafta, son derece mütevazı bir evde yaşıyordu, tüm ailesi ile. Dışarıdan bakılınca son derece dengeli ve mutlu, değilse bile dışarıya bir şey sızdırılmamış hali ile bir ev idi, aklımda kaldığı kadarı ile… 2 katlı bir ev, alt katı yüksekliği bugünkü yüksekliklerle kıyaslayınca oldukça düşük belki de başka amaçlarla kullanılırken, büyüyen ailenin ihtiyaçlarını karşılamak üzere genişleme sonucu ailece hizmete alınmış olabilir. Eski Çeşme evlerinde sıklıkla görüldüğü üzere taş duvarlar üstüne oturtulmuş ahşap bir döşemenin tavanı oluşturduğu bu zemin kat, mutfak ve oturma odası gibi kullanılırdı. Ve ben de diğer arkadaşlarımla birlikte Hasan’ın misafiri olarak bu mutfak ve oturma mekanından, özellikle Ahmet Abimizin ve Saniye Ablamızın olmadığı dönemlerde demlenmek maksadıyla hizmet aldım. Bugünkü Akpınar Otel’in bulunduğu alan ise o zamanlar hatırladığım kadarı ile genellikle “marul” tarımı yapılan bir tarla idi ve o marullardan “göz hakkı” kapsamında biz de çok faydalandık… Mezkûr ev, önünde yer alan deniz ile hemen hemen aynı kotlarda(seviye) idi… Akarca Deresini geçer geçmez tam “Kaymakam Evi” önünde denizin dalgaları sebebiyle yol sık sık bozulur idi, Belediye sürekli tamirat ve tahkimat yapardı, lakin sürekli benzer netice gerçekleşirdi burada… Yine hatırladığım kadarı ile mezkûr evin yanından Karadağ’a doğru çıkılan yoldan yağmurlu havalarda gelen su denize kavuşmak için yolu bozmaya diğer yandan da devam ederdi. Bugün doldurularak artık geriye kalmamış deniz, bizler için balık avcılığı yemi olarak kullanılan “tekesakal” deposuydu… Bu deniz ve bu yol için söylenecek çok şey var lakin oraları doldurup bugünkü subuk haline getirenlerin gürültülü iddia ve savunmaları karşısında kaybolup gitmektedir, tüm söylenenler ve söylenecekler…

Tapıştı Ahmet büyüğümüz yukarıda yazdığım üzere gazete tevzii faaliyeti mucibince sürekli hareket halindedir, kendisine hayli geç gelen gazeteleri gün bitmeden satmak mecburiyetinden mütevellit devamlı hareket halindedir, dur durak yoktur kendisine… Zamanın küçücük Çeşmesinde sürekli dolaşılır lakin gözlerde, dikkatlerde her daim muhtemel farklılıklarda… Zamanın, başta benim için olmak üzere her Çeşmelinin büyük bir haz ile hatırladığı “toptancı müstahsil halinin” arkasında çocukların denize girmek ve oynamak için sık sık geldikleri yerden geçerken, birden Ahmet Abimizin denize düşmüş bir çocuk dikkatini çeker, cebinde satılmış gazete paraları var, üzerinde elbiseleri var, kimin umurunda, boynuna astığı gazete askılığını attığı gibi suya dalar ve çocuğu kurtarır… Çocuk da bizim çocukluk arkadaşımız “Veznedar Yaşar’ın Cemal’dir”… O da yaşadığı sürece Ahmet Abimizin bu fedakârca davranışını hatırlar durur, tıpkı bizler gibi… Evet, Cemal’de artık aramızda değil, kendisini de büyük bir saygıyla yâd ediyorum…

Bu vesile ile tekraren aramızda olmayan herkesi saygıyla yâd ediyorum…

RUHİ ÇİLEK'ın Diğer Yazıları

İNEBOLU TİCARET ve SANAYİ ODASI, TÜRK OCAĞI

İnebolu seyahatimiz benim için inanılmaz öğretici oldu, mesela İnebolu’da “Ticaret ve Sanayi Odası” olur mu diye sorsalardı, çokbilmişliğimle hemen olur mu öyle şey, ilçelerde “Esnaf ve Sanatkârlar Odası olur mu?" derdim. Meğerse varmış, hem de nerelerde, nerelerde… Öğrenmenin sınırı yok şüphesiz… Ben “eksiğim çok” dedikçe bazı dostlarım, kızıyorlar…

25 Oct 2026 232

SÜZGEÇ İSKELESİ ve İSTİKLAL YOLU

İnebolu’nun “süzgeç iskelesi” ya da “süzgeçli kapı” adı ile anılmış olduğunu ilk defa Vâlâ Nureddin’in (Vâ-Nu) “Bu Dünyadan Nazım Geçti” adlı kitabında görmüştüm. Milli mücadele senelerinde Ankara Hükümetinin İnebolu geçiş noktası için, Anadolu’ya girişte tatbik edilen çok sıkı kontrol noktası manasında kullanılmış olduğunu kolayca anlıyoruz.

20 Oct 2026 400

OĞUZ ATAY ÖYKÜ ÖDÜLLERİ VE İNEBOLU KÜLTÜR SANAT DERNEĞİ

Sınıf arkadaşları toplantısı için bu kez İnebolu’da idik, arkadaşımız Ahmet Çeçen’in mükemmel organizasyonu ile merkez başta olmak üzere çevre köyler ve ilçeler ile ziyadesiyle ün yapmış Valla ve Horma Kanyonlarını gezdik.

11 Oct 2026 455

DÜNYA KAZAN BEN KEPÇE ÜZERİNE

Büyük Usta Aziz Nesin’in çok kitabını okumuştum lakin ilk defa “gezi yazıları” kapsamında “Irak ve Mısır” adlı kitabını okudum. İlk izlenimim, diğer tüm eserlerinde olduğu üzere, burada da öğreticiliğine, belgeleyiciliğine, ve ufuk açıcılığına hiç ara vermiyor. Hani benim haddime değil bu mevzuda derinlemesine ahkâm kesmek lakin “bir eksiğini daha gidermişin birisinin duygu yansıtması” diyelim…

04 Oct 2026 354

DÜNYA KUPASINDAN GERİ DÖNÜŞ

Ziyadesiyle gecikmeli bir yazı, belki güncelliğini de çok yitirdi lakin ancak sıra geldi diyelim, hem fena mı oldu tekrar hatırladık mezkûr süreci. Gidişimiz gibi dönüşümüzde “enler” ile oldu, öyle diyor kerameti kendinden menkul zevat, gidiş muhteşemmiş geliş büyük hüsranmış vs vs… Bir zamanlar Orhan Boran’ın “evet-hayır oyunu” için bir daveti vardı, “mehter marşı ile geliyorsunuz, İzmir marşı ile gidiyorsunuz” diyordu ya… Durum tam da o…

27 Sep 2026 484

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...