SAFFET BEY ve MAHDUMU YENER (DİNÇALP)
Köşe Yazısı

SAFFET BEY ve MAHDUMU YENER (DİNÇALP)

RUHİ ÇİLEK
RUHİ ÇİLEK
01 Feb 2026 9 dk okuma 792

Çeşme’mizin çınarlarından biri de “Saffet Bey’dir??, oğulları Yener ve Rasim de öyledir. Restorancılıkta ilklerden biridir, Saffet Bey, tıpkı anne tarafım gibi Selanik muhaciridir. Belki de bu yüzden dayım Yaşar Karagöz müdavimi idi Saffet Beye ait Sahil Restoranın…

Geçen yüzyılın başında balıkçıların, kasapların ve kesimevinin bulunduğu söylenen “pandofilya” iken sonrasında hikâyedeki restoran şimdilerde ise Çeşme Kent Belleği Müzesi olarak kullanılan bir binadır söz konusu olan… Mezkûr bina ile ilgili 8 Şubat 2024 tarihinde neler yazmışım; “Binanın geçmişi ve geleceği üzerine çok şey yazıldı çizildi… Mezkûr bina ile ilgili en eski bilgiler, geçen yüzyılın başlarında bir kesimhane, kasap, manav ve balıkçılar ile bir meyhaneden oluşan bir yapı olduğu yönünde olup, bilahare restoran, adliye, bakkal ve feribot yazıhanesi gibi çok değişik amaçlarla kullanıldığı şeklindedir. Kullanım konusunda hemen her Çeşmelinin binanın konumu, mülkiyeti dairesinde kıymetli anıları vardır. Mesela, restoran olma konusunda ben hatırlamıyorum lakin eldeki fotoğrafların bize hatırlattığı hali ile “Beyaz Martı Gazinosu Cengiz Korkmaz ve Kardeşleri” adı ile bir işletme var lakin sonrası “Sahil Restoran” adı altında Saffet Beyin (Dinçalp) unutulmaz ve çok iyi bildiğim ve çok hatıramızın olduğu işletmesi… Önceleri Çeşme Adliyesi olarak hizmet veren sonra “Fehmi’nin Kahvesi” diye bilinen Fehmi Karababa’nın kahvehanesi… Hiç değişmezmiş gibi bildiğim lakin değiştiğini de bildiğim “Raşit Özçakır’ın” bakkaliyesi… Arada Sakız Adası Feribotu olarak bildiğimiz “Aleko’nun Yazıhanesi”… Fehmi’nin kahvede birkaç gün garsonluk, uzun süre müdavimlik, Saffet Beyin orada oturup “balık-rakı” yapabilmenin ayrıcalığı, Saffet Beyin asla unutulmaz servis görevlisi Rıdvan, sonradan ekibe katılan değişik ve unutulmaz sesi ile “Canavar” lakaplı servis görevlisi, yan taraftaki Adliye Bölümüne, çocukları arkadaşım ve bir Çeşme fenomeni Rasim Çelebi ile diğer çocukluk arkadaşlarım Emin ve Mehmet Yüce’nin savcı babaları İbrahim Yüce, Feribot yazıhanesinde kapalı olduğu akşam saatlerinde, önünde köftecilik yaptığımız günlerde içilen rakılar ve şen şakrak muhabbetler üzerine binlerce hatıra… Hele “Fehmi’nin Kahvenin” köşesine sonradan adeta bir şeylerin tebarüzü manasında iliştirilen, dönemin iktidar partisi “Adalet Partisi” ilçe merkezine istiskal ile bakışımız, hep hatıramdadır… Bunlar üstüne hatıralarımı ayrı ayrı yazmak istiyorum ya, bakalım…”

Saffet Bey; çok iyi tanıdığımız lakin yaşımız icabı devrinde “Sahil Restoranda” servis alamamıştık… Çeşme Meydanın en müstahkem mevkiinde ziyadesiyle muvaffak bir mekân olarak tarihe geçmiş olup, oraya kattığı müthiş vasıf ile de Saffet Bey tarihe geçmiştir. Şüphesiz kendinden evvel orada restorancılık yapanların temellendirdiğini daha da yukarılara çekmiştir. Dönemin ruhuna mütenasip muamele ve mukabele tabii tatbikatıdır, umuma münhasıran bilatefrik, muhterem bir beyefendidir Saffet Bey. Herkesin mezkûr mekânı bir hatırlama vesilesi mevcuttur şüphesiz lakin benim ziyadesiyle hatırladığım ve takdir ettiğim detay Ramazan Ayında pencerelerin sıkı sıkıya tamamen kapatılmış olmasıdır içerideki faaliyetler aynı şekilde devam ederken. Esasen pencereler Ramazan Ayı dışında da, alttan yukarıya doğru yarısı kalıcı perdeler marifetiyle kapalı bulunmaktadır ve yemek yiyen insanların dışarıdan görülmesi de “olan var, olmayan var” düsturu mucibince münasip değildir. Sonraları mezkûr ay içinde faaliyetleri azaltmanın ya da durdurmanın başka yolları da zuhur etmiştir. Önce tadilat bilahare de külliyen tatil babından… Hani şimdilerde ziyadesiyle burun kıvrılan “o eski dönem” var ya, emin olun gayet mutedil ve müsamaha menbasıdır ve en mühimi de başta Saffet Bey ile akranları bu işin mucit ve mümessili olmuşlardır. Kimse kimsenin tavuğunun kaç yumurta doğurduğu ile ilgili değildir, ilgili ise dahi, içtimai sebeplerle telaffuzu ayıplanırdı. Sonraları muhalif ve muarızlarına müsamahası olmayan âdemoğulları da zuhur etti birden, “ekmeklerden” sonra onlar da bozuldu maalesef…

Benim gözümden, hatıratımın en görkemli bölümü ise, görece büyüyüp delikanlılığımızda Saffet Beyin değerli ve saygıdeğer oğlu Yener devrinde sık sık gidip eğleştiğimiz bir mekân olmasıdır. “Oy mercanlar mercanlar, kırmızı gözlü mercanlar” türküsünün hayatımdaki önemi birden artmış idi, “katatiden” yakaladığımız mercanların bir kısmı ile yediğimiz içtiğimizin hesabını kapadığımız ve Yener Dinçalp’ın buna her daim seve seve katlanması ile… Sistem; yakaladığımız balıkların Çeşme’nin meşhur “Sahil Restoran” adı ile maruf Dinçalp kardeşlerin çalıştırdığı şimdiki “Kent Belleği Müzesi” olan yerdeki restorana, teslimi ile başlar… Başta Yener olmak üzere tüm personel adaletli bir şekilde verilecek servis karşılığı miktarı kendilerine ayırır, geriye kalan bize hazırlanır, meze takviyesi ve malum tılsımlı suyun ikramı ile sofralar taçlanırdı… Malum ya tılsımlı su şişede durduğu gibi durmaz, Sahil Restoranda hem de Çeşme’nin Sahilinde olunca bol oksijen ve malum tılsımlı su içini kıpır kıpır yapar insanın… Balıkların lezzeti ile salataların yerli ürünlerle tavan yapmış lezzeti, kıpır kıpırı, şakır şakır terennüme dönüştürürdü… Özellikle artık yazlıkçıların çekildiği, yabancıların tercihinin azaldığı dönemlerde deyim yerinde ise biz bize kalan bizler daha serbest kalıp türküler ve şarkılarla geceyi süslerdik. Hele o günkü menüde “döküntüden” yakalanmış “patlak göz mercanlar” var ise tartışmasız türkü “oy mercanlar mercanlar, kırmızı gözlü mercanlar” olurdu… Benzer hatıralar, Çeşmeli tüm akranlarım, büyüklerim ve küçüklerimle bulunmakta olup, olanı da fotoğraflar üstünden, itina ile tazelemeler yaparak ve bazen de diğer arkadaşlarla hasbıhal ederek paylaşmaktayım.

Evet, Sahil Restoran devri içinde Çeşme’nin prestij mekanıdır adeta ve bu övgü ve tanınmışlık çok büyük ölçüde de müstecire aittir.  Devir itibari ile daha “kültür balıkçılığı” icat olunmamış, sadece yerel mahsuller yemeklerde kullanılmaktadır. Mesela meşhur “Çeşme Kavunu” henüz kimyasal gübre ile tanışmamış, kavun sulamak gibi lezzeti maalesef bozan çiftçilik usulleri bilinmemektedir… Mesela Çeşmenin meşhur “kelle peyniri” kolaylıkla bulunabilir ve erişilebilirdi. Şimdi bazıları bunları yazıyor olmanın birer nostaljik aranma olduğunu düşünebilir lakin o günlerin mahsullerinin tadını bilenler bu anlatımdan meram ve muradımı çok iyi anlayabilirler… Ne enteresandır ki, yerel mahsul yerel ihtiyaçları karşıladığı gibi bir miktar da İzmir hale gönderilirdi o günlerin Çeşmesinde. Şimdilerde maalesef tüm sebze, meyve ve sair mahsuller diğer merkezlerden ithal edilmektedir. Hâlihazırda sabır ve inatla yerel mahsul yetiştiricileri yok mu şüphesiz var. Bunların bir miktarını Çeşme Otogarı arkasındaki üretici halinden küçüle küçüle geriye kalan mekânda taliplilerine ulaştırmaya çabalayan Mustafa Ertemiz’i de bu manada saygıyla hatırlamamız şarttır. Sadece hatırlama mı, şüphesiz hayır, yerel ürünleri satın alarak müstahsilleri de çabalarından ötürü ödüllendirmek ve devam etmeleri açısından da cesaretlendirmek gerekir.

Evet, mezkûr fizik ortamda, mezkûr yerel mahsullerle yapılabileceğin en iyisini harmanlayarak hazırlayan Saffet Bey ve Yener’i minnet ve saygı ile anar geride kalanlara başta da Rasim olmak üzere sağlıklı ve uzun ömür diliyorum. Unutulmaz servis görevlisi Rıdvan ile Canavar lakaplı abilerimizi hatırlamadan yazıyı sonlandırmamalıyım. Ve maalesef artık mezkur mekan yok lakin daha ulvi bir misyon yüklenip müzeye terfi etmiştir.  

RUHİ ÇİLEK'ın Diğer Yazıları

İNEBOLU TİCARET ve SANAYİ ODASI, TÜRK OCAĞI

İnebolu seyahatimiz benim için inanılmaz öğretici oldu, mesela İnebolu’da “Ticaret ve Sanayi Odası” olur mu diye sorsalardı, çokbilmişliğimle hemen olur mu öyle şey, ilçelerde “Esnaf ve Sanatkârlar Odası olur mu?" derdim. Meğerse varmış, hem de nerelerde, nerelerde… Öğrenmenin sınırı yok şüphesiz… Ben “eksiğim çok” dedikçe bazı dostlarım, kızıyorlar…

25 Oct 2026 280

SÜZGEÇ İSKELESİ ve İSTİKLAL YOLU

İnebolu’nun “süzgeç iskelesi” ya da “süzgeçli kapı” adı ile anılmış olduğunu ilk defa Vâlâ Nureddin’in (Vâ-Nu) “Bu Dünyadan Nazım Geçti” adlı kitabında görmüştüm. Milli mücadele senelerinde Ankara Hükümetinin İnebolu geçiş noktası için, Anadolu’ya girişte tatbik edilen çok sıkı kontrol noktası manasında kullanılmış olduğunu kolayca anlıyoruz.

20 Oct 2026 401

OĞUZ ATAY ÖYKÜ ÖDÜLLERİ VE İNEBOLU KÜLTÜR SANAT DERNEĞİ

Sınıf arkadaşları toplantısı için bu kez İnebolu’da idik, arkadaşımız Ahmet Çeçen’in mükemmel organizasyonu ile merkez başta olmak üzere çevre köyler ve ilçeler ile ziyadesiyle ün yapmış Valla ve Horma Kanyonlarını gezdik.

11 Oct 2026 459

DÜNYA KAZAN BEN KEPÇE ÜZERİNE

Büyük Usta Aziz Nesin’in çok kitabını okumuştum lakin ilk defa “gezi yazıları” kapsamında “Irak ve Mısır” adlı kitabını okudum. İlk izlenimim, diğer tüm eserlerinde olduğu üzere, burada da öğreticiliğine, belgeleyiciliğine, ve ufuk açıcılığına hiç ara vermiyor. Hani benim haddime değil bu mevzuda derinlemesine ahkâm kesmek lakin “bir eksiğini daha gidermişin birisinin duygu yansıtması” diyelim…

04 Oct 2026 354

DÜNYA KUPASINDAN GERİ DÖNÜŞ

Ziyadesiyle gecikmeli bir yazı, belki güncelliğini de çok yitirdi lakin ancak sıra geldi diyelim, hem fena mı oldu tekrar hatırladık mezkûr süreci. Gidişimiz gibi dönüşümüzde “enler” ile oldu, öyle diyor kerameti kendinden menkul zevat, gidiş muhteşemmiş geliş büyük hüsranmış vs vs… Bir zamanlar Orhan Boran’ın “evet-hayır oyunu” için bir daveti vardı, “mehter marşı ile geliyorsunuz, İzmir marşı ile gidiyorsunuz” diyordu ya… Durum tam da o…

27 Sep 2026 484

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...