DİREKTÖR ALİ BEY SEYAHAT GÜNCESİ
Köşe Yazısı

DİREKTÖR ALİ BEY SEYAHAT GÜNCESİ

RUHİ ÇİLEK
RUHİ ÇİLEK
05 Jan 2025 6 dk okuma 257

Âli Bey, Osmanlı İmparatorluğu Tanzimat döneminin, benim de çok sonradan öğrendiğim, mizah yazarı, tiyatro oyun yazarı, yazar ve seyyahı aynı zamanda da devlet memuru, esas bilinmesinin de meşhur “Düyun-ı Umumiye İdaresindeki müfettişliği?? olduğu bilinen biri olup İstanbul’dan Hindistan’a uzanan dört yıllık uzun süreli bir iş seyahatı yapar, notlar tutar ve bunu kitaplaştırır, “Seyahat Jurnali?? adı ile… Müthiş bir kitap, daha önceki bir yazımda detaylı bahsetmiş idim. Yazar, “Ben ise müşâhede

"Şiilerin Kerbela’ya çok sayıda cenaze getirip defnettikleri bilinir. Bu nedenle avlunun dört tarafındaki odaların pek çoğunda Hint ve İran prenslerinin mezarları vardır. İnsanların cenazeleri kıl çuval sarılı tabutlar içinde gelir ve avlunun altında mağaralar olduğundan bu cenazeler önce türbe içine getirilerek mezar-ı şerifin etrafında dolaştırıldıktan sonra mağaralara koyulur. Mağaralar her ne kadar geniş ve büyükse de her sene getirilen cenazelerin fazlalığından dolayı üç beş senede bir kere boşaltılması gerekir ve çıkarılan kemikler odun yerine külhanlarda yakılmak üzere hamamcılar tarafından satın alınırmış."

"Bağdat’ta sıcak mevsimde cenazeleri gece defnederler. Henüz evlenmemiş gençlerle bakirlerin cenazelerinin önünde def ve kudüm çalarlar ve kadınlar kabristana kadar giderler. Cenaze çıkan evlerde kadınlar arasında bir hafta hatim töreni yapılır. Bu tören ücretle tutulan birtakım ağlayıcı kadınların vefat eden adamın övgüsünü ilahi tarzında okuyup feryat etmelerinden ve toplanan komşu kadınlarının göğüslerine vurarak “helhele” dedikleri “lülülülü” diye bağırmalarından ibarettir. Ağlayıcı kadınlar ilahileri vakit vakit okuduklarından arada kahve, şerbet ve nargileler içilir ve gülerek eğlenerek sohbet edilir. Her sene ramazan-ı şerifin birinci gecesi o sene cenazesi olanların evlerinde bu matem töreni yapılır."

"Persiler bundan üç buçuk dört asır önce İran’dan göç ederek bu bölgeye gelmiş olan ateşperestlerdir. Tapınaklarındaki ateşten başka güneşe de taparlar. Her akşam günbatımı zamanı deniz kıyısına inerek güneşe karşı secde ederler ve deniz suyuyla yüzlerini yıkarlar. Tapınaklarındaki ateş, güya göç ettikleri zaman İran’da terk ettikleri tapınaktan alıp hiç söndürmeden birlikte getirdikleri ateşmiş. Ölülerini mezara defnetmezler. Daha önce sözü edilen Malabarhil adlı yerdeki tapınaklarının bahçesinde daire şeklinde ve çatısız kulelerin içine cenazelerini bırakıp kartal kuşlarına yedirirler. Özellikle gidip gördüm. Kulelerin üzerinde birçok kartal durur. Mezarcılar cenazeyi içeri bırakıp çekildikleri anda kartallar kulenin içine hücum ederek birkaç dakikada işlerini bitirip yine yerlerine çıkarlar. Ardından mezarcılar kemikleri toplayıp yakarak külünü akrabaları isterse verirler ve istemezse ya denize atarlar veya havaya savururlar."

"Banyanlar ölülerini tabuta koymayıp düz bir tahta üzerine yatırırlar ve üzerine tülden bir örtü örterek dört kişi omuzlarına alıp götürürler. Bunların mezarlıkları yoktur. Bir günde ölenleri bir yerde toplayıp gece yakarlar. Brahmanlardan aldığım izin belgesi ile bir gece Banyanların cenaze yakmalarını görmeye gittim. Dört tarafı duvarla çevrili bir avlu içerisinde birkaç odun kümesi yapıp cenazeleri bunların aralarına yatırdıktan ve üzerlerine biraz petrol döktükten sonra ateşe veriyorlar. Ardından mezarcılar ellerine darbuka türünden birer defle (gemi demirlerinin zincirleri gibi ses çıkaran) ziller alarak ateş sönünceye kadar çalışıyorlar. Cenazelerin yakılması sırasında akraba ve yakınlardan kimse bulunmuyor. Yalnız birkaç mezarcı bu hizmeti yerine getiriyor. Avlu içerisinde yanan cenazelerin mavi renkli alevlerinden başka ortalığı aydınlatacak fener ve kandil yoktur. Tenleri kahverengi ve elbiseleri kırmızı olan mezarcıların iğrenç kokulu bu mavi alevler içinde zebani gibi görünüşleri ve çaldıkları tef ve zillerin müthiş sesleri doğrusu tüylerimi ürpertti. Odun kümeleriyle cenazeler tamamen kül olduktan sonra insan kafalarının tüfek atılır gibi patlamaya başlaması büsbütün hayret ve korkumu arttırdı. O gece sinirlerim tuttu. Sabaha kadar uyuyamadım. Bundan elli yıl önce Banyanlardan vefat edenlerin hayattaki eşlerin de birlikte yakmak adetleri gereğiyken İngilizlerin şiddetle yasaklaması üzerine bu vahşilikten vazgeçmişlerse de tutucular ve özellikle Banyanlar bu yasaktan asla memnun değilmiş. Bugün İngiliz memurları bulunmayan köylerde ve ücra yerlerde kocası ölen kadınları yine gizlice yaktıkları söylenir."

"Bombay’dan Aden’e kadar bin altı yüz altmış iki mildir. Bu mesafeyi gökyüzü ve denizden başka bir şey görmeksizin, hamdolsun gayet durgun ve tatlı bir havayla dört buçuk günde kat ederek Kasım’ın yirmi birinde Çarşamba sabahı erkence Aden’e vardık. İngiliz yolculardan biri Bombay’dan hareketimizin ikinci günü vefat ettiğinden vapurun tapınağında dini tören yapılarak cesedi denize bırakıldı. Ondan başka keder verecek bir şey olmadı."

Görüldüğü üzere Yazarın şahitlikleri çerçevesinde defin işlemleri bu şekilde sıralanmıştır. Peki, mezkûr gelenekler bugüne kadar ulaşabilmiş midir, hiç zannetmiyorum. Toplumsal iletişim ve etkileşimin ilerlemeci düstur ve nizamı muhakkak tecelli edecek olup şimdilerde bizim de şahit olduğumuz sert ve göze hoş gelmeyen bir dolu gelenekte olduğu üzere zayıflamaya, şirinleşmeye ve dahi evrimleşmeye uğruyor ve uğrayacaktır da... Mesela, Persiler hala cenazelerini Kartalların beslenmesi için bırakıyorlar mıdır? Hiç zannetmiyorum... Hamamcılara kemik satılmasına halen devam ediliyor mudur? Satılıyorsa da en azından niyet olarak onu yakacak hamamcı var mıdır? Hiç zannetmiyorum...

RUHİ ÇİLEK'ın Diğer Yazıları

İNEBOLU TİCARET ve SANAYİ ODASI, TÜRK OCAĞI

İnebolu seyahatimiz benim için inanılmaz öğretici oldu, mesela İnebolu’da “Ticaret ve Sanayi Odası” olur mu diye sorsalardı, çokbilmişliğimle hemen olur mu öyle şey, ilçelerde “Esnaf ve Sanatkârlar Odası olur mu?" derdim. Meğerse varmış, hem de nerelerde, nerelerde… Öğrenmenin sınırı yok şüphesiz… Ben “eksiğim çok” dedikçe bazı dostlarım, kızıyorlar…

25 Oct 2026 232

SÜZGEÇ İSKELESİ ve İSTİKLAL YOLU

İnebolu’nun “süzgeç iskelesi” ya da “süzgeçli kapı” adı ile anılmış olduğunu ilk defa Vâlâ Nureddin’in (Vâ-Nu) “Bu Dünyadan Nazım Geçti” adlı kitabında görmüştüm. Milli mücadele senelerinde Ankara Hükümetinin İnebolu geçiş noktası için, Anadolu’ya girişte tatbik edilen çok sıkı kontrol noktası manasında kullanılmış olduğunu kolayca anlıyoruz.

20 Oct 2026 400

OĞUZ ATAY ÖYKÜ ÖDÜLLERİ VE İNEBOLU KÜLTÜR SANAT DERNEĞİ

Sınıf arkadaşları toplantısı için bu kez İnebolu’da idik, arkadaşımız Ahmet Çeçen’in mükemmel organizasyonu ile merkez başta olmak üzere çevre köyler ve ilçeler ile ziyadesiyle ün yapmış Valla ve Horma Kanyonlarını gezdik.

11 Oct 2026 455

DÜNYA KAZAN BEN KEPÇE ÜZERİNE

Büyük Usta Aziz Nesin’in çok kitabını okumuştum lakin ilk defa “gezi yazıları” kapsamında “Irak ve Mısır” adlı kitabını okudum. İlk izlenimim, diğer tüm eserlerinde olduğu üzere, burada da öğreticiliğine, belgeleyiciliğine, ve ufuk açıcılığına hiç ara vermiyor. Hani benim haddime değil bu mevzuda derinlemesine ahkâm kesmek lakin “bir eksiğini daha gidermişin birisinin duygu yansıtması” diyelim…

04 Oct 2026 354

DÜNYA KUPASINDAN GERİ DÖNÜŞ

Ziyadesiyle gecikmeli bir yazı, belki güncelliğini de çok yitirdi lakin ancak sıra geldi diyelim, hem fena mı oldu tekrar hatırladık mezkûr süreci. Gidişimiz gibi dönüşümüzde “enler” ile oldu, öyle diyor kerameti kendinden menkul zevat, gidiş muhteşemmiş geliş büyük hüsranmış vs vs… Bir zamanlar Orhan Boran’ın “evet-hayır oyunu” için bir daveti vardı, “mehter marşı ile geliyorsunuz, İzmir marşı ile gidiyorsunuz” diyordu ya… Durum tam da o…

27 Sep 2026 484

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...