OĞUZ ATAY ÖYKÜ ÖDÜLLERİ VE İNEBOLU KÜLTÜR SANAT DERNEĞİ
Köşe Yazısı

OĞUZ ATAY ÖYKÜ ÖDÜLLERİ VE İNEBOLU KÜLTÜR SANAT DERNEĞİ

RUHİ ÇİLEK
RUHİ ÇİLEK
11 Oct 2026 9 dk okuma 459

Sınıf arkadaşları toplantısı için bu kez İnebolu’da idik, arkadaşımız Ahmet Çeçen’in mükemmel organizasyonu ile merkez başta olmak üzere çevre köyler ve ilçeler ile ziyadesiyle ün yapmış Valla ve Horma Kanyonlarını gezdik.

Sevgili Ahmet’in de aktif olarak faaliyette bulunduğu “İnebolu Kültür ve Sanat Derneği” ziyaretini de gerçekleştirince, bugüne kadar her yıl yayınladıkları ödül almış öyküleri topladıkları kitapları hediye etmiş olmasına rağmen bu sefer ilk kez dernek faaliyetleri, amaç ve neticeleri üzerine memnuniyet verici ve Canım Yurdumun edebiyatı adına gurur dolu tablo ile karşılaştım. Başarılan faaliyetlerin zorluğuna rağmen yüksünmeden daha iyisini hedefleyen bir dernek ile karşılaşmak emin olun inanılmaz memnuniyet verici bir şey. Hele Dernek Başkanı Hasan İlyasoğlu’nun sanki sıradan faaliyetler anlatıyormuşçasına mütevazılığı, esasen de kültürel ve sosyal derinlik ve kucaklaması manasında yüceliğini ifade etmekteydi sanki. Böylesine güzel şeylerde oluyordu Canım Yurdumda…

Neden “öykü ödülleri” Oğuz Atay adına düzenleniyor? Çünkü edebiyatımızın önemli ve özgün yazarlarından biridir kendisi ve İnebolu doğumludur. Mezkûr Dernek, yazarın doğmuş olduğu topraklarda hatıratını yaşatmak, bu vesileyle İnebolu ile tarihi ve kültürel bağını öne çıkarmak ve özellikle de güçlü hikâyeci Oğuz Atay’ın kimliği delaletiyle de yeni genç yetenekleri keşfetmek gibi esas manada amaç edinmiş.

Başkan Hasan İlyasoğlu; 5. Oğuz Atay Öykü ödüllerinin verildiği öykülerin yer aldığı kitapçığın “sunuş” yazsında ne kadar güzel özetlemiş bu muhteşem çalışmaları… “Sanat, insanın iç sesine tuttuğu en berrak aynadır. Edebiyat ise o aynada parlayan binlerce hayatın, binlerce duygunun kelimelere dökülmüş halidir. Kelimelerle bir dünya kurmak, bazen bir yarayı sarar, bazen bir sevincin kapısını açar, bazen de yalnızlığın ve umudun ortak dilini yaratır. Biz, İnebolu Kültür ve Sanat Derneği olarak, işte bu ortak dili çoğaltmak, edebiyatın sesiyle çoğu zaman sessiz kalan yürekleri buluşturmak için yola çıktık. Oğuz Atay’ın izinde yürümek kolay değildir. O, ‘tutunamayanların’ iç çekişlerini edebiyatın en derinlerine taşımış; yalnızlığı kayboluşu ve umudu birer kelime nehrine dönüştürmüştür. O yüzden Oğuz Atay Öykü Ödülleri yalnızca bir yarışma değil, aynı zamanda kelimelerin peşinde yürüyen ruhların buluşma noktasıdır. Her yıl yeniden düzenlenen bu ödüller, edebiyatımıza yeni soluklar getirmek, genç kalemlere cesaret vermek, usta yazarların kaleminden süzülen incelikleri gelecek kuşaklara taşımak için bir vesiledir.”  Aklına, diline ve kalemine sağlık sevgili Hasan İlyasoğlu, esasen de çok kısıtlı imkânlarla çalışıp başarabilmek… Lakin asıl alkış bu kadar başarılı çalışmaların tüm ekibine; Dernek yöneticilerine, üyelerine ve ekonomik desteğini esirgemeyenlere, gönüllülerine, katılımcı edebiyatçıların ziyadesiyle güzel öykülerini tek tek inceleyip deyim yerinde ise “ince eleyip, sık dokuyarak” değerlendiren seçici kurula, yayımda ve dağıtımda emeği geçen herkese, önce kocaman alkış sonra sonsuz teşekkürler…

Seçici Kurul Adına, öykülerin yayımlandığı kitapçığa vefa duygusunu öne çıkararak “önsöz” yazan Altay Ömer Erdoğan, biraz da uzun lakin son derece iç ısıtıcı, vefa ve mana dolu bir giriş yapmış. Alkışlarımızla… “’ne yeniden yaşamak mümkün, ne de yaşadıklarını silebilmek’ diye yazmıştı Oğuz Atay. Yaşadıklarımızı kolay kolay silemeyeceğimiz bir yılı daha geride bıraktık. Gözlerimizin önündeki kara tablo pek değişmedi. Açlık, yoksulluk, savaş, insan hakları ihlalleri, hayvan hakları ihlalleri, kadın cinayetleri, doğanın kıyımı, doğal felaketler ve iklim krizi, küresel ölçekli insanlık dramları azalmadı, aksine artışa geçti. Atay’a göre ‘zaten tarih de tekerrürden ibaretti.’ Tekrarlardan almadığımız dersi, gündelik hayat bize her seferinde daha şiddetli bir acı eşliğinde veriyordu. Zamanı durdurmayı, bütün hatalarımızı temize çekmeyi ve hayata boş bir sayfaymış gibi başlamayı ne kadar çok isterdik… Atay’ın ‘hiçbir şeyin değeri yok artık’ diye dile getirdiği bir dünya üzerinde ve bir hayat kurgusunda; önce vicdanı sıcak tutmak, sonra vefa adı verilen duyguya sahip çıkmak, kendimizi anlamanın, dolayısıyla anlatmanın bir yolu, yöntemi gibi görünüyor. Gittikçe daralan bu yolun yolcusu olmak, gözlerimizin önündeki kara tabloyu ışıl ışıl aydınlatmaya yetmeyecek belki ama bir mum alevi gibi adımlarımıza kılavuz olabilecektir. Yaşadığımız bu modernlik kurgusunda, ne çok kendimizi anlamak zorunda bırakılıyoruz. ‘İnsan kendini anlamaktan bıkıyormuş.’ Bunu da anladık, bir bıkkınlığı daha bıkkınlıklar hanesine eklerken.”

Oğuz Atay anısına İnebolu Kültür ve Sanat Derneği tarafından bu yıl altıncısı düzenlenen Oğuz Atay Öykü Ödülü, seçici kurulun titiz ve özverili çalışmalarıyla sonuçlandırılmış. Altay Ömer Erdoğan, Ercan Y. Yılmaz, Hülya Soyşekerci, Hüseyin Peker ve Muzaffer Kale’den oluşan seçici kurul, değerlendirmeleri neticesinde şu açıklama ile bu seneki yarışmayı da alınlarının akıyla sona erdirmişler.  “İnsan merkezli anlatımın dışına çıkarak, bir nesneye duygu, hafıza, toplumsal gözlem ve karakter kazandırmada ve tanık olduğu hayatların, sınıf değişimlerinin, mutlulukların ve trajedilerin canlı bir tanığı yapmadaki başarısı, 1990'lardan günümüze Türkiye’nin geçirdiği sosyo-ekonomik ve kültürel dönüşümleri bir otomobilin el değiştirmesi üzerinden işleyen, bireysel hikâyeleri ekonomik krizler, deprem, göç gibi toplumsal kırılma noktalarıyla son derece doğal bir akış içinde birleştiren kurgusal bütünlüğü, kurgudaki sinematografik ögelerin öykünün tematik derinliğiyle uyumu ve sıcak, samimi, yer yer mizahi ve ironik olanla hüznü dengede tutan dil ve anlatımı nedeniyle 6. Oğuz Atay Öykü Ödülü’ne oy çokluğuyla ‘Uzun Metraj’ adlı öyküsüyle İnal İnal layık görülmüştür.”

Yönetici ve gönüllülerinin bir bölümü ile tanışma şerefine nail olduğum İnebolu Kültür ve Sanat Derneği; “Nâzım Hikmet İnebolu'da Şiir Ödülü ve Şiir Dinletileri” de düzenlemekteymişler, Nâzım Hikmet'in Millî Mücadeleye katılmak üzere İstanbul’dan İnebolu’ya gelişini anmak üzere Nazım’dan şiir dinletileri ile bestelenmiş şiirlerin şarkılarının seslendirilmesi etkinliği organize edilmekteymiş. Yazar-Okur buluşmaları ve Söyleşileri ile İmza Günleri, Tarih ve Cumhuriyet söyleşileri, Tarihsel, Sosyal ve Sportif Etkinlikler de Dernek faaliyetleri arasındaymış. Daha ne olsun… Bu imkânlarla ya da imkânların son derece kısıtlı olmasına rağmen bu kadar “edebi ve kültürel faaliyet”…

Dernek bünyesinde oldukça özel bir yere sahip, düzenlenen birçok edebiyat projesinde öncü ve rehber, özellikle “Nâzım Hikmet İnebolu’da Şiir Ödülü’nün” hayata geçirilmesinde, süreçlerin planlanmasında çok büyük emeği ve rolü olan Özlem Keskin’in 5. Oğuz Atay Öykü Ödülü kitapçığının arka kapağında yazmış olduğu yazıyı aynen buraya aktararak; müthiş cümlelerin delaletiyle Oğuz Atay ve İnebolu onların öyküye evrilmesinin takdimine şahitlik ediyoruz. “Rüzgâr hep aynı yönden esmez bu şehirde. Bazen denizden gelip tuz kokusu getirir, bazen de yokuşlardan taşlara vuran kırık dökük bir şarkı gibi eksik hecelidir… Çığlıklarca susan insanlar; konuşmaktan yorulmuşlardır. Evlerin duvarları, pencerelerden sarkan perdeler, birbirine bağlanan sokaklar hepsi duyar, hepsi saklar en çok da kadınların gecenin içine gömdüğü çığlıkları.

İnebolu’nun yokuşlarından aşağı inerken taşlar eski hikâyeler fısıldar. Deniz, tuz kokusuna gömülü bir sır tutar. Dalgalar mı önce çarpar kıyıya, yoksa insanlar mı dağılır kendi içine çarpa çarpa?

Dar sokaklardan bir gölge geçer. Elinde yarım kalmış cümleler, hiç gönderilmemiş mektuplar. Belki Oğuz Atay’dır belki de yalnızca kendi kayboluşumuzun suretidir. Onunla birlikte geçip giden, unutulmuş bir kahkahanın ardından o derin sessizliktir belki tutunduğumuz.

Kimse bilmez; önce insan mı susar, yoksa dünya mı? Hangi sessizlik daha ağırdır? Denizin feryadı mı daha baskındır yoksa insanların yıllarca kalplerinde biriktirdiklerinin mi? Çünkü acı, en çok sessizliğe karışır. Cevabı aramanın en hüzünlü, en umutlu yoludur belki de öyküler.

Deniz kabarır, rüzgâr tekrar eser. Bir dalga daha vurur kıyıya. Biz, bütün bunların arasında suskunluğumuzun ağırlığını taşırız hala. Önce deniz mi kabarır, yoksa içimizdeki boşluk mu? Belki de hiçbir şeyin sırası yoktur. Her şey aynı anda olur belki. Dalgalar kıyıya çarpar, bir öyküde birleşir ellerimiz, sesimiz de sessizliğimiz de birbirine karışır, bir cümle yarım kalır, bir yazar gölgesini alıp gider.

Mor bulutlar, paslı çanlar, taş sokaklar; İnebolu, en çok vefalı bir öyküye yakışır…”

RUHİ ÇİLEK'ın Diğer Yazıları

İNEBOLU TİCARET ve SANAYİ ODASI, TÜRK OCAĞI

İnebolu seyahatimiz benim için inanılmaz öğretici oldu, mesela İnebolu’da “Ticaret ve Sanayi Odası” olur mu diye sorsalardı, çokbilmişliğimle hemen olur mu öyle şey, ilçelerde “Esnaf ve Sanatkârlar Odası olur mu?" derdim. Meğerse varmış, hem de nerelerde, nerelerde… Öğrenmenin sınırı yok şüphesiz… Ben “eksiğim çok” dedikçe bazı dostlarım, kızıyorlar…

25 Oct 2026 268

SÜZGEÇ İSKELESİ ve İSTİKLAL YOLU

İnebolu’nun “süzgeç iskelesi” ya da “süzgeçli kapı” adı ile anılmış olduğunu ilk defa Vâlâ Nureddin’in (Vâ-Nu) “Bu Dünyadan Nazım Geçti” adlı kitabında görmüştüm. Milli mücadele senelerinde Ankara Hükümetinin İnebolu geçiş noktası için, Anadolu’ya girişte tatbik edilen çok sıkı kontrol noktası manasında kullanılmış olduğunu kolayca anlıyoruz.

20 Oct 2026 401

DÜNYA KAZAN BEN KEPÇE ÜZERİNE

Büyük Usta Aziz Nesin’in çok kitabını okumuştum lakin ilk defa “gezi yazıları” kapsamında “Irak ve Mısır” adlı kitabını okudum. İlk izlenimim, diğer tüm eserlerinde olduğu üzere, burada da öğreticiliğine, belgeleyiciliğine, ve ufuk açıcılığına hiç ara vermiyor. Hani benim haddime değil bu mevzuda derinlemesine ahkâm kesmek lakin “bir eksiğini daha gidermişin birisinin duygu yansıtması” diyelim…

04 Oct 2026 354

DÜNYA KUPASINDAN GERİ DÖNÜŞ

Ziyadesiyle gecikmeli bir yazı, belki güncelliğini de çok yitirdi lakin ancak sıra geldi diyelim, hem fena mı oldu tekrar hatırladık mezkûr süreci. Gidişimiz gibi dönüşümüzde “enler” ile oldu, öyle diyor kerameti kendinden menkul zevat, gidiş muhteşemmiş geliş büyük hüsranmış vs vs… Bir zamanlar Orhan Boran’ın “evet-hayır oyunu” için bir daveti vardı, “mehter marşı ile geliyorsunuz, İzmir marşı ile gidiyorsunuz” diyordu ya… Durum tam da o…

27 Sep 2026 484

BÖREKÇİ ORHAN ABİ

Çeşme’nin bana göre önemli kişilerinden biri de Börekçi Orhan Abi idi. 1970’li senelerde piyasada dolaşarak, akılda kalan müthiş lezzetli böreklerini sevenlerine ulaştıran abimizdi ve bu sebeple adı da Börekçi Orhan’a çıkmıştı.. Dönem itibariyle Çeşmelilerin enteresan iki yemek tercihi öne çıkmaktadır, sabah saatlerinde tava ciğer, öğleden sonraları da Orhan Abinin milföy tekniği ile el açması börekleri. İşte Orhan Abi ve böreklerini anlatmak istiyorum, aklımda kaldığınca… Şüphesiz eşinin müthiş

20 Sep 2026 560

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...