Köşe Yazısı

“ANADOLU’DA VE SOSYALİST ÜLKELERDE?? ÜSTÜNE

RUHİ ÇİLEK
RUHİ ÇİLEK
03 Jun 2026 7 dk okuma 134
Bir önceki yazıda, Ünlü Edebiyatçı Melih Cevdet Anday’ın “Anadolu’da ve Sosyalist ülkelerde?? diye bir gezi, anı kitabı olduğunu sevgili dostum Sabri Usta’dan öğrendiğimi yazmış ve konuya girince de yurt dışı tarafı öne geçivermiş idi. Benim esas değinmek istediğim bölümü ise Urla ve Çeşme’den bahsedilen bölümlerdir. 1970’li yılların başında Çeşme’yi anlatır ki bizim de neredeyse her detayı ile hatırladığımız güzel kentimiz…   İlave etmem gerekir ki, mezkûr kitabın başlangıcında yani 1976 başlarında, “Kaya Çukuru?? başlıklı Likya ve Karya Bölgesini kapsayan ve başta da mübadele ile terk edilmiş Kaya Köyü ve çevresini konu eden öğretici ve tarihe not düşen bir yazı var, herkesin seveceği türden… Nisan 1972; Yazar Melih Cevdet Anday ile arkadaşları Şadi Çalık ve Oğuz Akkan İstanbul'dan İzmir'e gelip orada kendilerine katılan Vedat Mavitan ile birlikte, Urla, Seferihisar ve Çeşme’yi kapsayan birkaç günlük bir tatil yaparlar. Bu kısa gezinin, kendisine hatırlattıklarını, öğrettiklerini ve tanıklıklarını, araya tavla oyunlarını, uzun sohbetlerini ve rakılı yemekleri de katarak not tutmaksızın sonradan sadece hatırlanan bölümlerini keyifle okudum.   İzmir’i bidayette şöyle tanımlıyor; “Karşıyaka’yı İzmir’e bağlayan kıyı asfaltını ilk görüyorum. Koydan her iki yakaya bakınca, şu birkaç yıl içinde yükselmiş olan koca yapıların yoğun oylumu, sonradan bulunmuş çok eski kentlerin, gizi daha çözülmemiş tapınakları izlenimini bırakıyor bende. Değişmiş İzmir’in görünümü; gerçi karşı durulmaz bir şeydir bu, ama eskiyi aramanın bir türlü vazgeçilmeyen tutkusu da insansaldır ve bunda kafanın eskiliğini bulmak boşunadır.?? Urla İskele için yazılanlara bakar mısınız; “Karşımızda ikisi büyük üç ada var, solumuzda kara, denize doğru bir burun yapıyor. Üç adadan en küçüğü, karaya en yakın olan Klazomenai Adası (şimdi Kirizman diyorlar), ortadaki küçük bir kara parçası, Monopetro adı, eskiden beri. Soldaki büyücek ada ise Pırnalı diye anılıyor… Klazomenai, gerçekte yalnız o adanın değil, o ada ile birlikte kıyıdaki kasabanın, bugün İskele dediğimiz yerin de adı idi eskiden.?? İlaveten de; “Anlaşılan şudur; Klazomenai kentinin limanı karşıdaki adada idi ve kenti ada ile birleştiren mendireği İskender yaptırdı.?? diyerek benim bilmediğim yeni şeyleri de öğrenmemize vesile oluyor. Daha önceleri, benim yine önceki öğrendiklerimden aktararak yazmış olduğum, Urla İskele ile Seferihisar Sığacık limanının bir kanalla buluşturulması mevzusunu burada da buluyorum. “Her şeyden önce İskender, Lidya krallarının yakıp yıkmalarından sonra parçalanmış kalan İzmir şehrinin yeniden kurulmasını, Klazomenai şehrinin bir mendirek ile limanın bulunduğu adaya bağlanmasını, gemilerin sahil dağlarını dolaşmak suretiyle yollarının uzamasına lüzum kalmaması için Klazomenai berzahının Teos’a kadar delinmesini emretti.?? Ünlü Yunanlı Şair Seferis, yazarın da anıları arasında yerini almış. Soyadını aldığı kabulü sıkça yapılan Seferihisar’dan “Sivrisarion?? olarak söz ettiğinden bahisle “Hangisinin hangisinden bozma olabileceğini düşündüm, kestirip atmak güçtür, ancak bu soyadında kalmış olan sefer sözcüğünün sivri’den çıkma olması da anlaşılır gibi değil. Urla’nın, Vurla’dan gelmiş olması da öyle. Seferis, Vurla diye anıyor kasabayı?? konuya giriş yapmaktadır. Lakin devamla, ilk defa öğrendiğim “İzmir Meridyeni batısında uzanan bu yarımadaya, 1941 Birinci Türk Coğrafya Kongresi’nde Urla Yarımadası denilmesi kabul edilmiş, ondan önce Çeşme Yarımadası denirdi.?? bir bilgiyi paylaşıyor. Şimdi biz de çıkıp desek ki; “kardeşim biz bu Coğrafya Kongresinin kararını tanımıyor ve değiştirmek istiyoruz… Ne de olsa, bazı kararları tanımadığını ilan eden edene… Ne olur biz de bunu tanımazsak… Neymiş, bence “Çeşme Yarımadası??, nokta… Urla anılarının devamı için yeni bir yazı yazma hedefi ile uzun uzun anlatılan mübadiller ve önemli yazar ve hukukçu Necati Cumalı ve adına düzenlenen anı ve kültür evi değinmelerini ve ziyaretlerini aklımda tutacağım. Urla anıları Çeşme anılarından çok fazla, hatırlamalı ve hatırlatmalı… Çeşme’nin pahalılığından tıpkı bugün olduğu üzere o gün de şikâyet var, yazar, “Çeşme’de bir lokantada balık yiyelim dedik, adam bir tabak içinde iki tane karagöz getirip gösterdi, iyi ki fiyatını sormuşuz, 160 lira dedi. Düşünün seksen liraya bir karagöz yiyeceksiniz.?? Ne diyelim, Çeşme’nin değerli esnafı bu konuda kafa yormalı… Kafa yorarak çözülecek mesele de değil esasen, Canım Yurdumun neresi ucuz da Çeşme ucuz olacak denilirse de cevabım yok şahsen… Çeşme’yi anlatmaya devam ediyor yazar; “Birden liman ve karşıda Sakızadası… Çeşme ile Sakızadası arası, İstanbul ile Büyükada arası kadar, Sakız kasabası gözle seçiliyor. Denize bakan (eskiden tam kıyıda olduğu anlaşılıyor) II. Beyazıd’ın yaptırdığı kale büyük, görkemli ve göz alıcı. Kalenin hemen önünde 1770 Çeşme Deniz Savaşı şehitleri için dikilmiş mermer bir anıt var. Deniz kıyısındaki alanda lokantalar, düzenli parklar, beton bir kıyı yolu. Öğle tatili olduğu için kaleyi hemen gezemedik. Yemeğimizi yemek için lokantalardan birine girdik. Tanesi seksen liraya verilen çipuradan vazgeçip ızgara et, peynir ve salata ile karnımızı doyurduk. Acaba o balıkları yiyen olmuş mudur? Neden olmasın! ... Sonra kalenin alçak kapılarından geçip surlara tırmanmaya başladık. Dik bir merdivenden ikinci sura, en sonunda kalenin tepesine değin çıktık. Ne iyi etmişiz, buradan kasabanın görünüşü olağanüstü bir güzellikteydi. Evlerin çoğunun mimarisine hayran kaldık, tümü eskiden kalma idi. Birden Macaristan’da Estergon kalesine çıktığım zaman aşağıda gördüğüm çok güzel bir Türk evini anımsadım. Müze yapmışlardı o evi Macarlar.?? Şimdilerde, mezkûr kalenin aynı yerine çıkınca sadece etrafta yıkım ya da yenileme salvosundan-furyasından yırtan birkaç restore edilmiş ev dışında, güzelim eski liman yok gayri, Marina’ya evrilmiş durumda… Önce yol geçiriyorum numarasıyla liman doldurulmaya başlanır, bu arada “tarihimize sahip çıkıyoruz?? teranelerini asla ve kat’a eksik etmeyen muhterem zihniyet, hem de kendi mahallelerinden ekâbir takımının şiddetle karşı çıkışlarına rağmen, 1770 Deniz Savaşı kalıtlarının dolgu altında bırakılmasına sebep olurlar. Sonra Marina yapıyoruz numarasıyla da güzelim liman yatay bir AVM haline getirildi… Emeği geçenleri tarih layığı ile anacaktır umarım… Evet, kitap eski Çeşme, Dalyan (Köste), Ilıca özlemi çekenlere bir nebze de olsa nostaljik anlar yaşatmakta olup okuyacakların asla unutamayacakları hatıraları olacaktır…

RUHİ ÇİLEK'ın Diğer Yazıları

İNEBOLU TİCARET ve SANAYİ ODASI, TÜRK OCAĞI

İnebolu seyahatimiz benim için inanılmaz öğretici oldu, mesela İnebolu’da “Ticaret ve Sanayi Odası” olur mu diye sorsalardı, çokbilmişliğimle hemen olur mu öyle şey, ilçelerde “Esnaf ve Sanatkârlar Odası olur mu?" derdim. Meğerse varmış, hem de nerelerde, nerelerde… Öğrenmenin sınırı yok şüphesiz… Ben “eksiğim çok” dedikçe bazı dostlarım, kızıyorlar…

25 Oct 2026 260

SÜZGEÇ İSKELESİ ve İSTİKLAL YOLU

İnebolu’nun “süzgeç iskelesi” ya da “süzgeçli kapı” adı ile anılmış olduğunu ilk defa Vâlâ Nureddin’in (Vâ-Nu) “Bu Dünyadan Nazım Geçti” adlı kitabında görmüştüm. Milli mücadele senelerinde Ankara Hükümetinin İnebolu geçiş noktası için, Anadolu’ya girişte tatbik edilen çok sıkı kontrol noktası manasında kullanılmış olduğunu kolayca anlıyoruz.

20 Oct 2026 400

OĞUZ ATAY ÖYKÜ ÖDÜLLERİ VE İNEBOLU KÜLTÜR SANAT DERNEĞİ

Sınıf arkadaşları toplantısı için bu kez İnebolu’da idik, arkadaşımız Ahmet Çeçen’in mükemmel organizasyonu ile merkez başta olmak üzere çevre köyler ve ilçeler ile ziyadesiyle ün yapmış Valla ve Horma Kanyonlarını gezdik.

11 Oct 2026 455

DÜNYA KAZAN BEN KEPÇE ÜZERİNE

Büyük Usta Aziz Nesin’in çok kitabını okumuştum lakin ilk defa “gezi yazıları” kapsamında “Irak ve Mısır” adlı kitabını okudum. İlk izlenimim, diğer tüm eserlerinde olduğu üzere, burada da öğreticiliğine, belgeleyiciliğine, ve ufuk açıcılığına hiç ara vermiyor. Hani benim haddime değil bu mevzuda derinlemesine ahkâm kesmek lakin “bir eksiğini daha gidermişin birisinin duygu yansıtması” diyelim…

04 Oct 2026 354

DÜNYA KUPASINDAN GERİ DÖNÜŞ

Ziyadesiyle gecikmeli bir yazı, belki güncelliğini de çok yitirdi lakin ancak sıra geldi diyelim, hem fena mı oldu tekrar hatırladık mezkûr süreci. Gidişimiz gibi dönüşümüzde “enler” ile oldu, öyle diyor kerameti kendinden menkul zevat, gidiş muhteşemmiş geliş büyük hüsranmış vs vs… Bir zamanlar Orhan Boran’ın “evet-hayır oyunu” için bir daveti vardı, “mehter marşı ile geliyorsunuz, İzmir marşı ile gidiyorsunuz” diyordu ya… Durum tam da o…

27 Sep 2026 484

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...