KÖY ENSTİTÜLERİ
Köşe Yazısı

KÖY ENSTİTÜLERİ

RUHİ ÇİLEK
RUHİ ÇİLEK
30 Nov 2025 8 dk okuma 211

Canım Yurdumda hemen herkesin olumlu ya da olumsuz, bilerek ya da bilmeyerek bir fikri vardır “Köy Enstitüleri?? hakkında… Sayısını unuttuğum kadar kitap, makale okudum kendimce konu üstüne, en son olarak da kitaplığımda olmakla birlikte biraz geciktirdiğim Can Dündar’ın “Köy Enstitüleri?? adlı kitabını okudum. Esasen kendisi bu çalışmayı bir belgesel olarak hazırlamış olup, bilahare de kitap haline dönüşmüştür. Kitap gerçek manada bir belgesel tadında, yaşanmışlıklara ve şahitliklere dayanılara

Oysaki köy enstitüleri; planlandığı ve kurulduğu devir itibariyle Canım Yurdumun derdine çare olabilecek, öğretim ve iş elele şiarı ve umdesi münavebesinde yani “iş içinde eğitimin” ideal çözüm olduğunun farkındalığıdır. Ne de başarılı netice verir, öğrenirken üretme, üretirken öğrenme, eğitim ve öğretim adına… Enstitüde her öğrenci, dünya klasiklerinden okuyacak, güzel sanatlar üstüne ders alacak, müzik eğitimi görecek dahası her öğrenci bir müzik aleti çalabilecek düzeyde olmak zorunda, opera - bale anlayacak, bilimsel tarım uygulamalarını bilecek, asgari sağlık bilgileri ve ilk yardım kabilinden müdahale bilgileri ile donatılacak, coğrafya bilecek, tarih öğrenecek, mutlaka bir yabancı dil öğrenecek, vs. vs…

Peki, bunlar ne işe yaracak diye soran ciddi bir kesim bulunmakta canım Yurdumda. Biliyorum işte “bunları öğrenip de ne yapacaklar” diyen bu kesim, asla unutmasın ki, tam da bu sebeple enstitüler dünyaca araştırmaya ve anlamaya matuf olmuşlardır. Tam da bu yüzden canım Yurdumun insanı maddi imkân bulursa “vizesiz” kimseden izin dilenmeden dünyanın birçok ülkesine gidebiliyorlardı. Bu az bir şey mi? Az bir şey diyenlere lafım olamaz, esasen var lakin söyleyip zay etmek istemem… Mesela o gün başlayan, uygulamalı “tarım dersleri” neticesinde canım Yurdum “kendi kendine yetebilen yedi ülkeden biri” olma şerefine nail olmuştur…

Her şeyden önemlisi, enstitüler “insan hakları” ve tatbikinde inanılmaz demokrat, inanılmaz adil, inanılmaz eşitlikçi bir idare tarzı tutturmak idealindedir. Kitaptan aktarayım; “Tonguç, enstitülerin nasıl yönetilmesi gerektiğini, karşılaşılacak sorunların nasıl çözülebileceğini bütün enstitülere gönderdiği genelgelerle açıklıyordu.

Bu genelgeler içinde bir tanesi, bugün bile eğitimciler ve öğrenciler için bir ibret vesikası niteliğinde…

Diyor ki genelgenin başında, ‘bu, bütün öğretmen ve öğrencilerin bulunduğu kurulda okunacak. Üç defa. Üç ayrı gün okunacak. Herkes bunu dinleyecek. Öğretmen, öğrenci, aşçı, neyse işte gece bekçisi, enstitünün mensupları önünde…’ Orada diyor ki, ‘hiçbir öğretmen hiçbir öğrenciye el kaldıramaz. Kötü söz söyleyemez. Küfredemez. Dayak atamaz. Eğer bu dediklerimi yaparsa, öğrencinin de aynı şekilde mukabele etmek hakkıdır.’ Okuyorlar hepimize. Öğrencilere okuyorlar. Öğretmenlerin birçoğu tedirgin oldu.” İşte size bugün bile dünyada çok az insanın pedagojik umdesine ulaşamadığı nokta…

CHP içindeki sağ çizginin ve dar manada da “Toprak Ağalarının” şiddetli ve kararlı mücadelesine “Milli Şef” direnemez, 1946 seçimlerinin sandık sonuçlarının da baskısıyla kurulan yeni hükümette mezkûr okulların azim ve istikrar sahibi muarızlarının iş başına gelmesine ses çıkarmaz… Nihayetinde, yeni hükümetin programı mucibince “Köy Enstitüleri daha milli bir çizgiye çekileceği” müjdesi mezkûr muarızlara verilir, tasfiye ve kapatma düğmesine basılmıştır. Düğmeye basılmak ile kalır mı, fitne, fesat, hile, hurda “emniyete gelen bir imzasız mektupla” başlar, “Hasanoğlan komünist yuvasıdır” iddiası köpürtülür de, köpürtülür… Hani bu imzasız mektuplara gak guk edenlerin bunu da ibretle hatırlamaları gerekir… Görünen o ki, bu imzasız mektup işi, tarihsel kökenleri olan sistematik bir davranış, bir reflekstir, korumacıların kararlarını tevsik, tasdik ve tatbik etmeye matuf… Şüphesiz bunu “dayak cennetten çıkmadır” ve “öğretmenin vurduğu yerde gül biter” kültürü ile yoğrulmuş beyinlere yerleştirmek kolay olamaz, olmuyor da…

Bilindiği üzere, Köy Enstitüleri, kurucu iradesinin, kapatıcı iradenin olması ile nihayetlenen kısa ömürlü bir süreçtir. Silsile yolu ile “Milli Şef” Başbakanı, Başbakan Milli Eğitim Bakanını, Milli Eğitim Bakanı da adı Köy Enstitüleri ile mutlaka anılan, anılması gereken İsmail Hakkı Tonguç’u görevden alır, artık yol açılmıştır. Şimdi bazıları diyebilir ki, yok öyle değil böyledir, lakin kayıtlar ve gelişmeler de meydandadır. Politika böyle bir şey maalesef. Dün “cumhuriyetin eserleri içinde en sevgilisi” diye takdim ettiği kurumların yok olmasına aynı fazdan bahaneler arama noktasına getirir adamı, maazallah… Peki, bu kabil ray değiştirmeler malum akıbeti değiştirebiliyor mu, asla ve kat’a… Tam bu süreç işletilmeye başladığında, İsmail Hakkı Tonguç’un Milli Şef ile malum değişiklikler üstüne, özellikle de malum tayinler gündeme gelince konuşmanın bir yerinde “bir kez kelle verildi mi, günün birinde sıra sizin kellenize de gelir” yaklaşımının ne kadar değerli olduğunu, ne o günküler, ne de bugünküler anlamıştır maalesef…

Köy Enstitülerine karşı olanların kini ve düşmanlığı sınır tanımaz, o kadar ki, “Köy Enstitüleri Dergisinin” basıldığı matbaanın, Enstitü kapatılınca “Mescit” olarak kullanılmaya başlandığını da aktarmaktadır. Bugün, kim ki, “keşke Yunan kazansaydı” fikriyatının destekçisi ve takipçisi, kim ki, “ben cahilin ferasetine güvenirim” diyorsa, işte bu karşı çıkanların ardıllarıdır.

“Milli Şefi” bu sebeple hiç affetmeyenler silsilesine evvelemirde İsmail Hakkı Tonguç’da katılır, bir daha asla ziyaret etmez kendisini, hatta karşılaşma ihtimali olan hiçbir yerde bulunmaz… “Dün dündür” anlayışını hiç affetmez, onu da bakanlık hiç unutmaz ve affetmez şüphesiz, her yeni gelen bir başka yere sürer kendisini, bununla da yetinilmez “resim-iş” öğretmenliği görevine atanır, vs. vs… Kana kan intikam, dişe diş intikam…

Kitap enteresan hatıralarla dolu; köyü ve köylüyü kalkındırmak iddia ve hevesiyle çıkılan yolda, köylü iddia sahiplerini yarı yolda bırakır, toprak sahiplerinin ve destekçisi ABD’nin her türlü desteği ile “komünist yuvası enstitüler” fikri açıktan savunulur hale gelmiştir gayri. Bu arada Şükrü Erbaş’ı nasıl hatırlamayalım… Mesela; Fevzi Çakmak bile Milli Şefe baskı yapar; “paşam bu komünist yuvalarını ne zaman kapatacaksın” diye… Milli Şefin de işi kolay değil şüphesiz bu kadar çok cepheli ve güçlü taarruz karşısında direnebilmek… O taarruz etti, bu direnemedi, ne yazık ki yarış kaybedildi… Artık gelinen noktanın yüzde yüz yerli ve milli olan köylümüzün bile meyve ile sebzeyi marketten alır olması sürpriz değildir, taaa o günden bellidir…

RUHİ ÇİLEK'ın Diğer Yazıları

İNEBOLU TİCARET ve SANAYİ ODASI, TÜRK OCAĞI

İnebolu seyahatimiz benim için inanılmaz öğretici oldu, mesela İnebolu’da “Ticaret ve Sanayi Odası” olur mu diye sorsalardı, çokbilmişliğimle hemen olur mu öyle şey, ilçelerde “Esnaf ve Sanatkârlar Odası olur mu?" derdim. Meğerse varmış, hem de nerelerde, nerelerde… Öğrenmenin sınırı yok şüphesiz… Ben “eksiğim çok” dedikçe bazı dostlarım, kızıyorlar…

25 Oct 2026 232

SÜZGEÇ İSKELESİ ve İSTİKLAL YOLU

İnebolu’nun “süzgeç iskelesi” ya da “süzgeçli kapı” adı ile anılmış olduğunu ilk defa Vâlâ Nureddin’in (Vâ-Nu) “Bu Dünyadan Nazım Geçti” adlı kitabında görmüştüm. Milli mücadele senelerinde Ankara Hükümetinin İnebolu geçiş noktası için, Anadolu’ya girişte tatbik edilen çok sıkı kontrol noktası manasında kullanılmış olduğunu kolayca anlıyoruz.

20 Oct 2026 400

OĞUZ ATAY ÖYKÜ ÖDÜLLERİ VE İNEBOLU KÜLTÜR SANAT DERNEĞİ

Sınıf arkadaşları toplantısı için bu kez İnebolu’da idik, arkadaşımız Ahmet Çeçen’in mükemmel organizasyonu ile merkez başta olmak üzere çevre köyler ve ilçeler ile ziyadesiyle ün yapmış Valla ve Horma Kanyonlarını gezdik.

11 Oct 2026 455

DÜNYA KAZAN BEN KEPÇE ÜZERİNE

Büyük Usta Aziz Nesin’in çok kitabını okumuştum lakin ilk defa “gezi yazıları” kapsamında “Irak ve Mısır” adlı kitabını okudum. İlk izlenimim, diğer tüm eserlerinde olduğu üzere, burada da öğreticiliğine, belgeleyiciliğine, ve ufuk açıcılığına hiç ara vermiyor. Hani benim haddime değil bu mevzuda derinlemesine ahkâm kesmek lakin “bir eksiğini daha gidermişin birisinin duygu yansıtması” diyelim…

04 Oct 2026 354

DÜNYA KUPASINDAN GERİ DÖNÜŞ

Ziyadesiyle gecikmeli bir yazı, belki güncelliğini de çok yitirdi lakin ancak sıra geldi diyelim, hem fena mı oldu tekrar hatırladık mezkûr süreci. Gidişimiz gibi dönüşümüzde “enler” ile oldu, öyle diyor kerameti kendinden menkul zevat, gidiş muhteşemmiş geliş büyük hüsranmış vs vs… Bir zamanlar Orhan Boran’ın “evet-hayır oyunu” için bir daveti vardı, “mehter marşı ile geliyorsunuz, İzmir marşı ile gidiyorsunuz” diyordu ya… Durum tam da o…

27 Sep 2026 484

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...