MANAV İBRAHİM (GÖREN)
Köşe Yazısı

MANAV İBRAHİM (GÖREN)

RUHİ ÇİLEK
RUHİ ÇİLEK
29 Mar 2026 7 dk okuma 529

İbrahim Abimiz, çocukluğumun Çeşme’sinde ve ailemin medar-ı maişeti dâhilinde yakından tanıdığım, izlediğim birisidir. İbrahim Gören; hatırladığım kıvırcık saçlarının yaş ilerledikçe beyazlaşması ve önlerinin dökülmesi dışında devamlı gülümseme durumuna evla dudak hareketleri, dudakları üzerinde devamlı traşlı lakin kendine has bıyıkları ile gözlerinin karalığını da öne çıkaran siyah ve kalın çerçeveli gözlüğü ile olan halidir. Devamlı aynı gömleği giydiği izlenimi veren birbirinin kopyası gömle

Her Allah’ın günü, bıkmadan usanmadan ve yorulmadan, akşamın erken saatlerinden itibaren müstahsil haline bizatihi müstahsil tarafından getirilip, bir sıra ve düzen dâhilinde yerleştirilmiş, miktar ve nevi tespit edilerek kayıt edilmiş, sebze ve meyvelerin tek tek, kilogram, evsaf ve bazen de müstahsilini de söyleyerek kendince alıcı ve satıcı hak ve çıkarını adilane koruyabilecek bir fiyat tespiti ile mezatları başlatırdı. Sabahın erken saatlerinde başlayan mezat öğlen bilemediniz hemen sonrasında tamamlanır, yapılan tüm bu işlemlerin kayıtlarının ve hesaplarının muhasebeleştirilmesi ise bazen akşam ilerleyen saatlerine kadar devam ederdi. Müstahsil bazında evrak tanzimi ki her biri mahsulün nevi ve miktarı, alıcı isimlerini belirten, satış değerlerine binaen de müstahsile yapılacak tediye ve belediye rüsum ve kesintilerini ihtiva eder biçimde yapılır, bilahare de müstahsil müracaatına binaen ödemeleri yapılırdı. Tediyeleri alanlar kendilerine bir nüshası verilen müstahsil fişleri üzerindeki alıcı adlarına göre de kasa, sepet ve küfeleri geriye almak üzere alıcıların dükkân, lokanta ve otellerine giderlerdi. Dönem itibari ile sebze ve meyveler “daralı” ambalajlar ile alıcılara bilahare iade edilmek üzere teslim edilirdi henüz daha doğamızı perişan eden iadesiz plastik ambalaj malzemeleri icat edilmemiş idi. Sabahtan öğlene kadar satışı yapılıp öğleden sonra kayıt ve muhasebe işleri tamamlanan müstahsil ödemeleri bir gün sonra eksiksiz ödenirdi.

Mezkûr devirde Çeşme kalıcı nüfus 5.000 civarı, yazlık geçici nüfus da bir o kadar olup, gıda temininde henüz yerel kaynaklar yeterliydi… Şu anda Kervansaray’ın karşısına denk gelen ve Çeşme Belediyesi Zabıta Müdürlüğünün bulunduğu mekân mezkûr faaliyetlerin merkezi idi. Yaklaşık 20 mt’ye 6 mt. çatılı, deniz tarafında da yaklaşık 3mt.’ye 2,5 mt ebatlarında yan yana 2 ayrı odadan meydana gelen bir mekandır, Çeşme Müstahsil Hali… Genel manada yerli ahalinin hale gelen mahsulden satın alma yapmadığı bilinir, şimdi hayal edilince anlaşılıyor mahsul miktar ve çeşitliliği, tüm gelen mahsul manavlar ve oteller tarafından satın alınarak tüketilirdi. Yaz aylarında ise mezkûr kapalı mekân haricindeki Kervansaray önünü kapsayan yaklaşık 30 mt’ye 10 mt açık alanda müstahsilin getirdiği meyve ve sebze ile dolar taşardı. En önemli taşıma araçları olan eşek ve beygirler, henüz kullanılmayan lakin görece kapalı olan Kervansarayın orta avlusuna bekleme ve besleme için bağlanırlardı. Şimdi dahi düşününce insana inanılır gelmemekte o kadar fazla mahsul, son derece az olan yerel mekânlarda tüketilsin. Demek ki paranın satın alma gücünün yüksek olmasına istinaden insanlar ziyadesiyle meyve ve sebze tüketebilmekteydiler. Kendi ihtiyacını yetiştirmek suretiyle gideremeyen vatandaş eksiksiz ve bihakkın satın alma kudretine sahiptir, devir itibariyle… Kimsenin atık ve kullanılamayan mahsulden son kertede biz de faydalanalım gibi bir derdi yok idi. Bu kabil davranışlar eski Türkiye’de yoktur günümüze has zuhur etmiştir. Yerli kavun, karpuz, domates, taze fasulye, biber, patlıcan, soğan ve daha sayamadığım her türlü mahsul kalite ve lezzeti bilenler açısından daha da asla tekrarlanamayacak düzeydedir. Ne mutlu bizlere ki o günleri gördük, o lezzetli mahsulleri yedik…

Manav İbrahim büyüğümüz öğrendiğimiz kadarı ile kömür temin ve satışı işinden, devir itibariyle şimdiki kilise içindeki bir bölümde faaliyet gösteren ve Ahmet Sinan ve Sadullah Kanyılmaz tarafından idare edilen “müstahsil toptancı hali” idare işine transfer olmuştur. Kilise’nin şimdilerde kapatılmış olan yıkılmış çan kulesi tarafındaki kapısından girilince Belediye tarafından tahsisi yapılmış küçük bir alanda yürütülen bu faaliyet bilahare Kervansaray karşısındaki Sürücü’nün Evi’nin yanına arkasını da denize verecek şekilde inşa edilen yeni yerine taşınmıştır. Artık burada Ahmet Sinan büyüğümüz kadroda yoktur, Sadullah Kanyılmaz ve İbrahim Gören yanlarına kayıt işlerini hızlı yapacak dört işlemi güçlü kâtipler alarak yaparlar bu işleri… Hatırladığım kadarı ile en uzun süreli kâtiplik işini yapanlardan Sadık Gören ki İbrahim Abimizin oğlu ve bizim de hala görüştüğümüz arkadaşımızdır kendisi ve en uzun süreli hatta kalıcı olanı da Mustafa Ertemiz’dir. Mustafa hala bu vazifeyi tek başına da kalsa, birkaç müstahsil de olsa başarı ile devam ettirmektedir. Şimdilerde Çeşme Merkez Otobüs Garajı yanına sıkışmış vaziyette turizm imarının saldırısından kurtulabilmiş sınırlı alanlarda yetiştirilen yerli mahsulün temin edilebileceği yegâne alan olarak ayaktadır. Bu işe gönül vermiş vaziyette halen devam etmekte olan Mustafa Kardeşimize hem teşekkür ediyor hem de başarılarının devam etmesini diliyoruz. Çeşme Müstahsil Toptancı Halinin duvarlarını süsleyen geçmiş ile ilgili fotoğrafları görmek isteyenlerin mutlaka ziyaret etmesi gerekir mezkûr mekânı, fena mı olur işte bu vesile ile özellikle kış aylarında Çeşme Mandalini ve Çeşme Limonu ve diğer yerli mahsullerle temas imkânı doğar. Mustafa Ertemiz tarafından yürütülen mezkûr faaliyet anladığım kadarıyla mezkûr arkadaşımızın bu işi bırakması halinde de bu işin defterinin dürüleceği aşikârdır.

Bu vesile artık aramızda olmayan büyüklerimizi saygıyla anıyorum halen hayatta olanlara da sağlık ve mutluluk dolu uzun hayat diliyorum.

RUHİ ÇİLEK'ın Diğer Yazıları

İNEBOLU TİCARET ve SANAYİ ODASI, TÜRK OCAĞI

İnebolu seyahatimiz benim için inanılmaz öğretici oldu, mesela İnebolu’da “Ticaret ve Sanayi Odası” olur mu diye sorsalardı, çokbilmişliğimle hemen olur mu öyle şey, ilçelerde “Esnaf ve Sanatkârlar Odası olur mu?" derdim. Meğerse varmış, hem de nerelerde, nerelerde… Öğrenmenin sınırı yok şüphesiz… Ben “eksiğim çok” dedikçe bazı dostlarım, kızıyorlar…

25 Oct 2026 273

SÜZGEÇ İSKELESİ ve İSTİKLAL YOLU

İnebolu’nun “süzgeç iskelesi” ya da “süzgeçli kapı” adı ile anılmış olduğunu ilk defa Vâlâ Nureddin’in (Vâ-Nu) “Bu Dünyadan Nazım Geçti” adlı kitabında görmüştüm. Milli mücadele senelerinde Ankara Hükümetinin İnebolu geçiş noktası için, Anadolu’ya girişte tatbik edilen çok sıkı kontrol noktası manasında kullanılmış olduğunu kolayca anlıyoruz.

20 Oct 2026 401

OĞUZ ATAY ÖYKÜ ÖDÜLLERİ VE İNEBOLU KÜLTÜR SANAT DERNEĞİ

Sınıf arkadaşları toplantısı için bu kez İnebolu’da idik, arkadaşımız Ahmet Çeçen’in mükemmel organizasyonu ile merkez başta olmak üzere çevre köyler ve ilçeler ile ziyadesiyle ün yapmış Valla ve Horma Kanyonlarını gezdik.

11 Oct 2026 459

DÜNYA KAZAN BEN KEPÇE ÜZERİNE

Büyük Usta Aziz Nesin’in çok kitabını okumuştum lakin ilk defa “gezi yazıları” kapsamında “Irak ve Mısır” adlı kitabını okudum. İlk izlenimim, diğer tüm eserlerinde olduğu üzere, burada da öğreticiliğine, belgeleyiciliğine, ve ufuk açıcılığına hiç ara vermiyor. Hani benim haddime değil bu mevzuda derinlemesine ahkâm kesmek lakin “bir eksiğini daha gidermişin birisinin duygu yansıtması” diyelim…

04 Oct 2026 354

DÜNYA KUPASINDAN GERİ DÖNÜŞ

Ziyadesiyle gecikmeli bir yazı, belki güncelliğini de çok yitirdi lakin ancak sıra geldi diyelim, hem fena mı oldu tekrar hatırladık mezkûr süreci. Gidişimiz gibi dönüşümüzde “enler” ile oldu, öyle diyor kerameti kendinden menkul zevat, gidiş muhteşemmiş geliş büyük hüsranmış vs vs… Bir zamanlar Orhan Boran’ın “evet-hayır oyunu” için bir daveti vardı, “mehter marşı ile geliyorsunuz, İzmir marşı ile gidiyorsunuz” diyordu ya… Durum tam da o…

27 Sep 2026 484

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...